AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > 10 YIL ÖNCE AHLAT GAZETESİ
10 YIL ÖNCE AHLAT GAZETESİ

AĞUSTOS 1994  SAYI: 3

ARADOLU’NUN KAPISI TÜRKİYE’NİN TAPUSU          

Bölgesinde güçlenen Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişmesine engel olmak için pek çok metotlar denenmektedir. Hiçbirinde başarılı olunamadığından bu sefer de  etnik ayrılıktan söz edilmektedir. Bu ise özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde yoğunlaşmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin büyüklüğü ve bütünlüğü bazı batılı devletleri sürekli rahatsız etmiştir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti onların bazı ekonomik ve tarihi emellerini gerçekleştirmelerine engel teşkil etmektedir. Batının Anadolu halkına duyduğu kin bin yıllık bir birikimin mahsulüdür. Alpaslan’ın Anadolu’ya 1071 Malazgirt Zaferi ile yeni bir çehre vermesiyle bu kin tohumları ekilmeye başlamıştır.

Malazgirt Zaferi sırasında Ahlat’ın üstlenmiş olduğu tarihi göreve değinmeden geçemeyiz. Büyük Kumandan Alpaslan ordularını Ahlat’ın Sütey Yaylası’nda hazırlamış, günümüz deyimiyle motive etmiştir. Alpaslan’a bu büyük zaferi kazandıran orduda bölgedeki aşiret birlikleri de yerlerini almış, milletçe yarattığımız tarihe ortak bir sayfa eklemişlerdir.

Malazgirt Zaferi kazanıldıktan sonra Ahlat, Anadolu toprakları üzerindeki ilk başkenti konumuna girmiştir. Şehir kısa zamanda büyümüş, nüfusu 300 bine kadar çıkmış, Türk ve İslam dünyasının o dönemdeki en önemli bilim, kültür, sanat ve ticaret merkezi haline gelmiştir. Kubbet-ül İslam, yani İslam’ın Kubbesi  olarak anılmış, o dönemden günümüze kadar kalabilen önemli sanat ve mimarı eserlerle, Ahlat dünyanın en büyük açık hava müzelerinden biri haline gelmiştir. Bize düşen görev, bu kültürel ve tarihi mirası yeni kuşaklara intikal ettirmektir.

Türk milletinin kurduğu her devlet ve medeniyet sadece bir Türk  boyu ve aşiretine ait değildir. Her dönemde Türk Milleti’nin özünde değişik boylar ve aşiretler  bir mozaik oluşturmuşlardır. Bu bakımdan Türk Ulusu’nun bölge ve zümre gözetilmeden çıkarları bir noktada odaklaştırılmalı, bu ortak menfaatin milli birlikten geçtiğinin unutulmaması gerekmektedir.

Türk Ulusu tarih boyunca sergilediği bu birlikteliğin en güzel örneğini Cumhuriyet dönemine geçiş sürecinde de göstermiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında hiçbir şekildi doğulu-batılı ayrımı söz konusu edilmemiştir.

Atatürk Kurtuluş Savaşı öncesi ülkede yaşanan dağınıklığı gidermek için verdiği mücadelede hiçbir ayırım yapmamıştır. Her bölgedeki her kesimden insana, özellikle bölgelerinde saygınlığı olan insanlara rahatlıkla ulaşmıştır. Onların yardımını istemiştir. Bunlardan bir tanesi de Bitlis’li Şeyh Abdulbaki Efendi’dir. Atatürk Abdulbaki Efendi’ye mektuplar yazmıştır. Bu mektuplarda ülkenin içinde bulunduğu durumdan bahsederek çıkış yollarını göstermiş, görüşlerini sormuştur. Bu mektuplar birisi şöyledir:

“Faziletlü Efendim.

Zat-ı fazilanelerinin Bitlis’te olduğunuzu tahmin ediyorum. Bu defa aldığım malumat üzerine bu husus tevsik edildi. Makam-ı Mualla-yı hilafet ve saltanatın, vatan ve milletimizin içinde bulunduğu müşkül vaziyet malum-u arifaneleridir. Senavenleri milletimizin bu günkü felaketin içinden çıkacağı güne kadar milletle beraber  ve milletin içinde çalışmaya hasr-ı vücut etmekten başka şiar-ı hamiyet olamayacağı kanaatiyle derhal askerlikten istifa ettim. Çünkü resmi makam ve sınıfım buna mani oluyordu.

Bugün için yegane çare-i halas milletin vahdetini bütün cihana göstermek ve hukuk-u mukaddesatımızı milletin ibraz edeceği kudret ile tahlis etmektir.

Erzurum Kongresi’nce takarrür ettirilen esasatı takdim ediyorum. O havalice icabına tevessül buyurularak düşmanlarımızın her türlü muzır telkinatına sed çekmeleri müsellem olan hamiyet ve vatanperverliklerinden intizar olunur. Arz-ı hürmet ve muhabbet eylerim. Efendim Hazretleri.

                     Sabık Üçüncü Ordu Müfettişi

                              Mustafa Kemal”

Benzeri mektuplar bölgede pek çok nüfuzlu kişilere gönderilmiştir. Bu kişiler arasında etnik ayrım gözetilmemiştir.

Sonraları ülkemiz sıkıntılarını atmış, düşmanlarını yurttan kovmuş, Cumhuriyeti kurmuş, yeniden bölgesinde büyük ve güçlü bir devlet haline gelmiştir. İşte bu büyüme ve gelişmeyi içlerine sindiremeyen batılı devletler, geçmişte oynanan aynı oyunları yeniden sahneye koyma çabası içine girmişlerdir. Ancak hesapları tutmamıştır. Zannetmiştirler ki, birkaç cahil genci kandırarak yanlarına alırlar, sonra da amaçlarına ulaşabilirler. Ama bu oyuna kimse gelmemiştir. Zorla silahlı eyleme soktukları ailelerin fertlerinden birisini terörist yaptılar varsayalım. Ama aynı aileden diğer fertlerin birinin polis, bir diğerinin asker, bir başkasının parlamenter olduğunu ve bunların devletlerine, milletlerine bağlı olduklarını hesaba katmadılar. Halkımız devletine destek vermek, bu sorumluluğu paylaşmak için yasaların göstermiş olduğu doğrultuda örgütlenmeye gitti. Bu

örgütlenmeye örnek olarak Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı’nı gösterebiliriz.

            Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı, özellikle Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki kültürel yapımızı güçlendirmek, bölgemiz üzerinde ortaya atılan tutarsız, geçersiz, gerekçesiz iddialara karşı bilimsel yaklaşımlarla gerçeği ortaya koymak için kuruldu. Kuruluşunu müteakip bölgede bilimsel toplantılar yaptı, kitaplar yayımladı, sempozyumlar düzenledi, kültürel programlar düzenledi. Bu faaliyetler, ülkenin birlik ve beraberliğini pekiştirmek için yapıldı. Doğulusu-Batılısı, Güneylisi-Kuzeylisi ile ne kadar bu tür programlar yapılırsa, ülkemizi şer güçleri karşı direnci o  oranda artacaktır.

            Türk ulusu ve bunun doğal bir parçası olan Doğu halkı asil bir millettir.  Bu asaletin pek çok örneklerini tarihin her döneminde görmek mümkündür. Yüzyıldan beri çeşitli metotlarla tahrik edilmelerine rağmen, vatan sevgisinden taviz vermemiştir. Bazı maceraperest hainlerin sebep oldukları olaylar tüm doğu insanına mal edilemez. Türk ulusu bu birlik ve beraberliği sergilediği sürece, bozma girişimleri devam edecektir. Bu gerçekten hareketle ona göre hareket etmeliyiz. Bugün Doğulu-Batılı  diye ayrım yapan hainler, yarın karşımıza Karadenizli’yi “Laz”, Kafkasyalı’yı “Çerkez”, bir başkasını “Göçmen”, “Tatar”, “Azeri”, “Gürcü” diye karşı karşıya getirme girişimi içine girebilirler. Buna karşı uyanık olmalıyız.

            Bugün için ülkemizin aile yapısına bakacak olursak, her bölgeden insanlar birbirleriyle kız alış-verişinde bulunmuşlardır. Her Doğu’lunun evinde bir Batılı, her Karadeniz’linin evinde bir Güneyli gelin olduğunu görürüz. Bu durum öylesine kaynaşmıştır ki, Türkmen kimdir, Laz kimdir, Çerkez kimdir ayırt etmek mümkün değildir. Bu kaynaşmanın yüzde 99’u aynı dinin etrafında kenetlenmiş bir toplumdur. Bu durum, iş yaşamında, mesken edinmede de böyledir. Bu sağlam sosyal yapı giderek güçlenmektedir.

            Bu günkü genç kuşağa düşen bu yapıyı daha da güçlendirmektir. Şunu iyice bilmeliyiz ki, bize bizden başkasından fayda yoktur. Biz birlikte kurup, birlikte yaşattığımız bu kutsal vatanı gene birlikte ebediyete kadar yaşatmak zorunda olduğumuzu asla unutmamalıyız.

            Ahlat, gaçmişte “Anadolu’nun Kapısı” idi, bugün ise “Türkiye’nin Tapusu” durumundadır. Böylesine önemli bir kültür merkezini korumak hepimizin görevi değil midir?..


Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
20'den sonra hangi sayı gelir? 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com