|
Mevlüt GÜLMEZ
Ahlat Belediye Başkanı
Türk İslam medeniyeti tarihinde önemli bir yere sahip olan Ahlat, Hicri 20 Miladi 640 yıllarında Hz. Ömer'in doğu komutanı İyaz bin Ganem tarafından fethedilmiştir. Bu tarihten itibaren bölgede Müslümanların varlığı görülmektedir. Uzun süre Abbasîlerin hâkimiyetinde kalan Ahlat, XI. yüzyıldan itibaren doğudan batıya göç eden Müslüman Türklerin önemli yerleşim yerlerinden biri olmuştur.
Türklerin Anadolu'ya gelmesinden önce Ahlat o asırda ihtişamlı bir yaşayış göstermiştir. Çevre komşuları tarafından taktire şayan bir yaşayış içinde olduğundan güçlü devletlerin istilasına zaman zaman maruz kalmıştır. O dönemlerde en son Hz. Ömer’in zamanında Ahlat'ın önemi hissedilmiş ve bizzat fethine karar verilmiş. Muaz Bin Cebel komutasındaki Müslüman askerler tarafından fethedilmiş, o günden sonra çevresine ışık saçmıştır. İçindeki halkın huzur içerisinde yaşadığı herkes tarafından görülmüştür. Uzun zaman o güzel ahlakı tespit edenler o zamanki adı ile Hilat'lı olmak gerekir. Çünkü Ahlatlılar bütün güzellikleri kendilerinde hissettirmişler. Birbirilerini hediyelerle taltif edince o zamanki Farisi tabir ile hediyelendirme anlamını taşıyan "Helet" verilmiştir. Ahlat ve Ahlatlı o kadar güzel bir güven vermiş ki, yemin ederlerken bile Ahlatlıda gelse bu işi yapmam diye Ahlatlının güzelliği ortaya çıkarırlaşmıştır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethettikten sonra İstanbul halkının eğitilmesi için Osmanlının çeşitli yerlerinden aileler getirtilmesi istenmiş. O zaman birkaç aile Ahlat'tan götürülerek İstanbul'un bugünkü Fatih ve Çarşamba bölgesine yerleştirilerek, Ahlatlı vatandaşların yaşantılarından örnekler alınmıştır. Yani takdire şayan ilişkilerini öğrenmişlerdir. Ahlatlı gıybetten uzak, kötülükleri görmeyen iyilikleri gören güzel bir haslet içinde imiş. Kötülükleri görmedikleri için güya "Kör Ahlatlı" diyip kendilerini üstün gösterirlermiş. O sıralarda millet bir birine inat ederken inatlarını göstermek için babamda olsa, hatta Ahlatlıda olsa sizinle cennete bile gelmem diyerek o inatta bile Ahatlının güzelliği ortaya çıkarılmıştır.
Ahlat için kullanılan çok önemli bir söz vardır, o da Kubbetu'l-İslam tabiri 1229 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından Celaleddin Harzemşah'a yazılan bir mektupta geçmektedir. Mektupta, …tek olan Allah'a tapanların merkezi ve güven içinde yaşadıkları âbidlerin ve zâhidlerin kaynağı, imamların, hâfızların yurdu ve Kubbetu'l-İslam olan Ahlat… ifadesiyle Ortaçağda Ahlat'ın önemi vurgulanmaktadır. Ahlat Kubbetül İslam adıyla anıldığı o dönemlerde ilim ve irfan sahibi olan Ahlat'a Müslüman ülkelerden bilim adamları, ulemalar gelir orada ilim irfan meclislerine katılırlardı. Bir çoklarının vefat ettikleri, Ahlat'taki Selçuklu Mezarlıklarına gömüldükleri, buradaki mezar taşlarından bellidir. Mekke, Medine ve Şam kadıları mezar taşlarında belirtildiği gibi. Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Savaşına giderken karargahının Ahlat'ta olduğu çadırının Ahlatla oklandığı, kimse gelmezse ben tek başıma giderim lafının kullandığı yerdir.
Sultan Alparslan’ın Malazgirt Meydan Muharebesinin başlatıldığı yerdir Ahlat. Çünkü; Türkler 1010 yılında Ahlat'a gelmişler, o zaman zaten cami ve mabetlerini yapmışlardır. Sultan Alparslan Ahlatlının tabiri ile karargah camiinde namazını kılmış, kefenini o camide giymiş, atının kuyruğunu orada bağlayarak savaşa başlamıştır.
Ahlatlı o kadar hayır sever bir insanmış ki uzun zaman gelirlerinin bir çoğunu Kabe ve Medine'nin hizmetlerine vakfetmiştir. Bu kadar güzel bir hayırla uğraşan Ahlatlılar, yardım severlikleri ve güven verişlerini her tarafa yaymışlar. Dolayısı ile Ahiliğin anavatanı Ahlat olmuştur. O kadar güzel bir Ahlaki düstur içinde yaşanmış ki Ahlatlı herkese güven vermiştir. Hatta bu güveni Abdulhamit Han hissetmiş, korumalarını ve aşçılarının bir kısmını Ahlattan almıştır. Kendi kazancından Ahlatlı bir çok aileye uzun süre hediyeler göndermiştir.
Ahlat'ın yerleşim yerindeki evliyalar, mabetler, kümbetler dünyanın en büyük İslam mezarlığı ve mezar taşları bu güzelliği şu anda da kendi lisanı halleri ile aleme duyurmaya çalışıyorlar.
Yukarıda belirtilen bu güzelliklere baktığımızda, bu gün yaşayan Ahlatlılar olarak geçmişteki, vatanına ve milletine bağlılık sadakati, yardım severliliği, edep ve haya timsali olma güzelliğini gösterdikleri gibi, bu günde de ecdadımıza layık olma aynı davranışı göstermek mecburiyetindeyiz ki ecdadımızın kemikleri sızlamasın. Bunu şu andaki Ahlatlılar da gösteriyorlar. Onun için Ahlatlı olmak bu güzel hasletleri yaşamadan olmaz. Ahlatlı olmak gerekir.