|
Dr.Kemal SÜZER Ahlat Eski Hükümet Tabibi Çok değerli dostum arkadaşım sayın İlhami NALBANTOĞLU, Ahlat Gazetesi için benden orada çalıştığım yıllara ait bir hatıra veya görüş yazısı istemişti. Öncelikle kendisini candan yürekten kutluyorum, yıllarca tek başına bu Gazeteyi yarattı yaşattı ve yaşatacağına da inanıyorum hem de Vakıf işleriyle beraber yürütüyor bu çalışmasını tekrar tebrik ederim.. Yeri gelmişken ; Ahlat Kültür ve Sanat Vakfı’na katkıda bulunamadığım için üzgünüm. Bu isteğim beni hemen 1966 yılına götürdü ve neler hatırladığımı ne yazabileceğimi düşünmeye başladım, ben bir yazar veya öğretmen değilim üstelik İlhami gibi bir ustanın bir sanatçının gazetesine yazı yazmanın çok zor olacağının da bilincindeyim. Bu konudaki hatalarımın hoş karşılanacağını ümit ediyorum. Ben 1966 yılı Ağustos ayında Ahlat Sağlık Ocağı Tabibi olarak Ahlat’ta çalışmaya başladım. 24 yaşında yeni mezun, ahalinin yapısını bilmeyen, halkı tanımayan, başında kavak yelleri esen, asi, devlet memuru kurallarına sadık ve o zihniyette birisiydim.. Reçete nasıl yazılır, hasta nasıl muayene edilir, hastaya ne kadar bilgi verilir, adli rapor nasıl yazılır, sıradan bir istirahat raporu nasıl düzenlenir, basit bir enjeksiyon nasıl yapılır gibi temel bilgileri bile olmayan bir doktor olarak göreve başladım.. Gerçi tıbbi bilgilerime çok güveniyordum, iyi yetişmiştim.. Çok kısa zamanda sağlık ocağında görevli sağlık memuru Konya Seydişehir’li Kamil Bey ve Denizli Çameli’li hemşire Gülter Hanım sayelerinde, daha sonraları sağlık memurları Ahlat’lı Namık Aslan ve Coşkun Koçak beylerin yardımıyla sağlık alanımı, Ahlat Beyefendisi Kemal Koca sayesinde ise tıbbi mevzuat alanımı geliştirdim. Halkla ilişkilerimi de her zaman saygı ve sevgiyle andığım Osman Bayar, Tahsin İlhan, kahveci İhsan, lokantacı Ali Ergezen ve Ahlat’ta görevli değerli öğretmenler (Turgut Sevimli, Şefik Hoca, Cemal Aydoğan, Hanefi Hoca, Bahri Hoca, İlköğretim Müdürü Mahmut Çiçekçioğlu, Yatılı Okul Müdürü, Orta Okul Müdürü ve adını hatırlayamadığım diğerleri) gibi şahsiyetlerin yardımıyla geliştirerek oraya ısındım ve alıştım. Burada belirtmem gereken en önemli husus Ahlat’lıların bana anlayışlı davranmaları ve bana alışmaları olmuştur.. Basit bir örnek vereyim :Bir konuda bir vatandaşla tartışmam olunca hemen beş kişi o vatandaşı alıp uzaklaştırıyorlardı ve de ona benim haklı olduğumu anlatıp ikna ediyorlardı.. Bu tutum Ahlat’tan ayrılıncaya kadar sürdü. Ahlat’ta 1966 Ağustos ile 1970 Ağustos tarihleri arasındaki tam 4 yıl kaldım .. Hayatımın en güzel ve en dolu yıllarını yaşadım diyebilirim.. Hayata bakışı, insanları tanımayı, doktorluk mesleğini, dostluk kurmayı ve bu dostluğu sürdürmeyi orada öğrendim belki kimse bilmez ama ben Ahlat’tan ayrıldığım gün o otobüste yol boyunca ağlamıştım… Bayar’ın şakaları Van Gölü kenarındaki yürüyüşlerimiz, Savcı Oktay Beyle yaptığımız otopsiler ve Savcı Bey’den öğrendiğim hukuk bilgileri.. Bunlardan birkaçı.. Kısaca Ahlat beni yeniden pişirdi ve yetiştirdi diyebilirim Savcı Oktay İrdem gerçek bir arkadaş, hakiki bir dost ve ayrıca çok iyi bir hukukçu idi. Kendisinden öğrenmiş olduğum hukuk bilgileri tüm yaşamım boyunca bana yardımcı olmuştu. Ahlat’ın tüm köylerini defalarca gezdim, nefis yemeklerini yedim küçüğünden büyüğüne kadar herkes tarafından saygı ile sevgi ile karşılandım. Beni sevmeyenler de vardı ama herhalde azdı!!!!! Bu güne kadar hemen her ay, her sene bir Ahlat’lı ile mutlaka konuşur, görüşürüm. Hemen belirtmem gerekir ki; tüm bu bağlantılarım ve Ahlat’a olan sevgim, saygım tamamen Ahlat’lı dostlarım sayesinde olmuştur. En başta sayın İlhami NALBANTOĞLU geliyor, İlhami Bey vasıtasıyla hem Ahlat’tan haber alıyorum, hem de Ahlat’la ilişkilerimi devam ettiriyorum..Ahlat ile ilgili her haberi yakından izliyorum, ayrıldığım 1970 yılından beri.. Sağlık Ocağı personellerinden Halime Bacı, Gülnaz Bacı, Kemal Sümer, Sabahattin Yaba ve adını unuttuğum ahçı. Hepsine çok şey borçluyum, hayatta iseler sağlık ve esenlikle,r değillerse rahmetler dilerim.. Çocukları kendileri ile gurur duymalılar diye düşünüyorum.. Esas kişi Sağlık Ocağımızın şoförü, sürücü ustam, bana o aracın tüm parçalarını gösteren ve bir aracın nasıl çalıştığını tüm incelikleriyle ve sabırla anlatan, bana şoförlüğü öğreten, ehliyet almamı sağlayan, bunca sene sonra ve bunca teknik ilerlemelere rağmen geçerliliğini koruyan teknik ve pratik bilgileri veren Mahmut Aydoğan’dır.. Rahmetliyle çok ama pek çok anılarım olmuştur, anlatmak için bir kitap yazmak gerekiyor.. O’nu her an ve her vesileyle anıyorum.. Toprağı bol olsun. Beni hatırlayan ve tanıyan herkese onların çocukları ve torunlarına ayrıca tüm Ahlat'lılara Gazeteniz aracılığıyla; en derin sevgi saygı ve selamlarımı iletiyorum. Ahlat benim ikinci doğum yerimdir, böyle bilinmesini istiyorum, kabul edilirse... Hoşca kalın. Herşey gönlünüzce olsun sevgili Ahlat'lılar......
Yorum Ekleyin | 08 Temmuz 2010 | Dr.Kemal SÜZER-AHLAT Hakkında
|
|
İlhami Beyle tanışmamı bir arkadaşım sağladı, ona ne kadar teşekkür etsem azdır. Birkaç kısa yazışma ve iki kez yüz yüze görüşmeden sonra kendisine olan sevgim ve saygım o kadar arttı ki benden genç görünmesine karşın yaşı, bilgisi, becerisi ve ortaya koyduğu ürünleri ile ‘ağabeyim’ olmayı çoktan hak etti. Gerek tanık olduğum çalışmasından ve gerekse özgeçmişinde öğrendiğim çalışmalarından ötürü İlhami ağabeyi kutluyorum. Umuyorum ki her ilçemizin ve beldemizin, kendilerine gönülden sahip çıkan İlhami’leri olsun Kendisine Ahlat’la ilgili anımı anlattıktan sonra ‘Komutanım; bu anınızı bize yazın da gazetemizde yayınlayalım’ dediğinde hem sevindim hem de öyle gururlandım ki benim yöremin deyişi ile koltuklarım kabardı. Hele de o anımın Ahlat Gazetesi’nin 100 üncü sayısında çıkması bana ikinci bir kimlik kartı yani nüfus cüzdanı oldu. Sanki Ahlat’lı olduğum onaylandı. Çünkü sayın hemşerilerim ben Gazete’nin 100 üncü sayısını sadece gazete olarak değil oğuldan oğula devredilecek bir ansiklopedi olarak görüyorum. Bence bu ansiklopediden sadece Ahlat’lılar değil bütün Bitlis’liler bir tane edinip kitaplıklarında ata yadigarı gibi saklamalılar. Bitlis’in ve Ahlat’ın tarihi ve coğrafi özelliklerini azda olsa biliyordum, ama o ilimizin çıkardığı değerli insanları, o ilimize emek ve gönül vermiş Bitlis sevdalılarını ben 100 üncü sayıdan öğrendim. Ve öğrendim ki yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK bu bölgede sadece komutanlık yapmamış, Anadolu’yu incelemiş, Anadolulu ile yoğrulmuş, daha sonra kurmayı tasarladığı Cumhuriyet’in temellerini burada şekillendirmiş. İşte bunları bize sunan 100 üncü sayının; başta İlhami ağabey olmak üzere bütün emekçilerine teşekkür ediyorum. Tabiî ki 100 üncü sayıya yazıları ile katkıda bulunan kişilere de teşekkür ediyorum. Hepsinin ismini saymama sayfam yetmez ve ismini belirtemediklerime haksızlık etmiş olurum ama Sayın Kamran İNAN’ ı anmazsam Devlet Adamlığı kavramına nankörlük etmiş olurum. Yaşayan Devlet Adamlarını sayalım desek beş kişi çıkar mı acaba? Zaten sayı bu kadar az olduğu içindir ki ülkemizin durumu ortada! Gazeteye bundan sonra da yazabileceğim İlhami ağabey tarafından rica edildi. Seve seve ve onurla kabul ettim. Bundan sonraki yazımda affınıza sığınarak ve sabrınızı da zorlamadan kendi özgeçmişimden söz edeceğim. Yazılarımda yöremden, bağlı olduğum inanç kültüründen ve bağlı olduğum meslekten söz edebilir ve örnekler verebilirim. Yazacaklarım kendi kişiliğimi bağlar ve sadece kendi adımadır. Beğenilenlerden kendim için pay çıkarmam ama beğenilmeyenlerin ve eleştirilenlerin bana ait olduğunu şimdiden kabullendiğimi söylemek isterim. Güzel günlerde görüşmek üzere!
Yorumlar (1) | 08 Temmuz 2010 | ARTIK BEN DE AHLAT\'LIYIM E.Albay Hüsnü SOYDAN
|
|
Yıl bin dokuz yüz elli sekiz, Kasım Ayı’nın yirmi sekizi Yıllardır görülmemiş dondurucu bir kış mevsimi. Tükürsen, tükrüğün yere düşerken donacağı günlerdi sanki. Ziyaretine gittiğim Vali Ruhi Çalışlar, Benimle çok ilgilendi ve yararlı öğütler verdi, Sonra da Ahlat’a gidebilmem için, Veterinerliğin en sağlam cipini tahsis etti Öyle heyecanlı, öyle sıcak, öyle umut doluydu ki içim, Rahvan Düzü’nün kardan duvarları bile bunu dağıtmaya yetmedi Ahlatlı’ydı cipin şoförü, aynı zamanda iyi bir mihmandardı, Bir taraftan yöreyi tanıtmaya çalıştı, Bir taraftan da bana Ahlat’ı anlattı Duyduklarım ve gördüklerim heyecanımı daha da artırmıştı. Asırlar boyu ayakta kalmış cankurtaranlar, Şanlı tarihimizin, sanki canlı birer tanıkları gibiydiler. Bir zamanlar kim bilir nice canlar kurtardılar Kim bilir duvarlarında ne büyük sırlar saklıyorlar Heyecandan titreyen kalbimle, Hem de inanılmaz derecede bir istekle; “Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına” dizesi dilimde Hiç bilmediğim, tanımadığım bir yere, İnsanlara sağlık hizmeti vermeye gidiyordum, İlk adımımı umutla ve cesaretle attığım Meçhul bir gelecek uzanıyordu önümde. İnandığım ve bildiğim kesin olan bir tek şey vardı: Vatanımın her köşesi benim için kutsaldı. Rahva Düzü’nden sonra birden Van Gölü çıkıverdi karşıma, Tatvan İlçesi yolun sağında ve gölün kenarında Aman Allah’ım bu ne muazzam güzellik, Önümde sanki beyazlarla süslenmiş mavi bir gelinlik Boşuna dememişler “Dünyada Van ahrette iman” diye. İnanmayanlar varsa eğer, gelsinler görsünler, ispatı burada işte ilkbahar, yaz, kış, sonbahar, özetle dört mevsimde… Hele de; şafak sökerken, güneş batarken ve mehtaplı gecelerde. Doyum olmaz Van Gölü’nün güzelliğine… Burası, dünyadaki en büyük renk cümbüşünün olduğu yerdir. Bir bakarsın gölün üstüne rengarenk payetler serpilmiştir Bir de bakarsın ki, beyaz, turuncu, sarı, mor şeritlerle bezenmiştir. Süphan Dağı’nın, Nemrut’un, güneydeki Gevaş Ormanları’nın, Yansıması ve gölgesi vardır “Van Denizi”nin üzerinde Gökyüzündeki tüm yıldızların ve ayın bile.. Ey, Van Gölü’nü ve çevresini görmeyenler!. Ve de anlattıklarıma dudak bükenler, Biliyorum, İnanılacak gibi değil anlatılanlar Ama hepsi de doğru bunların.. İnanın !.. Karların kapladığı yol uzadıkça uzamıştı Sabırlarımız da iyice tükenmeye başlamıştı Önümüze çıkan “Kürtük”ler gidişimizi engelliyordu Sadece aracın motor sesi vardı, doğa uyuyordu sanki, sessiz Veştong’a gelince, uzaklardan Ahlat göründü, belli belirsiz, Az sonra Ahlat’ın kapısı “İki Kubbe Mahallesi”ndeyiz Burada Selçuklu döneminin canlı tanığı “Kümbetler”karşıladı bizi En büyükleri “Baş Kümbet”, onların lideri gibiydi sanki Son derece görkemli, bir o kadar da gizemli… İlk olarak hükümet binası göründü, arkasından cami, Sonra da Ahlat, Erkizan Mahallesi ve Sağlık Merkezi, Biraz uzağında ise Tunus Mahallesi, Tahtı Süleyman ve Kırklar Mahallesi adeta saklanmış gibilerdi. Burada kıştan, kardan eser yok, sanki bir sahil şehri. Kemal Koca, Mustafa Dayı, Kamil, Kado, Baki Bilici, Sağlıkçı Necati, Feride Abla ve Halime Ablam kapıda karşıladılar beni. İşte böyle başlamıştı hayatımın yeni dönemi… Halime Ablam, Sağlık Merkezi’nin her şeyiydi. Hem Hastabakıcısı, hem de ebesi, hemşiresi, aşçısı, Ahlat Halkı’nın sevgilisi ve tam bir iyilik meleği Benimse tıpkı bir anam, bir ablam gibiydi Sağlık merkezindeki sağ kolum, Tek yardımcım, Sırasında da birlikte ameliyata girdiğim asistanım. Doğumlarda ise ben ona asistanlık yapardım. Deneyimli, bilgili, saygılı ve nezaketliydi. Yeryüzünde emsali az görülecek olan biri. Birçok can dostlar edindim Ahlat’ta Hepsinin ayrı ayrı özellikleri vardı benim için. Sorunlarımı paylaştığım arkadaşlarım, Sırtımı dayadığım dostlarım vardı aralarında. Purhus Nahiye Müdürü Muzaffer Barut bunların en önündeydi Kardeşi Nihat Barut ve Nazmi ise sanki kardeşlerim gibiydi Nazmi Yücel’in babası Mecit Usta değerli bir ağabeyimdi. Baki Bilici, Çelebi Değerli ve Nejat Ülgen, birer mertlik timsaliydi Behçet Horasan, İbrahim Koç, Emin Azap, Kemal Aybar Daha isimlerini sayamadığım nice dost ve arkadaşlarım var Sıtkı Sayın, Mevlut Aydoğan, Celal Sümer, Aydi Bey, Enver Bey, Kahveci Çavuş ve de Lokantacı Cafer, Bekçi Seyfettin, Şefik Öğretmen, Fazıl Hoca, Bu şiiri okumasını çok istediğim can dostum Suat Koca, Teygut’tan Vezir Deniz, Tapavank’tan Fakı Abdulla Yatılı Bölge Okulu Müdürü Necla Hanım, Atatürk’ün kızı, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, mangal yürekli kadın. Sonsuza kadar kalbimde yaşayacaklar, İsimlerini buraya alamadıklarım ise beni bağışlasınlar.. Ahlat; hekimlik yaşamımın başladığı yer; ilk göz ağrım benim İlk hastamı burada tedavi ettim, ilk hastamı burada yitirdim Ata binmeyi, araba kullanmayı, yüzmeyi burada öğrendim. Güzel ve çirkin, hayatın tüm gerçekleriyle burada yüzleştim Yönetmeyi, kavgayı, didişmeyi, savaşmayı, başarmayı, Ve tek başıma ayakta kalmayı burada öğrendim. Evlendim, balayımı burada geçirdim İlk çocuk müjdesini burada aldım, Baba olma duygusunu burada tattım Hayatımdaki ilk vurgunu burada yedim. “Görülen lüzum üzerine” Hizan’a sürgün edildim. İşte bütün bu ilklerle Ahlat ilk göz ağrım benim. Türkler’in Anadolu’ya ilk adımını attığı yerdir Ahlat. Malazgirt Meydan Muharebesi’nin yönetildiği ve kazanıldığı Selçuklular’ın; emsalsiz eserlerine eserler kattığı, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın yattığı Türk Ulusu’nun kalbinin attığı, yiğitlerin harman olduğu yerdir Ahlat. Çevresinde Teygut, Veştong, Soygurt, Purhus, Tapavank, Kirs, Bahçe, Cizruk, Hulik, Develik, Hanik köyleri, Bunların tam ortasında Ahlat’ın merkezi Türk kültür mozayığının en belirgin ve canlı örneği Türk, Kürt ve Çerkez vatandaşlarımızın bölünmediği Asırlar boyu, kavgasız, nizasız bir yaşamın sürdüğü Dost ve kardeşçe birlikteliğin gerçekleştiği Bütün dünyanın örnek alması gereken yerdir Ahlat. Mecburi hizmet için gittim, gönülden hizmet ettim, kendime yeni bir yurt edindim. Ben Ahlatlı’yım artık, Ahlat benim öz memleketim. Hasretim taşına, toprağına, suyuna, Karadutuna ve insanlarına… Canım kurban vatanımın bir karış toprağına… Şenliğiniz kutlu olsun, gönlünüz sevgiyle dolsun Ahlatlılar !.. Cümlenize sonsuz mutluluklar diliyorum. Sizlere en içten, en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum.… 21.08.2009 / Antalya www.fikirplatformu.net info@sadikozen.com
Yorum Ekleyin | 08 Temmuz 2010 | Dr.Sadık Özen-İlk Göz Ağrım AHLAT
|
|
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı tarafından Bitlis Eren Üniversitesi Rektörlüğüne gönderilen 10.06.2010 tarihli ve 2010-007 sayılı yazıda; “Vakfımızın kitaplığında, piyasada örneği bulunmayan, çok nadide ve değerli, özel baskılı, akademik ağırlıklı 5.000 adet kitabın, Üniversiteniz bünyesindeki yüksekokul veya fakültelerden birinin kitaplığına bağışlanması Yönetim Kurulumuzca kararlaştırılmıştır. Ahlat Halk Hekimliğine 50 yılı aşkın bir süre içerisinde hiçbir karşılık kabul etmeksizin hizmet eden Abdullah Nalbant Usta’nın adının yaşatılması amacıyla, 5000 adet kitabın Ahlat Halk Hekimliğinin Efsane İsmi Abdullah Nalbant Usta Kitaplığı adı verilerek değerlendirilmesini arzederiz.” denildi. Bağışlanacak olan kitapların envanteri hazırlanmakta olup, Üniversite Rektörlüğünün talep etmesi halinde gönderilebileceği de ifade edildi.
Yorum Ekleyin | 08 Temmuz 2010 | AHLAT HALK HEKİMLİĞİNİN EFSANE İSMİ ABDULLAH NALBANT USTA KİTAPLIĞI
|