AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > AZRAİL İLE RANDEVULARIM!..VIII
AZRAİL İLE RANDEVULARIM!..VIII

26 asker, iki onbaşı, bir çavuş ve bir asteğmenden oluşan Tank Keşif Takımı olarak Yunanistan sınırı Fere Küpürü’ndeki görevimiz devam ediyordu. Görevimizin ana hedefi nöbetti. Adanın çeşitli yerlerine yerleştirdiğimiz nöbetçilerimizle 24 saat dönüşümlü olarak bu görevi yerine getiriyorduk. Hafta sonları ise silah, araç, gereç ve diğer malzememizin bakımını yapıyorduk.

Araçlarımızı sal ile Meriç Nehrinden geçirmediğimiz için askerlerimizi bakım yapmak üzere sal ile araçların bulunduğu yere götürüyorduk.

Sonbaharın güzel bir Pazar sabahı idi, geç gelen kahvaltımızı yapmış, askerleri araçlarının başlarında bakım yapmaya bırakmıştım. Diğer askerler de  bulundukları yerlerde kendi tüfek ve teçhizatlarının bakımını yapıyorlardı.

Ağır teçhizatımızı taşıyan Reo aracımızın şoförü, Van’ın Muradiye İlçesinden gelin Mehmet Ali idi. Mehmet Ali, nüfusa geç kaydedildiği için diğer arkadaşlarından 8-10 yaş kadar büyük iri yarı bir delikanlıydı. Görevini iyi yapıyor, diğer askerlere de ağabeylik yapıyordu.

Mehmet Ali, aracının bakımını yapmak üzere motor kaputunu açmış elinden geldiğince aracının motor temizliğini yapıyordu. Büyük olasılıkla motorun kirlenen ve tozlanan kısımlarını benzinle siliyordu. Benzini biraz bolca kullanmış olmalı ki silme işini bitirdikten sonra motoru çalıştırmak istemiş ve kontak anahtarını çevirmiş. Henüz tam olarak kurumayan aksamın üzerinde kalan benzin birden alev alıvermiş. Motorun lastik ve plastik kısımları yanmaya başlamış. Mehmet Ali yalnız olduğu için kontağı kapatıp inerek yanan kısımların üzerine yangın söndürücüyü tutması veya bir battaniye atarak söndürme işlemini beceremediği için alevler gittikçe yükseliyor.

Durumu  karşı kıyıdan gören askerler koşarak gelip bana haber verdiler,  ben de koşarak Meriç Nehri’nin kıyısına gelip Mehmet Ali’ye nasıl hareket etmesi gerektiği konusunda bağırarak sesimi duyurmaya çalışıyordum. Mehmet Ali panikten benim sesimi duyamıyordu. Benim yapacağım tek şey sal ile karşıya geçmekti ki bu da tam tamına 15-20 dakika demekti. Bu süre içerisinde aracın yanıp kül olması içten bile değildi.

Komutan olduğum için çaresiz kalamazdım, askerimin morali ve motivasyonu için bir şeyler yapmam gerekiyordu. Orada durup elim kolum bağlı, çaresizlik içinde bu durumu seyredemezdim. Bir şeyler yapmalıydım.

Havalar sıcak olduğu için üstümde giysi yoktu. Sadece boynumda dürbünüm ve belimde tabancam vardı. Bunları hemen çıkarıp yanımdaki askerlerden birisine verdim ve gözümü kırpmadan kendimi dar kesimli komando pantolonum ve ağır postallarımla Meriç Nehri’nin sularına bıraktım.

Çocukluğum ve gençliğim Ahlat’ta geçtiği için iyi yüzme biliyordum. Soluk almaksızın büyük bir süratle karşı kıyıya doğru yüzmeye başladım. Ancak mayo yerine üzerimdeki ağırlaşan pantolon ve postalarımla zor bir işe soyunduğumu anlamıştım. Meriç Nehri oldukça derindi ve gür akıyordu. Suya atlarken akıntıyı hesaba katmamıştım. İkinci bir riskin de nehrin içinde bulunan bazı bitkilerin ayağıma sarılabileceğini de düşünmemiştim. Meriç Nehri’nin genişliği yaklaşık olarak 50 metre kadardı.

Tüm gücümle yüzerken bir yandan da kıyıya çıktığımda ne yapmam gerektiği hususunu aklımdan geçiriyordum. Karşı kıyıya ulaştığımda büyük bir şok ile karşılaştım. Çıktığım yerde ne bir araç ne de kimse vardı. Şaşkın şaşkın sağa sola bakınırken 100 metre kadar yukarıda Reo’nun olduğunu gördüm. Meriç Nehri’nin şiddetli akıntısı beni suya atladığım yerden tam 100 metre aşağıya taşımıştı. Oysa ben aklımca karşı kıyıda yanmakta olan aracı söndürmek için suya atmıştım kendimi.

Yüz metre aşağıdan araca baktığımda Mehmet Ali’nin bana gülerek el salladığını gördüm. Ancak ortada yangın filan da yoktu. Nefes nefese koşarak aracın yanına geldiğimde araçtan hala dumanlar çıkıyordu ancak hiçbir hasar görünmüyordu.

Benim gözümü kırpmadan kendimi suya attığımı gören Mehmet Ali, bu hareketim karşısında o da gözünü kırpmadan bu yangını söndürmesi gerektiğine motive olduğundan  tüm gayretini sarf ederek motorun üstüne attığı battaniyesi ile havayı kesip elinin yüzünün yanması pahasına yanan aracı söndürmeyi başarmıştı. Sarıldım boynuna, alnından öptüm Muradiyeli kahraman askerimin. İyice tembihledim bir daha benzin kurumadan motoru çalıştırmaması gerektiğini.

Her ne kadar aracın yanmasına engel olamadıysam bile sorumluluk bilincinde olduğum ve bunu kanıtladığım için askerimin gözünde itibarım ve  saygınlığımartmıştı.

Bulunduğumuz yer Meriç Nehri’nin en geniş ve en sakin aktığı yerdi, akıntı dışarıdan bakıldığında anlaşılmıyordu. Bu yüzden hiç çekinmeden kendimi sulara atabilmiştim. 100 metre kadar aşağıda Meriç’in yatağı daralıyor, ve akıntı bütün heybetiyle görülebiliyordu. Eğer biraz geç kalsam bu akıntıya kapılmam içten bile değildi. Ya da Meriç Nehri’nin içinde bulunan uzun bitkilerden birinin ayağıma sarılması her an için olabilecek bir riskti.

Böylece bir kez daha Azrail ile karşılaşma olasılığını geride bırakmıştım.

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
Yandaki harfi yazın, 'n' 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com