1918 21 ŞUBAT: AHLAT

ahlat

  29 HAZİRAN 1915’TE  RUSLAR TARAFINDAN  İŞGAL EDİLMİŞTİ… MUSTAFA KEMAL’İN AYAK SESLERİNİ DUYUNCA ARKALARINA BAKMADAN KAÇMIŞLARDI…

 Rus işgal kuvvetleri, Malazgirt ve Adilcevaz cephelerinden taarruz ederek Ahlat’ı kuşatmışlardı. İşgalci güçler, kısa sürede Ahlatı da geride bırakarak sırasıyla Tatvan, Mutki, Hizan ve Bitlis’i de alarak Deliklitaş’a kadar ilerlediler.

İşgal edilen her yerde olduğu gibi, Ahlat halkı da Rus ve Ermeni katliamlarına maruz kalmaktan kurtulamıyordu.

8 Ağustos 1916 tarihinde Gazi Mustafa Kemal Paşa komutasındaki 2. Orduya bağlı 16. Kolordu’nun 8. Tümeni işgal kuvvetlerini püskürterek Doğuya doğru ilerliyordu.

Gazi Mustafa Kemal Paşa, bu harekat sırasında Bitlis’i düşman işgalinden kurtardı.  İleri taarruz emri vermesi üzerine 8.Piyade Tümeni ve milis halk tarafından taarruza devam edilerek, düşman Rahva ovasına kadar kovalandıysa da daha ileriye gidilemedi. Ancak durağan bir süreç olmayan tarih çarkı dönüyordu. Hiç beklenmedik bir anda patlak veren Rus ihtilali tarihin seyrini bir anda tersine döndürüyordu.

 

            Bu ani gelişme, işgal kuvvetlerini paniğe düşürüyor ve bir an evvel kendi dertleri ile baş etme çabası içine sokuyordu. Böylece Ahlat 2 yıl 17 gün süren bu işgal kabusundan kurtularak 21 Şubat 1918 tarihi itibariyle özgürlüğüne kavuşuyordu.

 

            Her yerin kurtuluş günü ile ilgili çeşitli kültürel etkinlikler yapılırken, Ahlat’ta böyle bir konunun gündeme gelmemesini anlamak zor.  

 

DURUM Şubat 2015

ilh

             Değerli Okuyucularımız,

            2014 yılında kadına yönelik  şiddetin geçmiş yıllara göre bir misli arttığını üzülerek görüyoruz. Neler oluyor bu topluma, herkes ileriye giderken bizim toplumumuzda son yıllarda görülen bu geriyi gidiş, bu çağ dışılık, bu insanlık dışı davranışlar neden?

Cumhuriyet Türkiye’sine yakışan bir gelişme değil bu gidiş. Pek çok Batılı ülke dahil, kadın haklarının uygulanmasında örnek alınan bir ülke iken şu düştüğümüz hale bakın?

Sadece bu konuda değil, pek çok konuda bir geriye gidiş özlemidir toplumun tüm katmanlarını sarmış bulunuyor!

Atalarımız ne güzel söylemişler; “Eskiye rağbet olsaydı, bit pazarına nur yağardı.” Modern, çağdaş, uygar bir ülke olma yolunda çaba gösterirken ne oldu da geride bıraktığımız bazı şeylere özlem duyar hale geliverdik? Umuyoruz sağduyu ağır basar da bir an evvel kendimize geliriz. Bu yüz kızartıcı hareketler bu topluma yakışmıyor kuşkusuz…

Saygılarımızla…

70.YIL ANKARA BULUŞMASI

logoAHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI

70.YIL ANKARA BULUŞMASI

NİSAN 2015

1.Aşağıdaki listede belirtilen isimler ile 2015 Nisan ayında uygun görülecek bir tarihte Ankara Yargıtay Evi’nde yemekli bir toplantı düzenlenecektir. Bu toplantının gün ve saat sizlerden gelen yanıtlara göre belirlenecek ve size bildirilecektir.

2.Bu listeye eklenmesi  gereken isimler olabilir lütfen aşağıda belirtilen iletişim noktalarına bildiriniz.

3.Bu konuda, yer, zaman ve mekan gibi farklı görüşleriniz ya da düşünceleriniz varsa lütfen belirtiniz.

4.Lütfen bu bilgileri çevrenizdeki adları bu listede yer alan  ya da yer almasını düşündüğünüz dostlarımıza iletiniz.

   5.Dileyenlerin eşleri ile katılabileceği bu toplantıda, yılların özlemini  yaşayacağımız nostaljik bu ortamı birlikte paylaşmamız, özümsememiz umudu, dileği ve saygıyla…

 1.İlhami NALBANTOĞLU

2.Mümtaz ÇOBAN

3.Fettah OTO

4.Erbabi BAYINDIR

5.Necdet TEKİN

6.Prof.Dr.Alper URAZ

7.Prof.Dr.Veysel SÖNMEZ

8.Prof.Dr.Nihat BOYDAŞ

9.Prof.Dr.M.Zeki SÖNMEZ

10.Ayşen TOPKAYA

11.Necati KOCA

12.Azmi ERGEZEN

13.Kaplan KEMALOĞLU

14.Ali Galip KARAKAN

15.Taner URAZ

16.Nahit KÖSE

17.Mensur TUNÇ

18.Tahsin ÖZTÜRK Okumaya devam et

ÜNİVERSİTEMİZDEN HABERLER…

beü

ÜNİVERSİTELERARASI 2. LİG BASKETBOL TURNUVASI BAŞLADI

Üniversitelerarası 2. Lig Basketbol Müsabakaları, Üniversitemiz ev sahipliğinde başladı. 23 Aralık Salı günü saat 16.00′da Rahva Yerleşkesi Spor Salonu’nda gerçekleşen açılış törenine Bitlis Eren, Adıyaman, Siirt, Yüzüncü Yıl, Ağrı İbrahim Çeçen, Batman ve G.Antep Üniversiteleri basketbol takımları katıldı. Beş gün süren turnuva 27 Aralık Cumartesi günü sona erdi.

YENİ YILIN YATIRIM PROGRAMI BELİRLENDİ

Üniversitemiz ile Eren Holding arasında 2014 yılı değerlendirmesi yapılarak 2015 yılı yatırımlarının programlanması görüşüldü.

İstanbul’daki Eren Holding idare binasında yapılan toplantıya Eren Holding adına; Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Eren, Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Eren, Proje Uygulama Sorumlusu Süleyman Kalelihan, Üniversitemiz adına Rektör Prof. Dr. Mahmut Doğru, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ercan Aksoy, Genel Sekreter Serdal Özbay, Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanı M. Hamidullah Özlük katıldı. Okumaya devam et

NİÇİN KAZANAMIYORUZ?..

adb

Prof.Dr. Necdet ADABAĞ

B u başlığı  okuyan, gene başımızda kara bulutların dolaştığını düşünebilir. Ne zaman dolaşmadı ki! Ama kara bulutları biz yaratmıyoruz… Ne de içimizdeki duyarlılık… Öylesi bir saplantımız da yok. En küçük şeylerden mutlu olmaya çalışıyor; en ufak olumluluk bizi coşkulandırıyor. Dahası, böyle olmak zorunluluğunu duyuyoruz. Yoksa yaşam tümüyle anlamını yitirecek ve giderek başımızın üstündeki kara bulutlar yoğunlaşacak; yaşama gücümüzü yitirmiş olacağız. İnsanı ayakta tutan ufak ufak parıltılar olabilir. Evinizin duvarına astığınız bir güzel fotoğraf ya da bir sergide gördüğünüz etkileyici bir resim ve o resme kendinizce yaptığınız bir yorum. Ya da bir konserde dinlediğiniz ve kulağınızın yakaladığı bir ezgi. Yaşama tad katan ve yaşamın tüm olumsuzluklarına karşın o anları yaşayabilmiş olmanın verdiği kıvanç ve keyiftir insanı ayakta tutan. Tıpkı çoraklaşmış bir ortamda ölüme meydan okur gibi o narin bedeninin üstünde başını dik tutan ve göklere öykünürcesine uzamak ve yükselmek isteyen bir “çöl çiçeği” örneği gibi… Okumaya devam et

BİTLİS EMİT FUARINDA

bitlis

Belediyesi, her yıl 100′ün üzerinde ülkeyi İstanbul’da buluşturan dünyanın en büyük 5′nci turizm fuarı Emitt Turizm Fuarına Ihlasiye Medresesi konsepti ile katıldı.

Türkiye’de düzenlenen en yüksek yabancı katılımlı fuar olma özelliğine sahip olan Emitt’e bu yıl 100′ün üzerinde ülke katıldı. İstanbul TÜYAP’ta 19′uncu kez düzenlenen fuara, ülkelerin yanı sıra kalkınma ajansları, seyahat acenteleri, tur operatörleri, otel sahipleri, 150′den fazla belde ve il katıldı.

22-25 Ocak tarihleri arasında düzenlenen fuara etkili bir tanıtımla katıldıklarını belirten Bitlis Belediyesinden yapılan açıklamada;  ”Çok zengin bir kültürel mirasa ve geçmişe sahip olduğunu bildiğimiz Bitlis ne yazık ki bu yönüyle neredeyse hiç tanınmıyor. Aslında biliyoruz ki bir şehri, bir ülkeyi gözde haline getiren en önemli etkenlerden biri de onun sahip olduğu kültürel mirasın ve tarihin zenginliğidir. Kültürel miras da ancak ona sahip çıkılmasıyla ayakta kalabilir. İtiraf etmemiz gereken bir şey de var ki Bitlis’in kültürel mirasına bu zamana kadar sahip çıkamadık. Bu yüzden birçok kıymetli tarihi doku, bina, köprü, ev, kilise, kümbet, mezarlık ve benzeri tarihi miras yok oldu ve birçoğu da yok olma tehlikesi yaşıyor. Bitlis yalnızca geçmişiyle değil bugün de sahip olduklarıyla da dikkatleri üzerine çekecek zenginliğe sahiptir. Türkiye’nin en büyük 2.dağı olan Süphan Dağı ilimizde bulunmaktadır. Türkiye’nin en fazla kar yağan illerinden biri olması, kayak merkezimiz sosyal faaliyet açısından halkımıza ve misafirlerimize çok güzel ve keyifli zaman geçirme fırsatı sunuyor. Aynı zamanda geçmiş yıllardan bu yana şifa kaynakları olarak da bilinen kaplıcalar da kaynaklar da ilimizde çok sayıda bulunmaktadır. Okumaya devam et

ÇAĞDAŞ POLYANNA

mısraMısra Selin MORGÜL

Polyanna günümüz Türkiye’sinde yaşasaymış yine o  bilindik Polyanna mı olurmuş? Eteklerini savura savura otobüse yetişmeye çalışan, yetiştikten sonra trafikte saatlerce takılı kalan, tabi eteği kırışan, geç kalan, sinirleri bozulan… egzoz,

gürültü-patırtı, hava kirliliği gibi çevre dostları (!) ile gözlerinin feri sönen, ahenkle dans eden, saçları keçeye dönen, yıpranan Polyanna, yine o bildik Polyanna mı olurdu yani?

Güle oynaya okula giden, sonra “fen liseleri, zart liseleri, zurt liseleri” sınava geldiği vakit koşuşturmaktan derse az vakit ayırabilen Polyanna -ya da tanımıyorum Polyannayı belki de çok çalışkan; ama şansı yaver gitmedi de kazanamadı diyelim- tutturamayınca “varsın olsun, canım sağ olsun, dedeciğim sağ olsun. Hayat o güzel terennümüyle kulağımda çınlarken değer mi o kadar üzülmeye? diyebilecek kadar sabır taşı bir kardeşimiz olabilir miydi acaba?

Sonra sonra büyüse, serpilse, üniversite çağına gelse, zavallı dedeciği, dağ eteklerinde (mi otururlardı acaba, onu da bilmiyorum ama…) dershane bulamayıp şehre gelince, sağlıklı dimdik dede, şehrin buhranı, kasveti, stresi… ile kalp hastası olsa bile Polyanna ne yapacaktı? Hayata gülümseyecekti… Nereden? Pembe gözlüklerin ardından…

Ah be Polyanna… Okumaya devam et

NASIL BİR ANKADAŞ?..

images[2]Çocukluğumuzdan itibaren birlikte olmaktan, birlikte oynamaktan haz duyduğumuz, hoşlandığımız akranlarımız vardır ki bunları arkadaş olarak tanımlıyoruz. İleriki yaşlarımızda bu arkadaşlık ortamımız gelişiyor,  genişliyor, çeşitlilik kazanıyor ve zenginleşiyor. 

Peki ama gerçekten arkadaşa ihtiyacımız var mı, arkadaşsız yaşayamaz mıyız?   Elbette var, bilim insanları, sosyal bağlantıları zayıf insanların belirli bir süre içinde yaşamlarını yitirme olasılığının, sağlam ilişkileri olan insanlara göre yüzde elli daha fazla olduğunu belirtiyorlar.. Sosyal  yalnızlığın sigara ve içkiden daha fazla zararlı olduğunu söylüyorlar. Yalnızlığın, günde 15 sigaranın verdiği zarara eşit olduğu, bunun obezite ve hareketsizlik kadar zararlı olduğunu kanıtlamış bilim insanları.

Bu olumsuz etkilere karşın, arkadaşlığın mutluluğu artırıcı bir etkisin olduğu biliniyor. Ancak bu aşamada belirleyici olan arkadaş sayısı değil, gerçek ve nitelikli arkadaşlıktır önemli olan. 500 civarında öğrencinin katıldığı bir akademik çalışmada, dostluk kalitesinin insanların mutluluk düzeyini büyük ölçüde etkilediği, oysa sahip olunan arkadaş sayısının kayda değer bir etki yaratmadığı ortaya çıkmış. Arkadaşlığın yararlığı kişiden kişiye göre değişmektedir.  Bu nedenle bazı insanlar en büyük mutluluğu yalnızlıkta bulmaktadırlar… Okumaya devam et

BAYRAK DONMUŞ!..

mümtazHüseyin MÜMTAZ

                Bir yeni yıl değil; eski yıl, yılsonu yazısıdır okuyacağınız bu yazı.

                Haberlere göre Van’ın Çaldıran İlçesi’nde yaşanılan eksi 35 derece soğuk yüzünden “Mahalle Camii” önündeki direkte dalgalanan Türk Bayrağı da donmuş.

                O bayrak orada ilk defa mı -35’i gördü?

                Şimdiye kadar ne coğrafyalar, ne iklimler, ne savaşlar görmüş/geçirmiş olan o bayrak sizce gerçekten soğuktan mı donmuş?

                Bence utancından..

                Yıl boyu başına gelen rezilliklerden..

                2014 yılı boyunca “kışla duvarları/telörgüleri arkasında bile” gönderden indirilip, yırtılıp, yakılıp, yerlere atılmadı mı?

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/26575475.as

                O bayrak soğuktan filan değil işte o yüzden “dondu kaldı”..

                Bu son günün, bu utanç yılının altını kalın bir kalemle çizin, tarihe de not düşün…  

                                          31 Aralık 2014    Okumaya devam et

BİTLİS TÜRKÜLERİNDE AŞK…

bigünMehmet Bakır ŞENGÜL

Bitlis türkülerinde en fazla işlenen tema aşktır. Delikanlı, kendisine varması için sevdiği kıza methiyeler düzer. Ona çobanlık yapacağını, köle olacağını ifade eder. Delikanlı baktığı her yerde sevdiğinin yüzünü görür, ancak sevdiğinden yüz görmez. Kimi türkülerde aşık, sevdiğiyle hiç konuşmadığı için umudunu korumaktadır. Umudu, sevdiğine aşkını ilan etmesiyle son bulur.

Bitlis türkülerinde umutsuz aşklar geniş bir yer tutar. Türlü sebeplerle aşıkların kavuşması imkansızdır. Aşık, çoğu yerde sevdiğinin adını gizleme gereği duyar. Bunu yaparak sevdiğinin kötü bir ün sahibi olmasını engeller. Kavuşamayacağını anlayan aşık, son çare olarak ölümü ister. Son isteğe ise, cenaze namazının sevdiği kız tarafından kılınmasıdır. Türkülerin özünde, bu açıdan her milletin duygularına tercüman olan, tarihinde derin izler taşıyan hikayeler mevcuttur. Burada türküleri, içerdikleri kimi ipuçlarından hareketle değerlendirmeye çabaladık. Öykülerini her zaman bilemeyeceğimiz bu özlü, dokunaklı ve derin hayat hikayelerinden kimi kesitler yansıtmak üzere, yeterli olmadığını bile bile yanlışa düşmemek için betimlemeci bir tutum takındık.

Ahlat yöresine ait “Gülüm Bizim Bağın Başını” adlı türkü, kocasını veya koca adayını  seven bir gelinin ağzından yakılmıştır. Gelin, kocasına duygularını doğrudan ifade etmekten çekinir.

Gülüm öyle gönlüm ister ki

Gülüm gaynımın gardaşını

cevaptan henüz evlenmedikleri anlaşılmaktadır. Erkek de, kaynanasının zalimliğinden şikayetçidir.

            Gülüm benim yarim çok güzel

            Gülüm ne zalim anası var Okumaya devam et

MUSTAFA YILDIRIM’IN BİTLİS ANILARI-VIII

my

Bakan her nedense Başbakan ile görüşerek sorunu anlatmamı istemiyordu. TEKEL’in BEST A.Ş.’ye yüzde 20 ortak olması için başvuru yapmıştım. Bu ortaklık olmadan geleceği ihracata bağlı olan BEST A.Ş.nin ihracat yapması olanaksızdı. TEKEL’in patronu Maliye Bakanı ise Rothmans ile yaptığım hukuki mücadeleye bile destek vermezken TEKEL’in BEST A.Ş.ye ortak olmasını onaylamayacağı açıktı. Bu şartlar altında yararlı olamayacağıma inandığım için BEST A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı olarak kalmamın da anlamı yoktu. İstemeyerek de olsa hem Başkanlıktan hem de Yönetim Kurulu  üyeliğinden istifa ettim. Bitlis’te görev yaptığım süre içerisinde makineler için herhangi bir ödeme yapılmadığını biliyorum. Zaten Yönetim Kurulu’ndan ayrıldıktan sonra BEST A.Ş.’ye mesafeli durmaya özen gösterdim.

Yıllar sonra Bitlis’e yaptığım ziyaret sırasında, TEKEL sigara fabrikasıyla birlikte BEST A.Ş.’nin kapandığını öğrenince üzüldüm. Fabrikaların kapatılmasıyla yüzlerce Bitlisli işsiz kalmıştı. Aynı zamanda dünya kalitesinde tütün üreten 8.000 Bitlisli aile de kaderine terk edilmişti.

       İSTANBUL’DAKİ KAYIP ÖĞRENCİ YURDU

                Bazen idarenin haberi olmadan Özel İdare arsalarına vatandaş ev ya da işyeri yapar. Kullanım amaçlarını bizzat görebilmek için İl Özel İdaresi’nin gayrimenkullerinin onaylı bir listesini istedim. Daha önce İstanbul’dan gelen bir Bitlisli, İstanbul’da kaldığı Bitlis İl Özel İdaresi öğrenci yurdundan bahsetmişti. Elimdeki listede İstanbul’da Özel İdareye ait öğrenci yurdu gözükmüyordu.

            Özel İdare Müdürü ile Emlak Müdürünü çağırarak, “İstanbul’da İl Özel İdaresine ait bir yurttan bahsediliyor. Bana verdiğiniz listede böyle bir gayrimenkul yok. Gerçekten yurt varsa niye listeye yazılmamış? Satılmışsa hangi tarihte, kime satılmış merak ediyorum. İnceleyip bilgi verebilir misiniz?” dedim. Okumaya devam et

GAZOCAĞI

ilha

GAZOCAĞI

Ilkbaharın yavaş yavaş ısınmaya başlayan ılık ve sonbaharın henüz  soğumaya başlamamış yazdan kalma günlerinde okuldan  eve döndüğümde çoğu zaman annemi evde bulamadığım günler olurdu. Kuşkusuz o da bu güzel günlerin tadını çıkarmak adına ya bir arkadaşına ya da komşu ziyaretini gitmiş olurdu. Annemin bu yokluğunu fırsat bilerek evimizin içine nasıl girebilirim diye planlar kurardım. Tek seçenek vardı, pencereden içeriye girmek. Ancak evimizin tüm pencereleri demir parmaklıklarla donatılmıştı, hem pencereler benim boyumun yetişemeyeceği kadar yüksekteydi. Bütün bu olumsuzluklara karşın içeriye girmeye karar vermiştim. Önce boyumun pencereye yetişecek düzeye gelmesi için bir yükseklik bulmalıydım, bunu kenarda durmakta olan bir meyve kasası ile sağladım. Pencere demirinin kare şeklindeki aralığından önce başımı,  sonra bir kolumu, sonra da diğer kolumu ve bedenimi geçirerek bin bir meşakkatle içeriye girdim.  İçeriye girmesine girdim de, nasıl çıkacağımı hiç hesaba katmıyordum. Böylece yeni bir heyecan fırtınasına kapılmış ve bu hareketi sık sık tekrarlar olmuştum.

Pencereden ev girişlerimde önce mutfağı gözden geçirirdim, yiyecek bir şeyler bulursam karnımı doyururdum. Evimizde buzdolabı ya da tel dolap yoktu. Annem yemekleri mutfağın toprak zeminine koyar üzerine de ya bir elek ya da bir bakır leğen kapatırdı. Bu tedbir farelere çare olsa da karınca ve benzeri küçük böcekleri karşı bir engel teşkil etmezdi. Kimi zaman yoğurt kaplarına doğru uzanan bir karınca kervanını görmek olağan sayılırdı. Okumaya devam et

SEVGİLİ GENÇLER BİR FİKRİNİZ Mİ VAR?

beü

Sevgili Bitlis Eren Üniversitesi’nde öğrenim gören gençler. Bu seslenişimiz sizedir. Lütfen dikkatle okuyunuz, okuduklarınızı arkadaşlarınızla da paylaşınız.

Üniversitemiz yeni ve hızla büyüyen bir eğitim kurumudur. Bu kurumun yaşama geçmesinde Bitlis insanının emeği çoktur. Nitelikli ve adından söz edilir bir kurum haline gelmesinde Eren Ailesi’nin başta Sayın Ahmet Eren olmak üzere gösterdikleri çabalara tanık oluyorsunuz. Tüm bu çabalara karşın Üniversitemiz hızla büyümüş ve gelişmiştir. Ancak hala pek çok konuda maddi ve manevi  eksiklerimizin olması doğaldır. Maddi eksiklerimiz bir yana manevi eksiklerimiz üzerinde sizlerle sıkı bir iletişim içine germeyi düşündüğümüz için sizlere sesleniyoruz.

Üniversiteyi kurmak, hizmete sokmak, eksiklerini gidermek Devletimizin ve Bitlis insanının görevleri arasındadır ve bu gelişmeden son derece mutlu bir tablo ortaya çıkmaktadır.  Bu  tablonun bir parçasını da siz gençler oluşturmaktasınız. Yani size de düşecek görevler vardır. Acaba hiç düşündünüz mü, biz de gençler olarak acaba neler yapabiliriz?

Evet, sevgili gençler bir düşünün bakalım neler yapabilirsiniz? Bu bir sır değil, çok şey yapabilirsiniz, hem de pek çok şey. Enerji sizde, yeni fikirler sizde, yeni ufuklar sizde, yeter ki biraz kendinize güvenin. Kuşkusuz kendinize güveniniz de tamdır. Şimdi sıkı durun.

Bundan böyle Ahlat Gazetesi’nin bu sayfasını yani 13. sayfasını sizin için ayırıyoruz. Biliyorsunuz 13  rakamı Bitlis’in plaka numarasıdır. Evet size ayırıyoruz. Sizler bu sayfaya istediğiniz gibi yazılar yazıp fikirlerinizi aktarabilirsiniz, yazabilirsiniz. Sizlerden gelen bu fikirler doğrultusunda, en eski ve köklü üniversitelerimizde olup ta Bitlis Eren Üniversitesi’nde olmasını istediğiniz konularda elbirliğiyle o eksiklikleri giderme çabası içinde olacağız. Bu çabalarımız ekonomik ağırlıklı değil, fikir ve emek ağırlıklı olacak. Örneğin, bir tiyatro grubu kurmak, folklor kulübü kurmak, gazete çıkarmak, Türk Sanat Müziği Korosu kurmak, Türk Halk Müziği korosu kurmak, karikatür grubu kurmak, değişik alanlarda spor aktiviteleri düzenlemek, doğa yürüyüşleri düzenlemek, bisiklet grubu oluşturmak, fotoğraf kulübü kurmak, gezi organizasyonları yapmak, çevre turları düzenlemek, bilimsel yarışmalara katılacak ekip oluşturmak, sosyal projeler uygulamak, yaşlıları ziyaret etmek, ilk, orta ve lise öğrencilerine  resim, müzik, matematik, spor, beden eğitimi kursları vermek, düşünce kulübü kurmak, akademik çalışmalarla ilgili fikir geliştirmek ve bu sayılanların dışında sizin fikir ve görüşlerinizden yararlanılarak yeni fırsatlar yaratmak. Okumaya devam et

İŞTE AHLAT!..

ilh3                 EYLÜL  2004  SAYI  46

İŞTE AHLAT!.

İlhami NALBANTOĞLU

 Beş-altı yaşlarınızdayken ağabeyle- riniz tarafından Ahlat iskelesi’nin ucundan denize atılmak suretiyle yüzmeyi öğrendiyseniz, ilk öğrenimizi Ergezen İlkoku’nda, orta öğreniminizi Ahlat Ortaokulu’nda gördüyseniz, ilkokula başlarken Bizim Berber İdris Bayındır veya  BerberSüslü Memet tarafından alabroz traş edildiyseniz, Sertli Şıh Abdurahman Efendi tarafından sünnet edildiyseniz,ilkokuldayken Keyfo’nun gumsuklarını yediyseniz, deleme atma yarışlarına katıldıysanız, kayış, colli, uzun eşek ve tekme atma oyunlarından nasibinizi aldıysanız, kışın damların karını süpürdükten sonra, süpürdüğünüz karların üstüne atlayarak damdan indiyseniz, uşgun toplamak için Uludere’ye, süpürge otu toplamak için Merdem Baba’ya gittiyseniz, Yurttaş’ın ünlü bando takımının çaldığı marşlar tüylerinizi diken diken ettiyse,  her yıl Tatvan’da yapılan Deniz Bayramı’nda yağlı direk hariç tüm yarışları kazanmanın keyfine vardıysanız, Dondurmacı Hasan’ın dondurmaları ile Cafer Usta’nın taskebap ya da kızartma’sını yediyseniz, Demirci Hanifi Usta’nın şakalarına maruz kaldıysanız, Kunduracı Mustafa Usta’nın  gaz bombardımanlarını duyduysanız, Acem Celal ile Gardiyan İsmail’in ezan okuma yarışlarına tanık olduysanız, Dunuslu Hamdi’nin asortik mağazasından elbise ya da ayakkabı aldıysanız, Kasap Musa Dayı’nın dükkanında et kuyruğunda beklediyseniz, Kulaksızlı Halil Demir’in ilk kez Ahlat’a getirdiği barakasından kuru yemiş aldıysanız, Salih Gago’nun “işte yooo” larını anımsıyorsanız,   Yunus’un Şevket’in dükkanından 25 kuruşluk şekerli leblebi aldıysanız, Toso Ahmet’in yaz kış demeden her gün denize girdikten sonra çarşıya geldiğini biliyorsanız, Terzi Kadri’nin bayramlık elbiseleri yetiştirmek için sabahlara kadar ağzında sigarası ile çalıştığını gördüyseniz, Haco’nun (Naci Akpolat) gemi gözden kaybolduktan sonra atlayıp saatler sonra yüzerek  iskeleye döndüğünü gördüyseniz, Çelebi’nin geminin geliş ve gidişlerinde iskeleye kimseyi sokmadığına tanık olduysanız,  Yam Çayı’na, Karga Çayı’na ya da Sor Çayı’na  dünyada bir benzeri olmayan İnci kefali  avlamaya gittiyseniz, Nemrut Dağı’na oduna gidip dünyanın en kıymetli ağaçlarından olan Tik ağacı ya da ak kavak ağaçlarını kesip kesip getirdiyseniz, Sütey yaylasına ot biçmeye, Garmuç, Karga ya da Sor değirmenlerine un öğütmeye gittiyseniz,  Akro Mecit ile Delco Şevket’in Kavuklu ve Pişekarvari atışmalarına tanık olduysanız, Muhtar Abdurrahman’ın  siyasi krizleri çözmede etkili bir araç olan gobbal’ını yediyseniz, Halit Hoca’nın  Yumarı Cami’de 20 dadikada kıldırdığı jet hızıyla  teravih namazlarını  eda ettiyseniz, Aydi Bey’in beyaz atıyla nasıl şaha kalktığını gördüyseniz, ineğinizinün, öküzünüz, ya da bizzat kendinizin hasta olduğunda  soluğu Abdullah Nalbant Usta’nın kapısında aldıysanız, maç yapmak, müsamere vermek üzere, 50-60 kişiyle Osman Teker’in Okumaya devam et

PROF.ZÜLFİKAR AYDINLATIYOR…

bitlis

Bitlis’in yetiştirdiği değerli bilim insanlarından, çocuk hastalıkları uzmanı  Prof.Dr. Bülent Zülfikar, bir televizyon kanalında haftanın belirli günlerinde yapmış olduğu sağlık programları ile toplumun büyük bir bölümünü çocuk hastalıkları konularında aydınlatıyor.

Zarif tavırları, yumuşak üslubu, derin bilgisi, sevecen yaklaşımı ve mütevazı hareketleri ile televizyon kanalını telefon yağmuruna tutan, her kesimden izleyiciye, elinden geldiğince, dili döndüğünce sorunlarıyla ilgili çözümler öneriyor.

Prof. Dr. Bülent Zülfikar’ın çocuk sağlığı üzerine 9, kan hastalıkları üzerine 7, kent ve toplum sağlığı üzerine 11 kitabı bulunmaktadır. Ayrıca yurt içinde ve yurt dışında yayınlanmış pek çok bilimsel makalesi bulunmaktadır. Prof. Dr. Bülent Zülfikar, konusuyla ilgili, bir çok ulusal ve uluslararası kuruluşun, sivil toplum örgütünün yönetim kurulu veya genel kurul üyeliği görevlerini yürütmektedir. Bir dönem Yüksek Öğrenim Kurulu üyeliği görevinde bulunan Prof. Zülfikar, evli ve bir kız çocuk babasıdır. Okumaya devam et

AHLATİSDER’DE GENÇLİK BULUŞMASI

isder      İstanbul Derneği’nde 19 Ocak 2015 tarihinde  gençlerle bir toplantı yapıldı,  açılış konuşmasını Dernek Başkanı Sayın Adnan Ayber yaptı. Ayber konuşmasında;

“Sevgili gençler şu an bizler sizlerin birçoğunuzu ve siz de yanınızdaki diğer yaşıtlarınızın çoğunu tanımıyorsunuz. İşte en büyük eksiğimiz olan sizleri tanımayı, sizlerin birbirinizi tanımanızı ve birbirinizle iletişim kurmanızı sağlamak, Ahlatlı olmanın onur ve gururunu yaşamak ve yaşatmak kültürümüze, örf, adet, gelenek ve göreneklerimize sahip çıkmak, çocuklarımıza Ahlat’lı olduklarının unutturmamak için buradayız.

Unutmayalım ki doğup büyüdüğümüz yerler ekmeğini, suyunu bölüştüğümüz insanlar hepimiz için özeldir. Oralara ve o insanlara karşı görev ve sorumluluklarımız vardır. Ahlatlı eğitimli, kültürlü, mülayim, münevver ve mazbut insandır. Ahlat ve Ahlatlı herkes tarafından kabul gören bir topluluktur. Ahlatlı olmayan ve Ahlat’ı tanıyan herkesin ağzından Ahlat ile ilgili gurur duyulan güzel sözler duyarsınız. İşte bu nedenle hepimize düşen görev bu güzellikleri gelecek nesillere aktarmaktır. Görevimiz çocuklarımızın da Ahlat’ı tanıyıp Ahlatlılığını sürdürmesini sağlamak olmalıdır. Gençlerimizin çalışma yaşamının yoğun, tempolu, acımasız karmaşasının dağılıp gittiğinin gerçeği yanında geleceğe bırakacağı en güzel eser; bir gönlü okşamak, bir ihtiyaç sahibine el uzatmak, bir eser bırakmaktır. Bunu ait olduğumuz topraklara, insanlara ve kültüre dönük yapmamız gerekmektedir. Okumaya devam et

ŞİİR DOSTLARI BULUŞMA NOKTASI

gül           BU ŞEHRİ İSTANBUL

            Ver  elini  İstanbul 

            Görmek tatmak istiyorum

            Güzelliklerini

            Yaşamak istiyorum seninle

 

            Senmişsin dünyada en güzel  şehir

            Büyülermişsin  görenleri

            Yaşarmış insanlar kendi gönlünce

 

            Gezdikçe  gözlerin  önünden geçermiş  tarih

            Varlığını hissettirirmiş çağ çağ yaşam

            Tarih, kültür ve sanatın merkezi

            Duyarmışsın surlarda

            Fatih ten kalan top seslerini

 

            Çağın zenginliğini ve sanatını

            Görürmüşsün saraylarında

            Dinlermişsin  bu yerlerde  çalınan

            İnce saz nağmelerini Okumaya devam et

SAĞLIĞINIZ ÖNEMLİDİR…

sağ          BÖBREK DEYİP GEÇMEYİN!.

Böbreklerimizvücudumuzun arka kısmında yaklaşık 5-7cm eninde 12-15cm boyunda sindirim sistemimizdeki zararlı maddeleri süzme görevini yerine getiren hayati öneme haiz organlarımızdır.  Vücudumuzdaki diğer organlarımız gibi bazı hastalıklara yakalanma riskleri vardır. Günümüzde en çok bilinen 6 adet böbrek hastalığı vardır.

Nefrit: İltihaplanma sonucu oluşan bir hastalıktır. Böbrek yetmezliğinin oluşmasındaki en önemli sebeplerden birisidir.

Albumin: Böbreğimizde bulunan idrar süzme kapsüllerinin tam randımanlı olarak çalışmamasından oluşan bir hastalıktır.

Böbrek Taşları: İdrar yollarında oluşan iltihap sonucu  tıkanma olduğunda buradaki maddelerin  çökelerek taş oluşmasıdır.

 Üremi: Böbreğin yeterli derecede üreyi süzememesi sonucu oluşman bir hastalıktır.

Böbrek Kanseri: Böbrek kanserinde orta yaş üzeri ve çocuk tümörü olmak üzere iki türlü tümör vardır. Orta yaş üzeri tümörüne “renal hücreli karsinom” denilmektedir. Çocuk tümörüne ise “Wilm’s tümörü” denilmektedir.

Böbrek Yetmezliği: Kronik ve Akut  olarak 2 gruba ayrılmaktadır. Böbreklerin tam olarak görevini yerine getirememesi sonucu bu hastalık ortaya çıkar. Bu hastalıklarının belirtileri, diğer hastalıklar kadar kendini kolay kolay ele vermez. Böbrek hastalıklarının genel belirtileri ise; Sık sık idrar yapmaya çıkma, nefes darlığı, karın kısmınızda devamlı olarak ağrı, idrarın kanlı gelmesi, sürekli bulantı hali, idrar yapmaya hiç çıkamama, ayak ve el bölgelerinde şişme gibi belirtilerdir. Okumaya devam et

SİZDEN GELENLER…

sizdenDeğerli İlhami NALBANTOĞLU,

Öncelikle 2015 yılının bir hüsran yılı olmaması ve bu güzel ülkemizin insanlarının  milli bir birlik içinde huzurlu, mutlu ve refah düzeyini arttırması ve ülkemizin bu kötü gidişine son verilmesi dileklerimle.. Yeni yılın hayırlara vesile olmasını diler, göstermiş olduğunuz bu önemli katkılarınızdan dolayı da sizi gönülden kutlarım…

Bu sayınızda değerli yazarınız Hüseyin Mümtaz’ın “Bin Yılın Fotoğrafı” adlı makalesi özellikle ve öncelikle takdire şayandır.

 Diline sağlık gönülden kutluyor ve sağlıklı mutlu nice uzun yıllar ve üstün başarılar diliyorum..

Tüm yazarlarınızın ve başta sizin övgüye değer çalışmalarınızın devamı dileklerimle sonsuz

sevgiler ve saygılar sunuyorum…

Allaha emanet olunuz.

Selam, sevgi ve saygılarımızla;

Yard.Doç.Dr. Suavi TUNCAY

 

Değerli Hocam,

 Nasılsınız ne var ne yok? Bizden ne olsun çalışmaya  devam. Son yılım bu yıl bakalım zorunlu hizmet için nereye tayinim çıkacak…  

Hocam; facebook üyesi olmadığınızdan belki takip edememişsinizdir. Bir kaç gün önce Facebookta az önce yolladığım şekliyle sizinle ilgili paylaşımda bulunuldu. Görünce ailecek çok mutlu olduk. Siz Ahlat ın yetiştirdiği önemli şahsiyetlerdensiniz. 

Yücel Gökbulak iyi ki yer vermiş size.  Bu vesileyle de yazmak istedim. Uzun zamandır iletişim kuramadık. Gazete sayılarını takip ediyorum ama yazmak nasip olmadı.

Saygılarımla…

                          Ayfer SÜMER

Değerli Abim,

70. Yıl Ankara Buluşması harika bir düşünce tarih önemli değil, yalnız benim hatırladığım bazı isimler var ben de size onları yazayım.

 Prof Dr Zeki Sönmez, Ruşen Ensari, Sait Kurban, Necdet Ölek, Azmi Ergezen, Necati Koca, Özer Yıldırım, Adnan Ayber benim hatırladıklarım.

            Saygılar.

                                    Eşref BUBANİ

Okumaya devam et