AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > AHLAT VE ÇEVRESİNDE ERMENİ OLAYLARI...
AHLAT VE ÇEVRESİNDE ERMENİ OLAYLARI...

M.Törehan SERDAR

Bitlis Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi


Annem, kıymetli mücevher ve paraları onun koltuğunun altına dikmiş, fakat ona söylememişti. Kaybeder mi diye hep üzüldü. Biz annem ve amcası ile beraber köyde kaldık. Rahva Ovası kar olduğu için amcamın oğulları kızak getireceklerdi. Köyde kalan çoluk-çocuk onunla gidecektik. Babaannem, ağa amcamın bir kız, bir oğlan çocukları ve daha başkaları.

Bizler kızağın gelmesini beklerken bir gün Rus askeri elbisesi giymiş Ermeniler köyümüzü bastılar. Hepimizi bizim evin önüne topladılar. Köyün etrafını da sardılar. Bizlerde silah falan yok, hep çoluk-çocuk. Ermeni komiteciler başımıza bir nöbetçi bırakıp evleri talan etmeğe başladılar. Bazı tehditler savurmağa başladılar. Ben de hemen annemin yanında duvar dibinde duruyordum. Birde baktım annem duvarın dibinden usulca süzülerek gitti. Annemin ayak izlerini takip ede ede gittim. Artık evleri arkada bırakınca korkuyla ağlamaya başladım. Köyün göle bakan kayalık tarafına vardığımda bir de baktım ki, annem kayalığın başına varmak üzere. Önünde bir taş var, daha sonra kendisini göle atacak. Ben can havliyle bağırmaya başladım. “Ana!.. Ana!..Ne yapıyorsuunn?” dedim. Bana; “sen dön git. Sen çocuksun sana bir şey yapmazlar. Benim namusumu kirletirler” dedi. Ben; “eğer sen atlarsan, ben de arkandan atlarım” diye ağlayınca vazgeçip geri döndü. Beni sırtına alarak oradan komşumuzun yün deposu olarak kullandığı bir yere girip saklandık. Hatta ben bir ara ağlayınca annem, “bak” dedi. “Bırakmadın ki suya atlayıp kurtulayım. Şimdi seni duyan Ermeniler gelir beni bulursa seni öldürürüm.” Diyerek ağzımı kapattı.

Orada ertesi gün ikindiye kadar uzunca bir zaman kalmıştık. Annem beni usulca dışarıya çıkardı. Gidip köpeğimize gizlice bir göz atmamı istedi. Şayet köpek yatıyorsa köyde yabancı yok demektir. Ayakta ve havlıyorsa köyde yabancı var demektir dedi.

Çıktım baktım köpek yatıyor. Geldim anneme söyledim. O da dışarıya çıktı. Babaannem de bizi arıyormuş. Baktık ki babaannem yaralı. Sağ karın boşluğuna kurşun isabet etmiş; sol eliyle tutuyordu. Meğer Ermeni’nin birisi babamı tanıyormuş. Babaanneme senin Mahmut oğlun nerede, bak ne haldesiniz diye alay etmek istemiş; o da “oğlum şehit oldu, ama burada olsaydı senin gibi çok gavurla baş edebilirdi.” deyince Ermeni ateş etmiş, kurşun sağ karın boşluğuna isabet etmiş. Babaannem ölmedim, bir daha vur demişse de Ermeni bu sana yeter, ikinciye gerek yok diyerek gitmiş. Babaannemden Osman amcamın hanımı Vahide’nin de  yaralı olduğunu, ismi Hasret olan bir kadının göle atladıktan sonra Ermeniler tarafından kurşunlandığını, iki kubbe mahallesinden başka bir kadının da kolunun koparılarak öldürüldüğünü öğrendik.

Bizler yanmış, yıkılmış, talan edilmiş köyde perişan bir durumda kalmıştık. Ölmüş hayvanların kemiklerini kaynatıp suyunu içtik. Üç gün boyunca da kayaların diplerindeki karları yiyerek hayatta kaldık. Dört gün sonra Rus askerleri gelerek bizleri esir alıp Ağrı’ya götürdüler. Bizimle beraber 70-80 kadar da esir asker vardı. Annemin amcasını, daha sonra bir araba gönderip aldıracağız diyerek orada bıraktılar. Annem bir yorganın yarısını altına, yarısını üstüne serdi. Bir küçük çıkın parayı da başının altına koydu.

Daha sonra yolculuk sırasında bir askerin kemerinin arasında bir para çıkını gördük. Bu köyde bıraktığımız amcamındı. Seveş amcamın ne olduğunu sorduk, gittiğimizde orada yoktu dediler. Kısaca kayboldu gitti, ne olduğunu bilemedik. Rus askeri içerisinde çok sayıda Ermeni vardı. Ermeniler, esir kafilelerine çok hakaret ediyorlardı. Aramızda Sadık Bey isminde yaşlı bir esir vardı. Baktık Rus askerlerinden birisi Kuran okuyor. Sadık Bey Rusça biliyordu, ona gidip Kuran’ı niye okuduğunu sordu. Asker Kazan şehirli bir Türk ve Müslüman olduğunu söyledi. O asker bize, Ermenilerin zulmüne karşı Ağrı’nın Yoğurtyemez köyündeki Rus neçelliği (askeri kaymakamlık)’ne başvurmamızı istedi. Hakikaten de bu başvuru üzerine bize Tatar muhafızlar verdiler. Bizim köyden esir olanlardan isimlerini hatırladıklarım annem İfakat, Osman amcamın hanımı Mahi, (bunun küçük çocuğunu kucağından alıp götürdüler, ne olduğunu öğrenemedik), Seveş amcamın hanımı Gülsüm, kızı Hayriye, Sadık Efendi, hanımı Zeliha, kızları Selvi, gelini Nergis ve amcamın oğlu Mikail.

Ruslar bizi Ağrı’nın Yekmal köyüne yerleştirdiler. 3 sene orada kaldık. Rus ihtilali olup ta Ruslar çekilince her şeylerini Ermenilere bıraktılar. Bizi bir süre sonra Sofyan köyüne yerleştirdiler. Kazer köyünden Agop Ağa ismindeki bir Ermeni bize haber göndererek, Osmanlı’nın önünde bozulan Ermeni eşkiyasına  karşı tedbirli olmamızı, kenrisinin de Müslüman  olduğunu, ancak eşkiyanın namusuna zarar vereceği korkusuyla gideceğini bildirdi. Bunun üzerine Birikan köyüne gittik. Birikan ve Sofyan’dan erkekler, eli silah tutan kimseler Ermenileri terlettiler. Ancak Gilasör köyünde Ermeniler, Müslüman halkı iki eve doldurup yaktılar. Leşko köyünde de aynı şeyler oldu…                               devam edecek…

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
1 artı 2 kaç eder? 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com