|
Dr. Yaşar KALAFAT
Ahlat halk inançlarında akşamdan sonra, akşam ezanından sonra evin süpürülmesi sakıncalı görülmüştür. Geç saatte süpürge tutulmaz denir. Akşam gün batımı ile ve güneş kültü ile ilgili olmalı. Bu saatler için dar vakit veya gün anasına kavuşan zaman denir. Bu saatlerde defin yapılmaz, uyuyanlar uyandırılır, tohum ekilmez. Bu saatlerde evin süpürülmeyeceği inancı da çok yaygındır. Keza akşamdan sonra dışarı su bilhassa kirli ve sıcak su cinlere zarar verebileceği ve onların zararına yol açabileceği için dökülmez.
Behranlı Aşiretinde gelinin çeyizi arasında süpürge, sabun, çuval dikiminde kullanılan ipin bulunması muhakkak aranır. Bu aşirette de Türk kültür coğrafyasının diğer kesimlerinde olduğu gibi gece ev süpürülmez, süpüren günah işlemiş olur. Akşamdan sonra evin süpürülmeyeceğinin kut bağlantısı itibariyle bir incelemesi yapılmıştır.
Süpürgeden yağmur gelini yapma geleneği Ahlat halk kültüründe de vardır. Yağmur yağmayıp havalar kurak gidince Çalı süpürgesinden Çömçe Gelin yapılır. Bunu gezdiren çocuklar koro halinde;
“Çömçe gelin çöm ister
Allah’tan yağmur ister
Punga/Folluklardan yumurta ister.” denir.
Evlerden yumurta toplanır, yumurta verenler Yağmur Alayı’nın başına veya Çömçe Gelin’in üzerine su serperler. Çömçe gelin’in aldığı farklı isimler ve yağmur duaları ile ilgili ayrıntılı etimoloji çalışmaları yapılmıştır.
Gece dışarıya su dökülmeyeceği inancı diğer halk kesimlerinde olduğu gibi Haloyi Aşireti’nde de vardır. Burada cinler için “gece gezenler” denir. Bunların eşiklerin altında olduklarına ve sıcak dökülmesi halinde yanabileceklerine inanılır. İnanca göre gece gezenler kemer ve kemik yiyerek beslenirler.
Eski Türk inanç sistemi oluşturulurken eşiklerin altındaki ev iyesi veya ocak iyesi evin eşiğinin altında düşünülmüş ve evin koruyucusu olduğu kabul edilmiştir. Gece dışarıya sıcak su dökülmesi halinde yanabileceğinden endişe edilenler ise genel anlamda kara iyeler İslami terminolojiyi anlatmak gerekirse belki cinlerdir.
Anlatılan yaşanmış bir olaya göre Uludere’de gece öküzleri arayan bir kimse bir müzik sesi duyar ve sesin olduğu yere gidince boyları 20-30 santim ve ayakları 1-2 santim olan bu yaratıkların bar tutup oynadıklarını görür. Bu tür bulgulara Posof ve Iğdır havalisinde de rastlandığını biliyoruz.
Türk kültürlü halklar arasında “At binen
Cin” olarak bilinen yaratık Haloyi aşiretinde de bilinmektedir. Burada ayrıca Pisto veya Ağ Eşek olarak bilinen bir kara iye vardır. Onunla belirli yerlerde karşıyaşılır. İnsanın karşısına vakitli vakitsiz çıktığı ve korkuttuğuna inanılır. Bir diğer kara iye için ona rastlayanın verdiği bilgiye göre ayakları yerde başı göklerde idi. Ben gittikçe o da gidiyordu. Köpeklerin sesini duşunca kayboldu. Sonra tilki oldu daha sonra atın dalına/sırtına bindi. Sonra köpeklerin sesini duyunca atlayıp atın önüne bindi. Atın önünde beyaz bir şey belirdi. Köye gelince mezarlıkta bir lamba yanıyordu. Bundan kurtulmak için Felak, Nas, Fatiha ve İslah sureleri okunmalıdır. Bu takdirde gözükmez.
Heloyi aşireti’nde çocuk evi süpürmeğe kalkarsa eve misafir geleceğine inanılır. Ayrıca burun kaşınınca da misafir geleceğine inanılır.
Heloyi aşireti’nde aynı kültür coğrafyasının diğer halklarda olduğu gibi gece aynaya bakılmaz, günahtır inancı vardır. Hamile kadının da aynaya bakması doğru bulunmaz. Hamile kadın ziyarete, türbelere de gitmez. Behranlı ayireti’nde gece aynaya bakılmaz, bakan kimse günah işlemiş ve onun kısmetinin kesileceği inancı vardır. Kırık ayna evde tutulmaz/kullanılmaz. Kırık ayna tutanı keder, gam bulur, kırık aynanın karabet olduğuna inanılır.
Bu aşirette ölecek kimsenin öleceği çok kere anladığı inancı vardır. Ölecek kimseye öleceğini Allah’ın bildirdiğine inanılır, bu anlatıya göre ölecek bir kimse hiç görmediği geçmiyte ölmüş babasını rüyasında beyaz elbiseler giymiş hali ile görür ve babası tarafından evlendirilmek istenirse, bu rüya sahibinin öleceğinin iyareti olarak kabul edilir.
Ahlat’ta çocuğu yaşamayanların çocuklarının yaşaması için ismi Ahmet olan 7 evden kumaş toplanır. Bebeğin yorgan veya giysisi bu kumaştan yapılır. Bu bulguyu benzerleri itibariyle yukarıda anlamlandırmıştık. Derinliklerinde 7 yaşına kadar baba malı giyilmeyeceği inancı vardır. Çocuğun 7 yaşına kadar her yıl bir kurban kesilir ve kurban sahibi kestiği kurbanın etinden yemez. Yenilmeyen et adanmıştır. Adanılan etin sahibi, adanılan kim ise daha doğru bir ifade ile adanılan kimseye problem olandır. Belki onun ölümüne yol açandır.
Ahlat’ta ölen bebek bir günlük de olsa canlı olarak doğduğu inancından hareketle o ölüye kefen dahil tüm ölüm işlemleri yapılır.
Ahlat cenazelerinde yas üç gündür. Cenaze evinde 3 gün ateş yakılmaz, yemek pişirilmez, Taziye 3 ay sürer. Bu süre zarfında çamaşır da yıkanmaz. Cenazenin çıktığı evde yaşlılar arasında “yüz yırtma” yoktur. Yastan çıkacak erkeği yakınları traşa götürerek yastan çıkmarırlar. Ahlat Çerkezlerinde “ cenazede itikadı kuvvetli olan sesli şamatalı ağlamaz” inancı vardır. Bunlardan yemek pişirmek için ocak yakılmaması od/ateş kültü ile ve çamaşır yıkanmaması ise kişioğlunun kokusu ile ilgili olmalı. Çamaşıra sinmiş olan kokudan hareketle inanılan inançlar vardır. Bu durumlar kara iyelerin muhtemel zararları ile izah edilebilir.
Heloyi Ayireti’nde cenaze masraflarını taziyeye gelenlerin yemek masraflarını aşiret verir. Aşiret mensupları aralarında topladıkları para ile karşılar masrafları bölerler.
SONUÇ
Anadolu kültür kimliği, anadili farklılığına bakılmaksızın, birlikte yaşayan halkların katkıları ile müşterek hayatın doğal seyri içerisinde, milli kişiliğini oluşturmuştur.
Halk kültürünün yansıttığı bu tablo, bir takım aydınlarca görülmeyebilse de bir gerçektir. Geçmişte yapılan “yok sayma” ve günümüzde “daha ziyade emperyalizm güdümlü” moda olma temayülü gösteren aynılıkları hiçe sayarak ayrılıklardan hareketle yeni kimlikler oluyşturma arayışına girme gibi hatalar yaşanılmazsa bu milli miras halkların hepsine yeter.