|
Genç Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşunun ardından hızlı bir şekilde modernleşip gelişiyordu. 50’li yıllara gelindiğinde sıra tarımda reform yapmaya gelmişti. Ülkenin ekonomisinin bir an evvel düzeltilmesi için kurulan Kamu İktisadi Teşebbüsleriyle birlikte tarımdaki modernleşmeyi sağlamak üzere Türkiye Zirai Donatım Kurumu da kurulmuştu. Ülkenin en ücra köşelerine kadar modern tarım araç, gereç ve makineleri gönderilmeye başlanmıştı. Artık ülkede ilkel tarımdan modern tarıma geçiliyordu. Karasabanla yapılan tarımın tarihin sayfalarına gömülmesinin zamanı gelmiş geçiyordu.
Bu gelişmeler kapsamında Ahlat’a da Hükümet Konağı’nın tam karşısında geniş bir bahçe içerisinde Türkiye Zirai Donatım Kurumu’nun bir ajansı kurulmuştu. Kimi yurt dışından ithal edilen, kimi yerli olarak üretilen tarım araçlarından bir traktör ve donanımı, biçer-döver makinesi, tınaz makinesi, tapan, pulluk gibi araçlar gelmişti. Bahçenin içerisinde sıra sıra dizili duran bu araç, gereçlerin ve makinelerin nasıl çalıştırılacağı, geniş alanlara toplanan halka uygulamalı olarak gösteriliyordu.
Öte yandan da bu değişimi gerçekleştirmek için ihtiyaç duyulan teknik personeli yetiştirmek üzere Ziraat Meslek Okulları açılmış yeni mezun olan Ziraat Teknisyenleri ülkenin her yanına dağıtılmıştı. Bu okullardan mezun olanlar modern tarımın nasıl uygulanacağını uygulamalı olarak halka gösteriyorlardı. Ancak her şey öyle kolay olmuyordu, uyum sıkıntıları, acemilikler ister istemez ve zaman zaman ortaya beklenmeyen sorunlar çıkmasına engel olamıyordu.
Bir yandan da halkın motivasyonunu sağlamak için değişik aktiviteler gerçekleştiriliyordu. Bu aktiviteler kapsamında o gün Ahlat’ta at yarışları yapılacaktı. Dellal Abo Dayı (Abdullah Çiçek) çarşıda bir oyana bir bu yana giderek halkın yarışlara davetli olduğunu duyuruyordu. At yarışlarının yapılacağı yer şimdiki yukarı çarşının olduğu düzlüktü. O günün koşullarında yol ve araç durumu söz konusu olmadığından insanlar yürüyerek gidiyorlardı. Kadın ve çocukların yarış alanına gidebilmeleri için ise Zirai Donatım Kurumu’nun traktörü görevlendirilmişti.
Traktör çarşının içinden insanların binmelerine olanak sağlayacak yavaşlıkta ilerliyordu. Kendi başına traktöre binmeye yaşı uygun olmayan 7-8 yaşlarındaki bir çocuğu, bu coşkudan mahrum kalmasın düşüncesiyle, o günün genç insanı Ziya Hoca (Akpolat) elinden tuttuğu gibi traktörün römorkuna bindirmişti. Kendisi de binmiş ayakta durarak çocuğun elini de sıkıca tutmuş yavaş yavaş yarışmaların yapılacağı alana doğru ilerliyorlardı. Römork tıka basa kadın ve çocuklarla dolmuştu. Traktörün genç ve acemi sürücüsü Mevlüt Ateş, römorku traktöre bağlayan demirin altındaki pimi takmayı unutmuştu. Mevlüt Ateş traktörü kullanırken bir yanında Ahlat’ın gelmiş geçmiş en ünlü şoförlerinden Şoför Baki (Bildirici) diğer yanında ise yine Ahlat’ın önemli şoförlerinden Şoför Mahmut (Aydoğan) ona yardımcı oluyorlardı.
Traktör, Hükümet Konağı yokuşunu ağır ağır tırmanmaya başlamıştı. Yokuşun ortalarına gelinmişti ki acemi sürücünün vites değiştirme sırasındaki dur-kalkları nedeniyle pim yerinden çıkmış, römork da traktörden ayrılmış gerisin geriye büyük bir hızla gitmeye başlamıştı. Büyük bir panik yaşanıyordu. Büyükler kendilerini teker teker aşağıya atıyorlardı. Kadınlar ve çocukların yapacakları bir şey yoktu. Bir süre böyle gittikten ve hızı iyice arttıktan sonra, yoldan çıkmış yolun kenarındaki dereye girmişti. Dengesini iyice kaybedince de takla atmaya başlamıştı. Sonra da içindeki kadın ve çocuklarla birlikte ters bir vaziyette durmuştu. Römorkun kendisinden ayrıldığından habersiz olan traktör ise yarış alanına doğru ilerlemesine devam ediyordu.
Halkın tümü yarış alanına yürüyerek gitmekte olduğundan olay yeri oldukça kalabalıktı. İnsanlar koşarak gelip derenin içine ters dönen römorku kaldırmayı başardılar. Yaralanan kadın ve çocukları yakın olan hastaneye yetiştirdiler. Personeli ve teknik olanakları sınırlı olan Ahlat Hastanesinde yoğun bir faaliyet başlamıştı, yaralıları aciliyet durumlarına göre teker teker tedavi etmeye çalışıyorlardı.
Kendime geldiğimde, başım, kollarım ve bacaklarımdaki sargı bezleri, tentürdiyot kokuları eşliğinde Ziya Hoca beni eve getirmiş bahçede anneme teslim ediyor, bir yandan da telaşlanmamasını, merak edilecek bir şeyin olmadığını belirtmek için heyecanla annemin paniğini yatıştırmaya çalışıyordu. Römorkun altından çıkarılışımı, hastaneye götürülüşümü, yaralarımın sarılışını, eve nasıl getirildiğimi hatırlamıyorum. Römorkun traktörden ilk ayrılış anında yaşanan panik ile anneme teslim edildiğim an arasındaki gelişmelerden hiç haberim olmadı.
Büyük panik yaşayan annemi yine bir korku sarmıştı. Çocuğunun ölümden dönmesi bir yana peki bu durumu akşam babama nasıl izah edecekti?..
Akşam evde kızılca kıyamet kopmuştu, sert ve hırçın babam oldukça ağır ve yoğun bir iş gününün sonunda karşılaştığı bu şok gelişmenin acısını çıkarmıştı.
Böylece Azrail ile randevularımın ikincisinde de gene onu ıskalamıştım. Yoksa o mu beni ıskaladı bilmiyorum. Ama daha bitmedi geçen yazıda belirttiğim gibi yolumuz daha çok kesişecekti.