|
Yorum Ekleyin | 14 Ocak 2008 | Bitlis Platformu II - Fotoğraflar
|
|
Yorum Ekleyin | 14 Ocak 2008 | Bitlis Platformu II - Fotoğraflar
|
|
Yorum Ekleyin | 14 Ocak 2008 | Bitlis Platformu II - Fotoğraflar
|
|
Yorum Ekleyin | 14 Ocak 2008 | Bitlis Platformu II - Fotoğraflar
|
|
Yorum Ekleyin | 14 Ocak 2008 | Bitlis Platformu II - Fotoğraflar
|
|
Yorumlar (1) | 14 Ocak 2008 | Bitlis Platformu II - Fotoğraflar
|
|
Değerli okuyucularımız.
Geçen sayımızın manşeti, Bitlis olarak geçmişte sergilediğimiz dinamik bir yaklaşımın son bir yıl içerisinde yerini daha suskun, daha dingin bir duruma bırakmasıydı. Bu konuda Bitlis kamuoyundan destekleyici mesajlar aldığımızı belirtmek isteriz. Bunlardan bazıları elektronik posta ile, bazıları telefonla bazıları ise yüz yüze konuşarak alındı Ancak ortak kanı evet Bitlis tüm kurum ve kuruluşları ile eski performansını gösterememektedir. Bunun nedeni bu işlevi başarı ile yürütecek toplumsal bir liderin bulunmayışıdır. Bu durumda Sivil Toplum kuruluşlarına düşen bir görev söz konusudur. Bu açığı ancak böyle kapatabiliriz diye düşünüyoruz. Ancak burada bu misyonu taşıyabilecek kapasitede bir Sivil Toplum kuruluşunun olup olmadığı hususu ön plana çıkmaktadır. Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı, ilki 2003 yılında olmak üzere, Bitlis Platformu I ve Bitlis Platformu II toplantılarını gerçekleştirmiştir. Bu çalışmalar bundan sonraki çalışmalarımızın referansıdır. Bu nedenle yapacağımız çalışmalarımızda ekonomik gücü olan değerli hemşehrilerimizin bize destek olmaları gerekmektedir. Zira çok iyi bilinmektedir ki kendimiz için bir şey yapmıyoruz. Ne yapıyorsak Bitlis için yapıyoruz… Siz de biliyorsunuz… Saygılarımızla…
Yorum Ekleyin | 02 Ocak 2008 | İlhami NALBANTOĞLU
|
|
KİN VE NEFRETİ BABASINDAN MİRAS ALAN BARZANİ SUSPUS…
Bir yıl öncesine kadar babasından miras kalan kin ve nefretin etkisiyle saçmalayan... |
|
Ülkemizin tarihi mirası yok oluyor. Tüm bu yok oluşa karşın toplumun tepkisi sıfır noktasındadır. Tam tersine tarihi dokuyu yok etmenin...
|
|
“Sırları Yakalayabilmenin Sırları”adlı kitabın yazarı Ahlat’lı hemşehrimiz Sayın M.Nevzat KÜRÜM, geçtiğimiz günlerde İstanbul’da Emlak Bank’ın sosyal tesislerinde bir...
Yorumlar (3) | 02 Ocak 2008
|
|
İlhami NALBANTOĞLU
1969’un yılbaşı gecesi Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, çok özel ve çok kapsamlı bir yılbaşı programı hazırlamıştı. Uzun bir süreden beri büyük bir emekle yetiştirilen ondan fazla Türk Sanat Müziği sanatçısı ve Türk Halk Müziği sanatçışı birbiri ardına tek kanal ve siyah-beyaz yayın yapan TRT televizyonunda görkemli bir konser verdiler. Türk toplumu o gece uzun süredir ülkemizin en ünlü sanatçıları ile ilk kez o gece tanışmış oldu. Hülya Sözer, Ela Altın, Muazzez Abacı, Seçil Heper, Metin Güyer, Recep Kaymak ve diğerleri o gece ile birlikte Türk toplumunun en polüler yıldızlarıydı. Buların arasında esmer, uzun boylu, kıvırcık saçlı biri daha vardı Atakan Çelik. Atakan Çelik, Erciş’te doğdu, İlkokulu bitirdikten sonra, yörenin en önemli eğitim kurumlarından Ernis İlköğretmen Okulu’nu bitirdi. Birkaç yıl öğretmenlik yaptıktan sonra, TRT’nin açtığı Türk Halk Muziği sınavını kazandı. Uzun bir eğitimin ardından 1969 yılının yılbaşı gecesi ilk kez televizyonda kitlelerin huzuruna çıktı. Halk onu da diğer sanatçılar gibi çok sevdi. Kısa sürede en ünlü halk müziği sanatçıları arasına girmeyi başardı. Çok sayıda derleme yaptı, lanse ettiği türkülerle özdeşleşti. Gün geçtikçe şöhret basamaklarını tırmanıyordu. Ülkenin en ünlü halk türküsü sanatçıları arasıda yerini almıştı. Plak ve konser çalışmaları ile iyice yoğunlaşmıştı. O dönemde ülkenin politik ortamı da alabildiğine yoğun bir dönemi yaşıyordu. Dönemin TRT Genel Müdürü, Hükümet ile gerilimli bir ilişki içindeydi. Bir süre sonra TRT Genel Müdürü politik baskılara dayanamamış istifa etmişti. Atakan Çelik’te TRT Genel Müdürü’nün istifasını gerekçe gösterip TRT sanatçılğı görevinden istifa etmekte tereddüt etmemişti. Şöhret başını döndürmüştü, erken elde ettiği başarısı çok kısa sürede sona ermişti. Gençliğini ve yakışıklılığını kullanarak bir süre daha şöhretini sürdürmüştü, ancak artık yeni derlemeler yapamıyor, repertuarına yeni eserler katamıyordu. Bu durum onu içten içe oldukça üzüyordu. Çapkınlık ve içkiye sığınarak teselli arıyordu. Bir süre sonra müzik piyasasından iyice uzaklaşmıştı. Büyük uğraşlar sonucu Kültür Bakanlığı’nın kadrolu sanatçıları arasına girmeyi başarmıştı. Ancak buradan aldığı maaş ile geçim zorlukları çekmeye başladı. Yaşamın güçlükleri ağırlığını hissettirdikçe çareyi alkole daha çok yaklaşmakta aradı. Sonunda onun esiri olmuştu. Artık çok zor günler onu bekliyordu. Sonunda bedeni maruz kaldığı yükü kaldıramıyordu. En kötü günlerini yaşıyordu. Bir kış günü dünyaya gözlerini yumdu. Birkaç kişinin dışında kimsenin haberi olmadı…
Yorum Ekleyin | 02 Ocak 2008 | İlhami NALBANTOĞLU
|
|
Ahlat’lı genç bir kardeşimizden bir ileti aldık, feryat ediyordu. Ahlat’ın en eski spor kulüplerinden Aktaşspor’un başarılarını dile getiriyordu. Aktaşspor oynadığı...
Yorumlar (6) | 02 Ocak 2008
|
|
İlhami NALBANTOĞLU
Kentin iki çarşısı vardı, biri tarihin derinliklerinden gelen eski antik kentin kalıntıları üzerindeki “Harabeşehir” çarşısı, diğeri Cumhuriyet sonrası modernleşmenin sonucu yeniden kurulan Erkizan Mahallesindeki “Yeni Çarşı” Cumhuriyetle birlikte Türkiye yeniden yapılanıyor, yıllar süren savaşın ve ihmalin çirkin görüntüsü yerini modern ve çağdaş bir yapıya bırakıyordu. Başta Başkent Ankara olmak üzere başlatılan bu yenilenme hareketi dalga dalga yurdun tüm köşelerine yansıyordu. Genç Kaymakam Mazlum YEGÜL, kolları sıvamış kent merkezi olarak belirlenen Erkizan Mahallesi’nin Van Gölüne en hakım bir noktasında modern bir çarşı inşasına girişmişti. O günün koşullarına göre düzgün ve geniş caddeler açılmış, Van Gölü’nün konumuna paralel en güzel caddenin her iki yanına kutu kutu dükkanlar sıralanmıştı. Yaklaşık bir kilometrelik bu caddeye de Mazlum YEGÜL Caddesi adı verilmişti. Caddenin hemen önüne dönem itibariyle başka yerde benzeri bulunmayan bir park yapılmıştı. İki bölümden oluşan parkın manzarası, mimari tarzı, ağaçları, çiçek tarhları, albenisi ile görenleri hayran bırakacak bir ince zevkin izlerini taşıyordu. Parkın hemen önünden dik olarak yukarıya doğru çıkan iki taraf ağaçlıklı caddenin adı ise Hükümet Caddesi idi. Caddenin bittiği yerde, Ahlat’ın ünlü ailelerinden Hacı Derviş Ailesi’nin yaptırıp armağan ettiği günün Hükümet Konağı bulunuyordu. Caddenin parka yakın köşesinde ise özel bir mimari stille yapılmış “Halkevi” binası yer almaktaydı. Halkevi binasının en görkemli yanı muhteşem bir tiyatro salonunun bulunmasıydı. Görkemli sahnenin arkasındaki kulis ve soyunma mekanı günümüzde bile az görülen bir işlevselliğe sahipti. Halkevi binasının karşı köşesinde ise Belediye binası bulunmaktaydı. Yeni Çarşı’nın faaliyete geçmesinin ardından eski çarşıda iş yerleri bulunan esnaftan bazıları buraya taşınmıştı. Bunların başında Cezail Aydoğan, Halit İlhan, Osman Tıraş, Zeynel ağabeydin Gülçiçek ve birkaç önemli esnaf gelmekteydi. Buna karşın “Harabe Şehir Çarşısı” öneminden bir şey kaybetmemiş olmakla birlikte daha geniş bir ticaret hacmine sahip bulunmaktaydı. Bunun nedeni kentin ticari hinterlandına daha yakın bir mesafede bulunmasıydı. İki çarşı arasındaki mesafe yaklaşık 6 km. kadardı. O günün koşullarında kentsel ulaşımdan söz edilemediği için 6 km.lik bu mesafe yürüyerek ya da atla kat edilmek durumundaydı. Bu durum da büyük bir zaman ve emek kaybı anlamına geliyordu. Harabe Şehir Çarşısı daha canlı, daha kalabalık ve daha fazla ürün çeşidine sahipti. Yeni çarşıda bulamayan pek çok ürünü buradan bulmak mümkündü. Yeni Çarşı ise daha modern, daha düzenli, daha bakımlı, tüm unsurları ile çağdaş bir kent özelliği taşıyordu. 50’li yıllara gelinmişti. Ulaşım olanakları yavaş yavaş gelişiyordu. Böylece merkeze uzak olan yerleşim birimlerindeki bu gelişme ile birlikte Harabeşehirde bulunan tüm işyeri ve dükkanlar Merkeze taşınma çabası ve gayreti içine girdiler. Bunların başında Turan Erdemir, Niyazi Hakverdioğlu, Şemsettin Koçak, Yakup Şarkbülbülü gibi isimler geliyordu. Taşınmasına taşınmışlardı ancak bu gelişme ile yavaş yavaş ve de hissedilmeden Merkez-Mahalle ikilemi oluşmaya başlıyordu. Gün geçtikçe, zaman ilerledikçe de bu eğilim keskin çizgilerle daha belirgin bir hale gelmeye devam ediyordu. Çünkü bu gelişme Merkezin mahalleye karşı bir sıfır önde olduğu mesajını veriyordu ve bu durumu mahalleli bir türlü içlerine sindiremiyorlardı. Bu bir sıfırlık yenilgi mahalle kitlesini radikal kararlar almaya zorluyordu adeta. Bunun sonucu olarak mahalleli bu yenilginin rövanşını alma hesapları yaparak yaklaşan yerel seçimlerde kendi adaylarını çıkarma konusunda konsensüs sağladılar ve seçimlerin sonucunda da başarılı oldular. Artık kendi Belediye Başkanları vardı ve bu gelişme onları olabildiğince cesaretlendirmişti. Eski bir emniyet görevlisi olan Celal Sümer mahalle tarafının seçtirmeyi başardığı Belediye Başkanıydı. Ancak mahallenin arzuladığı ve özlemini çektiği kararları almakta beklenen ve arzulanan radikal kararları almakta beklenen performansı göstermiyor ya da gösteremiyordu. Böylece bir seçim dönemi daha beklentilerle sona ermiş, bu kez daha eyleme yönelik bir strateji gerçekleştireceğine inandıkları, uzun yıllar Bitlis Valiliği özel kaleminde hizmet ettikten sonra emekliye ayrılan Mevlüt Aydoğan’ı seçmeye karar verdiler. Yeril seçimlerin ardından istekleri olmuş Mevlüt Aydoğan Belediye Başkanı seçilmişti. Mevlüt Aydoğan’dan beklentileri çoktu. Mevlüt Aydoğan Belediye Başkanı seçimlerini kazanmasının ardından hızla işe başladı. Bir sıfır yenik duruma düşmenin rövanşını bir an evvel almak için kolları sıvamıştı. Kenti tekrar eski yerine yani Harabeşehire gerisin geriye götürmenin olanaksızlığının bilincindeydi. Bunun yerine başka alternatifler üretmeliydi. Kurmayları ile bir araya gelip değişik alternatifler üzerinde fikir cimnastiği yaptıktan sonra bir çıkar yol bulmuşlardı. Ne eski yerleşim merkezi ne de yenisi, ikisinin tam ortasında yeni bir alışveriş merkezi oluşturulabilirdi. Mekan ve alan ise; Erkizan Mahallesi ile İki Kubbe Mahallesi arasındaki Kızıldere Mevkii bu iş için en uygun yer olarak yer olarak seçildi ve hızla işe koyuldu. Tepkiler olmadı değil, ancak yeni Belediye Başkanı politik deneyimini iyi kullanıyor ve herkesi ikna etmeyi beceriyordu. Ancak halk arasındaki gerilim içten içe gelişiyor bir gün patlak verecek bir hal almaya devam ediyordu. İş makineleri Kızıldere Mevkiinde bir boydan bir boya geniş ve cetvel düzgünlüğünde bulvarları açmayı başlamışlardı. Geceli gündüzlü dur durak bilmeksizin yoğun bir yapılanma çalışması hızla ilerliyordu. Merkez halkından o bölgede arsası ya da arazisi bulunanlar ummadıkları bir rant ile karşı karşıya gelmişlerdi. Tarlaları tahminlerinin ötesinde değerleniyordu. Bu durum Merkez halkının arasındaki birlik olma görüntüsünü doğal olarak zayıflatıyordu. Buna karşın Merkezin gelişmelere tepkisi hız kesmiyor gerilim gün geçtikçe tırmanıyordu. Öylesine tırmanıyordu ki artık Merkez-Mahalle çatışması kaçınılmaz bir aşamaya geliyordu. Sinirleri iyice gerilen Mahalleli bir gün Merkezi basmaya karar verdi. Ellerinde taşlar ve sopalarla hareket eden Mahalleliler Merkeze saldırıya geçtiler. Merkez halkı büyük panik içerisinde sağa sola kaçışırken bir cesur adam çıktı ortaya, elindeki av tüfeği ile saldırıya geçen gurubun önüne dikildi, tüfeğini ateşledi, gelen kızgın ve hırçın kitleyi geri püskürttü. Bu hareketi ile Merkez halkı yeni kahramanını bulmuş oldu. Yeni kahraman askerliğini Kore’de yapmış gözü kara genç bir delikanlı idi. Bu genç delikanlı göstermiş olduğu bu cesaretin ödülünü Erkizan Mahallesinin Muhtarlığına seçilmek suretiyle aldı. Ve ölünceye kadar da Muhtar Yusuf unvanını üzerinde taşıyan Yusuf Bilgiç bu cesur tavrından dolayı hep ayrıcalıklı muamele görmenin tadını yaşamış oldu böylece. Deneyimli ve siyaseti iyi bilen Belediye Başkanı kararlılığından taviz vermiyordu. Çok geçmedi başlatılan yeni hareket yeni bir alış-veriş merkezini doğurdu. Merkezdeki yapılanmaya oranla dana modern ve çağdaş çizgilerle oluşturulan çarşı kısa sürede ortaya çıktı ve hizmet vermeye başladı. Böylece geçmişte iki alış-veriş merkezi olan kent bir dönem tek alış-veriş merkezi olma özelliğini yeniden ikiye çıkarmıştı. Bu yeni oluşumun adı artık “Aşağı-Yukarı” olmuştu. Bundan sonraki gelişmeler artık bu isimle adlandırıyordu. Belediye Başkanı bir yandan yukarı çarşının bir an evvel en modern, en çağdaş bir biçimde oluşmasını gerçekleştirirken Merkezi de ihmal etmemeye çaba gösteriyordu. Bu kapsamda Merkezin Van Gölü’ne en hakim olduğu bir alanda da Özel İdare’nin katkılarını da alarak Kentin turistik potansiyelinden yararlanmak için bir otel yapımını da programına almıştı. Günün dar koşulları kapsamında, projeyi ekonomik şartlarda gerçekleştirmek noktasından hareketle Bingöl’de yapımı gerçekleşen bir otelin hazır projesini alarak kente uygulamaya koyulmuştu. Bir hesap hatası yapıldığının bilincine kimse varamamış ve dağlık bir bölge için öngörülen bir proje, bir kıyı kentine uygulanmış ve ortaya bir ucube çıkmıştı. Kıyı kenti için yapılan turistik tesisin sütunlarından insanlar birbirlerini göremiyorlardı. Toplantılar yapılamıyor, konferanslar için salonlar bir türlü tanzim edilemiyordu. Tüm bu olumsuzluklara karşın kentte bir turistik otelin bulunması kentin işlevselliğini, tarihi dokusuna turizmin katkısını artırmaya yetiyordu. Kentin gündemine sinmiş olan aşağı-yukarı ikilemi, yıllar boyu gelişmeye olan olumsuz etkisini sürdürmeyi başardı. Banka şubesi açmak üzere yer tespiti için gelen görevliler bu ikileme en yoğun bir biçimde müşahade edince, banka açmak şöyle dursun kentten bir an evvel nasıl kaçacaklarının peşine düştüler. Kente yapılması yıllar önce kararlaştırılan sanayi sitesinin yapımı yılan hikayesine döndü. Yukarıdakiler Yamlar mevkiinin en uygun yer olduğunu savunurken, aşağıdakiler en uygun yerin Uludere Köyü önleri olduğundan hiç taviz vermediler. Tabi böyle olunca da Sanayi Bakanlığı ilgilileri bu kafa karışıklığının içinden yıllar boyu çıkamadıkları için sanayi sitesi normal süresinin yaklaşık olarak 15 yıl sonrasında ancak gerçekleştirilebildi. O da çok elverişli olmayan bir alanda. Bunun doğal sonucu olarak ta alternatif sanayi sitesi de karşı tarafın isteği doğrultusunda başka bir alanda inşa edilmiş oldu. Bir kentin olanaklarını rantabl kullanamayışının en çarpıcı bir örneği de burada yaşanmış oluyordu böylece. Bu gelişmelere alabildiğine hırslanan Merkez halkı bu kez öyle bir yerel seçim stratejisi izledi ki, tüm tahminleri alt üst etti ve son olarak her iki tarafın dışında bir Başkan seçti. Böylece uzatma dakikalarındaki atılan bir son dakika golü gibi bir şeydi bu. Seçilen yeni Başkan ne yukarıdan ne de aşağıdan olmamak gibi bir yaklaşım izliyordu. Ancak son günlerde Türkiye gündemine oturan “Mahalle baskısı” burada etkisini gösteriyordu. Başkanın direnci fazla sürmedi, bir süre sonra inisiyatifi elden kaçırıyordu. Her şeye karşın yıllar evvel başlayan “Çarşı Savaşları” bir türlü dinmiyor, aklıselim ile hareket edip ortak bir noktada buluşmak bir türlü sağlanamıyordu. İdrak ettiğimiz 2009 yılı ortalarında yerel seçimler yapılacak, çarşı savaşlarının yeniden kızıştığına, kılıçların çekildiğine dair haberler geliyor. Umut ediyoruz ki geçmişin olumsuzluklarından gerekli dersler çıkarılmış olsun. Kentin tarihi dokusuna kültürel zenginliğine, misyonuna, vizyonuna yeni ufuklar açacak, bir başkan bu savaşı önlesin.
Yorumlar (1) | 02 Ocak 2008 | İlhami NALBANTOĞLU
|
|
Mide tümöründe kapalı ameliyat... Kalp krizinden nasıl korunabilirsiniz?.. Kalp krizinin engellenmesi... Sigara şeker hastası yapıyor... Yaşlanmaya karşı yeni yöntem...
|
|
AHLATLI VE VAKIF
Dr.Nurettin AKIŞIK Ahlatlının yükümlü olduğu doğruluk, vatanseverlik, Atatürkçü laik cumhuriyetçi, milliyetçi birlik beraberlik, üniter devlet gibi yüce ve... |