AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > 24 NİSAN ALDATMACASI
24 NİSAN ALDATMACASI

M. Törehan SERDAR-Bitlis Eren Üniversitesi Öğretim Görevlisi

Bir 24 Nisan günü daha gelip çattı. Acaba 2010 yılında bu çirkin yalanı kabul edecek kaç devlet çıkacak diye merak ediyorum. Bazı devletler işlerini güçlerini bırakıp Soykırım iddialarını meclislerine taşıma gayreti içine girmiştir. Hatta daha önce bu asılsız soykırımı kabul eden ülkeler tekrar tekrar meclislerine getirmekte ve birkaç kez kabul etme yarışına girmektedir. Bu tarihte halkımızın öfke ve isyanı da doruk noktasına çıkmaktadır. Bu öfke ve isyanlar; asılsız soykırımı kabul eden veya gündemine alan ülkeleredir. Her yıl 24 Nisan’da ülkemizin gündemi asılsız soykırım iddialarıyla meşgul edilmekte, bazı ülkeler kendi tarihleriyle yüzleşeceği yerde asılsız soykırım iddialarını parlamentolarında kabul etmek için birbirleriyle yarışır hale gelmektedir. Bu yılda aynı senaryoyu yaşayacağız, 24 Nisan geldiğinde; acaba ABD Başkanı Obama soykırım kelimesini kullanacak mı, yoksa kullanmayacak mı? Hangi ülkeler soykırımı kabul edecek, kimler ülkemizi ve güzel insanımızı karalama yarışına girecektir diye merakla beklemekteyiz. Her yıl aynı senaryoyu duymaktan bıktık usandık. Artık buna bir son verilmesi gerekir.

Okuyuculara geçmişi hatırlatmak, ülkemiz üzerinde oynanan oyuna dikkat çekmek için Ermeni tehciri ve soykırım iddialarıyla ilgili bazı bilgileri buraya almakta fayda görüyorum.  Bu cennet ülkenin her evladının bu oyunları iyi sezmesi, ona göre tedbir alması gerekir.

            Osmanlı Devletinin seferberlik ilânı ve daha sonra Birinci Dünya Savaşına girmesiyle:

            1.Ermenilerin davranışları,

            2.Çıkardıkları isyanlar,

            3.Ermeni çetelerinin Müslüman Türk ahalisini top yekûn öldürmeye girişmeleri,

            4.Ermenilerin düşmanlarla işbirliği yapmaları,

            5.Türk Ordusunu arkadan vurmaya kalkmaları,

            Osmanlı Hükümetinin Ermeniler hakkında tedbir almaya, Ermenileri bulundukları bölgeden çıkararak başka yerlere göçe zorlamaya mecbur etmişti. Osmanlı Devleti 11 Nisan 1331 (24 Nisan 1915) tarihine kadar, yani seferberlikten dokuz ay sonrasına kadar, Ermeni isyanlarına karşı yalnız mahalli ve özel tedbirler almakla yetindi. Van'ın düşmesi ve Rus ordusunun doğu illeri üzerine yürümesi sıralarında, Ruslara öncülük eden Ermeni Gönüllü Alayları tarafından Müslüman halk merhametsizce yok ediliyordu. Hükümet Ermeni Patrikliğine, Ermeni Milletvekillerine, komite reislerine; vatan savunması için uğraşılırken isyanlara, saldırılara, cinayetlere devam olunduğu takdirde şiddetli tedbirler alacağını bildirdi. Bu tembihata rağmen Ermeni faaliyeti bütün şiddeti ile sürüyordu. Ermeniler tarafından Van'ın düşürülmesi, Bitlis, Muş, Erzurum, Doğu Beyazıt, Zeytun (Süleymanlı), Sivas bölgelerindeki isyanlar ve saldırılar üzerine hükümet orduyu ve milleti korumak için harekete geçmek zorunda kaldı. Savaşta olunmasına rağmen, faaliyetlerine serbestçe devam eden komite merkezleri 26 Nisan'da hükümet tarafından kapatıldı. Başkumandanlık tarafından bütün birliklere gönderilen tamim gereği komite reisleri ve tahrikçiler tutuklanarak tevkif edildi. Van'da Ermeni isyanı bütün hızıyla devam ettiği bir sırada, İstanbul'a diğer bölgelerde de Ermenilerin isyan ettikleri, yol kes­tikleri, Müslüman köylerini basarak halkını katlettikleri yolunda ha­berler geldi. Türk ordusu savaş alanında olduğu için cephe gerisin­deki bu olayları önleyemiyordu. Nihayet Başkumandan Vekili En­ver Paşa bu duruma bir çare olmak üzere, 2 Mayıs 1915'te Dâhiliye Nazırı Talat Paşa'ya şu yazıyı yolladı: "Van gölü etrafında ve Van valiliğince bilinen belirli yerlerdeki Ermeniler, isyanlarını sürdürmek için daima toplu ve hazır bir haldedirler. Toplu halde bulunan Er­menilerin buralardan çıkarılarak isyan yuvasının dağıtılması düşün­cesindeyim. 3. Ordu komutanlığının verdiği bilgiye göre Ruslar 20 Nisan 1915'te kendi sınırları içindeki Müslümanları sefil ve perişan bir halde sınırlarımızdan içeriye sokmuşlardır. Hem buna karşılık ol­mak ve hem yukarıda belirttiğim amacı sağlamak için, ya bu Erme­nileri aileleriyle birlikte Rus sınırı içine göndermek yahut bu Ermeni­leri ve ailelerini Anadolu içinde çeşitli yerlere dağıtmak gereklidir. Bu iki şekilden uygun olanın seçilmesiyle tatbikini rica ederim. Bir mah­sur yoksa isyancıların ailelerini ve isyan bölgesi halkını sınırlarımız dışına göndermeyi ve onların yerine sınırlarımız içine dışarıdan gelen Müslüman halkın yerleştirilmesini tercih ederim.”.

Tehcir kararının ilk işareti sayılan bu yazı ile Enver Paşa, Ermenilerin isyan çıkaramayacak şekilde dağıtılmalarını istiyordu. Eğer, Ermeniler toplu halde tutulmak yerine, ufak üniteler halinde çeşitli yerlere dağıtılacak olurlarsa, isyan etme imkânları da kalmamış olurdu.

Dâhiliye Nazırı Talat Paşa, durumun ciddiyeti karşısında Meclis-i Vükela'dan karar almadan ve bu işle ilgili bir geçici kanun çıkart­madan bütün sorumluluğu üzerine alarak Ermeni tehcirini başlattı. Önce Van, Bitlis ve Erzurum bölgelerinde bulunan Ermenilerin harp sahası dışına çıkarılmaları konusunu ele aldı. Bu maksatla 9 Mayıs 1915 tarihinde Erzurum Valisi Tahsin Bey’e, Van Valisi Cevdet Bey’e ve Bitlis Valisi Mustafa Abdulhalık Bey’e şifre emirlerini gönderdi. Bu şifreli emirlerde Talat Paşa, özellikle Van Gölü çevresinde ve Van vilayetince bilinen muayyen mevkilerdeki Ermenilerin isyan ve ihtilal için daimi birer ocak halinde bulunduklarını bildirmektedir. Bunların yoğun şekilde bulundukları yerlerden çıkarılarak 

güneye doğru sevklerinin kararlaştırıldığını, kararın derhal tatbiki için valilere mümkün olan her türlü yardımın yapılması gerektiğini ve Başkumandanlık Vekâletinden 3 ve 4 üncü Ordu Komutanlarına tebligat yazıldığını, esasen çok faydalı sonuçlar verecek bu teşebbüsün, Van’la birlikte Erzurum’un güney kısmı ve Bitlis’e bağlı önemli kazalara, bilhassa Muş ve Sason ile Talori civarına da teşmilinin iyi olacağını vurguladı. Ayrıca valilerden, ordu komutanlarıyla işbirliği yaparak derhal uygulamalara geçmelerini de istedi.  

            Ermeniler konusunda Dâhiliye Nezareti’nin tedbir aldığı bir sırada Rusya, Fransa ve İngiltere hükümetleri 24 Mayıs 1915 tarihinde bir bildiri yayınlayarak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Ermenilerin öldürüldüklerini yayınladılar. Şimdiye kadar kışkırtarak destek verdikleri Ermenilerin yaptığı katliamları görmezlikten gelerek, olaylardan Osmanlı Hükümetini sorumlu tutacaklarını bildirdiler.

            Olayın milletlerarası bir hüviyet kazanması üzerine Talat Paşa, tehcirle ilgili sorumluluğu tek başına yüklenemeyeceğini bildirerek bu konuyu bir kanun hükmü haline getirmek ve kabinenin diğer üyelerinin de bu sorumluluğa ortak olmasını istedi. Sonunda 12 Recep 1333/13 Mayıs 1331 (26 Mayıs 1915) tarih ve 270 numaralı tezkire hazırlanarak Sadaret’e gönderildi.

            Tezkirede Talat Paşa, Osmanlı topraklarında gözü olan dış güçlerin Ermeniler arasına nifak sokarak onları isyana sevk ettiklerini, isyan eden Ermenilerin askerlerin yanı sıra masum halka silahlı saldırıda bulunarak onları katlettiğini, halkın mallarını yağmaladıklarını, askere erzak ve mühimmat nakline engel olduklarını, düşmana erzak temin ettiklerini, Türk birlik ve mevzilerinin yerlerini düşmana bildirdiklerini, devletin selameti için köklü tedbire ihtiyaç duyulduğunu ve bundan dolayı, harp sahasında olaylar çıkaran Ermenilerin başka bölgelere nakline karar verildiğini ifade etmektedir.

            Tezkirede ayrıca Ermenilerin nerelere gönderileceği, mali yönden onlara nasıl yardım edileceği, geride bıraktıkları mallarının nasıl korunacağı, can güvenliğinin nasıl sağlanacağı belirtilmektedir.

Dâhiliye Nezareti’nin bu tezkiresi Sadaret tarafından kaleme alınan 27 Mayıs 1915 tarihli bir tezkire ile meclise gönderildi. Sonunda meclis tarafından 30 Mayıs 1915 tarihinde Ermeni tehciri uygulamasını kabul eden kararı çıkarıldı.

            1 Haziran 1915 tarihinde de Takvim-i Vekâyi’de yayınlanarak yürürlüğe giren tehcirle ilgili geçici kanun şöyledir:

            Madde - 1: Sefer vaktinde Ordu, Kolordu ve Tümen Komutanları, bunların vekilleri ve Müstahkem Mevki Komutanları ahali tarafından herani bir surette hükümetin emirlerine, vatanın müdafaasına ve asayişin sağlanmasına ait icraat ve tertibata karşı gelen ve silahlı tecavüz ve direnme görülürse, derhal askeri kuvvetlere en şiddetli surette müdahale etmeye, tecavüz ve direnmeyi esasından yok etmeye yetkili ve mecburdur.

            Madde - 2: Ordu, Müstakil Kolordu, Tümen Komutanları askeri icaplara dayanan casusluk ve hainliklerini hissettikleri köy ve kasabalar ahalisini tek veya topluca diğer yerlere sevk ve yerleştirebilir. (Dikkat edilirse bu hüküm sadece Ermenilere karşı konulan bir hüküm olmayıp, bu şartlara uyan herkesi kapsamaktadır.)

            Madde - 3: iş bu kanun, yürürlüğe girdiği (yayınlandığı) tarihten itibaren geçerlidir.

Mehmet Reşâd

13 Recep 1333 ve 14 Mayıs 1331

(27 Mayıs 1915)

Sadrazam Başkumandanlık

Vekili ve Harbiye Nazırı

Mehmed Said Enver

 

Tehcir (zorunlu göç); değişik tarihlerde, değişik uluslar tarafından uygulanmış, ama hiçbirinde Osmanlı da olduğu kadar haksız bir şekilde eleştirilmemiştir. 1896 yılında İngiltere, kendisi için tehlikeli gördüğü 2 milyon İrlandalıyı Avustralya’ya sürmüştür. Yine 2. dünya harbinde Amerika, kendisi için hiçbir tehlike arz etmeyen başta ABD vatandaşlığına geçmiş Japonlar olmak üzere Uzak Doğu Asya ülkesi kökenli vatandaşlarını ABD’nin iç kısımlarına sürmüştür. Ancak günümüzde bu sürgünler hiç dile getirilmediği halde, hep Osmanlının tehciri öne çıkarılmıştır.

 

            Osmanlı Hükümeti savaş şartlarına rağmen, sevkiyatın bir düzen içerisinde yürümesine ve kafilelerin herhangi bir zarara uğramamasına itina göstermiş, bunun için elindeki bütün imkânları zorlamıştır. Bu sevkiyat esnasında görülen en büyük zorluk, vasıta sıkıntısı olmuştur. Gerek savaş nedeniyle sürekli cephelere mühimmat taşınması ve gerekse hasat mevsimi olması, araba ve hayvanlara duyulan ihtiyaç yüzünden kafilelerin zorluk çektiği görülmüştür.

Zorunlu göç sırasında bütün yokluklara rağmen Ermenilerin zorunlu göçü için Osmanlı Devleti milyonlarca kuruş harcamaktan çekinmemiştir. Tehcir uygulaması konusunda yaptığı doktora tezinde araştırmacı Bülent Bakar, yapılan tahsisatı yıl yıl belgelemiştir. Halaçoğlu’nın İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyetinin 1915 yılı bütçesinden özetlediği rakamlara göre de kafilelerin ihtiyaçları için Konya’ya 400.000, İzmit’e 150.000, Eskişehir’e 200.000, Adana’ya 300.000, Halep’e 300.000, Suriye’ye 100.000, Ankara’ya 300.000, Musul’a 500.000 kuruş olmak üzere toplam 2.250.000 kuruş ödenek ayırmıştır.      devam edecek…

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
1 artı 2 kaç eder? 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com