AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > AZRAİL İLE RANDEVULARIM!..
AZRAİL İLE RANDEVULARIM!..

1.DENİZDE…                                           


50’li yılların başı, ülke henüz çamaşır deterjanı, çamaşır makinesi, kurutma makinesi gibi kavramlarla tanışık değil. Çamaşır yıkama malzemesi olarak kil, kül ve çivit kullanılmakta. Sabun tozu da kullanılıyor ama nerde onu alacak para… Bunların dışında bir de tanrının bahşettiği soda var Van Gölü’nün sularında...

 Ev kadınları,  çoğunlukla günlerce biriken çamaşırlarını toplayıp doğru gölün kenarına gidiyorlar. Yeşilin bol olduğu cennet bahçelerinden birine yerleşip güle eğlene çamaşırlarını yıkıyor, çevrelerindeki tatlı sularla duruluyor, ağaçların dallarına gerdikleri çamaşır iplerine asıyorlar ve kurumaya bırakıyorlar. Çamaşırlar kuruya dursun, semaverler kuruluyor, çaylar demleniyor, evden getirilen nevalelerle karınlar doyurulduktan sonra sıra geliyor eğlenceye. Oyunlar oynanıyor, gölde yüzülüyor, şakalar yapılıyor, akşama doğru kuruyan çamaşırlar toplanıp katlandıktan sonra evin yolu tutuluyor. Tabi yük ağır olduğu için, hele bir de küçük çocuklar varsa gitmek ve eve dönmek bir hayli yorucu oluyor özellikle anneler için…

O gün çamaşır yıkamak için göle gidilecekti, konu komşu, arkadaş, akraba derken bir hayli kalabalık bir gurup gölün yolunu tuttu. Ceviz ağaçlarının altında bir yandan çamaşırlar yıkanıyor, bir yandan da semaverler kuruluyor, kahvaltı hazırlıkları yapılıyordu. Yaz ayı geride kalmış, sonbaharın ilk günlerinden biri olması nedeniyle, hava çok soğuk olmasa da pek sıcak değildi. Bununla beraber göl de biraz çırpıntılıydı. Gurup biraz kalabalık olduğu için çamaşır yıkayanlar, çamaşırları durulamaya götürenler, semaverleri hazırlayanlar, gölde yüzenler, ortada aya altında dolaşan çocuklar derken kimsenin kimseden haberi yoktu.

Koca Ailesi’nin genç kızları Sabiha, evleri gölün kenarında olduğu için iyi yüzme biliyordu. Hemen hemen her gün gelip göle giriyor biraz yüzdükten sonra evine gidiyordu. O gün de dalgalı olan göl de biraz yüzdükten sonra tam çıkmak üzereydi ki gölün derinliklerinde bir çamaşır gördü. Göl çırpıntılı olduğu için dalgalar çamaşırı götürmesin diye suya dalıp çamaşırı alıp yan tarafta çamaşır   yıkayan hanımlara  vermek istedi. Suyun derinliklerindeki çamaşırı yakaladığında bir ağırlık hissetti, dikkatle baktı, aman Allahım bu bir çocuktu. Soğukkanlılığını kaybetmeden 4-5 yaşlarındaki bu çocuğu tuttuğu gibi kıyıya çıkardı. Bir taraftan da bağırıyordu “yetişin çocuk boğulmuş, kimin çocuğuysa gelip alsın” diye. Çamaşır yıkayanlar büyük bir panik ile gelip çocuğu onun elinden almışlar. Ne kadar süredir sulara gömülü olduğu bilinmediği için ne yapmak gerektiği hususunda karar verememişler. Ağlaşmalar, bağrışmalar başlarken yaşlı ve deneyimli kadınlardan birisi gelip yerde ölü vaziyette yatan çocuğun ayaklarından tuttuğu gibi havaya kaldırmış. Çocuğun midesine ve ciğerlerine dolan sular boşalmaya başlamış. Bir süre daha salladıktan sonra yatırmışlar yere ve sarsmaya başlamışlar, bir süre sonra çocuğun yavaş yavaş nefes almaya başladığını ve daha sonra da gözlerini açtığını görmüşler…

Kendime geldiğimde annem yan taraftaki kayadan akan tatlı su birikintisinde yüzümü yıkıyordu. Üstümde yeni giydirildiği anlaşılan kuru bir elbise vardı. Büyük bir kalabalık etrafımızı sarmıştı, bir şeyler olduğu anlaşılıyordu ama ben olup bitenlerin farkında değildim, kendimi biraz farklı hissediyordum o kadar gerisini hatırlamıyordum.          Haber anında tüm kente yayılmıştı. Annemin asıl korkusu yeni başlıyordu, bu olayın hesabını babama nasıl verecekti.  Babam oldukça sinirli birisiydi ve ilk çocuğu olmam nedeniyle bana çok düşkündü. İlk paniği atlattıktan sonra, annem tehlikenin farkında olduğu için alel acele bütün çamaşırları ve diğer malzemeleri toplayarak eve döndük. Bütün konu komşu bize yardım ediyordu.

            Olayı çarşıda duyan babam ve diğer yakın akrabalarımız büyük bir panik içerisinde teker teker eve geliyorlardı. Genç ve deneyimsiz annem başına gelen bu hayatının en kötü olayının etkisini üzerinden atamıyor, iki gözü iki çeşme hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Bu halini gören babam, etraftaki konu komşunun da etkisiyle, anneme biraz kızmanın dışında fazla bir tepki gösterememişti. Olaydan etkilenen babam birkaç gün sonra eve kocaman bir kazan getirmişti. Artık göle gitmek yoktu, çamaşırlar evde bu kazanda yıkanacaktı bundan böyle. İşin garip tarafı, bir süre sonra da kardeşim bu kazanın içine düşecekti…

 Aradan biraz zaman geçtikten sonra bu olay unutulmuştu.  Ben de unutmuştum, hiçbir şey hatırlamıyordum. Ne zaman ki ben liseyi bitirdim artık bir işe girme aşamasına gelmiştim ki bir gün annem bana bu olayı hatırlattı. O zaman beni kimin kurtardığını sordum anneme, olayı yeni baştan anlattı ve Sabiha Hanım’ı.

Hayatımı kurtaran bu insana minnet borçluydum. Eğer o gün tesadüfen yolu oradan geçmemiş olsaydı….

 O günün koşullarında kazandığım ilk maaşımla Sabiha Koca Hanımefendiye bir hediye alıp gönderdim. Kendisini rahmetle anıyorum.

Bu benim Azrail ile ilk randevumdu, ama son olmadı,  hayatın çeşitli evrelerinde dokuz defa daha karşılaştık kendisiyle. Bunları da sırasıyla anlatacağım. İkinci randevum yine Ahlat’ta ve yine ellili yıllar, bu kez traktörde… Önümüzdeki sayıda…

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
10 eksi 5 kaçtır? 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com