|
Bitlis Eğitim ve Tanıtma Vakfı internet sitesi
|
|
Bitlis’in 4 olan milletvekili sayısı, Bitlisli hemşehrimiz Tekin BİNGÖL’ün Ankara’dan milletvekili seçilmesi ile bir anlamda 5 milletvekiline çıkmış oldu. Bu...
|
|
Bu yıl 8 Ağustos’ta Bitlis’te gene coşkulu anlar yaşanacak. Kurtuluş kutlamaları geçmiş yıllara göre daha yoğun kutlanacak. Ayrıca Bitlis Eğitim...
|
|
Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet SEZER, 12 Temmuz 2007 tarihinde kutlanan Türk Dil Kurumu’nun 75. kuruluş yıldönümü töreninde yapmış olduğu...
Yorumlar (1) | 26 Ağustos 2007
|
|
1987 yılının haziran ayının birinci günü Bitlis postanesi’nden yüzlerce mektup postaya verildi. Türkiye’nin her yöresine dağılmış Bitlisli ama mesleklerinde temayüz etmiş insanların adresleri vardı bu mektupların üzerinde. Bitlis Valiliği’nin 1.6.1987 tarihli ve 150 sayılı yazısında özetle şöyle deniliyordu. “İlimizin eğitim sorunlarının çözümüne katkıda bulunmak ve Bitlis’imizi tanıtmak amacıyla BİTLİS EĞİTİM VE TANITMA VAKFI’nın kurulmasına karar verilmiştir. Kuruluş çalışmalarını tamamlamak, değerli görüşlerinizden yararlanmak, mümkünse zatialinizi de kurucu olarak almak üzere aşağıda belirtilen yer ve tarihte bir toplantı düzenlenmiştir. Teşriflerinizi rica ederim.
Tarihin 18 haziranı, saatin 18.00’i işaret ettiği bu yazıda mekan olarak ta, Başkent’in en prestijli mekanlarından olan “Bulvar Palas” gösteriliyordu ve yazının altında Bitlis Valisi Mustafa YILDIRIM imzası vardı. Belirtilen tarih ve saatte Bulvar Palas’ta Bitlisliler bir araya geliyorlardı. Başkent tarihinde ilk kez her kesimden Bitlis insanını bu denli büyük bir organizasyonla yemekli bir toplantıya davet edilmişti. Mekanın standardın üstünde seçilmiş olması daveti cazip kılıyordu. Seçkin ve üst düzeyli bir katılım gerçekleşmişti. Bulvar Palas’ın ağırlıklı olarak parlamenterleri ağırlamaya alışık beyaz örtülü geniş salonları bu kez Bitlis insanını ağırlıyordu. Aramızda ilk kez Bulvar Palas Oteli atmosferini teneffüs edenlerimiz de yok değildi. Bu mekanın tercih edilmesi geleceğe yönelik hedefler konusunda güvence veriyordu. Başlangıcından itibaren olaya bir ciddiyet kazandırma arzusu hissediliyordu. Bulvar Palas’ın elit mönüsü’nün ardından amaç ve hedefleri belirleyen konuşmalara geçilmişti. Her kesimden Bitlisli hemşehrilerimiz fikirlerini açıklıyorlardı. Onca konuşmanın ardından iki muhalif ses yükselmişti. Demokratik teamüller gereği muhalefetin de olabileceği varsayımı ile pek önemsenmedi iki hemşehrimizin umut vermeyen konuşmaları. Zira çoğunluk umutlu, heyecanlı ve arzuluydu. O gün, orada, olaya umutsuz bakan o iki hemşehrimiz aradan geçen yirmi yıla ve BETAV’ın elde ettiği bu başarıya karşın düşüncelerinden asla taviz vermediler, hala umutsuz tavırlarını sürdürmeye devan edegelmektedirler. Konuşmaların ardından ortak bir fikir platformu oluşmuştu. “Böyle durup bakmakla hiçbir şey olmaz, bir araya gelmeli, elbirliği içine girilmeli, bunun sonucunda bazı başarılar elde edilmelidir.” Bunun da ancak bir sivil toplum kuruluşu ile başarılabileceği hususunun altı çizildi. Toplantı büyük bir görüş birliği ve konsensüsle sonuçlanmıştı. Hemen hazırlıklara başlandı. Bu girişimin lokomotifliğini yapabilecek küçük bir kadro oluşturuldu. Bunun dışında girişimin teorisyenleri ve taktisyenleri de vardı. Değerli hemşehrimiz Sayın Nazmi HAŞEMOĞLU, çalışma ofisini bu hizmet için tahsis etmiş, personelini görevlendirmişti. Rahmetli hemşehrimiz Sayın Cemil HASPOLAT, girişimin hem lokomotifliğini hem de teorisyenliğini üstlenmişti. Değerli Hemşehrimiz Sayın İrfan CENKÇİ, girişimin Türkiye genelindeki koordinatörlüğünü yürütüyordu. Yedi kişiden oluşan bir “Müteşebbis Heyet” oluşturulmuştu. Bu Heyet girişimin tüm yasal prosedürünü yerine getiriyordu. Tüm bunların ardında ise Bitlis Valisi Sayın Mustafa YILDIRIM, Sayın Cemil ÖZGÜR, o dönem Bitlis Milletvekili Sayın Faik TARIMCIOĞLU girişimin destekleyicileri, taktisyenleri konumunda bulunuyorlardı. Hazırlıklar büyük bir hızla ve titizlikle aşama aşama gerçekleştiriliyordu. 12 günlük bir süre içerisinde hazırlıklar son aşamaya gelmiş ve 1 temmuz 1987 tarihi itibariyle konuya ilgi duyan Bitlisli hemşehrilerimize bir yazı gönderilmişti. Yazıda özetle şöyle söyleniyordu: Değerli Hemşehrimiz, Bitlis Valisi Sayın Mustafa YILDIRIM’ın önderliğinde BİTLİS EĞİTİM VE TANITMA VAKFI adı altında bir vakfın kurulması kararlaştırılmıştır. Bu vakıf, özellikle; 1.Bitlis İli sınırları içerisinde lise ve dengi okullarda okuyan Bitlisli öğrencilerin üniversite sınavlarını kazanacak şekilde yetiştirilmelerini, 2.Kabiliyetli fakat muhtaç durumdaki gençlerimizin yüksek öğrenim yapabilmelerini, 3.Bitlis’in tarımsal, hayvansal, sınai ve el sanatları ürünlerinin tanıtılmasını, sağlayacaktır. Vakfın resmi senet taslağı ekte tetkiklerinize sunulmuştur. Bu konudaki görüşlerinizin bildirilmesini arzederiz. Saygılarımızla. Geçici Müteşebbis Heyet İrfan CENKÇİ, Faik TARIMCIOĞLU, Yücel ÖZDEMİR. Kenan Mümtaz AKIŞIK, İlhami NALBANTOĞLU, Cemil HASPOLAT, Nazmi HAŞEMOĞLU. Hızlı ve kararlı bir performansın ardından Sayın HAŞEMOĞLU’nun çalışma ofisine teker teker gidip imza atan kurucu üyelerin ortaya koyduğu “Vakıf Statüsü” oraya çağrılan Noter tarafından tasdik ettirildikten sonra yasal başvuru aşamasına geçildi. Ankara Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 24/11/1987 tarihli ve Esas No: 987/664 Karar No: 987/780 sayılı kararı ile BİTLİS EĞİTİM VE TANITMA VAKFI tescil ediliyordu. Bunun ardından 31 aralık 1987 tarihli ve 19681 sayılı Resmi Gazete’nin 60. sayfasında, Vakıflar Genel Müdürlüğünden bildirilen duyuruda: BİTLİS EĞİTİM VE TANITMA VAKFI’nın kurulmuş olduğu ve kurucularının ise; Cemil ÖRNEK, Kamran İNAN, Cemil ÖZGÜR, Beycan SARAYLI, Mustafa YILDIRIM, Nazmi HAŞEMOĞLU, Nazmi KÜRÜM, Faik TARIMCIOĞLU, Cemil HASPOLAT, Cahit BİNGÖL, M.Kenan AKIŞIK, Nuri AKÇAM, İrfan CENKÇİ, Cemal BAYSEFEROĞLU, M.Tahsin ÖZDEMİR, Y.Tahsin AKA, Yücel ÖZDEMİR, Ejder KARAYILANOĞLU,Y.Ziya ZÜLFİKAR, İlhami NALBANTOĞLU, Vildan TINAR, Nezir FERHANOĞLU, Nuri OTO, Kadir İVEGEN, Şaban ALTINEL, Remzi DİLAN, Muzaffer AHLAT, Enver ATUK, Orhan UYSAL, Ali Orhan GERÇEK, Nurullah KADİRİOĞLU, Selim FIRAT, Yaşar OKUMUŞ. Vakfın merkezinin Ankara, mal varlığının ise 37.750.000 Tl. olduğu belirtiliyordu. Hemen bunun ardından Bitlisli hemşehrimiz Sayın Cemil ÖRNEK, Kızılay Konur Sokaktaki 51/1 numaralı dairesini Vakfa hizmet binası olarak tahsis ediyordu. BETAV, kuruluşunun hemen ardından hızlı bir biçimde faaliyetlerine başladı. İlk aşamada günün koşulları içerisinde Bitlis’ten gelip yüksek öğrenim gören öğrencilerin çektikleri sıkıntıları asgariye indirme konusu yer alıyordu. Bunun için burs sistemi geliştirildi. Yönetim kademesi bu hususta bir iki istisna hariç, kapılarını çaldıkları kişilerden destek ve yardım görüyorlardı. Bu kapsamda BETAV kısa sürede bir başarıyı yakalamıştı. Başarı yönetim kademesini kamçılıyor ve daha büyük başarılara yöneltiyordu. Her şey bu kadar iyi ve yolunda giderken Vakfa, vergi muafiyeti uygulanması hususu gündeme gelmişti. Bunun için gerekli girişimlerde bulunuldu. Bu işlemin prosedürü pek kolay değildi. Gerekli başvurular yapılmış istenen tüm belgeler ilgili mercilere ulaştırılmıştı. Dönemin Bitlis Milletvekili Sayın Faik TARIMCIOĞLU, konunun bürokratik işlemlerini belirli bir aşamaya getirmiş olmasına karşın bir türlü sonuca ulaşılmıyordu. Bu handikabın aşılabilmesi için dönemin Devlet Bakanı Sayın Kamran İNAN devreye sokularak sorunların giderilmesiyle BETAV’ın vergi muafiyetinden yararlanmasını sağlayan Bakanlar Kurulu Kararı çıkarıldı. 13 aralık 1990 tarihli ve 20724 sayılı Resmi Gazete’de 27.10.1990 tarihli ve 90/1094 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile; “Bitlis Eğitim ve Tanıtma Vakfı’na Türk Kanunu Medenisi ve vakıf resmi senedine uygun faaliyette bulunduğu dönemlere münhasır olmak üzere vergi muafiyeti tanınması…” hükümleri yürürlüğe konuluyordu. Bu gelişme BETAV için ikinci bir hayati gelişme olmuştu. Bunun ardından BETAV artık büyüyen, gelişen, daha çok ihtiyacı olana ulaşabilen Türkiye’nin önde gelen sivil toplum kuruluşlarından biri haline geliyordu. Bu gelişme BETAV’ın hizmetlerine de o oranda yansıyor ve BETAV daha çok öğrenciye burs veriyor ve bu bursların geriye dönüşümü için yeni çalışmalara başlanıyordu. Bu hizmetler aksamadan devam ederken 2006 yılına gelinmişti. 2006 Yılında TBMM yeni bir uygulamaya başlayacaktı. Ülkeye önemli ölçüde hizmet veren kişi ya da sivil toplum kuruluşlarına “Üstün Hizmet Ödülü” verilecekti. Bitlis İl Genel Meclisi almış olduğu bir kararla Bitlis’e gerek kişisel gerekse kurumsal olarak yapmış oldukları hizmetlerden dolayı Sayın Cemil ÖZGÜR ve Sayın Ahmet EREN beyefendilere TBMM Üstün Hizmet Ödülü verilmesi teklifinde bulunuyordu. Bu teklif TBMM’ince de uygun bulununca 2 mayıs 2006 tarihinde TBMM de düzenlenen bir törenle Bitlis’in yetiştirmiş olduğu bu önemli şahsiyet ödüllerini aldılar. Olayların bu olgunluğa erişmesinin ardından “Bitlis Üniversitesi” konusu Bitlis Gündemi’nin birinci sırasına oturuvermişti. Başta BETAV olmak üzere Bitlis insanı bu konuda da önemli bir birliktelik ve kararlılık içerisinde hareket ederek olumlu sonuçlara ulaşmayı başardı. İçinde bulunduğumuz tarih itibariyle geriye baktığımızda aradan tam yirmi yılın geride bırakılmış olduğunu görüyoruz. Bu yirmi yıllık süre içerisinde BETAV’ın kurucuları arasında yer alan 9 hayırseverin artık aramızda olmadığını görüyoruz. Bu uğurda yaşamını yitiren rahmetli Y.Ziya ZÜLFİKAR’ı da anmadan geçemeyiz. Bir toplantı için Ankara’ya gelirken bir kaza sonucu yaşamını yitirdi. Yaşamını yitiren tüm kurucularımızı rahmetle anıyoruz. Evet, bir başarının detaylara girmeden kısaca öyküsü böyle. Bu öykü bilinmelidir ki gelecek kuşaklara örnek olsun. Gelecekte de yürekleri memleketleri için çarpan insanlarımız olacaktır. BETAV, bugün Türkiye’nin önde gelen sivil toplum kuruluşlarından biri olarak hiç kuşkusuz Bitlis için çok daha yararlı hizmetlere imza atacaktır. Yeter ki 20 yıl önceki heyecan bitmesin… 20. yıl hayırlı olsun, nice 20. yıllara…
Yorumlar (5) | 26 Ağustos 2007 | İlhami NALBANTOĞLU
|
|
MEHMET NEVZAT KÜRÜM’ün
SIRLARI YAKALAYABİLMENİN SIRLARI KİTABI ÇIKTI İsteme Adresi: nevzatkurum@gmail.com Tel: 0539 681 63 57-0532 354 99 09 Ankara İletişim: 0 312 431 13 24
Yorum Ekleyin | 26 Ağustos 2007 | Duyurular
|
|
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün koordinatörlüğünde İstanbul Feshane’de açılan Vakıflar sergisinin ilk iki günü çok yoğun ve yorucu geçmişti. Sergiyi gezenler iyice...
|
|
Ahlat, büyük bir zafere ev sahipliği yapan, Anadolu'nun Türklere açılmasının kilidini kıran bir coğrafyanın adıdır. Aynı zamanda da büyük kumandan Sultan Alparslan'ın savaş karargahıdır.
Zafer öncesi yıllarda, Bizans Doğu Ordular Komutanı Domesticos, büyük bir ordu ile gelerek Ahlat'ı işgal etmişti. Kenti ele geçiren Domusticos'un ilk işi, kalıntıları 70'li yıllarda ortaya çıkarılan döneminin en büyük ibadethanelerinden olan Ahlat Ulu Cami'nin minberini söküp, yerine büyük bir haç koymak olmuştur. Bitlis’te de aynı şeyi yapan Domesticos, yöreye büyük bir şiddet ve korku salmıştı. Bu şiddet ve zorbalık karşısında kenti terk eden halk, ileri gelenlerini Halife'den yardım istemek üzere Bağdat'a gönderdiler. Ancak umdukları ve bekledikleri yardımı alamadılar. Bunun üzerine işgal güçleri ile bölgede bulunan Ermeniler arasında nüfuz mücadelesi başlamıştı. İsyan üzerine isyan eden Ermeniler, ne halka ne de Bizans yönetimine huzur vermiyorlardı. Bunun üzerine bölgeye gelen Bizans İmparatoru çevrede büyük tahribata başladı. Bunun ardından baş gösteren isyanlar Bizans yönetimine zor anlar yaşatıyor, zaman zaman da aciz ve çaresiz durumlara düşürüyordu. Sultan Alparslan, karargahını Ahlat'ta kuran ve önemli yararlılıklar gösteren Emir Sanduk'a Ahlat'ı bırakmıştı. Türkistan'dan kitleler halinde gelen Oğuzlar, çevrede yoğunlaşıyorlardı. kendilerine yurt edinme, hayvancılık ve diğer işlerle meşgul olmanın yanında, kendilerinden sonra gelecek olan Oğuz Taifelerine yer ve mekan hazırlıyorlardı. XI. yüzyıl başlarından itibaren doğudan gelip, kitleler halinde Anadolu'ya ilerleyen Türkmenler, Bizans İmparatoru'nu omdukça rahatsız ediyordu. Yıllarca süren Selçuklular'ın bu hareketlerine bir son vermek ve bu topraklardan kesin olarak çıkarılmalarını sağlamak amacıyla büyük bir sefer hazırlığına başlanmıştı. Bizans İmparatoru, bu sefer için büyük ve muazzam bir ordu kurma hazırlığı içine girmişti. Bu ordu da; Peçenek, Uz, Kıpçak, Hazar Türkleri, Slav, Alman, Bulgar, Ermeni ve Gürcüler'den oluşuyordu. Hazırlıklarını tamamlayan İmparator, İstanbul'dan hareket etti, bazı kuvvetlerin gelip kendisine katılacağını umduğu için, sakarya ırmağı kıyısında konaklayıp zaman kazanmaya çalıştı. Bu sırada, Sultan Alparslan Halep önlerinde bulunuyordu. Ahlat halkının önde gelenlerinden bir grup, Sultan Alparslan'a giderek, Bizans İmparatoru'nun üzerlerine gelmekte olduğunu haber verdiler. Bu haber üzerine süratle geriye dönen Sultan, Ahlat'a gelerek burada konakladı. Sultan Alparslan'ın Ahlat'ta bulunduğu sırada, Bizans İmparatoru, Selçuklu kuvvetlerinin savunduğu Malazgirt'i alarak, halkı kılıçtan geçirip buraya yerleşmişti. Böylece, XI. yüzyılın süper güçleri, biri Malazgirt, diğeri Ahlat'ta olmak üzere 20 km.lik bir mesafede karşı karşıya konuçlanmışlardı. Sultan Alparslan, Ahlat'a geldiğinde, Bizans askerlerinin Ahlat ve çevresinde faaliyet halinde olduklarını gördü. Bunun üzerine hemen harekete geçti. Ahlat'ta bulunan Emir Sanduk Bey'i, hassa askerlerinden bir birliğin başına geçirerek, öncü kuvvet olarak Malazgirt'e doğru harekete geçirdi. Bu öncü kuvvet, Ahlat'ın hemen yakınındaki, Bizans ordusuna uğur getirdiğine inanılan haçı taşıyan birliklerle karşılaştı. Bu birlikler on bin askerden oluşuyordu. Her iki güç arasında şiddetli çarpışmalar kaçınılmaz olarak meydana geldi. Sanduk Bey, sayıca çok az olan gücüyle, bu büyük güce karşı galip gelmesini başarmış, üstüne de Bizans'ın Rus komutanı Basilakes'i de esir almıştı. Bununla beraber Bizans'a uğur getirdiğine inanılan haçı da ele geçirmişti. Emir Sarduk Bey, esir aldığı kumandan ve uğurlu olduğu öne sürülen haç ile Sultan Alparslan'ın huzuruna çıktı. Sultan Alparslan da esir kumandan ile haçı, o sırada Bağdat'ta bulunan Halife'ye gönderdi. Uzun bir süreden beri Ahlat'ta bulunan ve tüm hazırlıklarını tamamlayan Sultan Alparslan, 24 Ağustos 1071'de Ahlat ile Malazgirt arasında bulunan Zahve mevkiine gelerek burada savaş karargahını kurdu. Savaş öncesi, son kez Bizans İmparatoru'na savaştan vazgeçip memleketine dönmesi için elçi gönderen Sultan Alparslan'ın elçilerini sert ve kaba bir biçimde geri gönderen İmparator, savaşı kazanacağından emin olduğunu şu sözlerle ifade etti; "Ben ,bu üstün ve kudretli duruma pek çok para ve çaba sarfederek kavuştum. Barış ancak ve ancak Selçuklu başkenti Rey'de yapılacaktır. Ben islam ülkelerine kendi ülkem gibi hakim olmadıkça asla ğeri dönmeyeceğim." Bu sözlerin ardından elçiye dönerek "İsfehan mı güzeldir, Hamedan mı?" diye sormuştur. Bunun üzerine elçiden "İsfehan" yanıtını alan İmparator, "Öyleyse İsfehan'da kışlayacağım, hayvanlarımız ise Hamedan'da kışlayacaktır." şeklindeki alaycı sözleri üzerine, Sultan Alparslan'ın elçisi; "Hayvanlarınız Hamedan'da kışlayabilirler, ama sizin nerede kışlayacağınızı bilemem." şeklinde bir yanıt vererek, İmparator'un alaycı tavrına gerekli dersi vermiştir. 26 Ağustos 1071 Cuma günü, tüm İslam ülkelerindeki camilerde Sultan Alparslan'ın komutasındaki ordunun muzafferiyeti için dualar edildi. Bağdat'ta bulunan Halife de bizzat minbere çıkarak Sultan Alparslan'ın ordusu için dua etmiştir. Sultan Alparslan, 26 Ağustos 1071 Cuma günü bütün kumandan ve askerleri ile birlikte Cuma namazını kıldı ve onlara tarihi konuşmasını yaptıktan sonra cepheye atıldı. Kıyasıya geçen savaş Sultan Alparslan'ın zaferiyle ve Bizans İmparatoru Romen Diyojen'in esir alınmasıyla sonuçlanmıştı. Sultan Alparslan, büyük bir erdemlilik göstererek esir İmparator'u hiç beklemediği bir şekilde ağırlamış ve çok nazik davranmıştı. Bu büyük zaferin ardından Anadolu'nun tüm kapıları ardına kadar Türklere açılmış, Anadolu'nun ilelebet bir Türk yurdu olması sağlanmıştır. Bu tarihi gerçek karşısında Ahlat'ın bu stratejik ve askeri önemi, üstlendiği misyon somut bir biçimde ortaya çıkmıştır. Her yıl Malazgirt Zaferi'nin kutlamaları yapılırken Ahlat'ın bu özelliğinin gözden kaçırılmaması, gereken önem ve özenin gösterilmesi gerekmektedir.
Yorum Ekleyin | 26 Ağustos 2007 | İlhami NALBANTOĞLU
|
|
Yeni bir öğrenim yılının başındayız. Önümüzdeki dönem içerisinde sınavda başarılı olan öğrenciler üniversitelere kayıtlarını yaptıracaklar. Bu sürecin hemen ardından ise...
Yorumlar (15) | 26 Ağustos 2007
|