NEMRUT MİLLİ PARK OLMALIDIR…

ahlatBECERİKSİZ BÜROKRATLAR  YÜZÜNDEN GERÇEKLEŞTİRİLEMEYEN

BU GEREKSİNİM BİR AN ÖNCE TAMAMLANMALIDIR.

Dünya Kültür Mirası Listesi’ne aday Dünya’nın en büyük ikinci krater gölü, Nemrut Kalderası, Milli Park olacak diye kandırıldı. Onun yerine “Orman Kanunu Kapsamı”na alınmakla avutuldu. Oysa aynı kararname ile “Milli Park” olacaktı. Cahil memurlar bu farkı anlayamadıkları için Nemrut “Milli Park” kapsamına alınamadı.Tüm uyarılarımıza karşın onları ikna etmek 

mümkün olmadı. Aradan geçen on yıla yazık oldu. Eğer “Milli Park” kapsamına alınmış olsaydı, şimdi güllük gülistanlık olacaktı. Oysa şimdilerde çöplükten farkı yok. Bunun vebali, o dönemin yarı cahil memurları olmuştur. Milli Park statüsünü elde ekmekle  Dünya Kültür Mirası Listesine girme fırsatını da elde etmiş olacaktı. İşin acı yanı bu konuyu sahiplenecek bir muhatabın bulunanamış olmasını üzülerek belirtmek isteriz.

 

            Zira Nemrut Kalderası’nın gereği gibi korunması, Milli Park olmakla sağlanabilecektir.

 

DURUM Eylül 2014

ilhamiDeğerli Okuyucularımız,

           Tekdüzelik ve monotonluk her zaman sıkıcıdır, bu nedenle insanlar sürekli yenilği ve değişikliği kovalarlar. Ancak her şey öyle kolay değişir mi? Elbette hayır. İdeallerimizden kolayca vazgeçebilir miyiz? Asla. O zaman başarıyı yakalamkan sözedilebilir mi?

            Bakınız biz yirmi yılı aşkın süredir bu Gazete ile bir amaç uğruna çaba harcıyoruz. Sırf; doğup büyüdüğümüz, oralı olmaktan onur duyduğumuz memleketimize yararlı olmak, sorunlarımızın çözümüne katkıda bulunmak uğruna. Zaman zaman sıkıntıya düştüğümüz oluyor, kimi zaman formatımıza uygun yazı bulamaz, kimi zaman bulduğumuz yazıların içeriğini beğenmez, kimi zaman da ekonomik güçlükler yakamızı bırakmaz. Ama her durumda yeni sayımızı çıkarır dar ve nitelikli okuyucumuza ulaştırırız.

            Bu bizim onur mücadelemizdir. Kimse bizi böyle bir göreve zorlamıyor. Gönül borcumuzu ödeme sorumluluğumuzun ürünüdür. Bundan bir şikayetimiz yoktur. Ama bu yanlış anlaşılırsa üzülürüz. Hele bu çaba ve gayretlerin bir öne çıkma egosunun tatmini gibi algılanması, üzmekten de öte bizi yıkar. Öne çıkma egosunun metotları çoktur, bu erdemden uzak yollarla hedefe ulaşmak çok da zor değildir. O halde bu zor yolu seçmemizin bir anlamı olsa gerek…

Değil mi?…

Saygılarımızla…

DEMOKRASİ ADINA

adbProf.Dr.Necdet ADABAĞ

Gün yok ki gündemimize yeni bir madde düşmesin! Gündeme madde düşmesi doğal ve çağdaşlık adına sevinilecek bir şeydir. Bir yer de ne kadar demokratik olduğumuzu da gösterir ama tuhaf olan demokrasi adına kazanılmış haklarımızın tartışılmaya açılmak istenmesi ya da doğru gittiğini düşündüğümüz işlerimizin yeni yeni yorumlarla bozulmak istenmiş olmasıdır. Bir başka tuhaflık da ülkenin genel sorunlarının bu curcuna içinde güme gitmesi ve karanlıklara gömülmek istenmesidir. Tuhaflığın yanı sıra acı olan ama aynı zamanda ülkenin zararına olan bir başka olay da bu tartışmaların nesnel boyutlar dışında ele alınmış olmasıdır. Tarihsel gerçeklikten, bilimsellikten uzak kendi kafasına dahası, kendi çıkarına göre yorumlar yaparak ortalığı daha da karıştırarak, kavram kargaşası yaratmaktır. Ne kadar bilimsel ve ne kadar nesnel olduğumuz her zaman tartışılmış ve çağdaş ölçülere vurulduğunda pek de öyle olmadığımız kanıtlarıyla saptanmıştır. Öznellik doğamız gereği mi yoksa almış olduğumuz eğitim-öğretimin sonucu mu kestirmek zor. Bence hir iki etmenin de bu yaklaşımımızda payı var. Ancak öznellik bir ölçüde insanların duygusallığına seslendiği için kabul edilebilir ama öznelliği, bireycilik ya da çıkarcılık adına kullanarak bilimi ve nesnelliği dışlamak asla. Okumaya devam et

ÜNİVERSİTEMİZDEN HABERLER…

beüMUHTEŞEM REKTÖRLÜK BİNASI

            Hiç kuşku yok ki kamu üniversitelerinin bir çoğu böyle bir rektörlük binasına sahip değillerdir. Üniversitemizin, ülkemizin en son kurulan üniversitelerinin arasında yer almasına karşın, Eren Holding’in büyük destekleri sayesinde bu aşamaya gelindiğinin bir kez daha altını çizmek gerekiyor.

            Ferah bir lobiden asma bir merdivenle çıkalan geniş koridoğlu katlar ve şeffaf çatı ile şiddetli ve bol karlı Bitlis iklimine meydan okuyan bir mimari tarz ile inşa edilmiş binanın büyük olasılıkla Türkiye’de başka bir örneğinin olmadığı akla gelmektedir.

            Senato toplantı salonu, Anayasa Mahkemesi Yüce Divan Salonu’nun küçültülmüş bir örneğini anımsatıyordu. Rektörlük Makam Odası’nın tefrişi göz kamaştırıyordu.

            Lobinin girişinde sağ ve sol cephelerde yer alan, Atatürk Resmi ile Eren Holding Yönetim Kurulu’nu gösteren resmin  boyutlarının  ideal ölçülere uymaması ve büyük boyutlu fotografın üzerine isimlerin yazılması gözümüze takılan hususlardı.

5 YILDIZLI KONUKEVİ

            Hep yakınırdık, çok üst düzey bir konuğumuz gelecek olsa yatıracak bir yerimiz bile yok diye. Eren Holding bu sorunu da kökünden kazıyıp atıvermiş. Bundan böyle, her kim, her nereden gelse bile yatıracak beş yıldızlı bir konuk evimiz var artık. Okumaya devam et

BETAV’IN BİTLİS SEFERİ

bigün    Bitlis Eğitim ve Tanıtma Vakfı, her yıl 8 Ağustos Bitlis’in düşman işgalinden kurtuluş törenlerine vesile ederek topluca Bitlis’e gitmeyi, bu tarihte yapılmasına karar verilen tesislerin temel atma törenlerini gerçekleştirmeyi, aynı tarihlerde önceki yıllardan yapımına başlanmış olanların açılış törenlerini gerçekleştirmeyi gelenek haline getirmişti. Geçtiğimiz yıllarda bu tarihin ramazan ayına denk gelmesi üzerine  bu geleneğe bir süreliğine ara verilmişti. Bu yıl 8 Ağustos tarihinin ramazan ayının bitiminden sonraki bir tarihe rastlaması üzerine kalınan yerden devam edilmesine karar verildi.

Program yapıldı, açılış yapılacak olan ve temeli atılacak olan tesisler ile bu  seyahate katılacak olanlar belirlendi, Ankara Ekibi 7 Ağustos günü Bitlis’e hareket etti.  İstanbul Ekibini beklemey koyuldu. O gün İstanbul Ekibi de  Bitlis’e hareket edecekti. Ancak doğa büyük bir stresle üzerindeki yükü atma gereksinimi içine girmiş, hiddetini ve şiddetini sağnak yağmur, rüzgar ve fırtına. Hortum şeklinde açığa vurmaya başlamış pek çok ili olduğu gibi İstanbulu da esir almıştı. Hiçbir uçağın kalkışına izin vermiyor. Tüm yolculara kabus dolu anlar yaşatıyordu. Hava alanında saatlerce bekletilen yolculardan hiçbiri gideceği yere ulaşmak için gerekli fırsatı yakalayamıyordu. Gelişmeler medya racılığıyla kamuoyuna iletiliyordu. Bitlis’te İstanbul Ekibi’nin gelemiyeceği  ve programın uygulanamayacağı anlaşılınca, Ankara Ekibi, geri dönmek istedi. Ancak bu olağan dışı durum tüm yurdu etkilediğinden  bu istek de gerçekleşemedi. Okumaya devam et

BABA OCAĞINDA BULUŞMAK…

zübOrhan ALDANMAZ

Bir özlemdir sorma gitsin. Nasıl anlatsam bilmiyorum. Gece yarısı evimin balkonundan uzaklara dalıp dalıp gittiğimde, herkes gibi ben de kendimi doğup büyüdüğüm diyarlarda buluyorum. Gözlerim karış karış dolaşmaya başlıyor doğup büyüdüğüm diyarları. Evimizi, evimizin önündeki (çocuk gözümüzle bitmez tükenmez büyüklükteki) bahçelerimizi, Her sabah uyandığımda gördüğüm, zirvesine ulaşmanın imkansızmış gibi görünen dağların güzelliğini düşünüyorum. Bahçe duvarının ötesinde varlığından her zaman mutlu olduğum, güven duyduğum, kendimden bir parça olarak gördüğüm dede- baba komşularımı düşünüyorum.

 Can arkadaşlarımı, “arkadaş” ne kelime? Dostlarımı, dahası öz kardeşlerimi, onlarla yaptığımız yaramazlıkları, okul yıllarımızı, ilkokul, orta okul derken lise yıllarımızı düşünüyorum. Okumaya devam et

İBRİKÇİ BAŞI

images37LF8D3QOsmanlı Devletinin  son dönemlerinde vezirlerden birinin hiç bir işe yaramaz elinden bir şey gelmez cahil mi cahil bir yeğeni varmış. Vezir dayısı bile ona bir iş bulmakta zorlanır her girdiği işte ustalara ustabaşı gibi bilgiçlik taslar ayak işleri için girdiği işte bile diğer ayak işçilerinin başına amir kesilir, bir süre sonra da geçimsizlikten işten atılırmış. 

Yeğenine bir türlü iş bulamayan  vezire  birisi bir iş önermiş,  cemaati  bol olan camilerden birinde ibrikçi yapalım diye. Vezir ise  iyi ama bu  baş olmak ister bir camide bir ibrikçi olunca  nasıl olacak bu iş diye sorar.

Öneriyi yapan kişi, efendim biz de ona  ibrikçi başı  deyiveririz,  deyince anlaşmışlar. Malum o zamanlar camilerde abdest almak için şadırvanlar var ama helâlar da musluk yok. Dışarı da bir tek musluk ve bir sürü de ibrik var. Eh o zamanlar tuvalet kağıdı da zaten bilinmiyor. İhtiyacı olan tuvalet de taharetlenmek için oradan bir ibrik alıp musluktan doldurup helaya giriyor.

Sonunda bunu bir caminin  imamının emrine verirler.  İmam, bunu karşısına alır, bak der öyle herkesin ibrikçi başı olması mümkün değildir. Bu iş düzen ister disiplin ister. İbriklerin daima dolu olması, bir sırada düzgünce durması, boş ibriklerin ayrı bir sırada durması, her zaman ihtiyaç kadar dolu ibrik bulundurulması, öyle her yiğidin harcı değildir. Kimi onları sıraya sokmayı bile beceremez. Kimi orada,  kimi burada gezdirmeyeceksin, hepsi sırasında duracak, gibi bir sürü teferruatı anlatarak nasihat eder.

İbrikçi başı bu işi pek beğenir. İbrikler sıraya girer. Sırasını bozan olursa İbrikçi başı hemen düzeltir. Sonrada sandalyesine kurulup  sigarasını yakar ve başlar  vatandaşa emirler yağdırmaya.

Vatandaşlar sıkışmış vaziyette acele ile hemen ibriğin birini kapıp tuvalete koşmak isterler ama ne mümkün. İri kıyım ibrikçi başı hemen oturduğu yerden gür sesi ile seslenir. Hop, hop bi dakka, yavaş gel, o ibriği bırak sağdan ikiciyi al. Bir başkasına, onu bırak soldan üçüncüyü al. Diğerine, onu bırak ikinci sıranın sol başındakini al, diye emirler yağdırmaya başlar. İnsanlar bir türlü anlayamazlar bu ibrikleri hangi kritere göre al dediğini ve rahatsız olmaya başlarlar. Sonunda imamın kapısına dayanır durumu anlatırlar.  İmam bunu çağırır,  adamlar sıkışmış tuvalete koşuyor tam ibriği alacaklarında onları neden durdurup da onu değil şunu al diye oturduğun yerden müdahale ediyorsun bırak hangisi alırsa alsın,  ne diye karışıyorsun?

İbrikçi başı, kendinden emin bir vaziyette  cevap verir. Hoca Efendi, herkes kendi istediği ibriği alsa benim ibrikçi başı olduğumu bu millet nereden anlayacak?  Ve işine son verilir.

Geçmişte bir cahillik ve gelişmemişlik ölçütü olarak görülen bu davranış biçiminin, günümüzde değişik alanlarda benzer örneklerinin sergilenmesi, yüzyıllar boyu hala bazı konularda bırakılan yerde kalınmış olmanın acı bir sonucu olarak karşımızda durduğunu görüyoruz.  Pek çok alanda olduğu gibi eğitim, kültür, nezaket, davranış biçimi, protokol kuralları, sosyal ilişkiler alanlarında  evrensel düzeyi yakalayamamanın, oradan kalk buraya otur gibi çirkin, kaba ve edep dışı örneklerine  üzülerek tanık olmaktayız.

Modern ve çağdaş insanın karşılaşmak istemediği bu çağ dışı, ilkel tavır ve davranışların, halisane duygu ve düşüncelerle kutsal hizmetlere gönül vermiş  girişimcilerin ve hayırseverlerin çabalarının  yanında küçük bir sineğin mide bulandırması  yaklaşımından öteye  bir engel oluşturmaması dileğiyle…

ADİLCEVAZ CEVİZ FESTİVALİ STOP DEDİ

imagesRYXAYGA3Uzun yıllardan beri Adilcevaz’da gerçekleştirilen “Ceviz Festivali”, gerek Adilcevaz’ın gerekse bölgenin kültürel yaşamına getirmiş olduğu katkılara karşın artık yapılmıyor.

            Yerel yönetimlerin ağır ekonomik koşullarına karşın zorlukla da olsa yapılarak bölge insanının yüreğini ferahlatan bu kültürel zenginliğin çok sağlam gerekçelere dayanmaksızın iptal edilmesinin nedenlerini anlamak mümkün değil.

            Kültürel aktivitelerin ekonomik nedenlerden ötürü sekteye uğratılması yerine, elini taşın altına koymak suretiyle zoru başarmanın, daha saygın bir yaklaşım olarak algılandığını unutmamak gerek.

            Yazık oldu “Adilcevaz Ceviz Festivali”ne.

IRAK’TAKİ AZINLIKLAR, ORTA DOĞU’YA BAKIŞ

eroErol DAĞLI

İŞİD İlerliyor:

Bu ilerleyişi sürdürürken özellikle Kuzey Irak’ta dini azınlıklara karşı uyguladıkları akıl almaz şiddet haberlerini duyuyoruz. 3 Ağustos’ta İŞİD Şengal’i işgal etmesinin sonucunda kadın, çocuk, on binlerce Yezidi can korkusuyla Sincar dağlarına kaçtılar.  Günlerdir aç, susuz olan bu insanlar ağır bir trajedi yaşıyorlar.

İddialara göre bir çok Yezidi İŞİD tarafından vahşi bir şekilde öldürülmüş ve cesetleri bir yerde toplanmış. Ayrıca çok sayıda genç kız ve kadının İŞİD tarafından rehin alındığı haberlerini de duyuyoruz.

 Yezidiler Göç Yolunda:

 İŞİD’in saldırıla rının sonucunda kaçan bazı Yezidiler Kuzey Irak’taki Duhok ve Erbil’e sığındılar. Bazıları da Türkiye’nin Habur sınır  kapısından geçerek Şırnak’ın Silopi ilçesine geldiler. Silopi Belediyesi’nin gösterdiği ilgi sonucunda gelen Şengal’liler Belediyenin hazırladığı yerlere yerleştirilmiş. Silopi’ye sığınan bu insanlara belediye tüm imkanlarını kullanarak yardım etti. Pasaportu olmayan binlerce Yezidi de sınır kapısında beklediği haberlerini alıyoruz. Okumaya devam et

HARİTAYA BAKIN (2)

mümtazBir seçimi daha geride bıraktık. Türkiye, 12’inci Cumhurbaşkanı’nı seçti. Hayırlara vesile olur İnşallah..

“HARİTAYA BAKIN”ın ilkini, 30 Mart yerel seçimlerinin ertesi günü yazmıştık. (1.4.2014)

            Şöyle demiştik; “Beş yıl olmuş..

            2009 yerel seçimleri ile ilgili yazımızda Cemil Çiçek’in şu değerlendirmelerine yer vermişiz;

‘Seçim sonuçlarını alın Türkiye haritası üzerine yerleştirin. Hangi parti nerden ne oy aldı. Neden aldı, niçin aldı, neden almadı? Bunlara baktığınızda o size çok şey ifade eder. Bu bakış biraz partiler üstü stratejik bir bakış olmalıdır bir kısım meseleleri daha derli toplu görebilmek, analiz edebilmek, bir kısım tedbirleri birlikte alabilmek için’.

‘Iğdır’ı da aldılar, yani Ermenistan sınırına dayandılar. Tamam, Ankara’yı aldık diye sevinebiliriz. CHP de İzmir’i aldık diye övünebilir. Ama bu kutlamanın Türkiye’nin güvenlik açısından sorunlu bölgesine yardımı olmaz. Oraya ayrıca dikkatle bir bakmak gerekir’.

Kısaca ‘haritaya bakın’ demiş Cemil Çiçek..

Siz baktınız mı?

Memleketin bir köşesi silme ayrı bir renk, farklı bir renk. 2009’dan itibaren de giderek ‘kemikleşiyor’. Ermenistan sınırını bir kenara bırakın, İran, Irak, Suriye sınırının bir kısmı; ‘diğer üç parça’ ile hem hudut olmuş.

O halde bu seçimin iki kazananı vardır da bence en büyük kazananı, (partinin ismi önemli değil) Demirtaş’ın partisidir. Kaybedenler ise elbette Kılıçdaroğlu ile Bahçeli’dir. %15-16 oyu halâ ‘başarı’ olarak niteleyen Bahçeli tez zamanda; devr-i başkanlığında ‘M’HP haline getirdiği MHP’nin yakasından düşmelidir”. Okumaya devam et

SOSYAL MEDYADA BİTLİS BULUŞMASI

Uzun yıllar evvel Bitlis’ten çıkıp yurdun çeşitli yererinde yaşamlarını sürdüren Bitlisliler, önce sosyal medya üzerinden ortak nokta olan Bitlis ekseninde birbirleriyle iletişim ağı kurdular. Bu ilişki zamanla gelişerek yakın çevrede olanların bir araya gelmesiyle bir basamak ileri taşındı. Daha sonra bu birlikteliği Bitlis’e taşıma fikri doğdu. 100’e yakın Bitlisli ilk kez geçtiğimiz yıl toplu olarak Bitlis ve çevresini ziyaret edip gönüllerince eğlenerek unutulmaz anlar yaşadılar. Duydukları memnuniyetin etkisiyle bir sonraki yıl için daha kapsamlı bir proğram hazırlığı içine girdiler. Ağustoy ayı başlarında yaklaşık olarak 150 civarında Bitlisli hemşehrimiz topluca  Bitlis’in yolunu tuttular, tüm ilçeleri, Nemrut Dağı, Van Gölü, Ahtamar Adası’nı ziyaret ettiler.

 

            7 Ağustos günü Bitlis Valiliği tarafından Bitlis Polisevi’nde verilen akşam yemeğine, 8 Ağustos günü Bitlis Eğitim ve Tanıtma Vakfı tarafından Bitlis Eren Üniversitesi Konukevi’nde verilen akşam yemeğine katıldılar. Yemek sonrası aynı mekandaki müzik ve eğlence programına katılarak gönüllerince eğlendiler. Okumaya devam et

MUSTAFA YILDIRIM’IN BİTLİS ANILARI-III

myBin dokuz yüz seksen yedi yılında 10 Nisan Polis Günü’nü kutlarken  yerde metrelerce kar vardı. Şehrin muhtelif yerlerinden çektirdiğim fotoğraflarla 10 Nisan’da Bitlis” albümünü hazırladım. Karın bahar yağmurlarıyla birden erimesi halinde bozulacak, birçok köprü yıkılacaktı, heyelanlar olacaktı. Ağır geçen kışın hasarını ortadan kaldırmak için daha çok iş makinesine ve ödeneğe ihtiyacımız vardı. Devlet yetkililerini bu karda kışta Bitlis’e getirmek mümkün olmadığından, ilgi çekici fotoğraflarla  Bitlis’i  onlara götürmeliydim. Albümü Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile Başbakan Turgut Özal’a takdim ederek hem bilgi verdim hem de taleplerimi arz ettim. İlgiyle dinlediler devletin  gerekli desteği vereceğini söylediler. Özal, albümü Bitlis’ten sorumlu bakana vermemi ve kendisini “durumu mahallinde görmek üzere davet etmemi” istedi. Kabinede Bitlisli bakan olmadığından başbakan tarafından Trakyalı bir devlet bakanına, Bitlis’in sorunlarıyla ilgilenme görevi verilmişti. Bakanı ziyaret ederek albümü verdim ve durumu yerinde görmek üzere bitlis’e davet ettim.

Bakan, albümü inceledikten sonra, “Tebrik ederim Vali Bey, iyi bir mizansen hazırlamışsınız.” dedi. Bakanın bu sözlerine içerleyerek, “Ne mizanseni Sayın Bakanım?” diye sitem ettim.

“Sayın Valim, 10 Nisan’da şehir merkezinde bu kadar kar olur mu? Çocuklar kar tünelinden geçerek okula gidiyorlar. Olacak şey değil.” dedi.

“O zaman Bitlis’e teşrif ediniz. Olmaz deneni gözlerinizle görünüz. Zaten Sayın Başbakan da görmenizi istiyorlar.” diyerek kendisini Bitlis’e davet ettim.  Bakan, “İşlerim şimdi çok fazla, kısa zamanda geleceğim.” dedi. Okumaya devam et

ESKİ BİR AŞK ÖYKÜSÜ

vahit bey                                         Vahit CİVELEK 

10-11 yaşlarında iken, Diyarbakır Cumhuriyet ilk okulunun dördüncü sınıfına gidiyordum. Deva hamamının karşısındaki  Salos camisinin ardındaki ara sokaklardan birine, yandan  girildiğinde, Cumhuriyet ilk okuluna giden küçe’nin başına çıkılırdı…Orada bir kastal vardı. Bir gün geceleyin ay ışığında, bu   kastalın  önünde, 18- 20 yaşlarında  bir kız ile aynı yaşlardaki bir erkeği sohbet ederken gördüm. Kötü bir şey yapmıyorlardı sadece bibirlerinden hoşlandıkları ve yanlarına yabancı istemedikleri belli idi.  Erkeği tanıyordum, Zülfiye hala’nın oğlu Selahattin idi. Fakat kız, çok güzel, esmer siyah saçlı, iri kara gözlü,  boylu poslu gün görmemiş bir kızdı. Kovama suyu doldurup gidinceye kadar bu güzel ablayı izledim. Selahattin’de beni göremeyecek kadar aşıktı. Çevreye hiç bakmıyordu.

Ertesi gün gördüklerimi Selahattinin’in annesi Zülfiye hala’ya anlattım. Keşke anlatmasaydım. Babamın çocukluk arkadaşı olduğu için(Hala) dediğim, kırk beş, elli yaşlarında, kara kuru, sinirli olan bu bayan, çok kızmıştı.

 -Demek; Benim oğlum halen o terbiyesiz kadının kızı ile buluşuyor ha, ben onlara gösteririm…Diye hareketlendi. Meğer, kızı tanıyormuş ve annesini hiç sevmezmiş, yıllardır komşu olmalarına rağmen hiç anlaşamamışlar.

            Sokağa fırladı, ben de arkasından çıktım. Karşıda arab’ın fırını vardı. Hamur getirip leğenini fırında sıraya koyan kız ve kadınların arasına baktı. Aradığını bulamayınca  geceleyin gençleri gördüğüm kastal’ın yanındaki evin bağdadi balkonuna bağırdı:

             -Kız Aysel, gebersen de seni oğluma almayacağım. Sana oğlumun peşini bırak demedim mi? Hepinizi bu mahalleden kovacağım. Defolun, alçaklar şerefsizler  …Diye defalarca hakaretler etti.

            Nelere sebebiyet verdiğimi dehşetle fark ediyordum. Neyse ki, karşı evden kimse yanıt vermedi. Ancak, olay böyle bitmedi. Aysel’in umudunu kesmek isteyen, öfkeli Zülfiye hala, akşam oğluna kız bakmağa ve de görmeğe gidecekti… Okumaya devam et

DOĞU’DA VENEDİK ELÇİLERİ

images2QUMPLZSNazan SEZGİN

Seyehatnameler çok önemli tarihi kaynakları, elçilik raporları da seyehatname türünden kabul edilmekte. Venediğin Uzun Hasan nezdindeki elçileri Katerino Zeno ve Ambroco Kontarini’nin raporlarının olduğu kitap Tarihçi Prof.Dr. Turan Gündüz tarafından Farsçadan çevrilmiş. Yeditepe Kitabevi tarafından yayınlanmış, tanıtım yazısı Venediklilerin Uzun Hasan’a duydukları muhabbetin sebebi hakkında fikir vermekte, özetlersek: Osmanlıların ve Fatih’in Batı’da ilerleyişi Venediklileri telaşlandırmış ve Doğu’da müttefik arayışına girmişler. Osmanlılarla Akkoyunlular’ın arasındaki soğukluğun fark edilmesiyle 1471’de Katerino Zeno Uzun Hasan’e elçi olarak gönderilmiş. 1474’te ise Barbaro ve Kontarini birlikte gitmişler. Maksat Uzun Hasan’ı Osmanlılarla savaşmaya ikna etmekmiş.

Katerino Zeno başlangıçta Uzun Hasan tarafından soğuk karşılanarak geri çevrilmişse de niyetinden vazgeçmemiş, Avrupa’ya yönelmiş ve birbirleriyle savaşmakta olan Lehistan Kıralı Kazimir ile Macar Kıralı Matyas Korvinus arasında mekik dokumuş adeta. Ve yaklaşan Türk tehlikesine karşı iki kıralı anlaştırmaya muvaffak olmuş. Muradına eren elçi neticede Erzincan’ın Çayırlı ilçesi yakınlarındaki Otlukbeli savaşında gözlemcidir. Venedik diplomasisinin  zaferi. İki Türk devletini kapıştırmak için uğraşan elçilerin ibretlik marifetleri.

Oğul Zeynel Bey’in bu çetin savaşta ölmesi Uzun Hasan’ın moralini bozmuş, yenilgisinin sebeplerinden biri bu. Zeynel Bey’in türbesi Batman civarında bir yerde. Okumaya devam et

ON YIL ÖNCE AHLAT GAZETESİ

eren                 MART  2004  SAYI  40

SAYIN AHMET EREN’İN

BİTLİS İÇİN ÖNERDİĞİ KALKINMA REÇETESİ

Sayın Eren,  Bitlis ile ilgili görüşleri, Bitlis’e yapmış olduğu yatırımlar geleceğe yönelik düşünceleri, sorunların çözümü için yapılması gerekenler konularında genç arkadaşlarımız Ceyda Kazancı ve Mısra Nalbantoğlu’nun sorularını yahıtladı.

AKSAV: Öncelikle bizimle Ahlat Gazetesi için röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ediyoruz. Bitlis’e yapmış olduğunuz yatırımlar ve değerli hizmetlerinizle gündemdesiniz. Ancak tüm bunlara karşın hala sizi tanımayanlar olabilir düşüncesiyle “Ahmet Eren kimdir?” sorusuyla başlayabilir miyiz?

EREN: Kısaca… Bu çok eski bir hikaye. Bitlis’te doğdum, orta öğrenimimi Bitlis’te yaptım, liseyi bitirdikten sonra İstanbul’a geldim, İktisat Fakültesi’nde eğitim gördüm, Ailem’de İstanbul’a geldi. Okulu bitirdikten sonra Maliye Bakanlığında hesap uzmanı olarak göreve başladım. Arkasından askerliğimi yaptım. Sonra da master yapmak üzere Amerika’ya gittim. Texsas Üniversitesi’nde ekonomi dalında master yaptım. Dönünce Ailemin işine katıldım. Ailemin işi o zaman Eros çamaşırlarıydı. İhracat ağırlıklı konularda görev yaptım.

Daha sonra Eros’un dışında başka işlere yöneldik. Sırasıyla, kağıt, çimento ve enerji konularında yatırım yaptık. Ailece böyle değişik alanlarda çalışmayı ekonomik ve sektörel krizlere karşı daha sağlıklı bulduğumuz için çeşitlendirmiştik. Evli ve iki çocuk sahibiyim. Kızım yurt dışında okuyor, o da sizler gibi cici bir kız, oğlum da İstanbul’da orta öğrenimini sürdürüyor.

Şu anda bir aile şirketiyiz, 4 kardeşiz ve hepimiz belli branşlarda daha çok ağırlıklı olmak üzere faaliyet gösteriyoruz. Bir holding şeklinde oluşum yaptık. Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı şu anda kardeşlerim münasip gördüler ben yürütüyorum. Ama hepsi bu işin içindeler. Klasik sorudur, “Efendim hobileriniz nedir, ne yaparsınız filan diye?”  Ben çok kitap okurum, iş saatleri dışında  özellikle ekonomik yayınlarla ilgili genellikle İngilizce olanlarını okurum. Hem İngilizcemi unutmamak için hem de daha çağdaş olması bakımından tercih ediyorum.Türkçe yayınlanmış kitapları da okurum. Spor olarak her Bitilisinin yaptığı kayağı çok iyi yaparız, ailece yüzmeyle ilgileniriz ben de çok yüzerim. Golf oynamayı 1-2 defa denedim ama beceremedim, şu andabir kaç tenis ve golf kulübünün üyesiyim. Okumaya devam et

ŞİİR DOSTLARI BULUŞMA NOKTASI

gül     I.AHMET TURAN KAZGÖL ŞİİR YARIŞMASINDA

               İKİNCİ OLAN ŞİİR

SURETİ AHLATLI OLANLARIN ŞİİRİ

Güven AYBER

 

Kalınca bir kitap gibidir Ahlat

Ciltlere de kütüphanelere de sığmaz

Sen anlatırsın, yarım kalır

Ben anlatırım, kelimeler utanır

O konuşur, tarih susar, felsefe susar, sanat susar.

 

Uzunca bir yolculuğa benzer Ahlat

Ömrü biten ama yolu bitmeyen

Sen gidersin, özlemin kalır

Ben giderim üzüntü

O giderse ömür susar, nefes susar.

 

Renkli bir albüm kapağına benzer Ahlat

Bir resim birini anlatırken

Diğer resim öksüzdür

Her anı bir resim tadındadır

Her anı  anımsamaca tadında.

 

Gerçek bir hikaye gibidir Ahlat

Ön sözünde cümleler kısa kalır

Çünkü kahramanları insandır

Sen anlatırsın hikaye eksik kalır

Ben anlatırım, düşe dalarım. Okumaya devam et

SAĞLIĞINIZ ÖNEMLİDİR…

sağÇOCUKLAR VE EKRAN

Doç.Dr.Sinan Mahir KAYIRAN

Çocukların fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimleri üzerine çevrenin etkisi büyüktür. Bebeklikten ergenliğe kadar çevresel etkenlerden birisi de başta televizyon olmak üzere elektronik medyadır. Ekran denildiğinde eskiden sadece televizyon akla gelirdi. Günümüzde ise televizyona ek olarak, bilgisayarlar, video oyunları, notebook, ipad ve akıllı telefonlar başta olmak üzere birçok elektronik cihaz düşünülmektedir. Kitle iletişim aracı olmalarının yanı sıra, eğitim öğrenim ve eğlence alanlarında yararlanılmaktadır. Ama artık yararları yanında zararları konusuyla da gündem oluşturmaktadırlar. Okumayı sevmeyen bir toplum olarak ülkemizde giderek bir bağımlılık halini alan elektronik cihazlar  sayesinde ekranla yapışık bir nesil yetişmektedir.

EKRAN BAŞINDA GEÇİRİLEN ZAMAN

Ekran başında geçerilen süre arttığında beraberinde bir çok sağlık sorunlarına  yol açabil-

mektedir. O nedenle günümüzde çocuklarda 2 yaşına kadar ekran, özellikle televizyon başında zaman dönemlerde ise günlük bu sürenin 1-2 saat ile kısıtlanması öngörülmektedir. Oysa bu süre dünyadaki tüm ülkelerde çok yüksektir. ABD’de televizyon izleme yaşı 4 ay gibi çok küçük yaşlara kadar inmiştir. Erkekler, büyük çocuklar ve düşük sosyoekonomik düzeydeki çocuklar daha gazla televizyon izlerken, sosyoekonomik durum yükseldikçe yeni teknolojilere ulaşımın kolaylaşması ile akıllı telefonlar, iPad, notebook, video oyunları televizyonla yarışır hale gelmiştir. Zararlı etkiler, izlem süresinden, izlenen programların içeriğinden ve teknolojik yapıdan kaynaklanmaktarır. Özellikle merkezi sinir sistemi gelişiminin en hızlı olduğu, psikmotor ve psikososyal özelliklerin kazanıldığı 0-3 yaş erken çocukluk döneminde gelişebilecek bir sorun tüm yaşamı etkiliyebilmektedir. Okumaya devam et

SİZDEN GELENLER…

gelenAziz kardeşim İlhami,

     Önce Nalbantoğlu ailesinin bayramını içten kutlayarak, sağlık, esenlik ve iyilik dolu yıllar diliyorum.

        Ahlat gazetemizin  165. sayısı da biraz önce ekranıma düştü. Bunun için de çok teşekkür ederim. Özenli çalışmanızı ve bu yolda harcanan  emeğinizi hep sevgi ve ilgiyle izliyorum. 

       Selam, sevgi ve dostlukla.

                                           Remzi İNANÇ

 

İlhami Abi,

Ramazan Bayramınızı kutlar, gönderdiğiniz Ahlat Gazetesi için çok teşekkür ederim.
Saygılarımla.
Geylani KOCA

Sayın Nalbantoğlu;

            Öncelikle geçmiş Ramazan bayramını kutlar, esenlikler dilerim. Uzun zamandır görüşemiyoruz, farkındayım. Sakın ihmal ettiğimi sanma. Üzerinize afiyet! Ben geçen sene 7 ekimde İskenderun’da bir trafik kazası geçirdim.Sol ayak bileğim de ve sağ kol dirsekte  kırıklar  oldu. Ankara Medicana hastahanesinde ameliyat oldum. Çok şükür iyiyim. Tabii ki kırıkların kaynaması, fizik dedavi spor derken bu zaman  içinde birçok şeyden uzak kaldım. Bu neden kopuklulklar oldu. Telefonumu da kaybettiğimden irtibatımız kesildi.

            Şimdi bastonsuz ve desteksiz yürüye biliyorum, çok şükür. Bu arada gönderdiğin Ahlat Gazesini de satır atlamadan okudum. Gazete yazilar çok güzel. Geçmişe olan özlemlerin giderilmesi yönünden de boşluklarımızı dolduruyor. Başarilarını kutluyorum.

            Görüşmek umuduyla sevgi ve selamlar. Kolaykıklar diliyorum. Sağlıkla kal….

                                                 Nejat GÖKÇE Okumaya devam et

KARAMAĞARALILAR ÖZEL SAYISI…

halukAhlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı tarafından 20 yılı aşkın bir süredir çıkarılmakta olan Ahlat Gazetesi, önümüzdeki sayılardan birini, Ahlat’ın uluslararası düzeyde tanıtımına büyük katkılar sağlayan Prof.Dr. Beyhan Karamağaralı ve Prof.Dr. Haluk Karamağaralı adına “Özel Sayı” ile okuyucu

larının huzurunda olacaktır.

            Uzun yıllar Ahlat’ta gerçekleştirmiş oldukları kazı çalışmaları ile Ahlat adı ile özdeşleşen bu iki bilim insanının aziz hatıralarına hürmeten böyle bir özel sayı ile anıları yaşatılmak istenmektedir.

Bu “Özel Sayı” da her iki bilim insanının yakın çevresi, çalışma arkadaşları, öğrencileri ve dostlarının  anıları, akademik çalışmaları, duygu ve düşüncelerinin yer aldığı anı araştırma, inceleme yazıları yayımlanacaktır.

Bu konudaki çalışmaların aşağıdaki adrese gönderilmesi gerekmektedir.

İlgilenenlere saygıyla duyurulur.

 

PK 499 Yenişehir-ANKARA