|
Keşke böyle bir soruya “evet” olarak yanıt verebilseydik. Son günlerdeki gelişmelerin ışığı altında üzülerek belirtmeliyiz ki Ahlat’ın günümüze kadar gördüğü ilgiyi bundan böyle görmesi pek kolay olmayacaktır. Nedenleri üzerinde duracak olursak; Ahlat Gazetesi’nin diğer sayfalarında gördüğünüz gibi 8 Ağustos Bitlis’in düşman işgalinden kurtuluşunun 93. yılı, geçmiş yıllara oranla çok farklı kutlandı. Kutlamalara Türkiye Cumhurbaşkanı, bakanlar, bilim insanları, politikacılar, gazeteciler, bürokratlar, sivil toplum kuruluşları ve her kesimden davetliler katıldılar. Her şey çok iyi gidiyordu.
Cumhurbaşkanı’nın Bitlis’e gelirken Güroymak’ta aracından inerek vatandaşlarla yaptığı kısa sohbet sırasında gelişen olaylar, Türkiye’nin gündemine oturdu. Ahlat ve Bitlis gezileri bu gelişmenin yanında çok sönük kaldı. Asıl odaklanma Güroymak üzerine kilitlendi. Olay öyle dallanıp budaklandı ki Cumhurbaşkanı’nın Ahlat’ı ziyareti yanlış bir iş yapıyormuş gibi algılandı nerdeyse.
Cumhurbaşkanı’nın gezi Heyeti’nin içinde bilim insanları da vardı. Bunlardan birisi de son yıllarda yıldızı bir hayli parlayan ve tarihi Türk toplumuna sevdiren Türkiye’nin aydınlık yüzü Prof. Dr.İlber ORTAYLI idi. Sayın ORTAYLI’yı Cemil ÖZGÜR Meslek Lisesi’nin açılış törenleri sırasında gördük. Yanına yaklaşıp, kendisini Bitlis’te görüyor olmaktan duyduğumuz memnuniyeti ifade ettik. Kendileri de Bitlis’te olmaktan aldığı zevki dile getirdiler. Aynı günün akşam saatlerinde de Ahlat gezisi gerçekleşti. Ertesi gün geziye katılan gazetecilerin köşe yazıları bu seyahatle ilgiliydi. Yazılardan birisinde Sayın ORTAYLI’ya atfen şu ifadeler yer almıştı, aynen aktarıyoruz. “Ahlat mezarlığı muazzam bir tarihi mirastır. Ahlat 12. yüzyıldı 200 bin nüfuslu bir şehirdi. Bu mezarlığı Mervanoğulları başlattı. Hasan Padişah zamanında büyüdü ve anıtsal nitelik kazandı. Selçukluların da önemli katkısı oldu… Mervanoğulları Diyarbakır ve çevresinde hüküm sürmüş bir hanedandır. Hasan Padişah Akkoyunlu Türkmen Hükümdarı Uzun Hasandır.”
Yukarıda da belirttiğimiz gibi Sayın ORTAYLI, Türkiye’nin yüz akı bilim insanlarından birisidir. Kendilerine saygımız sonsuzdur. Ancak yukarıdaki ifadelerinde bazı hususlar tereddüt uyandıracak niteliktedir. Birincisi o tarihler için Ahlat’ın nüfusundan hep 300.000 olarak bahsedilir kayıtlarda. Hocamız bunu 200.000 olarak telaffuz ederken bilerek mi bir yumuşatma yapıyor bilemiyoruz. İkincisi Mervanoğulları Diyarbakırda yerleşik bir hanedanlıkken nasıl oluyor da Ahlat’ta mezarlık oluşturuyor bunu anlamak biraz zor. Yani ölüler Diyarbakır’dan Ahlat’a mı getiriyorlardı. Elbette ki bu mümkün olmayacak bir yaklaşımdır. Peki o zaman Ahlat Mervanoğulları’nın egemenliği altında mıydı? Eğer bu sorunun yanıtı evet ise Ahlat’ta yerleşik 300.000 nüfusun da Mervanoğullarından oldukları anlamına mı gelmektedir? Buna da evet demek olası değildir. Eğer öyle olmuş olsaydı Ahlat’taki tarihe dünyanın en büyük Müslüman Mezarlığı olarak geçen mezar taşlarının üzerlerindeki bilgiler arasında Mervanoğullarını çağrıştıran kayıtlara rastlamak kaçınılmaz olacaktı.
Ömrünün büyük bir kısmını Ahlat Mezartaşlarına adayan değerli bilim insanımız ve “Selçuklu Mezarlığı’nın Anası” olarak tanımladığımız Prof.Dr.Beyhan KARAMAĞARALI, büyük eserinde mezar taşlarının üzerlerinde yer alan kayıtların Türkçe, Farsça ve Arapça’dan başka dillerde olmadığını ısrarla belirtmektedir.
Bu tür bilimsel veriler mevcutken, bunları yadsıyan ifadelerin önemsenen bilim insanlarımız tarafından dile getirilmiş olması, Ahlat’ın bundan sonra beklediği ilgiyi göremeyeceği anlamı taşımıyor mu?
Son 40 yıldır zaman zaman ortaya atılan bir başka husus ta; “Ahlat’a Cumhurbaşkanlığı Köşkü yapılacaktır” safsatası. Kim bu tür haberleri uydurur, ne için uydurur, böyle gerçek dışı haberler kimi ne kazandırıyor anlamak mümkün değil. Cumhurbaşkanı ile birlikte Ahlat’ı ziyaret eden Genel Sekreter Sayın Prof.Dr. Mustafa İSEN ise: “Sayın Cumhurbaşkanı Ahlat’ı himayelerine alacak, ayrıntılı bir program hazırlıyoruz.” diyor. Bu tür sözlerin gidilen her yerde söylenmesi adeta bir gelenek haline gelmiştir. Ahlat’ta da söylendi, Ankara’ya gelindiğinde yaşanan yoğun gündem gereği bir daha Ahlat lafı kimsenin aklının ucundan bile geçmez.
Evet görüldüğü gibi, Ahlat’a, Bitlis’e gidildi ama gündemi Güroymak kaptı. Gazetemizin elinize ulaştığı tarih itibariyle aradan yaklaşık olarak 20 günden fazla bir zaman geçmesine karşın, ne Ahlat ne de Bitlis hafızalarda kaldı, ama Güroymak hala medyanın köşe başlarında dillerde pelesenk olmayı sürdürmektedir.
Bu durum karşısında Ahlat’ın UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmek gibi bir zor işi nasıl kotaracak hangi destek ve yardımla?
Son bir nokta, Ahlat’ın iki tane Vakfı vardır ikisini de bu satırların yazarı kurmuştur. Bu kapsamda Ahlat Kültür Haftası’nı başlatmıştır. Ahlat Kültür Haftası’nın 19. etkinlikleri bu faaliyetleri başlatan Vakıf yerine ilgisi olmayan bambaşka bir Vakfın katkılarıyla kutlanıyor! Burada bir garabet yok mu? Kendini bu işe adayan mı, yoksa ısmarlama üstlenen mi yararlı olur? Bu soruları kendi kendilerine sormaktan aciz yaklaşımlarla Ahlat’ın beklediği ilgiyi görebilmesi mucizelere kalmaktadır!…