AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > BATININ ‘301’ ISRARI
BATININ ‘301’ ISRARI

Fehmi  HASPOLAT-Hukukçu – E.Öğretmen

Bu tepkiyi verenlerden Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Devletler Özel Hukuku Öğretim Üyesi ve Türk Hukuk Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Vahit Doğan, “Türklük” kavramının daraltıldığını” belirterek, “Bu öneriyle, Türklük kavramı Anayasa’nın 66’ıncı maddesi ile açıklanırsa bu vatandaşlığın kazanılması ile ilgili bu maddeye konacak Türklük kavramı,sadece belirli bir devletle ilgili vatandaşlık bağlantısını ifade edecektir.Türk vatandaşlığından çıkan ancak Türklüğünü devam ettiren  çok sayıda Türk’ü bağlamayacaktır. Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen teşvik edecektir. Dolayısı ile onların etnik bazda  kişilik haklarına bir saldırıyı meşru kılacaktır. Bu da insan haklarına aykırılık olacaktır.”,diyerek isabetli  hukuki itirazda bulunmuştur. Sayın Doğan  şu gerçeğe de değinmektedir:

       “Maddenin  gerekçesinden  anlaşıldığı  üzere maddede  geçen  Türklük deyiminden  maksat, dünyanın  neresinde  yaşarlarsa  yaşasınlar Türklere  has  müşterek  kültürün  ortaya  çıkardığı  ortak  varlıktır. Bu  varlık  Türk milleti  kavramından  geniştir  ve  Türkiye  dışında  yaşayan  ve  aynı  kültürün  iştirakçileri  olan  toplumları da  kapsar.  Dolayısıyla Türklük ibaresi böyle sınırlanamaz.”demektedir. Diğer yandan Cumhuriyet kelimesinin  Türkiye  Cumhuriyeti” şeklinde değiştirilse de bir şey fark etmeyecektir. TCK 301. maddedeki ‘Cumhuriyet’ kavramından zaten Türkiye Cumhuriyeti Devleti  anlaşılmaktadır.Burada kelime değişikliğiyle bir şey fark etmeyecek. Bu yeni kavramla Batı’nın gönlü hoş edilmeye çalışılacaktır.

        TCK 301  revizyonunda “aşağılayan” sözcüğü yerine,  önceki yasa maddesinde olduğu gibi şimdi de ‘tahkir ve tezyifin’ birlikte aranması istenmektedir.Hukuk otoriteleri  “Böyle bir durumda  maddenin uygulanma alanını son derece daraltacağını” vurgulamakta, ‘böyle bir madde ile  Ermeni Diasporası’nın istekleri yerine getirilmiş olacağına’ dikkat çekmektedirler.

Bu yasanın kalkmasını Ermenilerin de istediğini söyledi. Zira  Ermenistan Meclisi’nin, yakın geçmişte Türklüğe hakarete ceza öngören 301. maddenin kaldırılması talebi olmuştur.       

           Anayasamız, Türklüğe dolayısıyla Türk Milleti’ne  önem vermiştir. Bu değerlerin koruyucu misyon yüklenmiştir.Bu nedenle Başlangıç bölümü üçüncü paragrafındaki:

       Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız ve şartsız Türk Milleti’ne ait olduğu, ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi,ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı ;” ve yine beşinci paragrafta Türk Milleti vurgulaması: 

        Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk Milli menfaatleri…”cümlelerinde sıkça vurgulanan “Türk Milleti” kelimelerinde ifadesini bulmaktadır”

sözleriyle yapılmaktadır. Anayasa,“ Millet”, diyerek  içinde  sadece bir  kesimi, bir ırkı himaye eden bir Anayasa olmadığını,Türk Milleti’nin tümünün değerlerini koruyucu,kollayıcı olduğunu  hatırlatılmaktadır.Dikkat edilirse Anayasa ırk değil,Millet kavramından hareket etmektedir. Bu millet de Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk ,Kürt, Laz, Çerkez v.s gibi milletin birbirinden ayrılmaz bir milletin  hayat damarlarıdır. Türklükten neyin amaçlandığı ise,Anayasamızın Türk Vatandaşlığı başlığındaki 66.maddesinde tam olarak ifadesini bulmuştur.Nitekim Yargıtay 4.Hukuk dairesi Ocak 2008’de verdiği bir kararında,  301 maddedeki ‘Türlük’ kavramından  ‘Türk Milleti’nin  kastedildiğini’ açıkladı.Zaten 301.madde gerekçesinde de bu tür açıklamalar da vardır.

     301.madde ile değişiklik ısrarında  revizyona gidilmek istendiği sırada, Yargıtay 4 Hukuk mahkemesinin Ocak 2008 ‘de verdiği bir kararı savımı desteklemiştir.Yargıtay’ın bu kararında :Kişiler onur ve şerefleri gibi mensubu bulundukları ve Anayasa ile çerçevesi belirlenmiş bir millete aidiyet duygularında; kişilik değerleri kapsamında ve hukuki koruma altındadır.”denilerek, ‘Türk Milleti bireylerinin hiçbir şekilde  eleştiri mahiyetinde bile olsa mensubu oldukları Millete yapılan hakaretin  onların da kişilik haklarından olan onur ve şereflerine yapılmış olduğu” yargı kararıyla kesinleşmiştir.  

          Bin kere revizyona gidilse bile, Türk Milletinin onur ve şeref bağı  kimliğinin yasal muhafazasında rahatsızlıklar yine devam edecektir. Bu rahatsızlık, AB sevdamızdan yararlanılarak dile  getirilecek; her Türklük ve Cumhuriyetle ilgili her kavrama itiraz  sürdürülecektir. Ta ki Türklük mefhumunun ulus- üniter Türkiye Cumhuriyet yapısının sonunu getirinceye kadar…                               

       Yeryüzünde her milletin bireyleri,  milli onurlarıyla  yaşamak isterler. Kişiliğin onur ve şerefi, bir arada yaşadıkları millet ve soy kavramında  saklıdır. Şeref ve onur,kişilerin olduğu kadar, toplumun ortak vazgeçilmez manevi zenginliğidir.  Kişilik haklarından şeref ve onur, kutsal varlığını ancak toplumunun varlığı sayesinde, onun bu değerlerinde yaşatabilir ,devam ettirebilir.Sosyal sözleşmenin bir amacı da budur. Tarihin en soylu ve  medeni toplumlarından olan Türkler ve Müslümanlar, da şeref ve onurlarına  en az diğer toplumlar kadar düşkündürler.Bu durum,onları asırlarca ulus ve cemaat olarak bir arada yaşatan yüksek değerlerin başında gelir.Kişiliğin bu yüksek karakteri, onları bir

arada ortak yaşama arzusu ve ülküler etrafında kenetlemiştir.Türk-Müslüman bireyleri, hiçbir zaman  milli değerlerine ve manevi kişiliklerine  saldırıyı  kabul edecek alçak bir ruh ve karakter zilletine düşmemişlerdir.    

      Batılılar, Türklerin milli gururlarına,milli ve manevi değerlerine,tarihlerine  düşkünlüğünü ve bunun onların milli çimentosu olduğunu bildiği için,asırlar boyu askeri güçle yıkamadığı bu değerleri toplum mühendisliğinde  psikolojik yöntemlerle yıkma yoluna baş vurmuşlardır. Bunun için Türk Ceza Yasası’nın bu değerleri koruyucu yasa maddeleri  ortadan kaldırılmak istenmektedir.  

      Emperyalist Batı’nın  parçalamak, ortadan kaldırmak istediği Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı en büyük engelin ulusumuzdaki  Türklük direncindeki  sadece ‘Türklük’ kavramınadır. Böyle bir maddenin kaldırılması ya da bu kavramın maddeden çıkartılmasıyla  Türklüğe, Türk Milletine saldırılar  yaptırımsız kalacaktır. Bu durum karşısında Milli değerler savunmasız kalacak, Türk-İslam değerleri giderek belleklerden yok edilecektir.Yapılacak aşağılamalarla, tarihin ve emperyalizmin Türk-Müslüman Milleti üzerindeki  gerçeklerini  bilmeyen, batıya temayülü olan  insanlar üzerinde yaratılacak  psikolojik bir baskı ve etkileme ile Türk Milleti’nin milli ve manevi değerleri, zayıflatılacak, giderek yok edilecektir.Yüzyıllar boyu Türklere karşı besledikleriyle kötü imaj  yaratılacak;bu gaflete sürüklenen aymazlar, Türklüğe düşman hale getirileceklerdir. Türk Milleti’nin dünyada saygınlığı,kültürü her türlü değerleri  yok edilecektir.Yaratılacak bu perspektifte  Ermeni Diasporasının emellerinin tahakkuku  da kolaylaşacaktır.Böylece emperyalist batı, Türk Milleti’nin güçlü manevi dokusunu  ortadan kaldırılarak önce etnik kışkırtmalarla Türkiye’yi Yugoslavyalaştırarak parçalayacak, daha sonra yeryüzünden silerek  ebedi ve ezeli ideallerini  gerçekleştirme mutluluğuna kavuşacaktır.

         Batı’nın kişiliğinde mevcut olmayan vefasızlığın,minnettarsızlığın  en küstah örneğini hep sergilemiştir. “Türklük” kelimesinde diretme bahanedir. Asıl amaç,Kurtuluş Savaşı ve Lozan’la yeniden var olan Türk Milleti bütünlüğü ve Türkiye Cumhuriyetidir.Türklük sosyolojik ve hukuk olgudaki milletin sadece maddi unsuru olan insandır.Cumhuriyet yıkılırsa Türklük, Türk Milleti de silinir. Türk Milleti kavramı silinirse haliyle Devletin maddi unsunu olan millet topluluğu birlik bağı  ortadan kalkmış olacaktır. Bunun için Türkiye Cumhuriyetini içlerine sindiremediler.

        Türlüğe,dolayısıyla Türk milleti’ne  hakaret saldırılarını örgütleyen odaklardan birisi de NGO tipi Alman Vakıfları(Stiftung İnstutitute),denen sözde “araştırma kuruluşları” dır. Bunlardan Numann Vakfı’dır. Konrad Adenauar Doğu Anadolu’da Henrdich Böll Vakfı ve daha bir niceleri Türkiye’de uzun yıllardır ,Alman BND istihbaratına çalışır, Türkiye’ye karşı gerek Almanya’da ve gerekse Anadolu’da bölücülük faaliyetlerini yürütürler. Konrad Adenaur Vakfı’nın Türkiye Danışmanı ve aynı zamanda Alman Dışişleri Bakanlığı’nın  finanse ettiği Alman Doğu Enstitüsü Müdürü  Udo Steinbach,15Eylül 1998’de Katolik Kilisesi’ne bağlı Lingen Akademisi’nde “İslam’ın Avrupa için Önemi” konulu konferansında Türkiye Cumhuriyeti ve  Türk Milleti için şu “yapay/uyduruk” hezeyanında bulunmuştu:

       Sorun Atatürk’ün bir paşa fermanıyla yarattığı yapay ürün Türk devleti ve Türk Ulusu’dur.Sorun;Kemalizm ulusçuluk ve laikçilik ilkeleridir.Sorun,uyduruk,zorlama ve yapay Türk Ulusu’dur.Böyle bir ulus yoktur.Olmadığını, Türkiye’de yaşanan Türk/Kürt,Müslüman/laik, alevi/devlet çatışmalarında görmekteyiz.Bu uyduruk ulusu Atatürk nasıl kurdu? Önce Ermenileri yok ettiler,sonra da Rumları.Kürtleri şu güne kadar neden yok etmediler, bilinemez.”sözleri, Türkiye’de TCK 301’in cezalandırdığı milli değerlere , hakaret ve saldırıların nerelerden nasıl geldiğini göremeyen gafillere anlamaları için bir örnektir..Türk Milleti’ne etnik ayırımcılıkta nasıl kışkırtmalarda bulunulduğu,fitne ,fesat tohumlarının nasıl ekildiği, etnik kimlikler üzerine kışkırtmaların nasıl körüklendiği,’yapay/uydurma’ diye nitelendirdikleri Türk Milleti’nin  ve Türkiye Cumhuriyeti’ni hakaretle yıkma planlarının gerçekleşmesi için, 301.maddeden niçin bu kadar rahatsızlık duydukları,değiuştirilmesinde ısrarcı olduklarını  anlaşılmıştır.Türban da koparılan fırtınanın  da terörün de izlerinin buralarda görülmelidir.

       Bu gerçeklerden yola çıktığımız için batının amaçlarının, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Ulusu’nun yeryüzünden silmek,Anadolu’dan çıkarmak  isteklerini hatırlatmak istiyoruz. O nedenle  hiçbir peşin hükme ,varsayıma dayanarak bunları söyleme cehaleti içinde değiliz. Bu savımızı,tarihi gerçeklere,belgelere ,söylemlere ve günün  siyasi konjonktürüne dayanarak ileri sürüyoruz.Onlar her zamanki ideallerini  bu sözlerle her devirde  kanıtlamışlar.Bunlar sayılamayacak kadar çoktur. Burada hatırlanacak  birkaçı, hepsini hatırlatmaya yetecektir.Türk –İslam Milletine karşı en büyük hakaretleri, yaptıkları bu arzu ve beklentilerinin açık kanıtlarıdır. İşte bunlardan bir kaçı:

     Almanya’nın eski Dışişleri bakanı Hans Dietrich Gencer’in:“Türkiye için bir ‘Yugoslavya Modeli’ öngörülmelidir”,sözü bizi de Yugoslavlar gibi parçalama emellerini açıkça dile getirmişlerdir.   

        Türk ve Müslümanlığa  düşmanlığıyla tanınmış Papa Giambattista, (Papa X.İnnocenzio 1574-1650)  Attila’dan ve Selahaddin-i Eyyubi’den Arslan Yürekli(!) Rişar’larıyla  yedikleri tokadın acısını unutmadıkları için “Bütün Türkler yeryüzünden temizlenmelidir.”demiştir.”                     devam edecek…



Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
'r' Soldaki harfi yazın 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com