AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > 24 NİSAN VE SOYKIRIM YALANLARI...
24 NİSAN VE SOYKIRIM YALANLARI...

Ermeni isyanları tehcirden önce çıkarılmıştır. Leo bu hususu şu sözleri ile belgelendirmektedir:

            “Muş’ta ve Muş Ovası’nda 7.000 Ermeni silahlandırılmıştı. Bunlar köylere dağıtıldılar. Birçokları silahları ile beraber Türk Ordusundan kaçmıştı. Sason (o tarihler de Bitlis ilinin bir sancağı, şimdi ise Batman ilinin bir ilçesi) ne asker vermişti ne de vergi. Hatta bu maksatla gönderilen Türk memurları da öldürülmüşlerdi. Rus Ordusu yaklaşınca Muş bölgesinde hazırlanmış Ermeni gençleri isyan bayrağını açmağa hazırdılar.”

            Türk hükümeti işte bu olaylar yüzünden Ermeni Tehciri’ni lüzumlu görmüştür. Tehcire tabi tutulan Ermeni sayısını vermeden evvel o tarihte Anadolu’da yaşayan Ermeni nüfusuna bakmakta fayda vardır.  

1910/11 nüfus sayımına göre Ermeni nüfusu 1.050.513 Gregoryan, 90.050 Katolik, olarak toplam 1.140.563 kişidir. Protestan Ermenilerin nüfusu 53.880 kişi olduğuna göre toplam Ermeni nüfusu 1.194.443 kişiye ulaşmıştır. Bu rakam 1914 sayımına göre ise Katolik Ermeniler dâhil toplam 1.229.007’dir.

Justin Mc Carthy’nin 1914 nüfus istatistiğinde bütün Osmanlı vilayetlerinde 1.698.301 Ermeni’nin yaşadığı hesaplanmıştır. Bu sayının genel nüfusa oranı ise % 4,4 olarak gösterilmiştir.

İyi bir araştırma yapıldığı zaman görülecek ki 1914 yıllarında Anadolu’da yaşayan toplam Ermeni nüfusunun 1.300.000–1.500.000 civarlarında olduğu söylenebilir. David Magie’nin araştırmalarında toplam Ermeni nüfusu 1.479.000, Mc Carthy’nin araştırmasında ise 1.698.300 olması, yukarıdaki 1.500.000 rakamını doğrular niteliktedir.

            Gerçek olarak Osmanlı topraklarında yaşayan toplam Ermeni nüfusu 1.229.007 kişidir. Patrikhane kayıtlarına göre Osmanlı Ermeni nüfusu toplam 1.602.000 kişidir. Tehcir Kararından hemen önce Anadolu’da yaşayan Ermeni nüfusu 1.200.000–1.500.000 arasıdır. Hiçbir kuruluş veya araştırmacı tam rakam verememiştir.

      TEHCİRLE İLGİLİ ALINAN TEDBİRLER

            Kanundan hemen sonra 14 Haziran 1915 tarihinde Erzurum, Diyarbakır, Elazığ ve Bitlis vilayetlerine gönderilen bir şifreli yazıda, tehcir edilen Ermenilerin yollarda hayatlarının korunması, sevkıyat sırasında firara yeltenenlerle muhafazalarına memur olanlara karşı saldırıda bulunacakların yola getirilmesinin tabii olduğu, ancak buna hiçbir şekilde halkın karıştırılmaması ve Ermenilerle Müslümanlar arasında öldürmeye yol açacak ve aynı zamanda dışarıya karşı pek çirkin görünecek olayların çıkmasına kesinlikle fırsat verilmemesi istenmişti.

            Yeni iskân sahalarına dağıtılacak olan Ermeniler Konya, Cizre, Diyarbakır, Birecik ve Halep gibi belirli merkezlerde toplanmıştır. Kayseri ve Samsun’dan gönderilenler Malatya üzerinden, Sivas, Elazığ, Erzurum ve havalisinden gönderilenler Diyarbakır-Cizre yolundan Musul’a, Urfa’dan Nusaybin yoluyla gidenler, (Arap kabileleriyle diğer aşiretlerin saldırılarından korunmak üzere) Siverek yoluyla, Batı Anadolu’dan gönderilen kafileler ise Kütahya-Karahisar-Konya-Karaman-Tarsus üzerinden Maraş-Pazarcık yoluyla Zor sancağına, sevk edilmişlerdir. Bütün bu güzergâhların seçiminde tren yollarıyla nehir nakliye araçlarının bulunduğu yerler tercih edilmiştir.

            Osmanlı Hükümeti savaş şartlarına rağmen, sevkıyatın bir düzen içerisinde yürümesine ve kafilelerin herhangi bir zarara uğramamasına itina göstermiş, bunun için elindeki bütün imkânları zorlamıştır. Bu sevkıyat esnasında görülen en büyük zorluk, vasıta sıkıntısı olmuştur. Gerek savaş nedeniyle sürekli cephelere mühimmat taşınması ve gerekse hasat mevsimi olması, araba ve hayvanlara duyulan ihtiyaç yüzünden kafilelerin zorluk çektiği görülmüştür.

            Bütün bu zor şartlara rağmen Osmanlı Hükümeti, tehcire tabi tutulan Ermenileri büyük bir intizam içerisinde yeni yerleşim alanlarına sevk etmiştir. Amerika’nın Mersin Konsolosu Edward Natan, 30 Ağustos 1915 tarihinde Büyükelçi Hanry Morgenthau’ya gönderdiği raporda bu durumu açıkça belirtmektedir. Raporda, Tarsus’tan Adana’ya kadar bütün hat güzergâhının Ermenilerle dolu olduğunu ve Adana’dan itibaren bilet alarak trenle seyahat ettiklerini, kalabalık yüzünden sefalet ve çektikleri zahmete rağmen hükümetin bu işi son derece intizamlı bir şekilde idare etmekte olduğunu, şiddete ve intizamsızlığa yer vermediğini, göçmenlere yeterli kadar bilet sağlandığını, muhtaç olanlara yardımda bulunduğunu belirtmiştir.

Zorunlu göç sırasında bütün yokluklara rağmen Ermenilerin zorunlu göçü için Osmanlı Devleti milyonlarca kuruş harcamaktan çekinmemiştir. Tehcir uygulaması konusunda yaptığı doktora tezinde araştırmacı Bülent Bakar, yapılan tahsisatı yıl yıl belgelemiştir. Halaçoğlu’nın İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyetinin 1915 yılı bütçesinden özetlediği rakamlara göre de kafilelerin ihtiyaçları için Konya’ya 400.000, İzmit’e 150.000, Eskişehir’e 200.000, Adana’ya 300.000, Halep’e 300.000, Suriye’ye 100.000, Ankara’ya 300.000, Musul’a 500.000 kuruş olmak üzere toplam 2.250.000 kuruş ödenek ayırmıştır.

TEHCİRLE İLGİLİ GELİŞMELER

İstanbul’daki Alman Büyükelçi Vekili Neurath, 26 Haziran 1915 tarihli raporunda tehcirle

ilgili görüşünü şöyle belirtmektedir: “Türk hükümeti, Doğu Anadolu’daki Ermeni halkını, yoğun olduğu eyaletlerde isyan çıkarmalarını engellemek için askeri nedenlerden dolayı sürgün etmiştir” Ermenilerin o zamana kadar yürüttükleri faaliyetler ve kendi ülkelerine karşı olan dış güçlerle işbirliği yapmaları, tehcir kararını mecbur kılmıştır.

Tehcir sonrası batı basını her zaman olduğu gibi yine feryatlar koparmaya başlamış, olayları olduğundan farklı göstererek Osmanlı Hükümeti ve Türk milleti haksız olarak itham edilmiştir. Amerika, Rusya, İngiltere gibi devletler ile batılı devletlerin basını olayları hiç araştırmadan, incelemeden tamamen taraflı ve kasıtlı olarak aleyhimize kullanmışlardır. Yukarıda belirttiğim Amerika’nın Mersin Konsolosu Edward Natan’ın İstanbul’daki Amerika Büyükelçisi Hanry Morgenthau’ya gönderdiği rapor, büyükelçi tarafından tamamen ters şekilde ülkesine bildirilmiştir. Bu büyükelçinin taraflı, yanlış, asılsız ve kasıtlı olarak Amerika’ya gönderdiği raporlar, Amerika basını tarafından Türkler aleyhine kullanılmıştır.

ABD Başkanı Wilson’un, Amerika’nın savaşa katılımını meşrulaştıracak ve bunu için kamuoyu oluşturacak bir takım olayların bulunması talimatı (günümüzde Irak’ta olduğu gibi) doğrultusunda, o sırada Osmanlı nezdinde Büyükelçi olan Henry Morgenthau Ermeni tehciri meselesini ele almıştır. Morgenthau, ezilmekte ve yok edilmekte olan mazlum bir Hıristiyan millet olarak değerlendirdiği Ermenilerle ilgili gelişmeleri ve Ermenilerin zorunlu göçü sırasında meydana gelen bazı ölüm olaylarını, çok başarılı bir katliam propagandasına dönüştürmüştür. Morgenthau’nun esas raporlarıyla açık çelişkiler taşıyan bir senaryo, Büyükelçinin danışmanı ve tercümanı olan Türk Ermenisi Arshag K. Schmavonian, gazeteci Burton J. Hendrick ve Amerika Dışişleri Bakanı Robert Lansing tarafından hazırlanmış ve Ambassador Morgenthau’s Story” adıyla 1918 yılında New York’ta yayınlanmıştır.

Bu propaganda kervanına büyük çapta bilgileri yine Morgenthau’dan alan Lord James Bryce, olaylara uzak olan Alman Protestan papazı Johannes Lepsius ve o sıralarda genç bir tarihçi olan Arnold Toynbee de katılmıştır. Kamuoyu oluşturmada önemli bir rol oynayacak olan Arnold Toynbee, İngiliz Dışişleri Bakanlığı Savaş Propaganda Bürosu’nda görevlendirilmiş ve Türkiye aleyhindeki savaş kampanyasında ön sıralarda yer almıştır. Hazırladığı propaganda kitapçıklarında Osmanlı ülkesinde bulunduğu iddia edilen 1.800.000 Ermeni’den 1,5 milyonuna yakınının katledildiği tezini ilk olarak o ortaya atmıştır. Bu türden propaganda yayınları daha sonraki yıllarda ciddi başvuru kaynakları hüviyetinde işlem görmüştür.

Robert Farrer Zeidner, 1957 Haziran ayında Beyrut’ta ünlü tarihçi Arnold Toynbee’e kendi

imzasıyla yayınlanan, The Armenian Atrocities (London, Hodder and Stoughton, 1915) Turkey: A Past and A Future (New York, Geo. H. Doran, 1917)

ile The Treatment of the Armenians in the toman Empire 1915–16 (London, HMSO, 1916) adlı kitapları hakkındaki görüşünü sorduğunda Toynbee’nin büyük bir mahcubiyetle, bu erken dönem çalışmaların tümüyle birer savaş propagandası olduğunu ifade ettiğini ve bundan büyük bir üzüntü duyduğunu bildirmektedir.

            SOYKIRIM İDDİALARI    

            Ermeni konularında bir uzman olan ve yazdığı “Ermeni Dosyası” isimli eseri Türkçe, İngilizce ve Fransızca olarak basılan emekli Büyükelçi Kamuran Gürün: “Osmanlı Arşivlerinde 1912’de ülkemiz sınırları içerisindeki toplam Ermeni sayısının 1.300.000.000, 1921’de ise 1.025.000.000 olduğuna göre I. Dünya Savaşı sonunda Ermeni sayısında 300.000’e yakın bir azalma olmuştur. Müslümanlardan aynı dönemde 2 milyon bir azalma olduğu bunlardan ¼’ünün cephede şehit düştüğünü” belirtmiştir.

            Kamuran Gürün yaptığı incelemelerinde şu hususları bildirmektedir: “Sevr anlaşmasını Ermeniler imzalamıştır. Tehcir kararı bir katliam kararı değildir. Devletin bunun aksine göçe tabi olanların korunması talimatları var. Sorumlular mahkemelere verilecek denilmektedir. Nitekim bunlara aykırı hareket eden 1380 kişi yargılanarak hapse mahkûm oldu. Ermenileri tutan ABD Başkanı Wilson, uydurma bir kitap yazdırttı. Büyükelçi Morgenthau’nun Hikâyesi diye bütün raporlar değiştirildi. Nitekim 26 Eylül 1915 tarihli belge, Ermenilerin gittikleri yere yerleştiklerini ve rahat içinde olduklarını bildirmektedir. Amerikalı tarihçi Heath Lawry, 1990 yılında bunu yazmıştır.

            Sadrazam Tevfik Paşa bu katliam meselesini ve iddiasını incelemek üzere birinci dünya savaşına girmemiş tarafsız Danimarka, İspanya, İsveç gibi ülkelerden ikişer uzman istemiştir. Fakat İngiltere buna mani olmuştur. 144 kişi olaylarla ilgili olarak Malta’ya sürülmüştür.  

            Maraş’ta 2 bin Ermeni’nin öldüğü söylenmektedir. Zamanın İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon bu sayıyı 20 bine, daha sonraları ise 70 bine çıkarmıştır.

            Sevr müzakerelerindeki Ermeni delegasyonu başkanı Bogos Nubar Paşa “göçte 260.000 kişi yerlerine varmadı” diye yazmıştı. Ancak bu kişiler hakkında katliam iddiasında bulunmamıştır. Türkler öldürdü diyememiştir.”

Savaşta karşılıklı çarpışmalar olmuştur. Ermeniler öldürdüler ve öldüler. Yeni yetişen Ermeni kuşakları bu sayıları o kadar çok abarttılar ki, önceleri 250.000 olan sayı daha sonraları 750 bin kişiye, 1990’larda 1 milyon iki yüz elli bine ve günümüzde 1 buçuk milyona çıkmıştır.                                   Devam edecek….


Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
Bir gün kaç saattir? 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com