BAŞKENT’TE AHLAT KONFERANSI

ahlat   TÜRK BOYLARI KONFEDERASYONU’NUN DAVETİ ÜZERİNE VAKIF BAŞKANIMIZIN VERDİĞİ KONFERANSLA  AHLAT ANLATILDI.

Dünya’nın en büyük İslam mezarlığnı bünyesinde barındıran ve Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmek için sırada bekleyen Ahlat’ın  tarihi, turistik ve coğrafi özelliklerini anlatan bir konferansla Başkent’te izleyicilerin dudaklarını uçuklatacak bir Ahlat özel bir günü ve atmosferi yaşandı.

 1 Ekim 2014 günü saat 14.00’te Ankara Şehit Adem Yavuz Sokak 9/6 numaradaki “Türk Boyları Konfederasyonu”nun toplantı salonunda, Vakıf Başkanımız Sayın İlhami Nalbantoğlu’nun verdiği konferansta, Ahlat’ın müstesna tarihi eserleri ve muhteşem doğa güzelliği  izleyenleri büyüledi. Çok sayıda izleyicinin değişik sorularını Sayın Nalbantoğlu, Ahlat ile ilgili görsel materyallerle yanıtladı. Okumaya devam et

DURUM-Kasım 2014

ilhDeğerli Okuyucularımız,

Onur kaynağımız Cumhuriyetimizin 91. yılını coşkuyla kutladık. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün yüksek dehası ile kurulup bize emanet edilen Cumhuriyetimiz, bizi coğrafya- mızda yaşayan diğer uluslardan daha uygar, daha çağdaş ve daha ileri aşamalara taşıyan en değerli varlığımızdır. Bugün yakın çevremizde yaşanan olaylar, bu gerçeği görmeyen gözlere sokacak bir ibret tablosu gibi karşımızda duruyor. Bu bakımdan bazı değerlerin kıymeti bilinmeli, bu değerlere zarar verecek davranışlardan kaçınmalıyız.

 Ülkemiz Cumhuriyetle yönünü Batı’ya dönmüş, pek çok değerleri ile Avrupa’nın saygın ülkeleri arasında  yerini almıştır. Birçok alanda kimi Batılı ülkeyi geride bırakacak başarılara imzasını atmıştır.  Bu bakımdan  dünya döndükçe Cumhuriyetimizi kutlamaya ve tüm değerlerini koruyup geliştirmeye çaba göstermeliyiz. Bu duygularla Cumhuriyet Bayramınızı içtenlikle kutluyoruz.

Saygılarımızla…

VECİHİ TİMUROĞLU’NU BİTLİS NEDEN SEVDİ?

timuroğlu V  ecihi Timuroğlu, 60’lı yılların başında Bitlis Lisesi’nin Edebiyat dersi öğretmeni ve efsane Müdürü. Sert mizaçlı, otoriter, bilgili, becerikli, cesaretli, ilkeli, geleceğe yönelik umutları olan bir eğitim fedaisi. Yaşamının 60 yılı aşkın bir bölümünü eğitim için harcamış bir fedekar, bir cefakar.

Bu süre içerisinde karşılaşmadığı zorluk, önüne konulmadık engel kalmamış, tüm bu olumsuzluklara karşın yılmamış, inandığı yolda her türlü güçlüğe göğüs germe becerisi ve cesaretini göstermiş bir efsane.

“Vecihi Timuroğlu’na Saygı Günü” ilanını görünce heyecanlandım, telaşlandım, düşündüm. Çünkü bana da bir görev düşüyordu. Bundan tam tamına yarım yüzyılı aşkın bir süre önce bana eğitimin önemini aşılayan, aydınlanmanın yolunu gösteren değerli öğretmenimin bu onur gününe nasıl duyarsız kalabilirdim. Ondan aldığım formasyon böyle bir aymazlığı kabul edebilir miydi? Asla

Vecihi Timuroğlu, Bitlis Lisesi Müdürlüğünü yaptığı dönemlerde gelecekte bir “efsane” profili çizeceğine dair ipuçları veriyordu. Hal böyle olunca, O’nun için yapılması öngörülen bir saygı gününün içeriğinde “Bitlis” sayfasının bulunmaması efsanenin bir yanını eksik kılabilirdi. Bu eksik kalan kısım tamamlanmalıydı. Derhal gerekli önlemleri almaya başladım ve öncelikle önonu öğrencileri olan okul arkadaşlarımı arayıp bu taplantıya katılmaları için uyardım. Daha sonra organizasyonu gerçekleştiren kişi ve kuruluşlara ulaşmaya çalıştım. Ne yazık ki bu konuda başarılı olamadım. Çünkü ortada somut bir kişi ya da kuruluşun izini yakalama olanağı yoktu. Nereyi ve kimi aradımsa bir adım ilerleyemedim. Okumaya devam et

ÜNİVERSİTEMİZDEN HABERLER…

beü2014-2015 YILI AKADEMİK AÇILIŞ TÖRENİ

            Üniversitemiz tarafından 2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Akademik Açılış Töreni düzenlendi. 26 Eylül Cuma günü saat 14.00’te Rahva Yerleşkesi Merkez Konferans Salonu’ndaki törene çok sayıda kişi katıldı.

Rektör Prof. Dr. Mahmut Doğru, gerek fiziki ve idari yapısı gerekse öğrenci ve akademik kadrosuyla büyümekte olan Bitlis Eren Üniversitesi’nin Bilimin Yeni Güneşi olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini ifade etti.

            Üniversitenin geçtiğimiz eğitim öğretim döneminde önemli ulusal ve uluslararası birçok etkinliğe imza attığını belirten Rektör Prof. Dr. Mahmut Doğru, gelecek yıl yapılacak “Doğu ve Batıda Selçuklular Sempozyumu” ile dünyadaki birçok bilim insanının Bitlis’te bir araya geleceğini ifade etti.

Bitlis Valisi Orhan Öztürk; “ Yeni başlayan eğitim öğretim yılının güzellikler ve hayırlar getirmesini Cenabı Allah’tan niyaz ediyorum” dedi.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞININ 100. YILI SEMPOZYUMU BAŞLADI

            Üniversitemiz ve Türk Tarih Kurumu işbirliği ile düzenlenen “Uluslararası Birinci Dünya Savaşı’nın 100. Yılı Sempozyumu” 13 Ekim Pazartesi günü Rahva Yerleşkesi Merkez Konferans Salonu’nda başladı.

            Üniversite ve araştırma kurumlarının Birinci Dünya Savaşının 100. yıldönümünde bilimsel toplantılar düzenlediğini belirten Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan, 20. yüzyılda insanoğlunun sebep olduğu en büyük felaketlerden biri olan bu savaşın bilim insanları tarafından muhtelif yönleriyle ele alındığını vurguladı. Prof. Dr. Beyhan; “İlmi toplantıların amacı, tertip edildiği konu ve alanla ilgili yeni bilgiler üretmek, bilinen bilgilerde varsa yanlışları düzeltmek, yeni belgeler ve bulgular ışığında mevcut bilgileri genişletmek, alanla ilgili problemlerin çözümüne katkı sunmaktır. Bu çerçevede katılımcılarımızın birikimi ve perspektifleriyle bu sempozyumun amacına ulaşması için büyük bir katkı sağlayacaktır” dedi. Okumaya devam et

BİR DEVLET NE ZAMAN VE NASIL ÇÖKER?..

kanuniOsmanlı Devletine en parlak ve şaşaalı dönemi yaşatan büyük devlet adamı Kanuni Sultan Süleyman, doruğa çıkardığı devletin akibetini zaman zaman hayal edermiş. Günün birinde Osmanoğulları da düşüşe geçer de erimeye yüz tutar mı diye derin derin düşünürmüş.

Bu tür soruları çoğu zaman süt kardeşi ünlü bilgin Yahya Efendi’ye danıştığından bunu da sormaya karar verir. Güzel bir hat yazısıyla bu konuda yazmış olduğu mektubunu öngörüsüne inandığı Yahya Efendi’ye gönderir.

“Muhterem Kardeşim.

Sen ilahi sırlara vakıf bir ulemasın. Kerem eyle de bizi bu konuda aydınlat. Bir devlet hangi hal ve şeraitte çökme eğilimi içine girer? Bu durumda Osmanoğulları’nın durumu nasıl bir seyir takip eder? Bir gün olur da böyle bir sorun yaşar mıyız?”

Mektubu okuyan Yahya Efendi’nin yanıtı bir bakıma çok kısa, bir bakıma içinden çıkılamaz bir anlam ifade eder.

“Nemelazım be Sultanım!..” Okumaya devam et

VAN DEPREMİNİN YARALARI SARILAMADI

untitledVan depreminin üzerinden üç yıl geçti ancak depremin yarattığı tahribat ve travma hala silinemedi. Üç yıl aradan sonra konteynırda yaşam savaşı veren 40’ı aşkın ailenin dramı devam ederken hasarlı binalar ve kaldırılamayan enkaz Vanlılara her gün bir kabusu yaşatıyor.

            Tahirpaşa konteynır kentte yaşam savaşı veren halk, 3 yıldır kaldıkları konteynır kentten na zaman başlarını sokacak bir kalıcı  konuta ne zaman kavuşacaklarının umudu ve hayali ile günlerini geçirmekten artık umutlarını kestiklerini dile getirmektedirler.

ANADOLU’NUN KAPISI TÜRKİYE’NİN TAPUSU:AHLAT

ilhaİlhami NALBANTOĞLU

Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Başkanı

 Tarihçiler tarafından “Oğuz Taifesi Şehri” diye adlandırılan ve Ortaçağ Türk İslam dünyasının en önemli kültür ve sanat merkezlerinden biri olan Ahlat, bu özelliğinden dolayı “”Kubbe-tül İslam adı ile de anılmıştır.

Bugün ise geçmişteki bu parlak döneminden dolayı Türkiye’nin “Tapu Senedi” olarak tanımlanan Ahlat, dünü günümüze bağlayan bir köprü görevi görmektedir.

Ahlat, Doğu Anadolu’da Van Gölü’nün kuzeybatı kıyısında Bitlis İli’ne bağlı 25.000 nüfuslu tarihi bir kenttir. Yüzölçümü 1044 km. karedir. Eski adı Hilat olan Ahlat’ın  eski kent merkezi, 4,5 km. eninde, 11 km. boyunda, yaklaşık 49,5 km. karelik bir alan üzerinde kurulmuş 9 mahalleden oluşmaktadır.

Roma, Med, Pers, Bizans gibi devletlerin hakimiyetinin yaşandığı, İslamiyet’in doğuşunu takip eden yıllarda bu dini yaymak için at koşturan Müslümanların fethetmek için kan döktüğü Ahlat, 1071 yılında büyük kumandan Alparslan’ın Bizanslıları bozguna uğratmasıyla, Türklerin Anadolu’yu yurt edinmelerinde çok önemli rol oynamıştır.

Alparslan, Anadolu kapılarını Türklere açarken savaşa Ahlat’ta hazırlanmış, Bizans kuvvetleri ile ilk çarpışmalar Ahlat’ın kuzey sırtlarındaki  Sütey Yaylası mevkiinde başlamıştır. Büyük kumandan Alparslan, burada Cuma namazını kılmış, atının kuyruğunu bağlanmış, ordusunun moral ve motivasyonunun sağladığı etkili konuşmasını yapıp düşman üzerine yürümüştür.

Türklerin Anadolu’ya ilk geldikleri yıllardan itibaren sürekli yurt edindikleri bu merkezde Roma ve Bizans dönemleri de dahil olmak üzere her dönemden kalma değişik tarihi kalıntılara rastlanmaktadır. Bu kalıntılardan en önemlileri kuşkusuz Müslüman Türklere ait olanlarıdır. Ahlat’ta değişik zamanlarda üç ayrı kale inşa edilmiştir. Birinci ve ikinci kalelerin kalıntıları dururken, üçüncü ve sonuncu kale, bütün ihtişamıyla günümüze dek ayakta kalmayı başarmıştır. Van Gölü’nün hemen kıyısında yapılmış olan bu kalenin  yapımına Kanuni Sultan Süleyman zamanında başlanmış olup II. Selim zamanında bitirilmiştir.(1568) Kalenin yapımında büyük sanatkar Mimar Sinan ve Zal Paşa’nın görevlendirildikleri belirtilmektedir. Kale, iç ve dış kale olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Kalenin içinde İskender Paşa ve Kadı Mahmut adlarında iki büyük cami vardır. İskender Paşa Camii (1564-1565) yıllarında, Kadı Mahmut Camii ise (1584-1597)  yılları arasında tamamen Osmanlı mimarisi tarzında inşa edilmişlerdir. Okumaya devam et

MİLLİ PARKLAR VE AHLAT

mezartaşıMilli parklar, bünyelerinde milyonlarca canlıyı barındıran doğayı, tarihten bize miras kalan değerli hazineleri, gölleri, nehirleri, ormanları, endemik bitkileri koruyan, gelecek kuşaklara taşıyan alanlar olarak tanımlanırlar. Var olan bu değerleri korumanın yanında insanların dinlenmesine, bilgilenmesine, doğa ile baş başa zaman geçirmelerine olanak sağlamaları açısından özenle korunmaları gereken yerlerdir.

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de “Milli Park” olarak ayrılmış  40 özel alan  bulunmaktadır. Bunların her birinin kendine has karakteristik özellikleri vardır.

Milli Park olarak ilan edilmenin kendine özgü koşulları vardır. Bu koşulları taşıyan alanlar, ilgili yürütme organının önerisi üzerine hükümetlerin çıkaracağı Bakanlar Kurulu Kararı ile uygulamaya koyulurlar.

Ahlat, dünyanın en büyük İslam Mezarlığını bünyesinde barındırması, alanının büyük bir bölümünü sınırları içinde bulunduran  volkanik Nemrut Dağı ve Krater Gölleri ile “Milli Park” statüsünü taşımayı hak etmiş müstesna bir doğa parçası olmasına karşın bu payeye bir türlü erişememenin acısını yüreğinde taşımaktadır.Bunun için gerekli olduğu varsayılan siyasi iradeyi de bir türlü arkasında bulamamanın sıkıntısını çekmekte olup,  uzun yıllar daha  çekeceği gözlenmektedir.

2000’li yılların ilk yarısında önemli bir fırsat yakalanmış olmasına karşın, yarı cahil kimi kamu görevlileri yüzünden sonuç alınamadı. Okumaya devam et

İZMİT’TE AHLAT DERNEĞİ

90’lı yılların başında Ahlat Kültür Vakfı’nın kuruluşunu gerçekleşkirince yurdun her yanında yaşıyan Ahlatlı hemşehrilerimizi bir heyecan dalgası sardı. Bu yerlerden birisi de İzmit’ti. İzmit’te yaşayan Ahlatlı hemşehrilerimiz ısrarla Vakfın İzmit Şubesini kurmamız için yoğun bir istekte bulunuyorlardı. Böylesine bir isteği göz ardı edemezdik. Önerilerini kabul edip, İzmit’te bir şube açmak için harekete geçtik.

            Büyük ber katılım ve coşkulu bir ortamda açılışı gerçekleştirdik. Sadece İzmit değil. Çevre illerde yaşayan hemşerilerimiz de büyük bir ilgi ile o muhteşem günü bizimle paylaştılar. Sevinçten havalara uçuyorduk. Ne var ki bir anlaşmazlık sonucu biz görevi devrettik. Görevi devralanların aymazlık ve sorumsuzları nedeniyle bu sürecin yasal boyutu tamamlanamadı ve bu girişim hayal kırıklığı ile sonuçlandı.

            Aradan yıllar geçti, bir gün e-postamıza bir mesaj düştü, “İzmit Ahlat Kültür ve Dayanışma Derneği kuruldu” diye. Geçmiş günleri anımsadık, heyecanımız yeniden alevlendi. Ve düşündük ki o gün yarıda bıraktığımız görevi tamamlamanın zamanı gelmiştir.

            İletişim kurmamız halinde bu Derneğin yaşaması için üzerimize düşen görevi yapmalıyız.


2071

mümtaz                                       Hüseyin MÜMTAZ

Ağustos geldi, hoş geldi..

            Ama bu sene “bir hoş” geldi.

            Büyük şehirlerin, büyük caddelerindeki, büyük tabelalarda, büyük bir 2071 rakamı. Altında da “hedefimiz bir, tarihimiz bir” yazısı.

            26 Ağustos 1071’in, 943’üncü yıldönümü imiş..

            Öyledir..

            Malazgirt’in…

            Bazı tarihçiler Türklerin Anadolu’ya 1071’de girdiğini söylerler..

            Bazıları ise Türklerin 1071’den önce de Anadolu’nun bazı kesimlerinde zaten bulunmakta olduklarını, hâtta Anadolu’nun “otokton” halklarından olduklarını ileri sürerler; Kumanlar, Uzlar, Peçenekler..

            Kumanlar, Uzlar ve Peçenekler’in en büyük yanlışları, Müslüman olmadan önce de Anadolu’da bulunuyor olmaları..

            Yok sayılırlar.

            Malazgirt hakkında da rivayet muhteliftir.

            Çoğunluk hedefin Anadolu olduğunu söylerken İlber Ortaylı; “Çünkü biz 1071’de bir muharebe yaptık ve niyetimiz de buraya girmek değil, Suriye’ye inmekti” der. Okumaya devam et

ATATÜRK’ÜN BİTLİS MEKTUPLARI

kadınOn Yıl Önce Ahlat Gazetesi

MART  2004  SAYI  41

ATATÜRK’ÜN BİTLİS MEKTUPLARI

Üç kıtaya hükmeden koca Osmanlı  tarihe gömülünce yüce Türk Ulusu, topraklarını paylaşma hesapları yapan aç gözlere karşı ilahi bir güçle olsa gerek, dünya tarihinde bir eşine daha rastlanmayan büyük bir ölüm-kalım mücadelesiyle ulu önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün liderliğinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurabilme başarısını göstermiştir. Bu üstün başarı öyle sıradan geçiştirilebilecek bir başarı değildir kuşkusuz. Bu başarının mimarı yüce ATATÜRK her türlü olasılık hesaplarını en ince detaylarına kadar çok iyi inceleyerek bu üstün başarıyı yakalamıştır. Bu başarının pek çok detaylarından birisi de yurdun her köşesindeki etkin, saygın, ağırlığı olan, nüfuzlu kişilere yazmış olduğu mektuplarla tesis ettiği üstün vasıflı diyaloğun önemi yadsınamaz.

ATATÜRK, dönemin etkin kişilerine mektuplar yazarak başlatmış olduğu ulusal kurtuluş hareketine destek istemiştir. Bu kişiler arasında Bitlis’ten de önemli şahsiyetler bulunmaktadır. Bunlardan sadece bir tekini sizlere anlatmaya çalışacağız. Bu kişi, Küfrevi Ailesi mensubu Şeyh Abdülbaki Efendidir.

ATATÜRK, Abdülbaki Efendiye on civarında mektup yazmıştır. Bunlardan sekiz tanesinin orijinalleri mevcuttur. Bu sekiz mektuptan beşinin örnekleri aşağıda gösterilmiştir. Ancak burada üzerinde durmak istediğimiz bir hususa değinmeden geçemeyeceğiz.

ATATÜRK, mektuplarında inanılmaz bir nezaket, üslup ve zarif bir ifade tarzı kullanmıştır, bunu mektupları okuduğunuzda siz de göreceksiniz.

Mektuplar günümüz Türkçesine yakın bir tercümeyle aynen şöyle;

                                       27 Ağustos 1917

Küfrevi Şeyhi Abdülbaki Efendi Hazretlerine.

Muhterem Efendim;

3 Ağustos 1917 tarihli mektubunuzu üç gün sonra Halep’te aldım. Arzunuzun yerine getirilmesini istediğime inanabilirsiniz.

 Mektubunuzu İstanbul’da almadığım için üzgünüm. Yaverim aracılığı ile Sadrazam Paşa Hazretlerine gönderilen mektubunuzun daha o zaman takdim edilmiş olduğunu adı geçen kişiden öğrendim. Her halde isteğinizin bir an önce yerine getirileceğini ümit ederim. Size ve arkadaşlarınıza selamlarımı takdim ederim. Efendim.

Yedinci Ordu Kumandanı Mirliva Mustafa KEMAL Okumaya devam et

MUSTAFA YILDIRIM’IN BİTLİS ANILARI

myV
 
BİTLİS MİLLETVEKİLLERİ

Bitlis’in üç milletvekili vardı. Biri, bütün ülkede tanınan saygın bir kişiydi. Bitlis’e çok az gelmesine rağmen İlin  büyük ve önemli sorunlarını takip ederdi. Diğeri yargıçlıktan gelmişti ve devleti iyi tanıyordu. Bitlis’e sık sık gelir, her işe koşar, gücü ölçüsünde herkese yardımcı olurdu.

Üçüncü milletvekilinin eğitimi yoktu, ama şeyh olduğundan belirli bir çevrede etkinliği vardı. Hatta Ankara’da bazı yüksek dereceli memurların müridi olduğunu iddia ederdi. 12 Eylül’den önce Meclis’in renkli simalarından biriydi. Berberde geç kaldığı için oylamaya yetişemediği ve bir hükümetin güvenoyu alamayarak düşmesine neden olduğuna dair bir hikaye anlatılırdı. Cana yakın, herkesle diyalog kurabilen bir kişiliği vardı.

Ancak devamlı iş takibi yapar, bazen olmayacak taleplerde bulunurdu. Emniyet Müdürlüğü trafik bölge müdürüyle de yıldızı barışmamıştı. “Beni takip ediyor, arabama kasıtlı ceza yazıyor.” Diyerek ısrarla müdürün görevden alınmasını istiyordu. “Arabayı siz mi kullanıyordunuz? Milletvekillerine polis ceza yazamaz. En azından ceza yazarken arabada mıydınız?” diye sorduğumda net bir yanıt veremedi. Ben de rahatsızlığın nedenini İl Emniyet Müdürüne incelettim. Milletvekilinin yirmi yaşlarındaki oğlunun babasına güvenerek alkollü ve hızlı araba kullandığını, birkaç kez uyarılmasına rağmen aldırmadığını ve sonunda ceza yazıldığını öğrendim. Şeyh olan milletvekili de bunu kabul edemiyordu. Okumaya devam et

TAPU’DA

c.ilhanCelal İLHAN

Tahsin Bey, görmüş geçirmişlerdendi. Kendine pek güvenir, devlet dairelerinde torpilsiz, rüşvetsiz iş yaptıramıyoruz diyenleri küçümser, ‘’Helâya gitmek için bile torpil arıyorsunuz, yazık size!’’, diye alay ederdi öyleleriyle. Hele o, rüşveti nasıl verdiğinin inceliklerini anlatanlar yok mu onlardan tiksinirdi düpedüz. Yok, nüfus kâğıdın arasına sokmuşmuş, yok evrakların altına sürmüşmüş, yok çaktırmadan memurun cebine kaydırıvermişmiş. Arkadaşlarının, rüşvet vermeyi, övünülecek bir şeymiş gibi ballandırarak anlatmalarına içerleyen Tahsin Bey’in, ‘’Topunuzun Allah belanızı versin’’ diye celallenip oyunmasasını terk ettiği bile olurdu.                   

*

Tapu çalışanı Tekmile Hanım, müdürün odasından yel gibi çıkıp, ‘‘Tahsin Bey, bu imza ile işiniz tamamıyla bitmiştir. Gayrimenkulünüzün sahibisiniz. Karayollarından alacağınız kamulaştırma bedeli kısa süre sonra hesabınıza yatırılacaktır’’, deyince, kulaklarına inanamadı. Kızın gözünde evlat sıcaklığını, görevini yapmışinsanların mutluluğunu görmüştü,’’BAŞARDIIM!…BAŞARDIIM!’’, diye çınlayan, çığlığı doldurdu tapu dairesini.

Beyimiz, sonuna dek kurulmuş yay gibi gergindi. Öyle bir boşandı ki altı aylık taze memur Tekmile Hanımı, sarılıp öpmemek için kendini zor frenledi.

Büyük salonu dolduran çalışanların biraz utanarak, biraz da gururlanarak kıs kıs gülmeleri keyfini bozamamıştı Tahsin Bey’in.

Şimdi biraz geriye dönelimdilerseniz.

*

Belki bir gün para eder, çoluk çocuğun işine yarar diye ince hesaplar yapan Tahsin Bey, köyünde, dayı tarafından‘intikal’eden tarlaları üstüne geçirtmek istiyordu. Ayrıca o tarlaların içinden karayolu geçmişti. İşlem tamamlandıktan sonra o kamulaştırma parasını da alacaktı. Öteki hak sahipleri, dayı tarafı parayı almış, miras yemenin keyfinden, ballandırarak söz etmişlerdi.

Tahsin Bey, veraset-i intikal işinin, böylesi netameli bir kovalamaca olduğunu bilse yine de o işe girişir miydi bilinmez.

Doğduğu yer, oturduğu kente çok uzak sayılmazdı ya yine de git-gel, 500 kilometreyi buluyordu.

İşe, büyüklü küçüklü sayıları dördü bulan kardeşlerinin vekâletini almakla başladı.

Aile çevresi ‘’Bu işi senden başkası beceremez’’, diyor başka şey demiyordu. Kucağında büyüdüğü ablası, ‘’küçükten beri yumuşculdur, her işe koşar, beceriklidir benim kardeşim’’, diye ince tellerine dokunmuş, onu yuryumuşak etmişti.

Evet, yapardı, hepsinden de iyi yapardı, buna kuşku yoktu.

İlk hedef tapu dairesiydi. Kapısını çalmadan içeri dalıp başvurmasıyla şaşırıp kalması bir oldu Tahsin Bey’in.

Tabu dairesi;onun çocukluğunu yaşadığı köyün arazisi içinde, dahası, yarısı da kendi tarlalarının üstünde değil miydi?

Burnunun direği sızladı. Gelmeyeli ne denli zaman geçmişti de her şey olup bitmişti, anlamakta zorlandı. Bunun nasıl olduğunu öğrenmesi için kent belediyesine başvurması gerektiğini söylediler ona. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak diye buna derlerdi her halde. Yüz yıllık dede mülkü, ekip / biçip karınlarını doyurdukları tarla, ailenin haberi olmadan,ellerinden uçup gitmişe benziyordu.

Bu yetmiyormuş gibi, veraset-i intikal işinin anasının son soluğunu verdiği yerde yani, Ankara’da yapılması gerektiğini öğrenince başından kaynar sular döküldü. O zaman neden gelmişti 250 km. yol teperek? Tapu müdürüyle bu sorunun yanıtını öğrenmek için tanıştırıldı.

Genç müdür, onu iyi karşıladı, çay eşliğinde sabırla, saygıyla mevzuat beyin öyle buyurduğu sayılıp döküldü.

Müdüre, ‘’Şimdi ben 250 km. yolu bir daha mı tepeceğim bu kışta kıyamette!’’ diye sorarken çok üzüntülü görünüyordu Tahsin Bey. Genç müdür, ‘’SanmamBeyefendi, bu iş birle ikiyle zor biter, hele bir de sabırsızlanır, telaşlanırsanız tahmin edilenden de uzun sürebilir’’, dedi.

PARA PUL DÜŞKÜNLÜĞÜ…

paraPUL DÜŞKÜNLÜĞÜNDEN KURTULMANIN YOLLARI

Parayla mutluluk satın alınamaz, ancak paranın satın alabileceği şeylere daha az önem vererek ruh sağlığımıza katkıda bulunabiliriz. Bu konuda yapılan en uzun erimli araştırma paraya ve mala daha az önem vermenin kişiyi çok daha hoşnuk kıldığını ortaya koyuyor ve bu mutlu sona ulaşmanın yollarına işaret ediyor.

Birbirleriyle bağlantılı dört deneyde maddecilik konusundaki değişikliklerin kişinin mutluluğunu nasıl etkilediği bilim insanları tarafından araştırıldı.

ABD ve İzlanda’dan erişkinlerin katıldığı ilk üç deneyde altı ay, 2 yıl ve 12 yıllık süre içinde deneklerin paraya pula verdikleri değerde meydana gelen doğal değişiklikler gözlendi. Tüm bu evrelerin sonunda para ve mal edinmeye daha az odaklanmanın, kişilerin sevinç ve mutluluk düzeylerinde bir artışa yol açtığı gözlendi.

Maddeci insanların değiştirilmeye çalışıldığı ve bu konuda deneklerin gelişigüzel seçildiği ilk denetimli araştırma niteliğindeki dördüncü araştırma kapsamında, neyse ki, maddeci tavrın istenirse değiştirilebileceğine tanık olundu. Okumaya devam et

HAFIZ VE BEŞAR ESAD

ero                      HAFIZ VE BEŞAR ESAD

   ORTA DOĞU’YA BAKIŞ

Erol DAĞLI

6 Ekim 1930 yılında Suriye’nin Laskiye bölgesinde bulunan Kardaha şehrinde dünyaya geldi. Nusayri bir aileden geliyor. Rıfat ve Cemil adında iki kardeşi daha var.

Baba Esad 1955 yılında Humus’ta bulunan askeri akademiyi pilot subay olarak bitirdi. Havacılık eğitimini geliştirebilmesi için 1958 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (Rusya’ya) gönderildi. Eğitimini alıp Suriye’ye döndüğünde Hava Kuvvetlerinde bulunan bir filonun başına komutan olarak getirildi. Yalnız 1961 yılında Suriye’nin o zamanlar Birleşik Arap Cumhuriyet’inden çekilmesine karşı olduğu için Suriye Hava Kuvvetlerinden ihraç edilip görevine son verildi. O yıllarda Baas partisinin askeri kanadında önemli görevler üstlendi.

1963 yılında gerçekleştirilen darbe girişiminde de Baba Esad önemli rol oynamıştır. 1965 yılında yolları tekrar Hava Kuvvetlerinde kesişmiştir. Baba Esad Hava Kuvvetleri komutanlığına getirilmiştir. Ürdün’deki iç savaşa müdahalenin ardından Baba Esad 13 Kasım 1970’te bir askeri darbe ile iktidarı ele geçirmiştir. Mart 1971’de yapılan halk oylamasında devlet başkanlığına gelmiştir. Baba Esad 1970-2000 yılları arasında Suriye devlet başkanlığı görevini yapmıştır.

Baas Partisi

Partinin genel sekreterliğini de üstlenen Baba Esad ileri yıllarda yaptığı hamlelerin sonucunda Arap dünyasının içinde bulunan Suriye’yi yalnızlıktan kurtarıp saygın bir hale getirmiştir. Bunu Arap ülkeleriyle ilişkilerini geliştirerek yapmıştır. Buna rağmen Irak’ta bulunan Baas partisinin yönetimi ile sürekli çatışma halinde olmuştur. Mısır’ın 1973 Ekim ayında İsrail’e savaş açmasında Suriye devlet başkanı olan Baba Esad Mısır’ın yanında yer almasına rağmen sonraki yıllarda Mısır ile izlenecek politika arasında görüş ayrılığı çıkmıştır. Okumaya devam et

ŞİİR DOSTLARI BULUŞMA NOKTASI…

şiir      BEN SANA MECBURUM…

Ben sana mecburum bilemezsin

Adını mıh gibi aklımda tutuyorum

Büyüdükçe büyüyor gözlerin

Ben sana mecburum bilemezsin

İçimi seninle ısıtıyorum.

 

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor

Bu şehir o eski İstanbul mudur

Karanlıkta bulutlar parçalanıyor

Sokak lambaları birden yanıyor

Kaldırımlarda yağmur kokusu

Ben sana mecburum sen yoksun

                            Atilla İLHAN Okumaya devam et

SAĞLIĞINIZ ÖNEMLİDİR…

sağKALIN BARSAK KANSERİ

 Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı istatistiklere göre, kalın barsak kanseri ya da başka bir deyişle kolon kanserinin kadında ikinci, erkekte üçüncü sıklıkla rastlanan kanser tipi olduğu belirtilmiştir.. Bu kanser tipi akciğer ve meme kanserlerinden sonra üçüncü sırada yer almaktadır.

Kolon kanserinin gelişmesinde polip denilen ve barsağın iç yüzeyini örten tabakadan gelişen ve barsak içine doğru büyüyen kabartı ve şişlik şeklindeki oluşumdan meydana gelmektedir. Tüm kolon kanserlerinin bir polip zemininde başladığı konusunda bilimsel araştırmalarda bir görüş birliği mevcuttur. Zaman içinde polibi oluşturan hücrelerin değişmeleri sonucunda kanser ortaya çıkmaktadır. Önceleri polip içinde sınırlı kalan kanser hücreleri zaman içinde çoğalarak tümör kitlesini oluşturur. Okumaya devam et

SİZDEN GELENLER…

gelen

Günaydın Üstadım;

Nasılsın :) 167. sayı da çok güzel olmuş. Emeği geçenlerin emeğine, beynine sağlık…

Vahit Abi’de aşk hikayesi bitmez :)

Sevgi ve saygımla.

                              Doç. Dr. Zülfikar SAYIN

        Sayın Nalbantoglu,

Ahlat ile ilgili yazınızı buyuk bir ilgi ile okudum. Okuduğum kaynaklara gore Selçukluların Anadoluya ilk girişi de Ahlat‘tan ve yıl 1023, yani 9 yıl sonra ecdadin Anadoluya girisinin 1000′inci yıl dönümü olacak. Buna göre Turkiye’nin ve tüm Türk dünyasının 9 yıl sonra görkemli bir biçimde kutlaması gerekir. Ahlat’ın alınışından tam 10 yıl sonra yani 1033’te Erzurum ve Erzincan alınır. Ahlat’a girişten 49 yıl sonra da Malazgirt savaşı olur ve Malazgirt savası artık son ve kesin noktadır ve beş günlük bir savaştır. Ahlat gerçekten Turkiye’nin tapusudur. 1023’ü kutlamak icin ciddi çalışmaların yapılması şarttır.

Selamlarımla.
               Prof.Dr.Ahmet MERMUT

           Avrupa Toprak Iliml. Konfd. Bşk.

 İlhami Bey,

Teşekkürlerimi sunarım. Sayenizde insan-

larımızın cehl_i mürekkebi biraz sulandırılmış oldu.

            Durumu gözlediniz. Fazla söze gerek yok.

Arada söze  fazlaca karıştım sizden özür diliyorum, sebebi konuyla ilgili heyecanımdır.   Sağ olun var olun. Ahlat diye bir yer olduğunu öğrettiniz. Atalarınızın (mızın ) ruhları şad olmuştur.

                                           Nazan SEZGİN

 Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.
Nitekim birimiz hayal olup gitti bile. Geçmişten bir hayali gündeme taşıdığın için teşekkürler. Masadaki benim çanta ama nerede çektirdiğimizi hatırlayama dım.Ankara olabilir mi?Selam ve sevgilerle aziz ve vefalı dostum.

                 Av.Tahsin Yaşar ÖZTÜRK

İlhami Bey,

Valiniz Orhan  Öztürk Bey, benim hemşerimdir.

İyi bayramlar dilerim.

                                               Ali KILCI

 İlhami abi.

Teşekkürler
Bayramınızı da en iyi dileklerimle kutluyorum.
                              Geylani KOCA
 

Değerli Büyüğüm,

Ahlat Gazetesi 167. Sayıyı sayenizde okudum. Şahsınızda emeği geçenleri tebrik ediyorum.

               Mustafa AYDINALP

NAFİ KANSU ÖDÜLLERİ

ışıkNAFİ ATUF KANSU EĞİTBİLİM ÖZENDİRME ÖDÜLÜNÜ KAZANANLAR BELLİ OLDU

Ödül, bu yıl Zeki Sarıhan’ın “Milli Mücadelede Maarif Ordusu” ve Doç. Dr. Ömer Adıgüzel’in “Eğitimde Yaratıcı Drama” adlı kitapları ile Dr. Hasan Özcan’ın eğitbilim konusundaki tezine verildi

Ödüller, 7 Kasım’da yapılacak törenle sahiplerine verilecek.       

Cumhuriyetin kuruluş döneminde ulusal eğitime büyük emek vermiş Nafi Atuf Kansu adına torunları tarafından ilk kez bu yıl konulan eğitbilim özendirme ödülünü kazananlar belli oldu. Ödül, Zeki Sarıhan’ın “Milli Mücadelede Maarif Ordusu” ve Doç. Dr. Ömer Adıgüzel’in “Eğitimde Yaratıcı Drama” adlı kitapları ile Dr. Hasan Özcan’ın eğitbilim konusundaki tezine verildi.

Niyazi Altunya, Prof. Dr. Erdoğan Başar, Prof. Dr. Mustafa Ergün, Metin Atuf Kansu (aile adına) ve Prof. Dr. Sedat Sever’den oluşan Nafi Atuf Kansu Eğitbilim Özendirme Ödülü Seçici Kurulu, 27 Eylül’de yaptığı toplantıda, ödül için başvuru yapan toplam 12 yapıtın değerlendirmesini yaptı.

“Doktora tezleri” alanında ödülü, Dr. Hasan Özcan “Fen Bilgisi Öğretmen Adaylarının Fen İçeriği ile İlişkilendirilmiş Bilimin Doğası Konusundaki Pedagojik Alan Bilgilerinin Gelişimi” adlı tezi ile kazandı. Okumaya devam et