YEREL SEÇİMLER HAYIRLI OLSUN…

seçim

Bundan önceki yerel seçimlerde pek rastlamadığımız bir ortamda gerçekleşen yerel seçimler demokrasiye yaraşır bir biçimde ve büyük katılımla sonuçlandı.

Bitlis Belediye Başkanlığı el değiştirdi ve yeni Belediye Başkanımız Hüseyin Olur oldu. Geçtiğimiz ay Bitlis Valiliği görevine atanan yeni Valimiz Sayın Orhan Öztürk ile Bitlis’in yönetim kadrosu değişmiş oldu. Bu değişimin Bitlis’e yararlı ve hayırlı hizmetlerde bulunmasını dileriz.

Tatvan Belediye Başkanlığı görevine deneyimli bürokrat Fettah Aksoy, Ahlat Belediye Başkanı A.Mümtaz Çoban, geçtiğimiz dönemdeki başarılı performansı ile yeniden seçildi.

Adilcevaz Belediye Başkanlığına ise  Necati Gürsoy seçildi. Okumaya devam et

DURUM-Nisan 2014

ilh             Değerli Okuyucularımız,

            Çok çekişmeli, gerilimli, stresli, kavgalı, gürültülü bir yerel seçim sürecini geride bıraktık. Bu süreçte yaşanan tüm olumsuzlukları  tekrar yaşamamak umuduyla, yeni bir ruh, yeni bir coşkuyla geleceğe bakmalıyız.

Bu cennet ülke, bu güzel memleket bizim, burada ortak bir yaşamı paylaşıyoruz. Huzur içinde, refah içinde bu güzellikleri özümsemek ve değerini bilmemiz gerek.

Yerel yöneticiler seçildikten sonra görev alanları içinde bulunan tüm yurttaşların yöneticileri olmak, herkese eşit ve saygılı davranmak  durumundadırlar. Böyle davrandıkları sürece hem halka hem de memleketimize gerçek anlamda hizmet etmiş sayılır, böylece adlarını tarihe yazdırırlar.

            Bu duygu ve düşüncelerle Başkanlık görevine gelen tüm yeni Belediye Başkanlarımızı yürekten kutluyor, başarılar diliyoruz.

         Saygılarımızla…

VAN’ADIR, VAN’A…

melen

Prof.Dr.Mitat MELEN

TBMM toplum için araştırma yapmıyor. Dünyanın ve Türkiye’nin önemli meseleleri TBMM’de konuşulmuyor. Liderler bile grup toplantılarında birbirlerine atıp tutuyorlar. Sivil örgütlerimiz tam çalışmıyor. Milletvekilleri bölgesinin sorunlarından çok herkesin tayini için uğraşıyor. Vatandaş da vekilinden ili, kasabası için değil bireysel hizmet bekliyor ve kurumsal bir isteği yok.

Son zamanlarda fazla yazı yazmıyorum. Daha doğrusu yazmak istemiyorum. İşin en zor tarafı da hayatının dörte üçünü yazmak ile geçirmiş biri için neden yazmak istemediğini açıklamak. Van’daki kıymetli dostlar benden, bir de babam hakkında bir yazı isteyince gerçekten onlara ne söyleyeceğimi bilemedim. Kıramadığım için, belki unuturlar diye idare bile ettim. Bu idare sözü bile benim yapıma uymuyor ama epeyce zaman geçti, onlar ısrarla telefon ettiler, beni ikna etmeye çalıştılar. Onlara yazmak istemediğimi sonunda söyledim ama yılmadılar. Ancak neden yazmak istemediğimi sormadılar, naz yapmadığım biliyorlardı herhalde. Bilgisayarın başına geçince neden yazmak istemediğimi açıklamak gereğini duydum. Belki bu, İstanbul’daki benden ısrarla yazı isteyen dost gazetecilere de bir cevap olur. Okumaya devam et

ÜNİVERSİTEMİZDEN HABERLER…

beüVOLEYBOL TURNUVASI YAPILDI

Üniversitemiz Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı tarafından Voleybol Turnuvası düzenlendi. Bitlis Eren Üniversitesi Çok Amaçlı Spor Salonu’nda 13 Şubatta başlayan turnuvaya, Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı, Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı, Elcavaz Gücü ve Kafkas Kartalları takımları katıldı. Çekişmeli geçen maçlar sonunda Elcavaz Gücü takımı birinci, Kafkas Kartalları ikinci, Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı takımı üçüncü oldu.

SAĞLIK YÜKSEKOKULU AKADEMİK  KURUL TOPLANTISI

            Rektör Prof. Dr. Mahmut Doğru tarafından gerçekleştirilen 2013-2014 Akademik Kurul Toplantıları 26 Şubat Çarşamba günü Sağlık Yüksekokulu yapıldı. Toplantıya Rektörümüz Prof. Dr. Mahmut Doğru, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İbrahim Güney, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sabir Rüstemli, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Kavaz, Mühendislik Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ercan Aksoy, Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Sezai Yalçın, Genel Sekreter Vekili Hasan Demir ve öğretim elemanları katıldı. Okumaya devam et

KADININ YOK OLUŞ DESTANI

kadın

Kadın olsun, erkek olsun, hiç fark etmez, ”akla – düşünceye – bilime değer vermeyenler, milli kimliklerine sahip çıkmayanlar ve tarih bilincine sahip olmayanlar” çağdışı kalmaya, esaret altına girmeye ve sonunda da yok olup, gitmeye mahkûmdurlar… (Bu sözler bir düşünce veya bir bakış açısı değildir; tarihi tecrübelerle kanıtlanmış-tarihi gerçeklerin ta kendisidir.)

Oysa ki Büyük Türk Milleti çok şanslı bir millettir; gerçekten gurur duyacağı bir milli kimliği ve binlerce yıllık köklü ve şanlı bir tarihi vardır…

Büyük Türk Milleti, dünyayı ilk kez medeniyetle tanıştıran antik kavimlerin gerçek torunları ve mirasçılarıdır… (Objektif tarihi kaynakları dikkatlice araştıran – emek veren – zaman harcayan herkes, söz konusu bu gerçekleri bizzat kendi görecektir ve “bizlere bu güne kadar ne kadar yanlış şeyler öğretilmiş diye” şaşıracaktır!) Okumaya devam et

TÜRKLERE ’1071′ TUZAĞI

alparslan

Arif Neşet CANER

Bir politikacımız  sık sık 1071 Malazgirt Savaşı’nı yâd ederek o tarihten bu yana Türklerin Anadolu’da olduklarını belirtir.

Tarihi ve ilmi hata burada başladığı gibi birleştirmek isterken ayrıştırma faaliyetleri de bu noktada odaklaşıyor.

Evvelinde, Malazgirt özellikle bazı odaklar tarafından Türk çocuklarını yanlış bilgilendirmek için hazırlanmış bir tuzaktır. Malazgirt’ten daha önce 1041 Dandanakan Savaşı vardır. Eğer Anadolu’nun kapısı açılmışsa -ki ben bu mantığa karşıyım- Dandanakan Savaşı ile açılmıştır. 

Ahirinde, Anadolu’nun 1071’den sonra Türklerin vatanı olduğunu söylemek tamamıyla ve özellikle Amerikan toplum mühendislerinin 1945’den sonrasında yazılan tarih kitaplarındaki dayatmasından ibarettir. Türk çocuklarını tarih bilincinden yoksun kılmanın ilk aşamasıdır.
Malazgirt’i temel almak, Aka’ların, Sümerlerin ve Eti’lerin Türk olduklarını inkâr etme yoluyla Türklerin göçebe kavim olduklarını, dolayısıyla barbar olduklarını ve medeniyet kurmaktan uzak olduklarını zihinlere kazıyarak bir tür ‘mankurtlaştırma’ taktiklerinden biridir. Okumaya devam et

SAROYAN ÜLKESİ BİTLİS

saroyan

Kendisini Ermeni, ABD’li ve Bitlisli bir yazar olarak tanımlayan Ermeni asıllı ABD’li yazar William Saroyan‘ın 1964 yılında Bitlis iline yaptığı Anadolu yolculuğunu konu alan, 2012 yapımı yönetmenliğini, filmin senaryosunu da yazan Lusin Dink’in yaptığı belgesel, biyografi ve dram filmidir.

           Film Türkiye’de 6 Aralık 2013 tarihinde vizyona girdi. Bazı eleştirmenlere göre, Saroyan’ın yaşamından ne çok, ne de az bilgi vermektedir. Ayrıca, Saroyan’ın yaşadıklarını ve seyahatini yolculuk esnasında değil de, buradan çok uzaklarda yazmış olması da, eleştirmenlerin değindikleri bir başka noktadır. Filmin çekimleri, İstanbul Kundura Fabrikası ile Trabzon-Bitlis güzergahında yapıldı. Uzun metrajlı ilk film yönetmenlik denemesi olan Lusin Dink, Ermeni kökenli gazeteci Hrant Dink‘in yeğenidir. Okumaya devam et

DUMANLI DAĞLAR…

048

Recep ACAY

Yıl 1969. TRT İl Radyosu 1 Kw’lık  yayınını   300 Kw’ta  yükseltmiş,  282 metre,  1061 Khz orta dalga  TRT Diyarbakır  Bölge  Radyosu adıyla yayına başlamıştı.  Yayın alanı bir hayli genişleyen TRT Diyarbakır Bölge  Radyosu,  personel yönünden de güçlenmişti. Ancak, yayın elemanları konusunda (prodüktör, spiker, teknisyen vs.) yetersizdi.

Görevi, program yapmayan bizler, bu boşluğu doldurmaya çalıştık. Ben, 1970’li yıllarda, “Günaydın” adıyla 60 dakikalık bir program yapmaya başlamıştım. Bazı arkadaşlarımız, dinleyici istekleri ile bazı müzik programları yapıyorlardı. Bu arada, yayın alanımıza giren, Urfa, Mardin, Elazığ, Bitlis, Siirt illerine gidiyor, röportajlar yapıyor, programlarımızda bu röportajlara yer veriyorduk.

Örneğin. Mardin’in, Bitlis’in, Urfa’nın kurtuluş günlerinde özel programlar da yapıyorduk. Yine bu kentlerin, hayatta olmayan ünlü sanatçılarının ölüm yıldönümlerinde, anma programları gerçekleştiriyorduk. Yaptığımız çalışmalar sonucunda, TRT Diyarbakır Bölge Radyosu daha çok izlenir duruma gelmişti.

Açılışından bir iki yıl sonra, Ahmet Mortaş, rahmetli Selahattin Şentepe, Mehmet Gündüz adında üç prodüktör, Haber Müdürlüğü’ne muhabir olarak, Tunca Sevsay, Şengül Kılıç, Osman Özüvar, Aydın Akın ile isimlerini anımsayamadığım spiker arkadaşlar gelmişti.

Yapımcı kadromuzun artmasıyla, radyomuzca yapılan programların sayısı artmış, içerikleri zenginleşmişti. Bu arkadaşlarımızdan Ahmet Mortaş, 1974 yılında,  “Urfa’nın Kurtuluşu” özel programı ile Urfa’yla ilgili   diğer konularda röportajlar yapmak üzere bu kente gidiyor. Okumaya devam et

ÇANAKKALE

images[6]

18 Mart 1915 günü düşmün zırhlıları Türk topçusunun isabetli atışları ve döşenen mayınlara çarparak denizin dibini boylayınca beklenmedik bir hezimet yaşamışlar Boğaz’ı terk etmişlerdi. Sıra, 25 Nisan’da başlayan ve 8.5 ay süren kara savaşlarına gelmişti ki “Mustafa Kemal Mucizesi” devreye giriyordu.

            Karalıydı düşman. Gelibolu Yarımadası’nı çiğneyip geçerek, İstanbul’a gidecek Osmanlı’nın işini bitirecek ve Türk’ü geldiği yere sürecekti. Yüz binlerce talimli askerlerin yanı sıra artezyen kuyuları, deniz suyunu arıtma cihazları, sıra sıra mutak ocakları hatta binlerce fıçılık şarap stokları vardı. Tabii, ilk kez bir savaşta kullanılan silahları, uçakları ve denizaltıları da…

            Türk’ün ise yüksek morali, yurdunu ve ülkesini, namusunu koruma kararlılığı… Aylar boyunca doğru dürüst yemek yemedi, içmedi, hatta yıkanmadı. Er Tevfik savaş sona erip başka bir cephede görev almak üzere birliğiyle birlikte yola çıkınca şunları yazdı: “Neredeyse bir yıldır yıkanmamıştım. Hayrabolu’ya varınca arkadaşlarla hamama gidip bir güzel yıkandık. Sonra bol bol yoğurt yedik, süt içtik. Sonra da börek!..” Okumaya devam et

SAMİ KUMBASAR’IN BİTLİS ANILARI…

sami

FİAT’dan başka bir de Mercedes tanker var. Şoförü Sürmeneli Şeref Aydın. Uzun boylu yakışıklı bir delikanlı. Her geçişte uğruyorlar, vakitleri varsa büryan kebap yiyoruz.

Bu arada, gazino subaylığını da bana yüklediler. Gazino subayı ve bekar olduğum için, gazinoyu beklemek zorunda kalıyordum. Gazino subaylığı çok şaşaalı iş. Gazinoda yemek yiyenlere, oturanlara karışıyorsun, Askeriyenin bir de kadın berberi var. O da bize bağlı idi.

Şehirden gelen arkadaşlarımız, başka içkili gazino olmadığı için ancak bir subay refakatinde gelip, yiyip-içebiliyorlardı. Ayrıca Erkek Sanat Enstitüsü’nün ve Lisenin öğretmenleri vardı. Onların çoğu Bitlis’e bekar gelmiş. Askeri gazinoda onlara ucuz fiyata yemek yedirme imkanım oldu.

Bitlis, iki dağ arasında kurulmuş tarihi bir şehir. Kalesi var. Muayenehaneme gelenler, gazinoya gelenler derken burada çok güzel arkadaşlarla tanıştık. Bitlis’te geniş bir sosyal çevrem oldu.

Erzurum Belediye  Başkanlığı yapan Lütfü Yalım, 27 Mayıs ihtilalinden sonra, Sivas Hapishanesi’nde yatmış. Akrabam. Babamın halasının oğlu. Askere gelirken Ankara’da onunla vedalaşmaya gitmiştim. “Benim Bitlis’te hapishane arkadaşım arkadaşım var. İsmi Paşa Barut. Onunla görüş” dedi. Önce oğlu Yasin Barut’la tanıştım. O zaman inşaat işleri yapıyordu. Jandarmanın lojmanlarını yaparken tanıştık. Dostluğumuz hala sürüyor. Okumaya devam et

NASIL YAZMALI?..

erez

             Selçuk EREZ    

             ”Kalemim kara emayeli, ince altın dilimli bir Watterman’s. Bu mürekkepli kalemle yazarken, iyi dikilmiş bir elbise giymiş ve saçlarım ensemde kusursuz bir topuz oluşturarak toplanmış gibi hissederim. Mürekkebim siyah Watterman’s olmalı. Bir gezimde, sadece mavi beyazını bulabilmiştim. Birkaç hafta dayanabildim..”

            Tanınmış yazarlardan Mary Gordon, nasıl yazdığını böyle anlatıyor.

            Makale, öykü ya da ötesinde bir şey yazmak isterseniz ve bu kitabı bu amaçla satın alıp okumuşsanız, bu satırlar size ne öğretiyor?

            “Giyinmeye çabalıyorum. Köpekler merdivenin başında horlayıp duruyorlar. Bunlar kısa bacaklı, koca kafalı..  İskoç terye’leri; baktığımda eriyorum ve ‘ne isterseniz yaparım!’ diye düşünüyorum. Daktilom yandaki odadan ağlamaklı bir sesle beni çağırmaya koyuluyor. (…) Daktilomun güç nefes aldığını, inlediğini duyuyorum… Tek gelir kaynağım romanlarımdır.” Okumaya devam et

İTALYA’DAKİ TÜRK KÖYÜ

italya

Bülent ŞİŞMAN

Türkçe bilmiyorlar, Türkiye’yi görmemişler ama 323 yıldır Türk gibi yaşıyorlar

Italya’nın Moena Köyü’ne sığınan bir Yeniçeri oraya yerleşip, bir de kahraman olunca köyün adı ‘La Turchia’ diye anılmaya başlamış. Moenalıların en büyük isteği ise mehter takımını görmek.
          İtalya’daki Türk köyünden davet var.  İtalya’nın Manzori Dağları’nın eteğindeki ‘La Turchia’ adıyla da bilinen Moena Köyü, 323 yıldır hoşgörü örneği sergiliyor. Türkçe bilmeyen ama kendilerini Türk olarak tanıtan Moenalılar, Türkler’i bekliyor.

            Bu şaşırtıcı öykü tam 323 yıl önce başlar. 2. Viyana kuşatması sonrası bir Osmanlı askeri, İtalya’da küçük bir kasabaya sığınır. Ölmek üzere olan bu Yeniçeri askeri, köylüler tarafından tedavi edilir. İyileşince de köyden bir kızla evlenir. Kasaba halkının ‘Il Turco’ adını verdiği asker, o dönem dükalığın halktan istediği haksız vergilere karşı köyü ayaklandırır ve korur. Kendini ve Türk adetlerini bu yörenin insanlarına öyle sevdirir ki ölümünden sonra bile bu Türk gelenekleri yaşatılır. Okumaya devam et

TUZ GÖLÜ

erol

Erol DAĞLI

Güzel ülkemizin iki büyük gölünden biri olan Tuz Gölü’nü ziyaret etme fırsatım oldu. Arabayla Ankara’dan yola çıktıktan bir buçuk saat sonra Tuz Göl’üne  ulaşırsınız. Tuz Gölü İç Anadolu Bölgesi’nde Ankara, Konya ve Aksaray illerinin sınırının kesiştiği yerde yer alır.

            Kış döneminde daha sakin olan göl yazın özellikle turistlerin gelmesiyle daha hareketli bir yer haline gelir.

Bu gölün özü tuzdur. Yaz aylarındaysa gölün suyunun neredeyse  %90′ı kavurucu güneşin altında buharlaşır. Suların çekilmesiyle geriye kalan tuz, bembeyaz ölü bir çölden başka bir şey değildir. Tuz kristallerinin şiddetli beyazlığı ve parıltısı aldatıcı bir biçimde kar ve buz gibi görünür.

            Suyun bol olduğu ilkbahar aylarında gölün alanı 164-200 hektara ulaşır. Bu kadar büyük olmasına rağmen ülkemizin en sığ göllerinden biridir. Gölün derinliği bir çok yerde 0,5 m’yi dahi bulmaz.

            Öğrendiğim kadarıyla göldeki 3 tane yatağından yılda bir buçuk milyon ton yani Türkiye’nin toplam ihtiyacının %65’ine kadar tuz üretilir. Tuz Gölü İsrail’de bulunan Lut Gölü’nden sonra %32,9‘luk tuz oranıyla Dünyanın en tuzlu ikinci gölü olma özelliğine de sahiptir. Okumaya devam et

BİR NİSAN ŞAKA GÜNÜ

şaka

Her yılın 1 Nisan günü insanlar arasında

birbirlerine şaka yapma yarışı yaşanır. Kim kime

daha ilginç şaka yapacak, kim kimi daha çok şa-

şırtacak diye. Bir de kuralı vardır bu günün,  şaka

ile alınan ya da elde edilen şeyler iade edilmez. Başka toplumlarda da yaygın olan bu geleneğin geçmişine bir göz atacak olursak:

15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu İspan

yadaki Endülüs Müslümanlarının son kalesini ku-

şatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen,

kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir.

Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun ko-

mutanı değişik taktikler düşünmektedir. Okumaya devam et

ON YIL ÖNCE AHLAT GAZETESİ

EKİM  2003  SAYI  35

 bitlis platformu   BİTLİS NOSTALJİSİ

Geçtiğimiz günlerde Bitlisli değerli bir hemşehrimiz tarafından Ankara’da düzenlenen “Antikacılar Fuarı”nı geziyorduk. Alışılmadık bir kalabalık vardı. Her kesimden insan, buna özellikle yabancılar da dahil ommak üzere, herkes büyük bir ilgiyle eski dönemlerden kalan her türlü objeyi, büyük bir merakla inceliyordu.  O kadar çok ilgimizi çeken şey vardı ki, hangisine bakacağımızı şaşırmış vaziyetteydik. Bunları tek tek incelemeyle baş edemeyeceğimizi anlayınca, bilgi edinme kabilinden biraz yüzeysel gezme durumunu tercih etme zorunluluğunda kaldık ister istemez.

Bir ara, eski kitaplar satan bölümün önünde durduk. Eski yıllarda çıkan “Hayat Mecmuası”nın eski sayıları duruyordu önümüzde. Eski günleri çağrıştırır düşüncesiyle bir tanesine şöyle bir göz atalım dedik. Ne ilginçtir, elimize aldığımız sayının ekinde “Bitlis Fasikülü” vardı.  Gayri ihtiyarı olarak ağzımızdan “Aaaa  Bitlis” sesi çıkınca, uyanık satıcı hemen anladı Bitlisli olduğumuzu. O da bizim gibi sevinmeye başlamıştı. Sevinmesinin nedeninin Bitlisli bir müşteri buldum, bunu iyi bir fiyata satarım düşüncesinden kaynaklandığını anlamak çok zor değildi. Ayak üstü dergiyi bir güzel inceledik. Satıcı, sevincimizi ve çok ilgilendiğimizi görünce, ısrarla bunu bize armağan etmek istediğini söyledi. Tüm ısrarlarımıza rağmen para almadı ve bu dergiyi bize verdi. Teşekkür ederek ayrıldık. Okumaya devam et

TOPAL HOROZ…

horoz

50’li yılların başıydı, bir yaz sabahı annem Miyeser hanım, rutin aylık ekmek pişirme hazırlıklarını  “tandır evi” yerine bahçede yapıyordu. Bu kez tandır görevini bahçede hazırladığı büyük bir ocakta gerçekleştiriyordu. Böyle zamanlarda komşular, akrabalar birbirlerine yardımcı olurlardı, bir tür “imece” usulü geçerliydi. Bunun çetelesi hiç şaşmazdı, kim yardıma gelmişse ona borçlu kalınırdı. Sırası geldiğinde de yardıma gelenlerin yardım çağrısı yanıtsız kalmazdı.

Ekmek pişirme oturumlarında bir düzen vardı. Kim hamuru açacak, kim sacın üzerine yerleştirecek, kim diğer işleri yapacak gibi bir hiyerarşi vardı. Bu işler yapılırken de koyu bir sohbet mi desem, gıybet mi desem, dedikodu mu desem alır başını giderdi.

Hava güzel, ortam güzel, ekmekler sacda pişiyor, sonra toplanıyor, biraz havalandıktan sonra bir ay süreyle saklanacakları yerlere istif ediliyordu. Çaylar içiliyor, yemekler yeniliyor, Anadolu’nun fedakar, cefakar hanımları zorlu bir görevi yerine getiriyorlardı. Çocuklar ise yemyeşil ortamlarda, kimi zaman ağaçların gölgesinde, kimi zaman bahçe ve bostanlarda, gönüllerince oynuyor, zıplıyor, yaramazlıklar yapıyor, acıktıklarında ise annelerinin yanına gelip, taze pişmiş bazlamalardan, peynirli ekmeklerden birer parça kapıp oyunlarının başına dönüyorlardı. Okumaya devam et

ŞİİR DOSTLARI BULUŞMA NOKTASI…

gülHAYATTA BEN EN ÇOK BABAMI SEVDİM

Hayatta ben en çok babamı sevdim

Karaçalılar gibi yardanbitme bir çocuk

Çarpı bacaklarıyla ha düştü, ha düşecek

Nasıl koşarsa ardından bir devin,

O çapkın babamı ben öyle sevdim.

 

Bilemezdi ki oturduğumuz semti,

Geldi mi de gidici, hep, hepp acele işi

Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.

Atlastan bakardım nereye gitti,

Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

 

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,

40’ı geçerse ateş, çağ’rırlar İstanbul’a,

Bi helallaşmak ister elbet, diğ’mi oğluyla!

Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,

Ohh, dedim, göğsüne gömdüm burnumu. Okumaya devam et

SAĞLIĞINIZ ÖNEMLİDİR…

sağ

            İNSÜLİN DENGESİ

            Insülin dengesinin uzun sağlıklı bir yaşam için anahtar olduğunu bilmek çok önemli.

Vücudumuz için temel önemde bir hormon insülin ve yaşlanma hastalıkları olarak adlandırlan kalp hastalıkları, yüksek kolesterol, osteoporoz, kanser, obezite gibi hastalıkların kökeninde hep insülin direnci yatıyor. İnsülin direncini azaltarak 100 yaşına kadar yaşayabiliriz. Oysa doktorlar insülin  vücütta şeker düzeyini düşüren bir hormondur deyip geçiveriyorlar. Şeker düzeyini düşürme insülin’in tek işi değil. İnsulin hücre çoğalmasına da neden oluyor, hücre ne kadar çoğalırsa o kadar hızlı yaşlanıyor. Fazla insülin hücre çoğalmasını artırarak kansere, kalsiyumun damarlarda kireçlenme yapmasına, magnezyumun vücuttan atılmasına, Tiroid T4 hormonunun T3’e dönüşememesine, seks hormonlarının salgılanma-

masına da neden oluyor. Okumaya devam et

SİZDEN GELENLER…

gelen

Sayın Nalbantoğlu,

İlk defa tanıştığım Ahlat gazetesinden beni haberdar ettiğiniz için teşekkür ederim. Ayrıca 20 yıldır emek vermenizi saygı   duygularımla kutlarım.

Çok değerli başlıklar buldum. Magazinden ziyade bilgi ve deneyimlerin aktarılması  okuyanlar için ufuk açıcı diye düşünüyorum.
             Başarılarınızın devamını diliyorum.
Bu işlerin ne kadar meşakkatli olduğunu bildiğimden özveriniz için size güç ve kolaylık diliyorum.
             Saygılarımla,
             Müge GÜLSES

 

İlhami kardeşim,

            Şubat ayının son günlerine geldik. Güzel ve yararlı gazetemizi geldiğinde okumuş ve not almıştım. Fakat son derece yoğun günler  yaşadım bu ay içinde. Seni arayamadığım için üzgünüm. İlgin için, verimli bu çalışman için teşekkür ediyorum.

Selam, sevgi ve dostlukla.

            Remzi İNANÇ Okumaya devam et

VAN GÖLÜ DONDU

vangölü    Sabahın erken saatlerinde şiddetlenen kar yağışıyla yüzeyi karla kaplanan Van Gölü’nde kutupları aratmayacak görüntüler oluştu.

Sodalı suyu ile meşhur olan Van Gölü ’nün yüzeyi tamamen kalın kar tabakalarıyla kaplandı. Yaşanan ilginç manzaraya anlam veremeyen vatandaşlar, ilk defa böyle bir manzarayla karşılaştıklarını söylediler. Ayrıca, yoğun kar yağışı gölde görsel bir güzelliği de ortaya çıkardı. Van Gölü’nde ilk defa böyle bir manzaraya şahit olduğunu belirten vatandaşlar,  “Gölün yüzeyinde her yer karla kaplanmış durumda. Çok ilginç bir durum, merak ettik geldik gördük, şu an gördüğünüz gibi zaten Van Gölü’nün yüzeyi karla kaplanmış durumda. Gerçekten şu an çok ilginç bir durumla karşı karşıyayız. İlk kez hayatımızda böyle bir görüntüyle karşı karşıya geliyoruz.” dediler.