|
M.Törehan SERDAR
Bitlis Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi
Bu insan kasabı sonunda Hacı Musa Bey komutasındaki Hamidiye Alayı tarafından Mutki’de kıstırılarak öldürülmüştür. Cesedi Bitlis’te şimdiki Tekel Baş Müdürlüğü’nün bulunduğu Ermeni Baş Kilisesi’ne getirilmiştir.
Bu olayları 1895 Bitlis isyanı, 1904 II.Sason isyanı izlemiştir. 1914 yılında başlayan I.Dünya Savaşıyla beraber Ermeniler, isyanlarını katliamlara dönüştürmüşlerdir. Nisan 1915 tarihinde Ermeni Tehciri isyanları bir süre azalmışsa da 29 Haziran 1915 tarihinde Ahlat’ın Ruslar tarafından işgal edilmesiyle Ermeni katliamı doruk noktasına ulaşmıştır.
Gerçi Ermeniler işgalde evvel de hazırlık içinde idiler. 7 Kasım 1914 tarihinde Amerika’nın Ditroid şehrinde oturan Bedros Harutunyan, Bitlis’te oturan babasına gönderdiği mektupta şunları yazmaktadır.
“Ruslar Doğu Beyazıt ve Eleşkirt’i aşmışlar. Yakında Türk’ü bitirecekler. Bu mektup son mektubumdur. Zira ben de artık vatanı vazifemi yerine getirmek ve Türk’ün başını ezmek üzere Ermeni gönüllülerine katılmaya gidiyorum. Rusya, İngiltere ve Fransa Türk’ten tam bir intikam alacaklardır.”
Rusların işgali sırasında Rus Kafkas Kolordusu içerisinde 2 Ermeni İntikam Tugayı bulunuyordu. Bu tugaylar o zamanlar Ermeni köyleri olan Karmuç, Kızvak, Ziğak ve benzeri köylerde bulunan Ermenilerin Ermenilerin yardımıyla insanlığın anlatamayacağı katliamlar yaptılar. Bilhassa Müslüman köyü olan Adabağ’daki katliamları hala yaşlıların hafızalarındadır.
Bu olayları yaşayan Ahlat’ın Adabağ köyünden İzzet Cengiz’in ifadesinden dinleyelim:
“Ben Ahlat’ın Adabağ Köyü’ndenim. O zamanlar bizim köyün yakınlarında Ermeni köyleri vardı. Karmuç, Ahlat’ın biraz batı tarafında Ağağ, Kızvak (Kıyıdüzü), Ziğak (Sarıkum), Seğot, Teğot’da Ermeni köyleri idi.
6-7 yaşlarında idim. Ermenilerin isyan ettiklerini anlatırlardı. Ermenilerin komiteler kurdukları, fedai gruplar getirdikleri, Van’dan kaçmak üzere, Van Gölü’nde Ermenilerin işlettikleri yelkenli gemilere binen Müslümanların katledilmiş oldukları da o anlatılanlardan hatırladıklarımdır. Bizim köylerde de arada, sırada talan-soygun yaparlardı. Bizim tarlalarda da Kotan’da bulunan Derviş ismindeki dedemi kaçırdılar. Köyün kıble tarafında taş ocağı vardı. Üç kişi dedemi kesmek üzere yatırmışlar, bir de bakıyor ki içlerinden birisi yanında üç sene hizmetkar olarak çalışmış olan Serop. Dedem ona Oğlum Serop! Sen benim üç yıl ekmeğimi yedin, bunun için mi kesiyorsun beni? Deyince Serop; ağa sen misin? Ben seni Nadin sandığım için kesecektim deyip bırakmış. Ancak dedem o korkuyla hastalanıp çok kısa bir süre sonra ölmüş…
Bir akşam da yine uşaklar Kotan’dan gelmiş, akşam yemeği yiyorlar. Babam da bir yolculuktan gelerek yanlarına oturmuş. Birazdan Osman amcam içeri girerek annemden köye gelen kervancılar için ekmek getirmesini istiyor. Annem hazırlayıp getirince babam, bunlar azdır, teknede ne varsa al gel diyor. Bizim köy yol güzergahı üzerinde olmadığı için kervancıların gelemeyeceğini bilen babam durumdan şüpheleniyor. Amcamın arkasından çıkarak neler olup bittiğini öğrenmeye çalışıyor. Kalenin dibinde içinde Ermeni fedaileri bulunan bir gemi yanaşmış, kalenin etrafındaki yeşilliklerde otlamakta olan ineğimizi alıp etrafı çitlerle çevrili olan bahçeye saklamış, kendileri de pusuya yatmışlar.
Amcam hayvanı almaya çıkınca yolunu kesmişler. Bizler açız, git bize etmek getir ve kimseye de kesinlikle haber verme. Kimseye haber vermezsen ineğini de geri veririz demişler. Babam durumu öğrenince amcama haydi git ekmeği ver ve ineği de al gel diyor. Babam gelip amcazademiz İbrahim’i, oğlu Davut’u, Hurşit’i çağırtıyor. Bunlar gidip kalede bekliyorlar. Bir adamlarını da Ahlat’a göndererek askere haber veriyorlar. Bu sırada gün doğarken yukarıdan aşağıya ateş ederek gemiyi batırıyorlar. Bir süre sonra Van ve çevresinde Ermeni olayları alevlenince buradaki Ermeniler de iyice azıttılar.
Bizler, daha Ruslar gelmeden Ruslar geliyor, yaklaştılar diye bir defa göç etmiştik. Ruslar Dikilitaş (Bitlis’te)’a gelmişlerdi. Şimdi Kurtalan dene Zoh’a kadar geldik. Orada üç ay kadar kaldık. Rusların geri çekildiği haberi gelince köye döndük, Adabağ’a. Otlar kurumuş hayvanlara yem yok. Köylü bunun üzerine hayvanlarını toplayarak Diyarbakır’a gönderdiler. Ahlatlı Sadık ismindeki bir çoban, çobanlık hakkını almak üzere köye gelmişti. Bugün yarın gidiyorum derken Ruslar da geldi. Yeniden muhacir olduk. Köylüler Rahva Ovası kar olduğu için piyade olarak yola koyuldular. Annemin amcası hasta idi. İki koltuk değneği ile yürüyebiliyordu. Habib, Halit ve Muhittin ismindeki üç oğlu ile Mustafa ve Kamil dayıların ve ağabeyim ile yola koyuldular.
devam edecek…