|
Belma DEMİRTAŞ
Aşığın elindeki ateş, gönlündeki feryad, ruhundaki duyguların coşkun bir deniz gibi her bir nefesinde dudaklarından akışıdır. Bakanların rengi solmuş bir kamışa benzettiği ama aşığının elinde sedası cihanı saran, feryadından bağrı delik deşik olan, ruhların ilacıdır ney……
Mesnevinin baş kahramanı, Mevlana’nın sadık dostu, gönül yoldaşlarının sessizliği, sessizliklerin içinde bulunan güzel sedanın huzurudur ney…
Mesnevinin açılış dizelerinde sazlıktan koparılan bir kamışın hikayesini anlatır ki, feryadından aşıklar döner….
“Dinle, bu ney nasıl şikayet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor:
Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımdan erkek,kadın..herkes ağlayıp inledi.
Ayrılıktan parça parça olmuş, kalp isterim ki iştiyak derdini açayım.
Aslından uzak düşen kişi, yine vuslat zamanını arar.
Ben her cemiyette ağladım, inledim. Fena hallilerle de eş oldum, iyi hallilerle de.
Herkes kendi zannınca benim dostum oldu ama kimse içimdeki sırları araştırmadı.
Benim esrarım feryadımdan uzak değildir, ancak her gözde kulakta o nur yok.
Ten candan, can da tenden gizli kapaklı değildir, lakin canı görmek için kimseye izin yok.
Bu neyin sesi ateştir, hava değil; kimde bu ateş yoksa yok olsun!
Aşk ateşidir ki neyin içine düşmüştür, aşk coşkunluğudur ki şarabın içine düşmüştür.
Ney dosttan ayrılan kişinin arkadaşı, haldaşıdır.
Onun perdeleri, perdelerimizi yırttı……”
Hz. Davud’u sedasıyla yolundan alıkoyan, Hz Ali’nin İlahi sırrına ortak olup her nefeste o sırrı ifşa eden, Mevlana’nın sadık dostu olan neyin tarihe bir bakalım.
Bu kadar güzel nameleri solgun bedeninde cem etmiş olan ney tarih olarak Sümerlere kadar dayanır.
Sümerce’den Farsça’ya geçen “na” veya “nay” karmış, kargı anlamına da gelen bu çalgının en eski adıdır.
Türkçe’de ise her zaman “ney” olarak anılmıştır. Sümerlerde MÖ 5000 yıllarından itibaren kullanıldığı sanılan ney’e ait en eski bulgular, MÖ 2800-3000 yıllarından kalan bugün Amerika da Phledelphia Üniversitesi Müzesinde sergilenmektedir.
Ney’in o dönemlerde de dinsel törenlerde kullanıldığı sanılmaktadır. Assomption rahiplerinden Thibaut’un “esrarengiz, cezbedici,tatlı ve ahenkli bir ses” diye tanımladığı ney sedası her dönemde insanları derinden etkilemiş, özellikle dinsel duyguları çağrıştırmıştır.
Ney’in bizim tarihimizde yeri ise bambaşkadır…. Aşkı çağrıştırır, kulun Allah a olan aşkını dillendirir kendi lisanıyla….Ve bu konudaki belki en güzel sözler ise Mevlana ya aittir.”Hz. Mevlâna’ ya göre musiki Allah’ in lisanîdir. Musiki ile temizlenmeyen ruh yükselemez, aksine yerdeki bayağı ihtiraslara bulaşarak kirlenir ve körelir. Gerçek musiki insana hayvanî hisleri hatırlatmak söyle dursun, ona “sonsuz varlığı” hissettirir, sezdirir. Bu sezgiyle onu O’ ne yaklaştırır ve nihayet ulaştırır. Bunda en etkili ses ise ney sedasıdır. Hz. Mevlâna’ nin felsefesinde ney, “insan-i kâmil” in (yani bir takim merhalelerden geçerek olgunlaşmış insanin) sembolüdür ve ask derdini anlatmadadır. Benzi sararmış, içi boşalmış, bağrı dağlanarak delikler açılmış, ancak Yüce Yaratıcı’ nin üflediği nefesle hayat bulan, tıpkı insan gibi geldiği yere özlem duyan ve delik deşik olmuş sinesinden çıkan feryâd ve iniltileri ile insanlara sırlar fısıldayan bir dosttur.”
Osmanlı İmparatorluğunda ney saraya kadar girmiş, padişahların icra ettiği musiki aletlerinden olmuştur. 3.Selim, 2. Mahmut ve Sultan Abdülaziz bizatihi ney üfleyen ve hatta beste yapan padişahlardandır.
Osmanlı’da ney ve neyzenler Mevlevilikle paralel olarak ilerlemiş. Daha çok 13. yüzyıldan sonra Mevlevihanelerin açılmasıyla gelişme göstermiştir.
18.yüzyılda neyzenlik sanatı gelişmiş ve artık ney ustalarına mertebelerine göre ünvanlar verilmeye başlanmıştır. Mesela ney’i sadece üfleyenlere “neyzen”, ney çalmada ileri gidenlere üstad-hoca “kutb-ı nayı” sıfatı verilmiştir. Bu dönemde yaşayan neyzenler musiki adına bugün de icra edilen çok değerli eserler bırakmışlardır.
Günümüzde de neyzenler yetişmektedir. Ama tek farkla, geçmişte daha disipline kurallar içinde, edep kurallarına riayet edilirken bugün ise maddiyat ön planda tutulmaktadır.
Her üflenen nefesle beraber, ruhlara huzur veren, duyanı cezbeden, kendinden geçiren buğulu ses bugün ve geçmişte insanların gönlüne şifa vermiştir.
Kimi zaman aşığın maşuğuna feryadı, kimi zaman kulun Allah’a yalvarışı…..
İnsan nefesinin en güzel renklerini yine insanlara duyuran, alemlerden alemlere götüren doğanın en güzel hediyesi….
Kimine göre sazlıktan kesilen bir kamış parçası, ustasına göre ise gönlün bülbülü…Kırık ruhların ilacı. “Alevden nefesiyle hıçkıran, yanık ve perişan ney”…..