GÜL GİTTİ, PROJE BİTTİ Mİ?

köşkÇANAKKALE’DEN SONRA CUMHURBAŞKANLIĞINCA  İKİNCİ OLARAK SAHİPLENİLEN AHLAT KORUMA PROJESİ DEVAM EDECEK Mİ?

Dünya’nın en büyük İslam mezarlığnı bünyesinde barındıran ve Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmek için sırada bekleyen Ahlat’ın Cumhurbaşkanlığı tarafından desteklenen koruma projesi, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ayrılması sonucu sahipsiz kalma riskine girdi.

Ahlat’ın bu desteğe nail olmasının iki önemli nedeni vardı. Birincisi Sayın Gül’ün kendisi, ikincisi ise Genel Sekreter Sayın Mustafa İsen idi.

Gül’e Ahlat sevgisini eski Anayasa Mahkemesi Üyesi Sacit Adalı aşılamıştı, Mustafa İsen’in ise, Ahlata özel bir ilgisi vardı. Bu iki unsur Ahlat için önemli fırsat yaratıyordu. Bu yeni dönemde her ikisi de görevlerinden ayrıldılar, Ahlat için büyük şansızlık.

  Projenin başladığını önemli bir mesafe katettiğini, devlette devamlılığın esas olduğunu biliyoruz, ancak bazı konuların takipçisinin olmaması durumunda  sahipsiz kalacağı endişesini

de göz ardı etmememiz ve işi baştan sıkı tutmamız gerekiyor. Yoksa sonradan dizimizi dövmeyelim.

 

            Geçtiğimiz günlerde bir Ahlat gezisinde, proje kapsamında gerçekleştirilen çalışmaları yerinde izleme fırsatı bulduk. Bayağı mesafe alınmış, ancak daha yapılacak çok şey var. Eksiklerin tamamlanabilmesi için her yıl bütçeye gerekli ödeneklerin konulması gerekiyor. Bunun için ise sıkı bir takip lazım. Eskiden bir sıkıntı olduğunda Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri’nin kapısı çalınıyordu. Şimdi işlerin o kadar kolay olmayacağı gibi bir durum sözkonusu. Ahlat’ın şansı mı bu?

 

DURUM-Ekim 2014

ilha             Değerli Okuyucularımız,

            Durumdan söz etmek genelde durumun kötü olduğu zamanlara yönelik bir yaklaşım biçimidir. Durumun iyiye doğru yelken kırdığı, geleceğe umutla bakıldığı  zamanlarda  durumun vehametinden sözetmenin bir anlamı olamaz.

            Bitlis için güzel gelişmelerin olduğunu görüyor, bundan haz duyuyoruz. Tek arzumuz, bu gelişmenin rehavete kapılmadan dumura uğratılmamasıdır.

            Bundan kuşkumuz olmasa da, ne olur ne olmaz kabilinden, temkinli hareket etmenin gerektiğini belirtmeliyiz.

            Artık eminiz, Bitlis’in iyi yetişmiş, alanında temayüz etmiş, toplum bilinci gelişmiş, sorumluluk duygusu yüksek, eğitimli, aydın bir kitlesi vardır ve bu kitlenin yüreği Bitlis için atmaktadır.

Saygılarımızla…

DOĞAYI KİRLETEN VE YOK EDEN CEHALETTİR…

kuban

Prof.Dr. Doğan KUBAN

Urla civarında deniz manzaralı bir lokantaya Seyr-i Sefa adını vermişler. Günümüz dilinde buuna doğal çevreyi seyretmenin verdiği haz ve ona eşlik eden mutluluk duygusu diyebiliriz. İnsanlar bu duyumu unutmadılar ve arıyorlar. Şimdiki Osmanlıcılar da bunu biliyor, konutlarını seyr-i sefa anıları üzerine kuruyorlar.

Ama İstanbul’un Anadolu ya da Rumeli yakasında, bir gökdelen tepesinden gördüğünüz sizi mutlu eden bir seyir olmaz. Buna canhıraş korna seslerini, farkına varmadığınız kokuları ve içinize çektiğiniz zehirli havayı da katarsanız toplumu bu tuzağa düşüren akılsızlığın nedenini düşünmeniz gerekir. Gökdelen yapanların kazandığı para arttıkça doğanın vereceği mutluluk azalıyor. Çok paradan mutlu olanlar doğal peyzajı yok ediyorlar. Büyük kentlere baktıkça seyr-i sefa’nın olmadığını görüyorsunuz. Nedim’in Kağıthane’si, Yahya Kemal’in Kandilli’si kitaplarda kaldı.

Geçen hafta bu duyguları körelmiş yaşamın aptallık boyutuna varmış bir örneğini Bozcaada’da gördüm. Rüzgarı, üzüm bağları, kokusu, plajları, sakin kırsal peyzajı, güzel ve iyi korunmuş kalesi ile Ege Denizi’ndeki, önemli tarihi anılarla dolu ada, mutluluk veren sefa köşelerinden biri idi. Ege Denizi’nde turist çeken Yunan Adaları ile boy ölçüşecek tek adamızdır. Küçücük bir ada. İskeleden plajlara yol 2-3 kilometre. Okumaya devam et

ÜNİVERSİTEMİZDEN HABERLER…

beü

AHLAT ÇİNİ ÖRNEKLERİ VE EL SANATLARI VİYANA’DA SERGİLENDİ

Ahlat Arkeolojik Kazı Çini Örnekleri ve El Sanatları Sergisi 25-31 Ağustos 2014 tarihleri arasında, Avusturya’nın başkenti Viyana’da Schönbrunn Sarayı’nda gerçekleşti.

Türkiye’de bir üniversitenin yurtdışında ilk kez bu tarz bir çalışmaya imza attığını belirten Rektör Prof. Dr. Mahmut Doğru; “Viyana’da düzenlediğimiz bu sergide 200 parça sanat eserini tanıtmış olduk. Bu güzel eserler değerli hocalarımız ve arkadaşlarımızın eseridir. Ahlat kazılarının hem Selçuklu hem de Anadolu kültürü adına ne ifade ettiğini sosyal bilimcilerimiz, entellektüellerimiz zaten biliyor. Biz bu büyük organizasyonda konuyu Avrupa’nın entelektüel merkezlerinden biri olan Viyana’ya taşıdık. Bütün bu güzel eserlerin oluşmasında emeği geçen değerli hocalarımıza ve özellikle bu sergiye sponsor olan Eren Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Eren’e teşekkür ediyorum” dedi.

Böyle bir etkinlik içerisinde yer almaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Eren Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Eren; “Bitlis İlinin ve tarih kokan Ahlat ilçemizin bundan sonraki tanıtımı ile ilgili faaliyetlere de destek vereceğim” diyerek konuyla ilgili olarak gelecek yıl Avusturya’dan 25 kişinin bütün masrafları karşılanarak ilimizi ve ilçemizi gezmek üzere davet edileceğini ifade etti. Okumaya devam et

ANADOLU SELÇUKLU MİMARİSİ

divriği

Prof. Dr. Mehmet BAKİROĞLU

Son zamanlarda bazı yapıtların Selçuklu  mimarisi örnek alınarak tasarlandığı söylenmektedir. Bunların içinde en son başbakanlık binası olarak yapılan yapının “Dışarıdan bakıldığında Selçuklu, içerisine girildiğinde Osmanlı’yı andıran bir bina” olduğu belirtilmektedir. Binanın resmine bakıldığında Selçuklu mimarisini andıran hiçbir özellik görülmemekte ve dışının Selçuklu içinin ise Osmanlı motifleri ile süslendiği tahmin edilmektedir. Bu durum Selçuklu mimarisine örnek teşkil etmez; altı ile üstü farklı sistemler için kullanılan bir deyime örnek teşkil eder.

Bu yazıda Selçuklu mimarisinin özellikleri çok kısa olarak anlatılacaktır ve hükümdarların yapıtlara karşı tutumları belirtilecektir.

Türk tarihçileri tarafında Anadolu, Batı tarihçileri tarafından Rum veya Batı Selçukluları olarak isimlendirilen devlet, Anadolu’ya kültürel tarihinde çok kısa ömürlü olup buna karşın Anadolu’ya çok şeyler getirip Anadolu’da buldukları ile karıştırıp çoğaltırken yeni şeyler ekleyip kendinden sonra gelenlere zengin bir kültürel miras bırakan kültürel mirasın içinde mimari çok önemli yer tutmaktadır.

Mimaride Büyük Selçuklu Devleti’nin etkisi görülse bile yapıtları orijinal karakterde olup mimari tarihinde bir Türk ekolü başlatmıştır ve bu ekol Osmanlılar ile devam etmiştir. Edinburg Üniversitesi güzel sanatlar profesörü D.T.Rice (1) “İslamic Art” kitabında “Hayatlarında deniz görmemiş yayla insanlarının dünyada Anadolu’dan başka yerde görülmeyen üstü kapalı bir liman inşa etmeleri (Alanya’da) bu konudaki yeteneklerini göstermektedir.” demektedir. Okumaya devam et

ERCİŞ’TE OSMANLI KALESİ

erciş

Dünyanın içine girdiği kuraklık sebebiyle ülkemizin de içine girdiği bu süreçte barajlar göller ve göletlerde önemli ölçüde susuzluk yaşanmaktadır. Bu durum kaçınılmaz olarak Van Gölü’nün su seviyesinin de düşmesine neden olmaktadır.

Geçmiş dönemlerde su seviyesinin düşmesiyle Erciş’in Çelebibağ bölgesinde Osmanlı mezarlığı ortaya çıkmıştı. Bu kez su seviyesinin daha da düşmesi sonucu Osmanlı Kalesi ortaya çıktı.

 1200 yılında yapıldığı anlaşılan kale  uzun bir süre sonra Van Gölü sularının yükselmesiyle sular altında kalmış ve büyük tahribata uğramış bir vaziyette ortaya çıktı.

Kanuni Sultan Süleyman, İran seferi sırasında bu kalede bir süre kalmış ve savaş ön hazırlıklarını burada tamamlamıştı.

BİTLİS’TE STK PATLAMASI

logoBitlis’in  sivil toplum kuruluşları ve Bitlis’liler olarak, Bitlis Kalesinde devam eden  restorasyonun, anıtın tarihi kimliğini, özgünlüğünü büyük oranda ortadan kaldırdığını kaygıyla izliyoruz. Bitlis Kalesi, şehrin tarihinin tüm evrelerinin merkezinde yer almış bir anıttır. Şehrin ve  bölgenin kültürünün henüz tam çözülmemiş, gizemini koruyan belleğidir. Bugün de şehrin yaşamının tam kalbinde yer alan kale, tarihi  bir yapıya, belgeye verilen önemin en fazlasını hak eden bir eserdir.

Uluslararası restorasyon anlaşmaları ve ilkeleri doğrultusunda hazırlanmış olduğunu düşündüğümüz ve Van Koruma Kurulunun onayladığı bir restorasyon projesi  ile yapıldığını öğrendiğimiz kale restorasyonu-

nun uygulama ve denetimlerinde yeterli hassasiyetin gösterilmediği konusunda ciddi endişeler taşımaktayız. Yaptığımız araştırmalara göre Bitlis kalesi için öncelikle, kalenin yıkılma ve çevresi için tehlike yaratmasını engellemeyi de hedef alan sağlamlaştırma projesi hazırlanmıştır. Daha sonra yapılan restorasyon projesi kalenin bir kısmını kapsamaktadır ve projesi hazırlanmayan kısım ise yeterli bilgiye, belgeye sahip olunmadığı için devam eden kazı sonucunda ulaşılacak bilgiler ışığında hazırlanılacaktır. Bunun doğru alınmış bir karar olduğunu ve kale restorasyonun  üzerinde yapılan kazı sonucu ortaya çıkacak eserlerle bir bütün şeklinde değerlendirilmesini ve her taşa aynı önem verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. 

Kale duvarları, kale üzerinde kazı sonucu çıkacak eserler kadar kıymetlidir. Hepsi bir bütünün aynı önemi taşıyan parçalarıdır. Bu sebeple kaya sağlamlaştırma, kale restorasyonu ve arkeolojik kazı birbirlerinden kopuk çalışmalar olmamalıdır.

 Ancak, geçtiğimiz aylarda önemli bir bölümü tamamlanan restorasyonun, daha çok  bir “tamamlama” veya “rökonstrüksiyon”  (ihya) işi olarak gerçekleştiğini üzülerek görmekteyiz. Böylesi müdahaleler yapı üzerindeki tarihi izleri  ve eserin özgünlüğünü büyük oranda ortadan kaldırmaktadır.

Evrensel restorasyon ilkelerinden en önemlisi, restorasyonun en az malzeme kullanarak tarihi kimliğini etkilemeyecek, bu kimliği oluşturan yapısal özellikleri koruyacak şekilde yapılmasıdır.  Yine uluslararası kurallara göre  restorasyonda  öncelikli  olarak eski taşların kullanılması gereklidir. Bu kurallar birbirinden ayrılmış parçaların bir araya getirilmesine izin verir. Uluslararası kabul, tamamen yeniden inşa etmenin yanlış olduğu ve  tamamlanma gerektiren projelerde en az müdahale edilecek şekilde  restore edilmesi şeklindedir. Bu görüş bize ve bizden sonra gelecek nesillere eseri okuma, dönemsel farklılıkları inceleme , geçirdiği evrimleri görebilme şansı vermektedir. Okumaya devam et

BİTLİS STK’LARININ KALE RESTORASYONU BİLDİRİSİ

6stk

Bitlis’in  sivil toplum kuruluşları ve Bitlis’liler olarak, Bitlis Kalesinde devam eden  restorasyonun, anıtın tarihi kimliğini, özgünlüğünü büyük oranda ortadan kaldırdığını kaygıyla izliyoruz. Bitlis Kalesi, şehrin tarihinin tüm evrelerinin merkezinde yer almış bir anıttır. Şehrin ve  bölgenin kültürünün henüz tam çözülmemiş, gizemini koruyan belleğidir. Bugün de şehrin yaşamının tam kalbinde yer alan kale, tarihi  bir yapıya, belgeye verilen önemin en fazlasını hak eden bir eserdir.

Uluslararası restorasyon anlaşmaları ve ilkeleri doğrultusunda hazırlanmış olduğunu düşündüğümüz ve Van Koruma Kurulunun onayladığı bir restorasyon projesi  ile yapıldığını öğrendiğimiz kale restorasyonu-

nun uygulama ve denetimlerinde yeterli hassasiyetin gösterilmediği konusunda ciddi endişeler taşımaktayız. Yaptığımız araştırmalara göre Bitlis kalesi için öncelikle, kalenin yıkılma ve çevresi için tehlike yaratmasını engellemeyi de hedef alan sağlamlaştırma projesi hazırlanmıştır. Daha sonra yapılan restorasyon projesi kalenin bir kısmını kapsamaktadır ve projesi hazırlanmayan kısım ise yeterli bilgiye, belgeye sahip olunmadığı için devam eden kazı sonucunda ulaşılacak bilgiler ışığında hazırlanılacaktır. Bunun doğru alınmış bir karar olduğunu ve kale restorasyonun  üzerinde yapılan kazı sonucu ortaya çıkacak eserlerle bir bütün şeklinde değerlendirilmesini ve her taşa aynı önem verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. 

Kale duvarları, kale üzerinde kazı sonucu çıkacak eserler kadar kıymetlidir. Hepsi bir bütünün aynı önemi taşıyan parçalarıdır. Bu sebeple kaya sağlamlaştırma, kale restorasyonu ve arkeolojik kazı birbirlerinden kopuk çalışmalar olmamalıdır. Okumaya devam et

KAYNAYAN KAZAN

mümtazHÜSEYİN MÜMTAZ

Farkında mısınız bilmiyorum ama algı, algılayamama, medyatik bakış açısı filan çok geride kaldı ve fiilen bir sonraki aşamaya geçildi.

Hatırlayın, bir aralar; olaylara ille de istedikleri gözlükle bakarak, istedikleri açıdan görmemizi ve öyle değerlendirmemizi dayattıklarını da düşünmüyor değildik.

                Ama eski çamlar bardak oldu.

                Şimdi çok basit bir şekilde “terminolojiyi” değiştiriyorlar.

                Ekmeğe “ekmek” diyemeyince beynin formatı bozuluyor. Ekmeği başka bir gözle görüyorsunuz. Beynin çalışma düzeni değişiyor, zihnin kontrolü el değiştiriyor.

                Esat’ın “Esed” olmasına ses çıkarmayınca; Yezidiler de bir anda “Ezidi” oluverdi.

                Farkında değilsiniz.

                Çünkü benimsediniz..

Benimsetildi.

                Bir adama kırk kişi “deli” derse gerçekten deli olduğuna inanırmış ya, işte o hesap..

                Bir sabah uyanıverdik ki “iki” tane “hilafet makamı” zuhur edivermiş.

                Biri Afrika’da, Boko Haram  ilân etti.

                Diğeri “komşumuz”, güney sınırlarımızın

ötesinde.. Okumaya devam et

KARAMAĞARALILAR ÖZEL SAYISI

beyhan h.

Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı tarafından 20 yılı aşkın bir süredir çıkarılmakta olan Ahlat Gazetesi, önümüzdeki sayılardan birini, Ahlat’ın uluslararası düzeyde tanıtımına büyük katkılar sağlayan Prof. Dr. Beyhan Karamağaralı ve Prof. Dr. Haluk Karamağaralı adına  bir “Özel Sayı” ile okuyucularının huzurunda olacaktır.

            Uzun yıllar Ahlat’ta gerçekleştirmiş oldukları kazı çalışmaları ile Ahlat adı ile özdeşleşen bu iki bilim insanının aziz hatıralarına hürmeten böyle bir özel sayı ile anıları yaşatılmak istenmektedir.

Bu “Özel Sayı” da her iki bilim insanının yakın çevresi, çalışma arkadaşları, öğrencileri ve dostlarının  anıları, akademik çalışmaları, araştırmaları, inceleme yazıları, duygu ve düşüncelerinin yer aldığı  yazıları yayımlanacaktır.

Bu konudaki çalışmaların aşağıdaki adrese gönderilmesi gerekmektedir.

İlgilenenlere saygıyla duyurulur.

 

PK 499 Yenişehir-ANKARA

YENİ KAYMAKAMIMIZ TEKBIYIKOĞLU

kaymakam

Dört yıla yakın bir süredir Ahlat’ta görev yapan Kaymakamımız Osman Dölek’in Isparta’nın Keçiborlu ilçesine atanması üzerine boşalan Kaymakamlık makamına  Bülent Tekbıyıkoğlu atandı.

Tekbıyıkoğlu, 1976 Ankara doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladıktan sonra  İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Kaymakamlık stajından sonra sırasıyla  Trabzon-Tonya, Giresun-Yağlıdere, Aydın-Bozdo-

ğan, Bingöl-Kiğı  ve Hatay-Hassa Kaymakamlıkları görevinde bulundu.

Bülent Tekbıyıkoğlu, evli ve iki çocuk babası olup, iyi derecede İngilizce bilmektedir.

Bülent Tekbıyıkoğlu, 2014 yılı İçişleri Bakanlığı Kararnamesi ile Ahlat Kaymakamlığına atandı.  Göreve başlar başlamaz hızlı bir biçimde Ahlat’ın sorunlarının çözümü için kollarını sıvayan genç Kaymakamımızdan Ahlat’ta görev yaptığı sürece, adının Ahlat adı ile özdeşeceği başarılı projelere imza atmasını diliyoruz. Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı  ve Ahlat Gazetesi  olarak Ahlat adını yüceltecek her göreve, yardım ve desteğe hazır olduğumuzu belirtmek istiyoruz.

MUSTAFA YILDIRIM’IN BİTLİS ANILARI…

myGÖREV YERİNDEN HABERSİZ AYRILAN BELEDİYE BAŞKANI

Bir gün Hizan Kaymakamı arayarak “Belediye Başkanının vekalet bırakmadan ilçeden ayrıldığını, belediye mührünün de kilitli olan başkanlık odasında kaldığını, hizmetlerde ciddi aksamalar olduğunu iletti. Mağdur olan vatandaşlar haklı olarak Kaymakamlığa başvuruyorlardı. Başkanın gezme ve eğlenme amacıyla Mersin’e gittiği söyleniyordu.

Kaymakam, başkanı siz seçtiniz bana ne, diyemezdi. Durumu bir tutanakla tespit etmesini, Belediye Kanunu’na uygun olarak bir başkanvekili görevlendirilmesini, hizmette herhangi bir aksamaya meydan vermemesini ve durumu Valiliğe yazılı olarak bildirmesini istedim. İçişleri Bakanlığından, belediye başkanlarının izinli ya da raporlu ayrılmaları halinde “na kadar süreyle nereye gidecekleri,  yerlerine kimin vekalet edeceği” konularında mahalli mülki amirlerini bilgilendirmeleri hususunda bir genelge göndermesini talep ettim. Bakanlık, seçimle gelene karışılmasın anlamına gelen bir cevap verdi.

İl İdaresi Kanunu’na göre ilçenin genel yönetiminden sorumlu olan kaymakam, seçimle gelen belediye başkanının ilçeyi terk etmesinden dolayı ortaya çıkan hizmet aksamalarına ve vatandaş şikayetine kayıtsız kalmamalıydı. Benim yöneticilik anlayışımla bağdaşması mümkün olmayan bu görüş ben de hayal kırıklığı yaratmıştı. Basit bir genelgeyle sorun kolayca çözümlenebilecekken benzer vakalarda vatandaşlar mağdur olmaya devam edecekti. Okumaya devam et

ESKİ BİR AŞK ÖYKÜSÜ-II

vahit beyVahit CİVELEK geçen sayının devamı…

      Sokakta ğar oynamayı bırakıp, yaklaştım.

            -Aliye teyze, hayır haber inşallah? dedim,gülerek:

             -Hayırlıdır, oğlum. Diyerek olumlu yanıt getirdiğini bana da söylemiş oldu. Biraz sonra Zülfiye hala’nın telaşla kocasını bulup eve göndermem  için   bana seslendiğini duydum. Kocası genel olarak Abbas’ın kahvesi dediğimiz bahçede oturur çay içer etrafındakilere ikram ederdi. Yanına gidip eşinin çağırdığını ve çok önemli olduğunu söyledim. İlave olarak, Natır Aliye size gelmişti, deyince gülümsedi ve ayağa kalkıp eve doğru yürüdü. Bahçede bir ağacın arkasına saklanmış siğara içen Selahattini gördüm, gidip müjde diyecektim ki bana tehdit anlamında parmak salladı. Demek Aysel’i  kaybettiğini düşünüyordu ve bu evliliğe karşı idi .Olayın benim lafımdan kaynaklandığını da  biliyordu.

            Bundan sonra en önemli iş: Kızın ailesini gücendirmeyecek, konuşmasını bilen, ikna kabiliyeti olan, tanınmış kişileri bir arayı getirip kız isteme heyeti oluşturmaktı. Bu heyetin değişmez birinci elemanı Naneci Bedri idi .

            Naneci Bedri, elinde yarım metre çapında bir sepette nane şekeri satan seyyar bir şekerci idi. Okulların civarında dolaşır, küçük kağıt paketlere sardığı nane şekerlerini satın alan  çocukların yüzüne bakar, ilham alır, her çocuk için güzel bir ‘Mani’ okurdu. Sırf mani okutmak için nane şekeri alan çocuklar vardı. Ben de mani okutmak için şeker aldığımda Diyarbakır’a yeni geldiğimi anlayıp;

            Dünya erenlerindir,

            Çarka girenlerindir

            Ben bu çarktan tez çıktım

            Yeni gelenlerindir. Demişti.

Mani istekçileri büyüklerin katılımı ile daima artardı. Bu yüzden memleketin en sevilen kişilerinden biri idi. Maniler; Edebi, kafiyeli ve seviyeli idi. Kız istemeğe gidildiğinde Naneci Bedri şiirlerle sözü aşka ve evliliğe getirir gerisini ailenin ileri gelenlerine bırakırdı. Okumaya devam et

ON YIL ÖNCE AHLAT GAZETESİ

eren                 MART  2004  SAYI  40

SAYIN AHMET EREN’İN

BİTLİS İÇİN ÖNERDİĞİ KALKINMA REÇETESİ-II

 

AKSAV: Gerçi az önceekonomik kalkındırma hedefinizden bahsettiniz ama Bitlis için geleceğe yönelik başka hedefleriniz de olmalı?

EREN: Ağırlıklı hedefimiz gerçekten de ekonomiye yönelik olacak. Bizim tabi bu hedefe varmamız için savunduğumuz bir tez, bölgemizde bir takım avantajların sağlanmasıydı, nitekim Vakfın düzenlediği bir toplantıda ben, bu düzenlemeler sağlansın Bitlis’e 20 milyon dolarlık yatırım yapacağım diye bir taahhütde bulundum. Ancak neredeyse bizim açımızdan dağ fare doğurdu, istenen düzeyde bir teşvik yayası çıkmadı. Bunun en büyük eksikliği o konuya belki sonra değineceğiz ama şimdiden söyleyeyim en büyük eksikliği teşvik süresinin çok kısa olması. Tabi bu düzenlemeyi kimler yaptı bilmiyorum, o sırada benim işlerim çok yoğundu Maliye Bakanlığı ile yakın temas kuramadım. Bilseydim böyle beş yıllık olduğunu düzelttirmek yolunda çok gayret sarfederdim. Çünkü bir yatırım beş yıl içinde gerçekleştirilemez. Çok kısa bir süre. Herhangi bir yatırımcı en az on yıllık bir süreyi görmek durumundadır. Zaten herhangi bir yatırım sizin ikinizin de bileceğinizi tahmin ediyorum, bitirilmesi, üretime geçilmesi 2-3 yılı alıyor, ondan sonra kalıyor 3 yıl. Böyle bir kısa süre için ciddi bir yatırımcının oraya gideceğini sanmıyorum. Daha ziyade işte hafif sanayiye yönelik yatırımlar gidebilir. Birinci eksikliği budur teşvik yasasının. Diğeri de vergi ve sosyal yüklerin sıfırlanmasını istiyorduk,  cimri davranmışlar % 80’i hesap ediliyor. Bu yasayı çıkaranların belki farkında olmadıkları bir durum var.  Özellikle tekstil ve konfeksiyon sanayinde, Türkiye’de zaten vergi ve sigorta sıfırdır. En gelişmiş il olan İstanbul’da vergisini ve sigortasını tam olarak ödeyen, konfeksiyon işletmeciliği yapan bir firma bulmak çok zordur. Kayıt dışı çalışmaktadırlar. Bizim amacımız bu ve benzeri benzer şehirlerimizi sıfır olan seviyeye getirmektir. Ancak bu şekilde ciddi bir işletme kurulabilir ve çalıştırılabilir. Kayıt dışı çalışan işletmeler sıfır vergi, sıfır sigorta primiyle çalışıyor. Onlarla ne kadar rekabet edilebilecek? Orada eğer ciddi bir kuruluş bulunursa, rekabet edemez. Umudumuz, o ki belki bir kanun değişikliği ile hem bu süre uzatılabilir, yükler daha makul bir düzeye getirilir. Orada bulunan hammaddelere uygun bir işletmenin kurulması lazım. Pazar bakımından  Bitlis ve civarı maalesef bir şey vermez. Ne üretirseniz üretin pazar daima Batı Anadolu’dur. O halde orada üretilen ürün buraya gelecektir. Ucuz işçilik olması lazım, işte bu yüzden biz hep oradaki işçilik üzerindeki sosyal yüklerin sıfırlanmasını istiyoruz. Bu olduğu takdirde ciddi işletmeler gelebilir. Biz bunun araştırmasını yaptırıyoruz, özellikle tarıma dayalı bazı endüstri işletmelerinin de bazı projeler üzerinde çalıştıklarını biliyoruz. Okumaya devam et

ŞİİR DOSTLARI BULUŞMA NOKTASI

gülYAVAŞ YAVAŞ ÖLÜRLER…

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler …
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler.
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar Okumaya devam et

MUSTAFA BARZANİ VE ORTADOĞUYA BAKIŞ

ero                                        Erol DAĞLI

Osmanlı Devleti zamanında şu anki Irak’ın kuzeyinde 14 Mart 1903 yılında Barzani Köyü’nde Mustafa Barzani doğdu. Beş yaşındayken Barzani’nin aşireti Osmanlı yönetime karşı bir ayaklanma başlattı ve bunun sonucunda Osmanlı ordu birlikleri, kendisi ve ailesini tutukladı. Ailesiyle birlikte Diyarbakır’a sürgün olarak gönderilip hapse atıldılar.

 Mustafa on iki yaşındayken, ağabeyi Abdülselam idam edildi. Küçük yaşlarında kabilesiyle birlikte savaşlara katıldı. İngiltere’ye karşı Sheikh Barzinji’nin ayaklanmasına katıldı. 1931 yılında en büyük kardeşi Şeyh Ahmed’in bizzat başlattığı ayaklanmaya da katıldı.

Mustafa Barzani’nin Hayatındaki Önemli Değişiklikler

1932 yılında Mustafa Barzani aşiretin başkanı oldu. 1943 yılında II. Dünya Savaşının getirdiği karışık durumlardan yararlanarak Bağdat yönetimine başkaldırdı. Bu ayaklanmanın bastırılması üzerine 1945 yılında aşiretiyle birlikte İran’a geçmek zorunda kaldı. Okumaya devam et

BİLİMSEL YAYINDA FAHİŞ HATALAR…

Geçtiğimiz yıl yayımlanan VII. Uluslararası Van Gölü Havzası Sempozyumu kitabında kapak dahil olmak üzere baştan sona kadar fahiş hatalar yapıldığı ortaya çıktı.

            Kitabın kapağında yer alan ilk ibarede “yedinci-seventh” sözcüğünün “yetmişinci-seventy” yazıldığı, Van Gölü ibaresinin ise, “Lake Van” yerine “Van Lake” yazıldığı, bunun da yanlış olduğu anlaşıldı.

            Kitabın içinde yer alan tebliğlerin birçoğunun bilimsel bir nitelik taşımadığı ve pek çok yazım ve tercüme hatası olduğu, uzmanlar tarafından tespit edildi.

SAĞLIĞINIZ ÖNEMLİDİR…

sağALS

Son günlerde medyatik bir hareketle dikkatlerin üzerine çekilmek istendiği ALS hastalığı nedir ne değildir bir bakalım istedik.

Biliyorsunuz gerek dünyanın gerekse ülkemizin önde gelen isimleri bir kova içine doldurdukları buzlu suyu kafalarından aşağı boca ediyorlar. Bunu yaparken de bir miktar bağışta bulunuyorlar. Amaç bu hastalığı toplumun ilgisini çekmek ve bu yolla hem insanların daha dikkatli olmalarını sağlamak.

ALS olarak kısaca tanımlanan bu hastalık, hafif kas gücü kaybı, yutma zorluğu, konuşma sırasında hecelemelerde aksamalar bu hastalığın başlangıcında görülen belirtilerdir. Bu dönemde dikkatli bir  nöroloji incelemesi ve ardından sinir ileti incelemesi konulacak olan teşhise kesinlik kazandırır. Teşhis konulduktan sonra bu erken devrede kullanılan ilaçlar hastalığın ilerlemesinde pek etkili olamamaktadır. Hastalığın ilerlemesi sırasında hafiften başlayan ve ilerleyici bir seyir gösteren kas gücünün azalması ön plana çıkarken ardından bacak ve kollarda felç, yutkunamama, konuşma yeteneğini kaybetme ve solunum kaslarının çalışmaması ile solunum yetesizliğinin ilerlemesi söz konusu olmaktadır. Okumaya devam et

SİZDEN GELENLER…

gelen

Eline sağlık, asker arkadaşım. Çok güzel olmuş, her zamankı gibi.

                   Mümtaz BAYAZITOĞLU

Sayın İlhami Nalbantoğlu,

Merhaba aziz dostum, yıllardır Ahlat Gazetesi’ni sayende okuyorum ve çok sevdiğim Ahlat şehrinden, ilçesinden, yöresinden haberler alıyorum.

Beni 1966-1970 li yıllara yani gençliğime götürüyor. Sıklıkla konuşamıyoruz belki ama her daim aklımdasın sen ve sevimli ailen.. Seni gerçekten bir dost olarak seviyorum.. Ahlat sevgini ve çabalarını da yakından izliyorum.. Bu konuda sana başarılar dilerim.

Son 4 yıldan beri bir kötü hastalıkla boğuşuyorum.  Ahlat’lı dostlarım da bu konuda bana moral veriyorlar, hepsine ayrı ayrı minnettarım.. Adlarını yazmaya gerek yok, hepsini  tanıyorsun…

 Ankara, İzmir, İstanbul, Ahlat, Antalya heryerden arıyorlar. Allah razı olsun senin gazeten vasıtasıyla hepsine teşekkür ediyorum. Ebediyete intikal etmiş olan tüm Ahlat’lı dostlarıma Allah’tan ramet diliyorum, yakınlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum..

Sevgiler, saygılar, selamlar aziz dostum.

            Dr.Kemal SÜZER

   1966-1970 Ahlat Sağlık Ocağı Tabibi Okumaya devam et

vefatVEFAT VE BAŞSAĞLIĞI

Diyarbakırlı Hemşehrimiz

GÖKHAN KEPTİ

Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Merhuma rahmet, kederli Ailesine sabır ve başsağlığı dileriz…

VEFAT VE BAŞSAĞLIĞI

Bitlisli Hemşehrimiz

MELİHA OKUMUŞ

Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Merhumeye rahmet, kederli Ailesine sabır ve başsağlığı dileriz…