|
M.Törehan SERDAR
Bitlis Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi
Ahlat; İslam aleminin Kubbet-ül İslam’ı, Müslüman Türk’ün Anadolu’ya giriş kapısı, Amuderya’dan Anayurda gelen neslimin yurt edindiği vatan toprağı… Müslüman’ın şehadet parmağı gibi semaya yükselen mirasıyla bir tarih şaheseri…
5000 yıllık bir geçmişe, kültüre ve eşsiz bir tarihi güzelliğe sahip olan Ahlat, birçok medeniyete ve uygarlığa beşiklik etmiştir.
Tarih boyunca birçok katliam, yıkım ve tahribat görmüş olan bu vatan toprağı en acımasız yıllarını Rus ve Ermeni işgalinde yaşamıştır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun Millet-i Sadıka (Sadık Millet) dediği Ermeniler, tarih boyunca bu topraklarda Müslüman Türkün sayesinde huzur ve mutluluk içinde yaşamışlardır. Türk milleti cepheden cepheye koşup sebil niyetine olukçasına kanını dökerken, kendimizden ayırmadığımız Ermeniler; mal-mülk edinme, servet kazanma peşinde koşmuşlardır. Askerlikten muaf olmaları, ticaretin tamamen onların eline geçmesine neden olmuştur.
M.S. 188 tarihinde u yörede kurulan Artaksias Krallığı, Muş, Bitlis ve Ahlat’a yukarı ülke/yüksek eller anlamına gelen Armenia adını vermiştir.
Daha sonraları bu bölgede kurulan Duruperan Daron Ermeni prensliği, buralara Yüksek Ermenistan
Adını vermiş, Bitlis ve Ahlat’ı başlıca şehirleri ilan etmiştir.
1018 tarihinde 3000 süvari ile Anadolu’ya sefere çıkan Çağrı Bey, bu yörede yaşayan Ermeni ve Gürcülerle karşılaşmış, herhangi bir engellemeyle karşılaşmadan Amuderya’ya geri dönmüştür.
Ermenilerin Çağrı Bey’e karşı koymaları zaten mümkün değildi. Çünkü o tarihlerde Anadolu’ya hakim olan Bizanslıların baskısı ve zulmü altındaydılar. 1031-1055 tarihleri arasında Bizans İmparatoru IX. Konstantin Kars, Ardahan, Bitlis, Muş, Ahlat, Erciş ve Van üzerine yürümüş, burada bulunan Ermenileri katlettikten sonra geri kalanını Anadolu’nun iç kesimlerine sürmüştür. Ermeni yazarı Urfalı Matheos bu olaylar hakkında; “İktidarsız ve kadınlaşmış Rum milleti Ermeni evlatlarını yurtlarından kopararak dağıttılar. Milletimizi tahrip ettiler. Türklerin Anadolu’ya girişlerini kolaylaştırdılar.” diyordu.
Alparslan’ın şahadetiyle yerine geçen oğlu Melikşah, Ermenilere sonsuz derecede şefaatte bulunmuş, Ermeni ve Gürcü kaynakları tarafından “Cihanın Efendisi” olarak sıfatlandırılmıştır. “Adil Sultan” ve “İnsanların En Mümtazı” olarak anılan Melikşah’ın vefatıyla Ermeniler günlerce yas tutmuş, öldü diye göz yaşı dökmüşlerdir. Melikşah’ın vefatıyla ilgili olarak Urfalı Matheos şunları yazmaktadır: “O insanların en adili, en akıllısı ve kudretlisi olan Melikşah, bütün insanlara ve Hristiyanlara karşı bir baba idi. Hakimiyeti uzak ülkelere kadar yayıldı. Ermenilere huzur verdi.”
Sadece Melikşah’a karşı değil, 1128-1183 tarihleri arasında Ahlat’ta hüküm süren Ahlat Şahı II. Sökmen için de Ermeniler aynı övgülerde bulunmuş, en güzel devirlerini yaşamışlardı.
Gerek Selçuklu ve gerekse Osmanlı dönemle- rinde refah, huzur ve mutluluk içinde yaşayan Ermeniler, 1839’daki Tazminat Fermanı’yla beraber başta Fransa ve Rusların kışkırtmalarıyla Osmanlı’yı sırt çevirmiş, arkadan vurmaya kalkışmıştır. 1856’daki Islahat Fermanı, 1877-78 tarihlerindeki 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus Savaşı, 1878’deki Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları ve arkasından gelen I. Meşrutiyet, Ermenileri daha da azdırmış, Ermenileri silahlı eylemlere sevk etmiştir.
O tarihlerde kurulmuş olan Hınçak ve bugünkü Asala’nın temeli olan Taşnak teşkilatları sürekli olarak Ermenileri kışkırtmış, olaylara karışmayan Ermenileri de tehdit ve ölümlerle isyanların içine çekmiştir. Özellikle Taşnak Cemiyeti’nin sürekli ihtilal fikirleri yayarak Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermenistan kurmak istemeleri, Ermeni isyanlarının en büyük nedeni olmuştur. Avrupa’nın sürekli Ermeniler hakkındaki yanlış demeçleri, bildirileri, silah ve para yardımları bu insanların azıtmasına ve katliamlarına zemin hazırlamıştır.
Bütün bu olaylar yetmiyormuş gibi 1889 tarihinde bir de Hacı Musa Bey meselesi ortaya çıktı. Ahlatlı bir Ermeni kızına tecavüz ettiği yalanı üzerine bütün Avrupa’nın gözü bu yöreye çevrilmiştir. Haksız yere Ahlat’taki Ermeniler tarafından suçlanan Hacı Musa Bey, yine haksız olarak 2 yıl Bitlis ve Muş ceza evlerinde yatmıştır.
Sonunda Osmanlı Devleti ve Sultan II. Abdülhamit Han Ermeni isyanlarına karşı 1890-1891 yıllarında “Hamidiye Süvari Alayları”nı kurmak zorunda kalmıştır. Bu alaylar Ermenilere karşı başarılan kazanmış, tezgahlanmak istenen oyunları bozmuştur.
1894 tarihinde Mihran Dimidyan ve Murat takma adlı Hamparsun Boyacıyan’ın kışkırtmaları sonucunda I.Sason isyanı başladı. (Sason o tarihlerde Bitlis’in bir ilçesi idi) Ermenilerin yüzlerce Müslümanın kanını döktüğü bu isyandaki en önemli kişilerden birisi de Ahlatlı Serop Paşa’ydı.
devam edecek…