|
Tarihin ilk çağlarından beri Türk toplumlarında geniş halk kitlelerinin zor zamanlarında sorunlarının çözümüne katkıda bulunan, yol gösteren, pratik çözümler öneren kişiler hep olagelmiştir. Bunların en önde gelenlerinden birisi Dede Korkuttur. Dede Korkut adından da anlaşılacağı gibi yaşını başını almış, deneyim sahibi bir bilge kişidir.
Dede Korkut’un Ahlat’ta yaşadığına dair tezler vardır, ancak bilim insanlarınca henüz yeterli kanıtlar elde edilemediği için kesin bir yargıya varmak mümkün değildir. Ancak Dede Korkut’un öykülerinde geçen yer adlarının Ahlat’taki yer adları ile birebir örtüşmesi böyle bir olasılığı akla getirmektedir. 60’lı yıllarda Türk Dili dünyasının önemli şahsiyetlerinden Ahlat’lı olmasından onur duyduğumuz Tahir Nejat GENCAN bir makalesinde bu konuyu gündeme taşımış ve bu konunun açıklığa kavuşturulması için tarihçilere çağrıda bulunmuştur.
Abo Dayı’da Ahlat adı ile özdeşleşmiş döneminin bilge kişilerinden birisidir. Ancak talihsiz bir dönemde yaşamış olduğu anlaşılmaktadır. Abo Dayı’nın 1900’lü yılların başlarında yaşadığı bilinmektedir. Bu yıllar Türk dünyası açısından önemli ve ilginç yıllardır. Bir tarafta yok olan koca bir imparatorluk, öte yanda büyük zorluklarla kurulmakta olan yeni bir Cumhuriyet. Abo Dayı’nın talihsizliği yaşamının bu geçiş dönemine denk gelmiş olmasıdır büyük olasılıkla. Çünkü bu dönem aynı zamanda dünya için de önemli bir değişim dönemidir. Dünya hızla pek çok konuda yeniliklere boğulurken, Türkiye kendi derdi ile uğraşmaktan bu yeniliklerle tanışma faslını daha sonralara bırakmıştır. Ne zaman ki Cumhuriyet tüm ilkeleri ile kurulmuş, büyük dahi ATATÜR önünü görmeye başlamış o zaman dünyadaki bu yenilikleri Türkiye’ye getirmek için düğmeye basmıştır.
Yukarıda da değindiğimiz gibi Abo Dayı, bu değişim süreci öncesi kıskacında kendini yenileme, yenilikleri yakalama şansından yoksun kalmıştır. Bu nedenle olsa gerek, bilge kişi olarak kendisine koşan insanlara kimi zaman komik kimi zaman akla ve mantığa uymayan açıklamalarda bulunmuştur ki, bu da Abo Dayı’nın başka bir yönü ile kalıcı olmasını sağlamıştır.
Kimi bilge kişilerin bilgelikleri nesilden nesile aktarılırken, Abo Dayı’nın komiklikleri nesilden nesile aktarılır olmuştur. Bunu da en çok dillerine dolayan Ahlat’ın yakın dostları olmuştur. Tabii ki karşılıklı şaka modunda, Ahlatlılar da pek geri kalmayıp münasip bir biçimde yanıt vererek.
Şimdi Abo Dayı’nın kulaktan kulağa günümüze gelen bilgeliğinin seçme örneklerine bir göz atalım.
Dünyada savaşlı yılların yoğun olduğu bir dönem, bir gün Ahlat’ın üzerinden ve alçaktan bir Alman cephane uçağı geçiyor. Alçaktan geçtiği ve büyük gürültü çıkardığı için Ahlatlılar ilk kez böyle bir olayla karşılaştıkları için paniğe kapılıyorlar, korkuyorlar, saklanıyorlar bir süre sonra uçak ufukta kayboluyor. Paniği üzerinden atamayan Ahlatlılar, “bunu bilse bilse Abo Dayı bilir” soluğu Abo Dayı’nın kapısında alıyorlar, “Abo Dayı bu neydi yeri göğü inleterek üstümüzden geçti gitti?” diye… Abo Dayı kendinden çok emin bir vaziyette olayı açıklığa kavuşturuyor.
“Be hey gafiller bunu da mı bilmiyorsunuz? Bu bir sinektir, 170 yaşındadır, susamıştır, Süphan Dağından Nemrut Dağı’nın üstündeki göle su içmeye gidiyor.”
Bir gün Akdeniz yöresinden gelen bir vatandaş Ahlatlı bir çocuğa bir portakal vermiş, bu çocuk evirmiş çevirmiş ama portakalın ne olduğuna bir türlü karar verememiş. Soluğu babasının yanında almış ve babasına göstererek ne olduğunu sormuş. Babası da hiç portakal görmediği için büyük merak içine düşmüş, yenilir mi , içilir mi, nasıl yenir, ya zehirliyse, bir türlü işin içinden çıkamayınca; “bunu bilse bilse Abo Dayı bilir” diyerek Abo Dayı ya danışmaya karar verir birlikte Abo Dayı’nın kapısına dayanır dertlerini anlatırlar. Abo Dayı, portakalı eline alır evirir, çevirir ve gerekli incelemeyi yaptıktan sonra kararını verir.
“Be hey gafiller bunu da mı bilmiyorsunuz? Bu bir karınca yumurtasıdır, yerin altında olur, henüz olgunlaşmamıştır, olgunlaştığında içinden binlerce karınca çıkacaktır.”
Gene günlerden bir gün Ahlat’tan geçen bir gezgin, mola verdiği yerde kendisini hayretle seyreden çocuklara çantasından birer incir verir. Çocuklar bunun ne olduğunu anlayamazlar. Çocuklardan biri elinde oynarken babası görür ve “o nedir?” diye sorar. Çocuk onu bir gezginin verdiğini söyler.Babası “bu zehirli bir şey olmasın” diye merak eder ve işin içinden çıkamayınca soluğu Abo Dayı’nın kapısında alırlar. Abo Dayı gene kendisinden emin bir vaziyette inciri evirir çevirir ve sonunda kararını verir.
“Be hey gafiller, bunu da mı bilmiyorsunuz. Bu bir kuştur, darı tarlasına düşmüş, tıka basa darı yemiş ve patlamış”