DÜŞMAN UYUMUYOR!..

mezartaşı   

ERMENİ DİYASPORASI, 2015’İ HEDEF YIL GÖSTERİP TÜRKİYE’Yİ KÖŞEYE SIKIŞTIRMAK İÇİN YIRTINIYOR…

Ermeni Diasporası’nın en öncelikli hedeflerinden biri 2015 yılı öncesinde Türkiye‘ye karşı birçok davanın açılması ve bu davaların desteklenmesidir. Oluşacak hukuksal sürecin sonunda ise 2015′e kadar sözde soykırımı hukuk üzerinden dünyaya tanıtmayı amaçlamaktadırlar. Bu davalar arasında son yıllarda en çok öne çıkan ise Davoyan Davası’dır. Aşırı milliyetçi Ermeni-Amerikan desteğini arkasına alan ve ABD‘de açılan bu davanın ana amacının medyada ses getirmek ve olası bir çözümü önlemek olduğu iddia edilmiştir.

İçeriği ise, 1915 olaylarında mülklerine el konulduğunu iddia edenlerin varislerine tazminat talep etmesidir. Fakat Türk-Amerikan Asamblesi Başkanına göre davaların sebebi tazminat ve toprak amacı değil sadece 1915 olaylarının “soykırım” olarak tanınması isteğidir.

Ermeni Diasporası’nın 2015 senesinde sözde soykırım tezini dünyaya tanıtmak amacı ile takip ettiği bir diğer önemli politika da medya üzerinden tarihi tezlerin dünyaya duyurulmasıdır.

Bunlara karşın Türkiye olarak biz ne yapıyoruz? Eee bizim de elimiz armut toplamıyor, tabi bu haksız ve yersiz suçlamalar karşısında  biz de argümanlarımızla öne sürülen bu savları çürütmek durumundayız.

Bu argümanların başında da  1023 yılından beri toprağımız olan ve Türklere ait her türlü  kültürel ve tarihi kanıtları bağrında yaşatan “Tarihi Ahlat Kenti” tüm ihtişamıyla yerinde durmakta ve bu sözde iddialara “Hadi ordan” demektedir…

DURUM Aralık 2014

ilha

Değerli Okuyucularımız, 

Son dönemlerde toplumumuzun hemen hemen tüm kesimlerinde inanılmaz bir sakal-bıyık uzatma takıntısı görüyoruz. Aydın-cahil, genç-yaşlı, zengin-fakir, işli-işsiz herkes bir sakaldır tutturmuş gidiyor. Modern, çağdaş, estetik ve göze hoş görünen bu durumdan uzaklaşıp, sakil, bed, kaba ve çirkin bu görüntüyü dönüşmek niye?

            Sanat ve akademik camia için bir nebze de olsa alışkın olduğumuz bu durumun gelip geçici bir moda esintisi mi, yoksa toplumu içten içe kemiren bir psikolojik sorun mu olduğunu bilim insanlarına bırakalım. Toplumun iç dünyasının dışa yansıması mı acaba diye düşünmeden edemiyoruz. Eğer durum buysa kuşku verici. Zira, bu esintiye kapılan kimi ünlülerin toplum içinde sergiledikleri ve geniş kitleleri ilgilen tavır ve davranışlarındaki tutarsızlıklar hoş olmayan bir tablo ortaya koyuyor. Bu konuda acaba sizler ne düşünüyorsunuz?

Saygılarımızla…

İlhami NALBANTOĞLU

KADİM DOST

melen

Prof. Dr. Mithat MELEN

Ankara’da havanın kapalı olduğu sıkıntılı bir kasım akşamı, Avrupa üzerinde savaş rüzgârları esmekte, genç Cumhuriyet kalkınma, büyüme ve gelişme çabaları içinde hedefe doğru ilerlemektedir. Mustafa Kemal hem mahalle hem de okuldan arkadaşı Nuri Conker ile Çankaya’da konuşmaktadır. Nuri Conker, ölene kadar Atatürk’ün kadim dostu kalmış, albaylıktan emekli ve paşalık dahil hiçbir mevkii kabul etmemiş gerçek sırdaş ve dosttur. Mustafa Kemal, hasta olduğunu ve artık sonunun geldiğini de sanki hissetmektedir. Kadim dost Nuri Conker, arkadaşının devlet meseleleri, kişisel sıkıntılar ve hastalığı ile bocaladığını sezer. Biraz konuları dağıtmak ve havayı değiştirmek ister. Konuşma İstanbul’a ve gençliklerine kadar gelir. İstanbul özleminden ve arada sırada uğradıkları Tünel’deki Apostol’un yerinden bahsederler. Gençliklerinde Harbiye ve sonra Akademi’deki günleri anarlar. Sık sık Tünel’e gidip kafa çektikleri, hatta paraları olmadığı zaman hesaba yazdırdıklarından söz ederler. Arada da birlikte piste fırlayıp Rumeli havaları eşliğinde zeybek oynamak akıllarına gelir. Neşelenirler. Söz doğal olarak hanımlara gelmiştir. Cumhurbaşkanı keyiflenmiştir. Hastalığını da unutmuştur sanki. Nuri Conker’in aklına parlak bir fikir gelir, der ki: “İster misin Mustafa, atlayıptrene gizlice İstanbul’a gidelim,önce Boğaz’da gezeriz,sonra ver elini Beyoğlu,Apostol’a uğrarız… Kimsegörmeden döner geliriz” Okumaya devam et

ÜNİVERSİTEMİZDEN HABERLER…

beüREKTÖRÜMÜZÜN 10 KASIM MESAJI

       Kahraman ulusumuzla birlikte yeni bir devlet kurarak bizlere emanet eden, tarihe ve insanlığa mal olmuş en büyük önderlerden, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, büyük devlet adamı Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü sonsuzluğa uğurladığımız günün 76. yıldönümünde onu bir kez daha özlemle, saygıyla ve rahmetle anıyoruz.

KIRGIZİSTAN TÜRKİYE MANAS ÜNİVERSİTESİ İLE İŞBİRLİĞİ PROTOKOLÜ

Üniversitemiz ile Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi arasında Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te 22-23 Ekim 2014 tarihlerinde işbirliği protokolü imzalandı. Protokol metnine Rektörümüz Prof. Dr. Mahmut Doğru ve Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sebahattin Balcı imza attılar.

10 KASIM GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’Ü ANMA PROGRAMI

Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Salih Mercan’ın sunumuyla 10 Kasım Pazartesi günü Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Vefatının 76. Yılı Anma programı düzenlendi.

            Ebediyete İntikal eden Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarını rahmet ve minnetle andığını belirten Doç. Dr. Mehmet Salih Mercan; “Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk dış politika siyasetinde; milli birliğimize dayanmak, milli sınırlar içerisinde kalmak, milletler arası ilişkileri eşitliğe dayanmak, dış politikayı yürütürken iç teşkilatına dayanmak, diğer devletlerin yönetim sistemlerinden etkilenmemek, dış politikada bilim ve teknolojiyi yön gösterici olarak kabul etmek unsurlarını dikkate almıştır” dedi. Doç. Dr. Mercan; “Atatürk, kendi milli gücümüze güvenmeyi milli bir politikamızın bir unsuru olarak görmüştür. O milletin dış politikadan bu unsurunu ileri sürerek Türkiye’yi tek başına ve yalnızlık içerisinde bırakmayan ve Türk Devleti’nin bağımsızlığını zedelemeyecek, eşitliği esas alan bir sistem içinde kendi gücüne dayanmayı öngörmektedir. Nitekim 1925 tarihinde yaptığı bir konuşmada şunları söylemektedir, ‘Türk Ulusu iki köklü nitelikte Uluslararası ilişkilerde kendini göstermektedir. Bunlardan birincisi; Ulusumuzun kendisini savunmak için gösterdiği sarsılmaz bir azim sahibi olarak saygı duyulmaya değer bir duruş, ikincisi ise; dostluklarına ve anlaşmalara durum ne olursa olsun değişmez bir bağlılıkla uyacağına inanılmasıdır. Türk Vatanı, Ulusun bu yüksek niteliklerine dayanmaktadır’ demiştir” ifadesini kullandı. Okumaya devam et

ATAM’A MEKTUP

cavit

H. Cavit ERDOĞAN-Sayıştay 4. Daire Üyesi

Sevgili Atam,

Türk milleti kurduğun ve emanet ettiğin Cumhuriyetin 91. yılında nihayet uyandı. Kendisine yakışır bir şekilde muhteşem törenlerle kutladı bu en büyük bayramını. Neler mi yaptı geçmiş yıllardan farklı? Anlatayım bak, eminim senin de gözlerin dolup dolup taşacak.

1-Bu yılki  bayram 29 Ekim’e günler kala başlatıldı. Büyük emekler harcanarak Kandil, İmralı,  Kobani ve Ankara’nın katkıları ile hazırlanan program uyarınca 6-7 Ekimde; doğduğum ve sokaklarında büyüdüğüm Erciş’ten başlayarak tüm Türkiye de yer yerinden oynadı.  Görenler gözlerine inanamıyordu. O denli abartıldı ki bazıları bunu kalkışma zanneti. Halbuki yılların özlemi vardı.  Kalkışma filan ne kelime?

2- Sonra Bingöl’de; o ilde yaşayanların can ve mal güvenliğini sağlamakla görevli ve ödevli İl Emniyet Müdürü akşam saatlerinde başlayan fener alayındakileri koruyan görevlilerin silahlarından çıkan mermilerin hedefi oldu. Nerede, hem de Bingöl’ün en canlı ve işlek caddesinde. Bereket ucuz atlatıldı. Emniyet Müdürü ufak tefek mermi hasarları ile yaklaşık bir aydır nakledildiği Ankara Numune hastanesinde yoğun bakımda hayata tutunmaya çaba gösteriyor. Cumhuriyete bir değil, bin müdür feda dedik, ama yardımcısı ve koruması sizlere ömür. Okumaya devam et

I.AHMET TURAN KAZGÖL ŞİİR YARIŞMASI

kazgöl

I.AHMET TURAN KAZGÖL ŞİİR YARIŞMASI ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU

            Ahlat’ın yetiştirdiği önemli şahsiyetlerden “Ben Ahlat’ım” şiirinin yazarı  merhum şair Ahmet Turan Kazgöl’ün adını yaşatmak amacıyla Vakfımız tarafından düzenlenen “I. Ahmet Turan Kazgöl  Şiir Yarışması” nda ilk iki dereceye giren  şairlerin ödülleri sahiplerine sunuldu.

            Ahmet Turan Kazgöl, bir döneme damgasını vuran “Dervişoğlu Kavalcı Recep”ten sonra Cumhuriyet dönemi Ahlat şairlerinin ilk sırasını işgal etmektedir. Kazgöl’ün “Ben” adlı şiiri ilk yayımlandığı 90’lı yılların başında büyük süskse yapmış, ünü ülke düzeyine yayılmıştı. Tarih boyu Ahlat hakkında yazılmış en önemli şiir olarak ilk sırada yerini aldı.

            Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı olarak Ahmet Turan Kazgöl’ün kültürel mirasına sahip çıkmayı bir ödev olarak görüyoruz.

            Diliyoruz ki gelecek kuşaklara gerektiği kadar iletir ve bu alanda yeni yeteneklerin ortaya çıkmasına katkı sağlarız.

Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı olarak böylesine önemli bir şairi yaşatmak için gerekeni yapmak durumundayız.

            Bu kararlı tutumumuzla yeniden sizlerle birlikte olma umudu ve düşüncesiyle…

TÜRK VE İSLAM TARİHİNİN MÜZE KENTİ:AHLAT

berna

Berna ÇETİN

Bitlis’in  İlçesi Ahlat’tayız. Ahlat,

bir açık hava müzesi gibi; Türk ve İslam tarihi  meraklılarının mutlaka görmesi gereken bir yer.Van’dan çıkıp Bahçesaray ve Tatvan’ı geride bırakarak Ahlat’a ulaşıyoruz.

Van Gölü’nün güneyini uzaktan da olsa dolaşmış oluyoruz. Bölgedekilerin deniz diye adlandırdığı Van Gölü, büyüklüğü, rengi ve yer yer kumsallarıyla gerçekten deniz gibi. Göle kıyısı olan Ahlat’ta da bir sayfiye havası var. Bizim gittiğimiz tarihler haziran ayı içinde olmasına rağmen hava çok soğuk olduğu için plajlarıyla ilgilenmiyor, Nemrut Krater Gölü’yle yetiniyoruz. İçinde yer alan kümbetler, Selçuklu Mezarlığı, müze ve Harabaşehir ilgimizi çekiyor. Ahlat, Türk ve İslam tarihi açısından bir müze kent gibi.

SELÇUKLU MEZARLIĞI, EN  BÜYÜK  İSLAM MEZARLIĞI

Açıkçası mezarlık alanının bu kadar büyük olmasını beklemiyordum. Arazinin düzlük yapısında göz alabildiğine uzanan mezarlık alanı birkaç bölüme ayrılmış.  İkikubbe Mahallesi ile Harabaşehir arasındaki geniş düzlükte yer alıyor mezarlık. 12. yüzyılın başından 16. Yüzyıla kadar tarihlenen mezarlıklar farklı tipte. 1000 kadar mezarın bulunduğunu öğreniyoruz bu geniş alanda. Tabeladaki yönlendirmelere göre ilerlerken bir yandan da mezarlıkların işçiliğinden gözlerimizi alamıyoruz. Mezarlıkta, tümülüs tipi mezarlar da bulunuyor, bunlardan şimdiye kadar yedi tanesi çıkarılmış. Bir anıt olarak adlandırabileceğimiz mezarlar, Türk İslam sanatının ve tarihinin sekiz yüz yıllık belgeleri niteliğinde. Birçok mezar 3,5 metreye varan yüksekliğe sahip. Cephelerindeki süslemeler, yazılar dikkatle incelemeye değer.

Mezarlık alanına girdiğimizde Seyyidler Mezarlığı, Meydanlık Mezarlığı, Kadılar Mezarlığı tabelalarını görüp ilerliyoruz. Mimari ya da tarihi öneme sahip mezarlıklarda ayrı bilgi tabelaları ve açıklamalar yer alıyor. Bazılarının kitabeleri Türkçeye çevrilmiş. Örneğin Kadılar Mezarlığı denilen mezarlığın kitabesi celi sülüs yazı türüyle, kabartma tekniğiyle ve Arapça yazılmış. Kitabede şunlar yazıyor:

“Bu mezar huzura ve şahadete ermiş kul, yöneticilerin önderi, saygıdeğer, cömert ve yiğit kişi, kısa ömürlü, yüce Allah’ın rahmetine muhtaç merhum Ebi-i Hasan Gazi el-Galauli’nin oğlu Şerefu’d-dine Ömer’in oğlu Alailu’d-din Ali’ye aittir. O, H 712/M 1312 yılının Şaban ayı ortalarında vefat etmiştir.” Okumaya devam et

YAŞAM NEDİR? NE DEĞİLDİR?..

Kimi sevdiğiniz, kimi incittiğinizdir.

*Kimi mutlu, kimi mutsuz ettiğinizdir.

*Olanları koruyabilme ya da koruyamamanızdır.

*Dostluklarınızdır.

*Neyi söylediğiniz, neyi kastettiğinizdir.

*Hangi kararları verdiğiniz,  ne için verdiğinizdir.

*İçinizdeki sevgiyi büyütmek ve dağıtmaktır.

*Yalnız başınıza bir şeyi yapmaktır.

*Başka insanların kalbine  girmektir.

*Silgi kullanmadan resim çizme sanatıdır.

*Bugün Ülke ve memleketiniz için ne yaptığınızdır.

*Taşın altına elinizi koymanızdır.

*Önünüze büyük hedefler koymaktır.

*Kederleri de,  mutlulukları  da paylaşmaktır.

*Kimim, neyim, niçin varım diye sorgulamaktır.

*Kararlı, ilkeli, inançlı olmaktır.

*Tüm insanlığa sevgiyle kucak açmaktır.

*Halkından uzak değil, halkına yakın olmaktır.

*Sevmektir, aşık olmaktır, aşka sadakattir.

*Bakmak değil, görmektir.

*Örtünmek değil, giyinmektir.

*Okumak değil, anlamaktır.

*Başaracağım diyip, başarmaktır.

*Size ihtiyacı olanları anlamaktır.

*Size bir adım gelene iki adım gitmektir.

*Yiyeceği, içeceği ve sevgiyi paylaşmaktır. *Kararlı, inançlı, ilkeli olmaktır.

*Erdemli, iffetli. onurlu olmaktır.

*Okumak, okumak, okumak ve gene okumaktır. Okumaya devam et

10 KASIM 2014

mümtaz

Hüseyin MÜMTAZ

Mustafa” idi, “Mustafa Kemal” oldu.

“Gazi Mustafa Kemal” oldu.

“ATATÜRK” oldu.

Kolay olmadı.

Sofya’da oldu, Derne/Tobruk’da oldu, Çanakkale’de oldu, Gazze/Filistin’de oldu.

Sakarya “melhame-i kübra”sında oldu.

İzmir’in dağlarında çiçekler açtı.

Lozan’da oldu.

Evet, “elbette asildi, zarifti, bilge” idi.

Fikir ve düşünce, tavır ve davranış, söz ve hareketlerinde “üslûp sahibi” idi.

Adam gibi adamdı.

“Mareşal”liğine bakmayın; “Harbiye” talebesi iken de, “Kolağası” iken de…

Asker gibi askerdi..

Bandırma Vapuru’nun “peynir gemisi olmadığını” bildiğim halde…

Yukarıdaki posterdeki “lâf”lar hoşuma gitti.

                                              10 Kasım 2014 Okumaya devam et

SAVAŞTAN BİR DAMLA

(SADAKAT)

Ayten Özyazgan HAKVERDİOĞLU

Bir milletin, bir ulusun kaderini değiştiren Çanakkale Zaferi’nin oluşumunun gücünün nelere kadir olduğunun göstergesidir. Çanakkale Savaşı bütün şiddeti ile devam ediyordu. Kazılan siperlerde can siperane savaşan askerlerimiz bir bir eriyorlardı. İmkansızlıklar içinde yüreklerindeki  imanla siperler boşaldıkça yerine yenileriyle takviye yapılıyordu. Ölüm-kalım günüydü… Başlarında Yarbay Hasan komuta ediyor, onlara moral veriyordu. Aralarında dolaşırken bir ara yaraları olan bakımsız bir köpek dikkatini çekti. Askerlerine; “buna iyi bakın, kalan yemeklerinizle besleyin” dedi. Adını da Canberk koydu. Bütün askerlerin ilgi odağı oldu. Canberk tavlandı, artık yanlarından  hiç ayrılmıyordu. Her zaman aralarındaydı.

Yarbay Hasan, savaş alanında yerde yatan bir Fransız askerini gördü. Yaralı olduğunu düşünerek yanına yaklaştı, yardım etmek istiyordu. Ortalık ana-baba günüydü. Yerde yatan hain Fransız birden hareketlendi, kamasını Komutanın göğsüne sapladı. Yarbay Hasan yere düştü, ağır yaralıydı, kanlar içindeydi. Canberk başında devamlı havlıyordu. Askerler koştular, Komutanlarını öyle görünce çok üzüldüler. Ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Beni kaldırın dedi. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Uzaklara doğru bakıyordu, sanki birini görüyordu. (Ya resul Allah) buralara kadar niye zahmet ettiniz, diye ağzından dökülen son cümleleri oldu. Yığılıverdi. Yere uzattılar, üzerine Türk Bayrağını örttüler. Şehitlik mertebesine erişmişti. Okumaya devam et

YAVUZ’UN ZARAFETİ

kanuni

Yavuz Sultan Selim Han döneminde, İran Hükümdarı Şah İsmail, kıymetle mücevherlerle dolu bir hediye sandığı gönderir Hünkara. Sandık açılır içinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas ve kadife kumaşlar çıkar. Fakat sandık açılır açılmaz etrafa fena bir koku yayılır. Önce hiç kimse  bir anlam veremez  nadide mücevherlerle  dolu sandıktaki bu fena kokuya. Sonra mesele anlaşılır. Sandığın dibine insan dışkısı doldurulmuş. Yani Şah İsmail aklı sıra, Cihan Padişahına hakaret etmektedir.

            Yavuz, emir verir; “Herkes düşünsün, bu edepsizliğe Osmanlı’nın şanına yakışacak şekilde bir mukabelede bulunmalıyız.” ve çözümü gene kendisi bulur.

            Aynı şekilde değerli mücevherler dolu süslü bir sandık hazırlanır. Sandığın içine en nefis gül kokulu lokumlarla dolu bir kutu da yerleştirilir. Kutunun altına da tek satırlık bir not  iliştirilir.

            Hediye sardığı Şah İsmail’in huzurunda açılır. Sandık açılır açılmaz etrafı mis gibi gül kokuları kaplar. Hediyeler teker teker sunulduktan sonra, Elçi Şah İsmail’in “Bakalım sonunda ne çıkacak”  anlamındaki tedirginliğini gidermek için önce kendisi tatmak kaydıyla büyük bir nezaketle Şah İsmail’e ikram eder. Daha sonra da huzurda bulunan herkese teker teker lokum ikram edilir.

            Şah İsmail tüm bu olup bitenlere bir anlam veremez. Osmanlı İmparatorluğu’nun Elçisi İran Şahı’nın bu şaşkınlığını gidermek için lokum kutusunun altına iliştirilmiş mütevazı pusulayı Şah’a uzatır. Pusulayı okuyan Şah’ın yüzünü bu sefer şaşkınlığın yerini derin ve büyük bir utanç ifadesi kaplar…

            “İsmail, herkes yediğinden ikram eder..!”

MUSTAFA YILDIRIM’IN BİTLİS ANILARI-V

my

Konuşmam üzerine genç bir dahiliye uzmanı, “Sayın Valim,, çok güzel konuştunuz. Size aynen katılıyorum. Ancak bir sorum var.” dedi. “Biz iki arkadaş Hacettepe’de aynı dalda ihtisas yaptık. Ben kurada Bitlis’i çektim, geldim ve çalışıyorum. Arkadaşım Bingöl’ü çekti. Göreve başladı, iki gün kaldıktan sonra İzmir’e tayin yaptırdı. Buna ne diyorsunuz?”

Bu soruya ikna edici cevap vermek mümkün değildi. Cevap veremeyince de biraz evvel çektiğim “vatan, millet” içerikli nutuk inandırıcılığını yitirecekti. İçimden “Bunu yapan ve yaptıranların Allah belasını versin.” demek geçiyordu. Bunu açıkça söyleyemeyeceğim için “birçok yanlış işlem yapıldığının, adam kayırmalarının olduğunun far-kında olduğumu” ifade ettim. “Haksızlıklar var diye moralimizi bozmayacağız. Haksızlıkların önlenmesi için mücadele edeceğiz. Bitlis gibi geri kalmış bir yörede görev yaptığımız için üzüntü duymak yerine gurur duymalıyız. Görevimizi yapmaktan kaçınmamalıyız. Bir gün mutlaka bizim gibi dürüst ve idealist insanlar çoğunlukta olacak ve haksızlıklar son bulacak.” dedim.

Genç doktor gülümseyerek ama en azından kısa sürede bunların gerçekleşeceğine inanmadığını belli eder bir şekilde “inşallah” dedi. Okumaya devam et

DAĞ VE DENİZ İÇRE KUTLU BAHÇE:AHLAT

hasan

Hasan ÇAĞLAYAN

Güneşin ilk ışıklarıyla Malabadi’de-

yiz. Akşam Antakya’dan başlayan yolculuğumuzun hedefinde Ahlat var. Fakat önce Siirt’teki Veysel Karanî Hazretleri makamını sonra da Bitlis’i ziyaret edeceğiz. Nihayetinde Van Gölü çevresinde ne var ne yok gezip görmeyi murat ediyoruz. Malabadi dışında gezeceğimiz yerlerin hepsini gördüğüm hâlde yine de içim kıpır kıpır. Çünkü nasıl bir güzellikle karşılaşacağımı biliyorum. Üstelik bu sefer iyi bir rehber öncülüğünde gezeceğiz. Kim bilir, daha önce fark etmediğim nice detayı fark etme fırsatı bulacağım.

 MALABADİ KÖPRÜSÜ

Eski yolda kalan Malabadi’ye özellikle uğradık. Daha önce buradan birkaç defa geçtiğim hâlde köprüyü nasıl da görmedim şaştım. Belki de görmüşümdür; fakat hatırlamıyorum. Otobüsten çoluk çocuk indik. Fotoğraf makinemiz elbette hazır. Tarihî köprü heybetli. Batman Çayı masmavi, berrak. İçindeki balıklar görülebiliyor. Bir avcı, serpme ağın başına oturmuş boyuna balık ayıklıyor. Kilolarca avladığı açık. Demek ki balık çok. Köprünün geri tarafında bir başka köprü ve daha geride de baraj görülüyor. Onun Batman Barajı olduğunu öğreniyorum. Bugün üzerinde turist edasıyla yürüdüğümüz Malabadi, bir Artuklu eseri. Evliya Çelebi onun için: “Köprünün kemerine Ayasofya’nın kubbesi rahatlıkla sığar.” demiş. Gerçekten de müthiş bir mimari. O günün şartlarında Boğaz Köprüsü imajı uyandırmış olmalı. Aslına uygun restore edilmişse şayet, sadece yaya ve binekli ulaşıma elverişli görülüyor. On, on beş santim yükseklikteki uzun ve geniş basamaklar kilit taşı hizasına kadar yükselip oradan aşağıya iniyor. Buna bakarak, atlı araba türü araçların henüz olmadığı yorumu yapılabilir. Köprünün duvarları yüzlerce kuşun konup kalktığı barınak olmuş. Bir zaman nice kervanın ayak sesleriyle şen olan bu güzelim yapı, şimdi nasıl da yalnız. İşte, ayrılık vakti geldi. Onun kaderi, uğranıp geçilen yer olmak, dünyalık her şey gibi. Okumaya devam et

ON YIL ÖNCE AHLAT GAZETESİ

ilh

                                                          MART  2004  SAYI  41

ATATÜRK’ÜN BİTLİS MEKTUPLARI

İlhami NALBANTOĞLU

                                                                              geçen sayının devamı…

Atatürk’ün Bitlis’in önemli ailelerinden Şeyh Abdülbaki Küfrevi Efendiye yazmış olduğu üçüncü mektubuyla devam ediyoruz.

            Şeyh Abdülbaki Efendi Hazretlerine,

            Efendim.

            Bu mektubumu bu kereVan Valiliğine atanan değerli Kadri beyefendiye verilmek üzere gönderiyorum. Adı geçen kumandan ve genel durum hakkında zat-ı alinize bilgi vereceğim. Sizin gibi vatanperver dindaşlarımızın vatani ve fedekarane yardım ve hizmetleriyle vatanımızın kurtarılmasına yönelik çalışmalarınızda ver geç başarılı olacğınıza kanaatim tamdır. Yakında ulusumuzun Avrupalı işgalcilerden kurtuluş başarı haberlerini inşallah zat-ı ailelerine duyururum. Yörenizin durumu hakkında beni sık sık bilgilendirir ve öteden beri devam edegelen vatana hizmet ve özellikle halkımızın aydınlatılması hususunda kararlı ve azimli davranışlarınıza devam etmenizi rica eder, gözlerinizden öperim. Efendim.

Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa KEMAL Okumaya devam et

AHLAT’IN İZ BIRAKAN KAYMAKAMLARI

kaymakam

İlhami NALBANTOĞLU

Tarih sahnesinde yer edindiğinden günümüze Şahlar, Padişahlar, Emirler, Beyler, Valiler, Kaymakamlar yönetti Ahlatı. Eski dönemleri bir başka yazıya bırakarak Cumhuriyet dönemine bir göz atacak olursak, iz bırakan birçok kaymakam olduğunu görüyoruz. Bunlardan ilki Mazlum Yügül’dür.

Mazlum Yegül, Ahlat’a atandığında harabe bir tarihi kentle karşılaşmıştı. Genç, dinamik, idealist, heyecanlı ve Cumhuriyet aşkıyla dolu Kaymakam, kenti bu harabe görünümünden kurtarmak, genç Cumhuriyete yakışır bir duruma getirmek için kolları sıvamıştı. Kentin çehresini değiştirmekle işe başladı. Tarihi dokuya zarar vermeden modern bir kent merkezi oluşturmak istiyordu. Önce iki geniş cadde açarak işe koyuldu. Caddelerden biri Van Gölü kıyısına paralel, diğeri de onu kesen   Van Gölüne dik şekilde planlanmıştı.

Bu ana plan üzerine kentin önemli binalarını konumlandırdı. Hükümet Konağı, Belediye, Halkevi, Sağlık Merkezi  binaları, Kamu lojmanları  ve çarşı.

O dönemde Hacı Derviş adlı bir hayırseverin kendi arsası üzerine yaptırmış olduğu ilkel bir binada idi  Hükümet  Konağı. Çarşı ise bu binanın çevresindeki derme çatma, yıkık dökük, bina bile sayılmayacak yerlerden ibaretti. Okumaya devam et

ŞİİR DOSTLARI BULUŞMA NOKTASI

gül

ÜVERCİNKA
Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu
                                                              kesmemeye
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
                           Afrika dahil
Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
                           Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
                           Afrika dahil Okumaya devam et

SAĞLIĞINIZ ÖNEMLİDİR…

sağ

BALIK YAĞI

Tıp Fakültelerimizde besin tamamla

yıcılarıyla ilgili bir ders okutulmadığından, Türkiye deki doktorların % 95’i Doçent- Profesör de olsalar, balık yağı, polen, arı sütü gibi ek besin maddelerini ve kullanım alanlarını bilmemektedirler.

Geri kalan %5 ise tıbbi çalışmalarda veya yurt dışı kongrelerde tesadüfen bunlarla karşılaştığı için bilir ama onlar da nerelerde ve ne dozda kullanılacağını bilmezler. Burada suç doktorlarda değil; Türkiye deki Tıp eğitimindedir. Yurt dışındaki hekimler bu tür ürünleri bilmekte ve tamamlayıcı tıp olarak kendileri de dahil herkeste kullanmaktadırlar.
Aksi takdirde Türkiye de hiçbir vicdanlı doktor,
9 tane balık yağıyla romatoid artriti,
aloe vera ve propolisle reflü, gastrit ve ülseri,
aloe vera, propolis ve balık yağıyla astımı,
balık yağı, B12 ve folik asitle psikiyatrik rahatsızlıkları, balık yağı ve argiyle damar tıkanıklıklarını, ginsengle migreni, polen ve pomesteen le kansızlığı, aloe vera, polen, fields of greens ve balık yağıyla şekeri, 6 tane besin tamamlayıcısıyla kanseri vurabileceklerini bilselerdi, kullanmazlar mıydı ?

Onca insan kilo problemiyle boğuşurken, zayıflatıp sağlıklarına kavuşturmazlar mıydı onları? Tabi ki kullanırlardı ve tabiki kavuştururlardı Bu tür ürünlere olumsuz tepki vermelerinin altında sadece bilgi eksiklikleri değil; sağlığı paraya dönüştürmeye çalışan, tıpta “şarlatan” dediğimiz ucube yaratıkların piyasadaki engellenemeyen varlığı da yatar. Okumaya devam et

SİZDEN GELENLER…

sizden

İlhami Bey merhaba,

Ben de Ahlat doğumluyum, ancak uzun yıllar Ahlat dışında yaşadım. Kişisel web sayfam http://www.zekisonmez.net/ Sizinle tanışmaktan mutluluk duyarım, dilediğiniz zaman görüşebiliriz.

Saygılarımla

                         Prof.Dr. M. Zeki SÖNMEZ

 

Sayın İlhami Nalbantoğlu

Nazikane göndermiş bulunduğunuz Ahlat Gazetesinin 168. sayısını aldım. Teşekkür eder, çalışmalarınızda muvaffakiyetler ve saadetler niyaz eylerim.

Selamlar
Hayati BİNLER

 

İlhami Bey,

Ellerinize sağlık, yine güzel keyifle okunan bir baskı oldu. Ahlat konferansınızı kaçırdığıma üzüldüm, Ankara dışındaydım. Ahlat türbe ve kaya sembollerinin kadim Türk kültürü ile bağlantısı üzerine birkaç şey de ben söylemek isterdim. Belki başka sefere.

Esenlikler dilerim.

Mahiye MORGÜL

 

İlhami Bey,

Merhaba, değerli gazetenizin bu sayısını da heyecanla okudum. Sağ olun. Özellikle Sayın Vecihi Timuroğlu ile ilgili yazınızla çok duygulandım. Kendisini partimizle ilgilendiği için tanıyordum. Ruhu şad olsun. Yaşam sadece güzel örnek olabilenler için bir zaman dilimi, bunu başaranlara selam olsun. Cenazesine gidemedim, ayak bileği kırığından yatıyorum.

Yazınız, günümüzde insani değerleri ne kadar kaybettiğimizi gösteriyor. Etkinliği düzenleyenler bu ayıbı yapmış ama siz telafi ederek  hem onlara hem dinleyicilere  hem de bu dergiden yararlanacak olan gelecek kuşaklara örnek olmuşsunuz. Ama kendisi ile ilgili anılara daha çok yer verseydiniz keşke.

Yıldönümlerinde başka anıları da aktarmanız  bence  tarihi belge niteliğinde olacaktır.

Saygılarımla,

Müge GÜLSES Okumaya devam et

TATVAN GENÇLERBİRLİĞİ

tat

Bitlis’i Bölgesel Amatör Ligde (BAL) temsil eden tek takım olan Tatvan Gençlerbirliği Spor sahasında konuk ettiği Cizre Spor’u 2-0 mağlup etti.

Tatvan Şehir Stadyumunda saat 12:30’da başlayan maça Tatvan Gençlerbirliği; Necdet Şahin, Emrah Toprak, Vahit Menteş, İslam Altunkan, Mehmet Emin Aba, Oğuzhan Yıldırım, Mehmet Serkan Öztürk, Adem Kuduban, Hamit Kılıç, Celal Geyik, Güven Güneri onbiriyle sahaya çıkarken Cizrespor ise; Oğuz Kaan Barış, Serkan Eyüboğlu, Servet Gökçen, Samet Madalı, Ömer Kaplan, Gökhan Karakum, Serkan Yılmaz, Ramazan Kaya, Boubucar Mousa Traure, Onur Güdül ve Murat Yılmaz onbiriyle sahaya çıktı.

Maça oldukça etkili başlayan Tatvan GB, sık sık rakip kalede tehlike yaratsa da istediği golü ilk yarı bulamadı.  Maçın ikinci yarısına hızlı başlayan Tatvan GB, 85. dakikada aradığı gölü Çağatay Tekin’le buldu. Maçın uzatma dakikalarında maça ağırlığını iyice koyan Tatvan GB, uzatma dakikalarında Güven Güneri ile bulduğu ikinci golle maçı 2-0 kazanmayı başardı.

Tatvan GB puanını 18’e çıkararak 3. sıradaki yerini korudu.

SANAT OLMADAN ASLA…

hat1

İlhami NALBANTOĞLU

Toplumların, ulusların, ülkelerin, gelişmişlik, modernlik, çağdaşlık kriterlerinin  başında sanat ve sanata verdikleri önem gelmektedir. Bu nedenle toplumlar kendi değerleri ile kamuoyu önüne çıkma durumunda olduklarında, ürettikleri yerel ürünlerinin yanında sanatla olan ilişkilerini, sanat adına  yaptıklarını ve yapabileceklerini de ön plana çıkarmak durumundadırlar. Bu hususu göz ardı edenlerin ilkel toplumlardan bir farkının olmadığını anlamak zor değildir. Bu yüzdendir ki, böylesine komplike bir tanıtım atağına kalkanlar mensup oldukları toplumların sanat değerleri ile övünür ve bu alandaki becerilerini sergilemek için yarışırlar.

            Bu duyarlılığı gösteremeyen girişim ve faaliyetler  tam anlamı ile bir tanıtım organizasyonu yaptıklarından sözedemezler. Çünkü bu tür organizasyonlar, toplumların tüm değerlerini kapsayacak nitelikte olmaları halinde bir anlam ifade eder ve başarılı olur. Aksi halde güdük kalır, yetersiz olur, kimseyi tatmin etmeyecek bir düzeyde kalır.

            “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kesilmiş demektir.” gibi anlamlı bir sözde belirtildiği şekilde.