AHLAT BAŞKA BAHARA!..

             UNESCO DÜNYA KÜLTÜR MİRASI LİSTESİNE İKİ  YER ALINDI

  unesc  

AHLAT SIRADA BEKLERKEN BERGAMA VE CUMALIKIZIK LİSTEYE  GİRMENİN

  COŞKUSUNU YAŞIYOR…

Dünya Kültür Mirası Komitesi’nin geçtiğimiz günlerde Katar’ın başkenti Doha’da gerçekleştirdiği 38. Dönem Toplantısı’nda Türkiye’den Bergama ve Cumalıkızık’ın aday dosyalarının asıl listeye alınması kabul edildi. Uzun yıllardır bu listeye girmesi beklenen Ahlat, bu kez de şansını kaptırmış oldu. Ahlat’ın bu şansını ne zaman yakalacağı merak konusu oldu.

Konuya bir başka açıdan bakılacak olursa, acaba Ahlat’ın bu listeye alınabilmesi için gerekli altyapı koşulları uygun mudur değil midir?  Ahlat olarak bizlere düşen görevleri yerine getirmeden böyle bir istekte bulunmak ne kadar etiktir? Okumaya devam et

DURUM -Temmuz 2014

ilhami    

           Değerli Okuyucularımız,

           Ulus olarak,  bilimde, teknolojide, sanatta, edebiyatta uluslararası bir başarıya atılmış bir imzayamız bir elin parmak  sayısını geçmeyecek düzeydedir. Böylesine bir farkla gerilerde kalmamıza karşın, bazı şeyleri yozlaştırmakta, nitelikleştirmekte, sulandırmak

ta, değersizleştirmekte, ayağa düşürmekte elimize kimse su dökemez.

            Alanında önemli başarılara imza atan, ünü ülke sınırlarını aşan, hatırı sayılır bir bağış ve yardımda bulunan kişilere “Plaket” denilen teşekkür objesinin  seçkin ortam ve toplulukların huzurunda verilmesi bir dünya geleneğidir.

            “Piknik’te Plaket” vermek  gibi bir yaklaşım tam bize has, arabesk bir alt kültür göstergesidir. Körler ile sağırlar, birbirini ağırlar misali, hak edene de etmeyene de ulu orta yerlerde plaket  vermekle insanlar yücel-

 tilmiyor… Hele bazı asalaklar asla!..

            İnsanların laflarına değil, yaptıklarına bakmak gerek, eğer bu bilinmiyorsa söylenecek başka şeye gerek yok, sözümüz anlayana…

            Saygılarımızla…

KADİM DOST

melen                               Prof. Dr. Mithat MELEN

Ankara’da havanın kapalı olduğu sıkıntılı bir kasım akşamı, Avrupa üzerinde savaş rüzgârları esmekte, genç Cumhuriyet kalkınma, büyüme ve gelişme çabaları içinde hedefe doğru ilerlemektedir. Mustafa Kemal hem mahalle hem de okuldan arkadaşı Nuri Conker ile Çankaya’da konuşmak-tadır. Nuri Conker, ölene kadar Atatürk’ün kadim dostu kalmış, albaylıktan emekli ve paşalık dahil hiçbir mevkii kabul etmemiş gerçek sırdaş ve dosttur. Mustafa Kemal, hasta olduğunu ve artık sonunun geldiğini de sanki hissetmektedir. Kadim dost Nuri Conker, arkadaşının devlet meseleleri, kişisel sıkıntılar ve hastalığı ile bocaladığını sezer. Biraz konuları dağıtmak ve havayı değiştirmek ister. Konuşma İstanbul’a ve gençliklerine kadar gelir. İstanbul özleminden ve arada sırada uğradıkları Tünel’deki Apostol’un yerinden bahsederler. Gençliklerinde Harbiye ve sonra Akademi’deki günleri anarlar. Sık sık Tünel’e gidip kafa çektikleri, hatta paraları olmadığı zaman hesaba yazdırdıklarından söz ederler. Arada da birlikte piste fırlayıp Rumeli havaları eşliğinde zeybek oynamak akıllarına gelir. Neşelenirler. Söz doğal olarak hanımlara gelmiştir. Cumhurbaşkanı keyiflenmiştir. Hastalığını da unutmuştur sanki. Nuri Conker’in aklına parlak bir fikir gelir, der ki: “İster misin Mustafa, atlayıp trene gizlice İstanbul’a gidelim, önce Boğaz’da gezeriz, sonra ver elini Beyoğlu, Apostol’a uğrarız… Kimse görmeden döner geliriz.” Mustafa Kemal çok sevinir. “Nasıl yaparız” der. Nuri Conker kararını vermiştir. Her şeyi ayarlar. İstiklal Savaşı’nda orduya cesaret veren Conk Bayırı’nın alınmasının mimarı bu kahraman asker için İstanbul operasyonu, çocuk oyuncağıdır. Okumaya devam et

ÜNİVERSİTEMİZDEN HABERLER…

beüÇEVRECİ ŞEHİRLER SEMİNERİ

Üniversitemiz Genç Tema ve Ekoloji Kulübü Öğrenci Topluluğu ve Bitlis Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü işbirliğinde “Çevreci Şehirler” konulu seminer düzenlendi. Dünya Çevre Günü kapsamında 4 Haziran Çarşamba günü Hüsrevpaşa Yerleşkesi Konferans Salonunda yapılan etkinliğe çok sayıda kişi katıldı.

            Birleşmiş Milletler Örgütü’nün 1972 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de 133 ülkenin katılımı ile düzenlediği zirvede 5 Haziran tarihinin “Dünya Çevre Günü” olarak kutlanmasının kabul edildiğini belirten Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü Çevre Mühendisi Bilal Topaç, o tarihten itibaren Dünya Çevre Günü’nün, çevre sorunlarına kamuoyunun dikkatini çekmek, halkın katılımını geliştirmek ve politik ilgiyi artırmak üzere dünya genelinde çeşitli etkinliklerle kutlandığını söyledi.

NİKE HALI SAHA TURNUVASI SONA ERDİ

            Üniversitemiz ve Nike işbirliğinde düzenlenen Halı Saha Turnuvası sona erdi. 12-30 Mayıs tarihleri arasında yapılan ve 32 takımın mücadele ettiği turnuvada “T” takımı birinci, “H” takımı ikinci ve “K” takımı üçüncü oldu.

            Düzenlenen törenle ödüllerini alan takımlardan birinci olan takım Van’da düzenlenecek olan Bölge Müsabakalarına katılarak Üniversitemizi temsil edecek. Okumaya devam et

AB’NİN İZİNDE MİYİZ?..

adbProf.Dr.Necdet ADABAĞ

8 Kasım 2006’da gerçekleşen Avrupa Konseyi toplantısı ve gene aynı tarihte Roma’da toplanan Türk-İtalyan Forumu nedeniyle İtalyan La Repubblica (Cumhuriyet) gazetesi bir anket yapmak istemiş ve “Türkiye AB’ye Girsin mi?” sorusunu sormuş. “Hayır”ların yanında “insan hakları” “din”, “dış politika”; “Evet”lerin yanında “Türkiye AB’ye girsin, sonra demokratik sürecini tamamlar” alt başlıkları yer almaktaydı. SMS numaralarını vrmiş ve anket sonuçlarını daha sonra yayımlayacağını söylemişti. Ben şu anda anket sonuçlarının ne olduğunu bilmiyorum ama halk oyuna başvurmanın artık moda ve kamuoyunun da ne denli etkili olduğunu ve siyasacıları nasıl yönlendirdiğini biliyorum. Son zamanlarda Fransa meclis kararında kamuoyunun yoğun bir baskısının olduğunu düşünüyorum. AB meclisleri ya da iktidarları kamuoyunu görmezden gelemezler. Gerçekte onu görmezden getirmeyen de kamuoyunun kendisidir. Yaratmış olduğu demokratik kitle örgütleri, sendikalar, üniversiteleriyle. Biz bunun ne olduğunu bilmediğimiz için ya da kamuoyuna kulağımızı tıkadığımız için AB’de de işlememiz gerektiğini düşünmüyor ve salt siyasacılarla sorunlarımızı çözmeyi bekliyoruz. Bana göre yanlışın büyüğü burada. Bugün, yukarıda sözünü ettiğim, Fransız meclisindeki kararda bir avuç Ermeni topluluğun baskısı bu denli önemliyken biz gene Fransa’daki topluluğumuzu örgütleyemediğimiz ve demokratik haklarının ne olduğunu gösteremediğimiz için Ermenilerin gerisinde kalmış bulunuyoruz. Her yerde her zaman AB’de üç dört milyonu aşan yurttaşımızın olduğunu söyler dururuz ve nicelik yoğunluğuyla övünürüz ama nitelik düzeyine bakmayız. Burada da onu yaptık ve alınan karardan sonra gene “olan oldu, bundan sonrasına bakalım” dedik; dedik ama bundan sonrasına da bakmayacağımız kesin. Okumaya devam et

ANKARADA ERCİŞ GECESİ

ercGeçtiğimiz günlerde Başkent Ankara’da, uzun yıllardır faaliyet gösteren Ercişleler Birlik ve Dayanışma Derneği’nin organize ettiği bir gece dayanışma gecesi gerçekleştirildi.

            6 Haziran 2014 tarihinde saat 20.00’de Ankara Rixsos Otel’de son dönemde hemen hemen her yıl yapılarak geleneksel hale gelen “Erciş Gecesi” gerçekleştirildi ve çok sayıda davetli katılarak hasret giderildi.

            Geceye özel olarak İstanbul’dan gelen Ercişli ünlü halk ozanı Ahmet Poyrazoğlu renk kattı. Gecede ayrıca Erciş’in yetiştirdiği bir başka ünlü ressam Mustafa Göral’ın bir tablosu açık artırmaya konularak geliri Erciş Derneği’ne bırakılmak üzere satışa sunuldu.

VAN’IN USAİN BOLT’U: SAMİ KOÇ

samiVan depreminde evleri yıkılan  ve ailesiyle

İstanbul’un  Tuzla ilçesine göç eden 11 yaşındaki Sami Koç, çivili koşu ayakkabısı olmadan, antrenman yapmadan girdiği yarışlarda birinci oldu. Kendi yaş grubundakileri katıldığı 60 metre koşularında önce Tuzla, ardından Anadolu Yakası birincisi seçilen Koç, ardından İstanbul’un en hızlısı olarak rekor kırdı. İleride Olimpiyat madalyaları olan Jamaikalı kısa mesafe koşucu Usain bolt gibi olmak istediğini belirterek, “Türkiye’yi atletizmde en iyi şekilde temsil etmek istiyorum” dedi.

            Sami Koç, “Usain Bolt gibi olmak istiyorum. Bunun için çalışacağım ve mücadele edeceğim. İleride belki de altletizimde ülkemi iyi şekilde tanıtır ve temsil ederim.” dedi. Okumaya devam et

ESER BEY’E MEKTUPLAR-V

esSevgili Eser,

Bu sana hitaben yazdığımız 5. ve son mektubumuz olacak.  Çünkü, bu seriye başlarken sen  ailemizin ilk ve tek torunumuzdun. Oysa şimdi  aradan çok yıllar geçti ve  senden sonra Ayşe Beliz, onun ardından Hatice Beren aramıza katıldılar, şimdi de henüz cinsiyeti dahi belirlenmemiş olan bir ferdimiz daha ailemize katılmak üzere yola çıkmış durumda. Bu senin kardeşin olacak. Adını  bildiğimiz kadarıyla sen,  erkek olursa Emir, kız olursa Ece olarak belirlemişsin. Hangisi olursa olsun, tıpkı senin  ve diğer torunlarımızın olduğu gibi onun da başımızın üstünde yeri olduğunu belirtmek isteriz. Size gösterdiğimiz ilgi ve sevgi duygularımızı ona da göstereceğimizden  en ufak bir kuşkunun olmamasını dileriz. Bu yüzden bundan sonraki mektuplarımız hepinizi muhatap olarak alacak şekilde kaleme alınacak.  Çünkü siz, ailemizin ikinci kuşak  mensupları olarak, bizim ve  ailemiz için çok önemlisiniz ve ne yapacaksak sizin bilginiz dahilinde ve sizin istediğin doğrultuda yapmaktan başka bir düşünceye sahip olmadığımızın bilinmesini istediz.

Bundan sonraki mektupların  başlığını  senin de onayını alarak  “Yeni Kuşağa Mektuplar” veya “Geleceğimize Mektuplar” olarak koymayı düşündük, bunun dışında senin belirleyeceğin başka bir isim  koymak da mümkün olabilir. Bu mektuplar hepinizi kasayacağı için doğal olarak daha detaylı ve hacimli olacak,  kuşkusuz birbirinizle olan ilişkilerinizi de içerecek. Okumaya devam et

ÜÇÜNCÜ SATIR, İSTİKLAL MARŞI

mümtazHüseyin MÜMTAZ

“Elinde beyaz peşkir bağlı değneği sallayarak karargâhından çıkıp Yunan birliğine teslim olan 17′inci Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa’nın serpuşu yere düştü.. Tokadı patlatan Yunan yüzbaşı o başlığı tekmeledi.. Ali Nadir Paşa maiyetindeki subayların önünde başını yere eğerken böylece Dahiliye Nazırı Ali Kemal Bey’in şifresine elifi elifine uymuş oluyordu.. O şifrede ‘’İşgâl güçlerine asla karşı konulmayacak..’ deniyordu”.. diye yazmış Selahattin Duman, 2 Kasım 2005’de gazetedeki köşesinde.

Ali Nadir “Paşa” yahut “Albay” Reşat Çiğiltepe olmak arasında kıl kadar ince, gözle görülmeyen bir çizgi vardır. Tarih ikisini de yazar.

Bunu da Cüneyt Arcayürek yazıyor; (7 Haziran 2014)

“(Yıllar önce) Siverek’te o sırada henüz adı pek bilinmeyen PKK’lı gençlerle kahvede buluştuk.

Nedir sorun ve istekler diye sordum…

            Yanıt şuydu.

            ‘Bak ağabey, bizim mümbit topraklarımız, yeraltı zenginliğimiz, yılda bölgeye yeterli olacak petrol üreten rafinerimiz var. Mersin’e indik mi denize de çıkmış olacağız ve bir de bayrağımızı diktik mi bu topraklara, tamamdır’. “

“Bayrak dikmek..”

Bayrağı dikmek için daha önce aynı direkte çekili bulunan bayrağı indirmek gerekir. Bayrağı “pat” diye Mersin’e de dikemezsin, meselâ Diyarbakır’dan başlarsın.. Okumaya devam et

GÖRAL SANAT MERKEZİ

untitledErcişli değerli hemşehrimiz Ressam Mustafa Göral, Ankara’da kendi adını taşıyan bir Sanat Merkezi açtı. Çok işlevli bu merkez de, kimi zaman yeni çalışmalarını, kimi zaman değerli koleksiyonundan eserler, kimi zaman ise meslektaşlarının eserlerinin sergilenmesi sağlanacak.

            Bunların dışında gerek kendi eserlerinin gerekse meslektaşlarının eserlerinin röprodüksiyon çalışmaları ile sanat camiasına hizmet sunulacak bu sanat merkezinde.

            Mustafa Göral, bir eğitim gönüllüsü, ancak yıllarca  keşfedilmemiş yeteneğinin bir tesadüf eseri ortaya çıkmasıyla elde ettiği başarıyla ülke sınırlarını zorlamış, Ülkemizi uluslar arası düzeyde temsil etme başarısını göstermiş bir sanatçı olarak gönüllerde taht kurmuştur.

            Mustafa Göral, gerek yakın çevresine, gerekse eğitim camiasına yapmış olduğu maddi ve manevi katkılarla da adından sözettirmekte ve Erciş’in yetiştirdiği bir marka isim olarak memleketine sağladığı katma değer ile ayrıcalıklı bir yer işgal etmektedir. Başarı dileklerimizle…

ŞİRİN SU

ilh    İLHAMİ NALBANTOĞLU

Geçtiğimiz günlerden birinde gecenin ilerleyen saatlerinde televizyonun başında ilginç bir proğram bulurum diye kanallar arasında gezinirken birden önüme bir Ahlat görüntüsü çıktı, genç bir televizyoncu Ahlat’taki bir evin bahçesinden Ahlat yemeklerini anlatıyordu. Dikkat kesildim, izlemeye başladım. Ahlat taşından yapılmış bir evin bahçesiydi, yeşillikler içinde bir verandanın altına irili-ufaklı, çoluk-çocuk, konu-komşu, televizyoncunun esprili ve canlı anlatımını izliyorlardı. Aralarında bir de yaşlıca sayılabilecek, giyimi-kuşamı düzgün, saçı sakalı özenli bir bey de vardı. Bu beyi gözüm ısırıyordu, ancak bir türlü hatırlayamıyordum. Bahçe’nin bir köşesinde tandır vardı, tandırda fetir ekmeği ve inci kefali pişiren bir bayan vardı. Bayan, yörenin kuralları gereği yüzünü leçek adı verilen beyaz bir tülbentle kapatmıştı. Böyle olunca doğal olarak televizyoncunun sorularını yanıtlayamıyordu. Onun yerine yemek tariflerini bu bey vermeye çalışıyordu, ancak bu alanda çok bilgili olmadığı belli oluyordu. Bir Ahlat yemeğinin yapımını anlatırken konuşmasının bir yerinde tatlı su yerine “şirin su” sözcüğünü kullandı, bu sözcük sihirli bir biçimde beni can evimden vurdu. Şirin su, ne kadar güzel bir tanımlama, güzel Türkçemizin  ne kadar sade, duru, özgün bir dil olduğu gerçeği ile yüzleştim. Bu bey’in bu güzel Türkçesi nedeniyle kendisine karşı bir sevgi doğdu içimde. Yanında olsaydım da yanaklarını öpseydim diye içimden geçirdim. Okumaya devam et

MUSTAFA YILDIRIM’IN BİTLİS ANILARI

myMustafa Yıldırım, 1945 yılında Artvin’de doğdu. İlk ve orta öğreniminden sonra 1967 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakütlesi’nde mezun oldu.

Ülkenin pek çok yerinde Kaymakamlık görevinde bulundu. 1986 yılında Bitlis Valiliğine atandı. 1987 yılında Bitlis Eğitim ve Tanıtma Vakfı’nın kurulması için büyük çaba harcadı ve Kurucu Başkan olarak görev yaptı.

Mustafa Yıldırım, 1988 yılında Bitlis’ten ayrıldıktan sonra çeşitli illerde Valilik görevi yaptı.

Aradan geçen bunca zamana karşın günümüze değin, Bitlisliler ve BETAV ile ilişkilerini sıkı bir biçimde sürdürdü. 24 Şubat 2003 tarihinde Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçildi, 1 Şubat 2010 tarihinde emekliye ayrıldı.

Mustafa Yıldırım, emekliliğinin ardından kamu yönetiminde geçirmiş olduğu uzun süreyi kapsayan anı, yorum, görüş, deneyim ve ilginç olayların yer aldığı  “Okyanusu Yüzerek Geçmek” adlı kitabını  Nisan 2012 tarihi itibariyle yayımladı.

Bu kitapta doğal olarak Bitlis anılarına geniş bir yer ayırdı. Bitlis açısından önem taşıyan bu anı demetini sizlerin de ilginizi çeker diye sunuyoruz. Okumaya devam et

KÖKÜ BİTLİS DALLARI TÜRKİYEYİ SARAN ÇINAR:CEMİL ÖZGÜR

recep[2]Recep ACAY                       geçen sayıdan devam…

Yıllarca vergi rekoru kıran Bitlis’ın göz bebeği  saygıdeğer işadamı Cemil Özgür’le yaptığımız röportaja kaldığımız yerden devam etmeden önce kısa bir hatırlatma yapalım.

Ülkemizin önemli iş adamlarından Bitlis’li  Sayın Cemil Özgür, Diyarbakır 6. Piyade Alayı’ında, 80 kişilik koğuşta 43 gün yattıktan sonra, Kolorduya naklediliyor. Lice’li arkadaşı Mehmet’le burada çalışmaya başlıyor. Kolordunun bütün işlerini öğleye kadar bitiriyor, kalan zamanı ise boşa geçiriyorlar.

Cemil Özgür, arkadaşı Mehmet’e “Birgün birimiz, birgün öbürümüz gelsek acaba olmaz mı? diyor. Arkadaşı Mehmet “Kabul etmezler.” diyor. Bunun üzerine 2-3 ay daha ayni şekilde çalışmaya devam ediyorlar. Cemil Özgür, kafasına koyduğu durumu Komutanı’na söylemek için Mehmet’i de yanına alarak Karargah Komutanı’na gidip durumu anlatıyor.

Komutan, bunların yüzüne bir süre  bakıyor. Başını üç-dört kez salladıktan sonra, ellerini dudakları üzerinde  gezdiryor, başını tekrar sallayarak, “Sizi hastaneye göndereyim.” diyor.

Cemil Bey ve arkadaşı, “Efendim vallahi bişeyimiz yok” deseler de, “Yok yok göndereyim, siz burada ne yapıyorsunuz?” -Efendim vatani görevimizi yapıyoruz. “Vatani görev yapılırken bir gün geleyim, bir gün gelmeyeyim diye pazarlık olur mu, ben sizi hastaneye göndereyim, hasta olmazsanız böyle bir teklifle gelir misiniz, hiç böyle bir emsal var mı, hadi bakalım işinizin başına marş, marş.”

Tam burada, Ahlat Gazetesi’nin 163. sayısında yazımızı tamamlamıştık. Okumaya devam et

TÜRK KAHVESİ

ero                                       Erol DAĞLI

Toplumumuzda Türk kahvesi çok içilen içeceklerden biridir. Gün içerisinde ben de bir-iki tane Türk kahvesi içenlerdenim.

Atalarımız ne güzel söylemiş değil mi? “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var” diye. “Bize yapılan küçük bir iyiliği asla unutmamalıyız”, anlamına geldiğini hepimiz biliriz. Bu kırk yıl da sürse.
            Türk kahvesi, Türkler tarafından bulunan kahve hazırlama ve pişirme metodunun adıdır. Kendine has tadı, köpüğü, kokusu, sunuluş biçimiyle özgün bir kimliği ve geleneği vardır.

Dünyanın en eski kahve pişirme yöntemidir. Kahve falı ile geleceği anlatmak için kullanılan tek kahve türüdür.

Türk kahvesi, özel taş değirmenlerde adeta un inceliğinde öğütülür. Telvesi ile ikram edilen tek kahve türüdür. Sağlıklıdır çünkü fincanın dibinde biriken telvesi içilmez. Sıklıkla içildiği halde, miktar olarak fazla olmadığından şişkinlik yapmaz. Diğer kahve türlerine göre bir içimde daha az kafein içerir.
            Kahve, çok değer verilen kişilere sunulur. Sunulan kahve ile yeni dostluklar kurulur, dargınlar barışır, büyük antlaşmalar, kahve ile pekiştirilir. Saygı ifadesi olduğu için de küçükler büyüklerin yanında kahve içmez. Okumaya devam et

ON YIL ÖNCE AHLAT GAZETESİ

inan                               KASIM  2003  SAYI  36

KAMRAN İNAN: BİTLİS’İN HAKKINI VERDİĞİMİ SÖYLEYEMEM

Ahlat’ta yapmıyor, bilmem Güroymak’ta yapmıyor, Mutki’de hiç yapmıyor. Yapması lazım. O toprağın yetiştirdiği, hem de çok fakir insanlar üzerinde ve büyük ölçüde de BETAV’ın katkılarıyla yetişmiş insanlardır. Bunu geliştiremedik, onu da üzülerek söyleyeyim. Ama Ankara’da oturur Bitlis için gözyaşı döker. Bu bir şey yapmaz. Gidip orada hizmet vermek lazım. Diyeceksiniz ki bunu başkaları için söylüyorsunuz siz kendiniz yaptınız mı? Tam yaptığımı söyleyemem, seçmenlerimin hakkını verdiğimi söyleyemem. Sebeplerini de söyledim. Dünyada devletin kavgasını vermek ve bir de Ankara bürokrasisini hükümet olarak, bakan olarak aşamadık. Bir duvar gibi o yörelere hizmet ve yatırım gitmesini engelliyor.

AKSAV: Efendim bir BETAV kurucu üyesi olarak geleceğe ait Sivil Toplum Kuruluşları tarafından yapılmasını ümit ettiğiniz bir aktivite var mı?

İNAN: Türkiye’de sevindirici bir olay; Sivil Toplum Kuruluşları gelişiyor. Yalnız bunun % 80’i siyasi maksatlarla gelişiyor, % 20’si ancak mütevazi bir şekilde, hiç gösterişe kaçmadan, kendisini hizmete, memlekete, yatırıma ve memleket evlatlarının yetişmesine veriyor. BETAV bunlardan birisidir. Hiç reklama gitmeden, siyasete kapılmalad bu hizmeti veriyor. Binaenaleyh bu alanda daha almamız gereken önemli bir mesafe var. Şimdi işte dernekler kuruldu. Ahlat’ı Geliştirme Derneği, bilmem ne derneği. Bunlar güzel şeyler. Okumaya devam et

AHLAT VE ÇANAKKALE

latif

BİN SENELİK VE 2000 KİLOMETRELİK ZAMAN TÜNELİTÜRKİYE’NİN İKİ UCUNDA İKİ ŞEHİTLİK AHLAT VE ÇANAKKALE

Latif BOLAT

Hani vardır ya, “ölmeden önce mutlaka görülmesi gereken 100 yer” türünden listeler; bugün bahsedeceğimiz iki yer, her Türk vatandaşı için görülmesi şart iki muhteşem yurt köşesi.

Aslında bu yerlerin doğal güzellikleri değil bu şartı getiren. Aralarındaki 2000 kilometrelik uzaklığa rağmen, Türkiye’nin iki ucunu sımsıkı birleştiren ve Anadolu’daki Türk varlığının bin yıllık hikayesini anlatıp yaşatan iki mütevazi vatan toprağı bu yerler.

“AHHH-LAT, VAN GÖLÜNÜN LACİVERT SULARINA BAKAR”

Hikayemizin Doğu’daki kahramanı, Van gölünün sodalı lacivert sularının kıyısında dizi dizi Selçuklu mezarlarıyla Ahlat’tır.Gerçekten de daha ilk gördüğünüzde size derinden bir “Ahhh” çektiren bir ıssız şehitliktir burası.

Türk’lerin Anadolu’ya girişlerinin en önemli kapısıydı bu topraklar. Tam bin sene önce, Bizans İmparatorluğunun ihtişamlı ordularını, Orta Asyanın savaş taktikleri ile perişan eden Selçuklular tam da buralardan başlamıştı Anadolu’yu Türk yurdu yapmaya. Sadece 34 kilometre uzaktaki Malazgirt’in o meşhur 1071 savaşı ve onu takip eden yüzlerce irili ufaklıçatışmaların acı hatıralarını taşır Ahlat’taki bu yalnız mezarlar. Okumaya devam et

ŞİİR DOSTLARI BULUŞMA NOKTASI

gülMogadişu’da şehit düşen Türk Sat Komandosu Sadettin Doğan’a…

 CAN OĞLUM, CANIM OĞLUM DOĞAN

Mogadişu Mogadişu ah Mogadişu

Mogadişu’da öttü Afrika baykuşu

 

Can oğlum canım oğlum Doğan

Sana ne iftiralar attılar

Seni ordudan kaçırttılar

Mogadişu’ya güvenlikçi yaptılar

Senin de anneni ağlattılar

Kanını yaban ellere sattılar

Afrika’nın kara paralarını senin kanınla yıkadılar

 

Can oğlum canım oğlum Doğan

Beyaz bahriyeli SAT komandom benim

Beyaz ne çok yakışırdı sana

Tüm beyazları buladılar kızıl kana

Nazım’ı andım duyduğum anda

Memleketine hasret gitmişti senin gibi o da

Seni Ordu’yu darbeye  

Onu Bahriye’yi isyana teşvikle suçladılar Okumaya devam et

SİZDEN GELENLER…

sizdenSevgili İlhami Aziz Dostum..

Merhaba nasılsın eşin kızların ve torunların iyiler mi? Umarım herkes iyidir.. Ben de şimdilik iyiyim. Her ay gazeteni mutlaka okurum. Konuları ve mekanları iyi  biliyorum ama galiba akranlarım veya beraberce vakit geçirmiş olduğum değerli Ahlat’lı dostlarım kalmadı gibi.

Eee ben de 73 yaşına geldim. 15 gün önce akciğerimden üçüncü defa ameliyat oldum evde dinleniyorum. Yakında onkoloji uzmanıma gideceğim ve yeni tedavi uygulamasına başlayacağım…Turgut Sevimli hocanın muhterem eşi vefat etmiş Allah’tan rahmet dilerim ailesine başsağlığı dileklerimi iletirim. Bu vesileyle tüm Ahlat’lı dost ve hemşehrilerime selam sevgi ve saygılarımı sunarım.. Hoşça kal.

                            Dr.Kemal SÜZER Okumaya devam et

SAĞLIĞINIZ ÖNEMLİDİR

sağ

KENDİ DOKTORUMUZ OLMALIYIZ…                               

Beş kuruş ödemeden her an, her yerde yararlanabileceğimiz bir ilaç var. Hiçbir yan etkisi olmadan bu ilaç her türlü hastalığa iyi geliyor. Adı beyin… Bilim insanları beynimizi kullanarak kendimizi iyileştirebileceğimizi söylüyorlar.

*İYİLEŞECEĞİMİZE İNANMALIYIZ…

İçinde yalnızca şeker olan bir hap veya tuzlu sudan oluşan bir enjeksiyon bizi tedavi edebilir. Bunun için tedavinin tedavinin bizi iyi edeceğine inanmamız yeterli. Depresyondan Parkinson’a, eklem romatizmasından çok sayıda hastalığın tedavisinde bu iyimser yaklaşımın etkisinin gerçek olduğu anlaşılmış bulunuyor. Bu ölçülebilir değişikliklerin düzeyi hastanın inanç düzeyine gore değişiyor. Üstelik bazı ilaçların bu iyimser etkiyi güçlendirdiği de söyleniyor. Ne var ki hasta bu ilaçları kullandığının farkında olmadığı için ilaçlar yarar sağlamıyor. Okumaya devam et

I.AHMET TURAN KAZGÖL ŞİİR YARIŞMASI

kazgöl

Ahlat’ın yetiştirdiği önemli şair Ahmet Turan Kazgöl adını yaşatmak için her yıl tekrarlanmak üzere başlatılan şiir yarışması sonuçlandı. Bu yarışmada Ahlatı en iyi biçimde anlatan şiirlerden  üç kişiden oluşan  jüri tarafından şeçilen ilk iki şiir belli oldu. Üçüncülüğe değer eser bulunamadı.

1.Ahlat Şehrengizi-İbrahim ŞAŞMA

2.Sureti Ahlatlı Olanların Şiiri-Güven AYBER

Bu yarışmada dereceye giren şiirler ile şairlerinin özgeçmişleri Ahlat Gazetesi’nin Ağustos 2014 sayısında değerli okuyucularımızla paylaşılacak,  dereceye giren yarışmacıların ödülleri ile Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı’nın “Teşekkür Plaketi” adreslerine gönderilecektir.

            Bu yarışmaya katılmak amacıyla şiir gönderen tüm okuyucularımıza teşekkürlerimizi sunuyoruz