|
Fehmi HASPOLAT-Hukukçu – E.Öğretmen
Bu tepkiyi verenlerden Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Devletler Özel Hukuku Öğretim Üyesi ve Türk Hukuk Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Vahit Doğan, “Türklük” kavramının daraltıldığını” belirterek, “Bu öneriyle, Türklük kavramı Anayasa’nın 66’ıncı maddesi ile açıklanırsa bu vatandaşlığın kazanılması ile ilgili bu maddeye konacak Türklük kavramı,sadece belirli bir devletle ilgili vatandaşlık bağlantısını ifade edecektir.Türk vatandaşlığından çıkan ancak Türklüğünü devam ettiren çok sayıda Türk’ü bağlamayacaktır. Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen teşvik edecektir. Dolayısı ile onların etnik bazda kişilik haklarına bir saldırıyı meşru kılacaktır. Bu da insan haklarına aykırılık olacaktır.”,diyerek isabetli hukuki itirazda bulunmuştur. Sayın Doğan şu gerçeğe de değinmektedir:
“Maddenin gerekçesinden anlaşıldığı üzere maddede geçen Türklük deyiminden maksat, dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar Türklere has müşterek kültürün ortaya çıkardığı ortak varlıktır. Bu varlık Türk milleti kavramından geniştir ve Türkiye dışında yaşayan ve aynı kültürün iştirakçileri olan toplumları da kapsar. Dolayısıyla Türklük ibaresi böyle sınırlanamaz.”demektedir. Diğer yandan Cumhuriyet kelimesinin Türkiye Cumhuriyeti” şeklinde değiştirilse de bir şey fark etmeyecektir. TCK 301. maddedeki ‘Cumhuriyet’ kavramından zaten Türkiye Cumhuriyeti Devleti anlaşılmaktadır.Burada kelime değişikliğiyle bir şey fark etmeyecek. Bu yeni kavramla Batı’nın gönlü hoş edilmeye çalışılacaktır.
TCK 301 revizyonunda “aşağılayan” sözcüğü yerine, önceki yasa maddesinde olduğu gibi şimdi de ‘tahkir ve tezyifin’ birlikte aranması istenmektedir.Hukuk otoriteleri “Böyle bir durumda maddenin uygulanma alanını son derece daraltacağını” vurgulamakta, ‘böyle bir madde ile Ermeni Diasporası’nın istekleri yerine getirilmiş olacağına’ dikkat çekmektedirler.
Bu yasanın kalkmasını Ermenilerin de istediğini söyledi. Zira Ermenistan Meclisi’nin, yakın geçmişte Türklüğe hakarete ceza öngören 301. maddenin kaldırılması talebi olmuştur.
Anayasamız, Türklüğe dolayısıyla Türk Milleti’ne önem vermiştir. Bu değerlerin koruyucu misyon yüklenmiştir.Bu nedenle Başlangıç bölümü üçüncü paragrafındaki:
”Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız ve şartsız Türk Milleti’ne ait olduğu, ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi,ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı ;” ve yine beşinci paragrafta Türk Milleti vurgulaması:
“Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk Milli menfaatleri…”cümlelerinde sıkça vurgulanan “Türk Milleti” kelimelerinde ifadesini bulmaktadır”
sözleriyle yapılmaktadır. Anayasa,“ Millet”, diyerek içinde sadece bir kesimi, bir ırkı himaye eden bir Anayasa olmadığını,Türk Milleti’nin tümünün değerlerini koruyucu,kollayıcı olduğunu hatırlatılmaktadır.Dikkat edilirse Anayasa ırk değil,Millet kavramından hareket etmektedir. Bu millet de Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk ,Kürt, Laz, Çerkez v.s gibi milletin birbirinden ayrılmaz bir milletin hayat damarlarıdır. Türklükten neyin amaçlandığı ise,Anayasamızın Türk Vatandaşlığı başlığındaki 66.maddesinde tam olarak ifadesini bulmuştur.Nitekim Yargıtay 4.Hukuk dairesi Ocak 2008’de verdiği bir kararında, 301 maddedeki ‘Türlük’ kavramından ‘Türk Milleti’nin kastedildiğini’ açıkladı.Zaten 301.madde gerekçesinde de bu tür açıklamalar da vardır.
301.madde ile değişiklik ısrarında revizyona gidilmek istendiği sırada, Yargıtay 4 Hukuk mahkemesinin Ocak 2008 ‘de verdiği bir kararı savımı desteklemiştir.Yargıtay’ın bu kararında :Kişiler onur ve şerefleri gibi mensubu bulundukları ve Anayasa ile çerçevesi belirlenmiş bir millete aidiyet duygularında; kişilik değerleri kapsamında ve hukuki koruma altındadır.”denilerek, ‘Türk Milleti bireylerinin hiçbir şekilde eleştiri mahiyetinde bile olsa mensubu oldukları Millete yapılan hakaretin onların da kişilik haklarından olan onur ve şereflerine yapılmış olduğu” yargı kararıyla kesinleşmiştir.
Bin kere revizyona gidilse bile, Türk Milletinin onur ve şeref bağı kimliğinin yasal muhafazasında rahatsızlıklar yine devam edecektir. Bu rahatsızlık, AB sevdamızdan yararlanılarak dile getirilecek; her Türklük ve Cumhuriyetle ilgili her kavrama itiraz sürdürülecektir. Ta ki Türklük mefhumunun ulus- üniter Türkiye Cumhuriyet yapısının sonunu getirinceye kadar…
Yeryüzünde her milletin bireyleri, milli onurlarıyla yaşamak isterler. Kişiliğin onur ve şerefi, bir arada yaşadıkları millet ve soy kavramında saklıdır. Şeref ve onur,kişilerin olduğu kadar, toplumun ortak vazgeçilmez manevi zenginliğidir. Kişilik haklarından şeref ve onur, kutsal varlığını ancak toplumunun varlığı sayesinde, onun bu değerlerinde yaşatabilir ,devam ettirebilir.Sosyal sözleşmenin bir amacı da budur. Tarihin en soylu ve medeni toplumlarından olan Türkler ve Müslümanlar, da şeref ve onurlarına en az diğer toplumlar kadar düşkündürler.Bu durum,onları asırlarca ulus ve cemaat olarak bir arada yaşatan yüksek değerlerin başında gelir.Kişiliğin bu yüksek karakteri, onları bir
arada ortak yaşama arzusu ve ülküler etrafında kenetlemiştir.Türk-Müslüman bireyleri, hiçbir zaman milli değerlerine ve manevi kişiliklerine saldırıyı kabul edecek alçak bir ruh ve karakter zilletine düşmemişlerdir.
Batılılar, Türklerin milli gururlarına,milli ve manevi değerlerine,tarihlerine düşkünlüğünü ve bunun onların milli çimentosu olduğunu bildiği için,asırlar boyu askeri güçle yıkamadığı bu değerleri toplum mühendisliğinde psikolojik yöntemlerle yıkma yoluna baş vurmuşlardır. Bunun için Türk Ceza Yasası’nın bu değerleri koruyucu yasa maddeleri ortadan kaldırılmak istenmektedir.
Emperyalist Batı’nın parçalamak, ortadan kaldırmak istediği Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı en büyük engelin ulusumuzdaki Türklük direncindeki sadece ‘Türklük’ kavramınadır. Böyle bir maddenin kaldırılması ya da bu kavramın maddeden çıkartılmasıyla Türklüğe, Türk Milletine saldırılar yaptırımsız kalacaktır. Bu durum karşısında Milli değerler savunmasız kalacak, Türk-İslam değerleri giderek belleklerden yok edilecektir.Yapılacak aşağılamalarla, tarihin ve emperyalizmin Türk-Müslüman Milleti üzerindeki gerçeklerini bilmeyen, batıya temayülü olan insanlar üzerinde yaratılacak psikolojik bir baskı ve etkileme ile Türk Milleti’nin milli ve manevi değerleri, zayıflatılacak, giderek yok edilecektir.Yüzyıllar boyu Türklere karşı besledikleriyle kötü imaj yaratılacak;bu gaflete sürüklenen aymazlar, Türklüğe düşman hale getirileceklerdir. Türk Milleti’nin dünyada saygınlığı,kültürü her türlü değerleri yok edilecektir.Yaratılacak bu perspektifte Ermeni Diasporasının emellerinin tahakkuku da kolaylaşacaktır.Böylece emperyalist batı, Türk Milleti’nin güçlü manevi dokusunu ortadan kaldırılarak önce etnik kışkırtmalarla Türkiye’yi Yugoslavyalaştırarak parçalayacak, daha sonra yeryüzünden silerek ebedi ve ezeli ideallerini gerçekleştirme mutluluğuna kavuşacaktır.
Batı’nın kişiliğinde mevcut olmayan vefasızlığın,minnettarsızlığın en küstah örneğini hep sergilemiştir. “Türklük” kelimesinde diretme bahanedir. Asıl amaç,Kurtuluş Savaşı ve Lozan’la yeniden var olan Türk Milleti bütünlüğü ve Türkiye Cumhuriyetidir.Türklük sosyolojik ve hukuk olgudaki milletin sadece maddi unsuru olan insandır.Cumhuriyet yıkılırsa Türklük, Türk Milleti de silinir. Türk Milleti kavramı silinirse haliyle Devletin maddi unsunu olan millet topluluğu birlik bağı ortadan kalkmış olacaktır. Bunun için Türkiye Cumhuriyetini içlerine sindiremediler.
Türlüğe,dolayısıyla Türk milleti’ne hakaret saldırılarını örgütleyen odaklardan birisi de NGO tipi Alman Vakıfları(Stiftung İnstutitute),denen sözde “araştırma kuruluşları” dır. Bunlardan Numann Vakfı’dır. Konrad Adenauar Doğu Anadolu’da Henrdich Böll Vakfı ve daha bir niceleri Türkiye’de uzun yıllardır ,Alman BND istihbaratına çalışır, Türkiye’ye karşı gerek Almanya’da ve gerekse Anadolu’da bölücülük faaliyetlerini yürütürler. Konrad Adenaur Vakfı’nın Türkiye Danışmanı ve aynı zamanda Alman Dışişleri Bakanlığı’nın finanse ettiği Alman Doğu Enstitüsü Müdürü Udo Steinbach,15Eylül 1998’de Katolik Kilisesi’ne bağlı Lingen Akademisi’nde “İslam’ın Avrupa için Önemi” konulu konferansında Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti için şu “yapay/uyduruk” hezeyanında bulunmuştu:
“Sorun Atatürk’ün bir paşa fermanıyla yarattığı yapay ürün Türk devleti ve Türk Ulusu’dur.Sorun;Kemalizm ulusçuluk ve laikçilik ilkeleridir.Sorun,uyduruk,zorlama ve yapay Türk Ulusu’dur.Böyle bir ulus yoktur.Olmadığını, Türkiye’de yaşanan Türk/Kürt,Müslüman/laik, alevi/devlet çatışmalarında görmekteyiz.Bu uyduruk ulusu Atatürk nasıl kurdu? Önce Ermenileri yok ettiler,sonra da Rumları.Kürtleri şu güne kadar neden yok etmediler, bilinemez.”sözleri, Türkiye’de TCK 301’in cezalandırdığı milli değerlere , hakaret ve saldırıların nerelerden nasıl geldiğini göremeyen gafillere anlamaları için bir örnektir..Türk Milleti’ne etnik ayırımcılıkta nasıl kışkırtmalarda bulunulduğu,fitne ,fesat tohumlarının nasıl ekildiği, etnik kimlikler üzerine kışkırtmaların nasıl körüklendiği,’yapay/uydurma’ diye nitelendirdikleri Türk Milleti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’ni hakaretle yıkma planlarının gerçekleşmesi için, 301.maddeden niçin bu kadar rahatsızlık duydukları,değiuştirilmesinde ısrarcı olduklarını anlaşılmıştır.Türban da koparılan fırtınanın da terörün de izlerinin buralarda görülmelidir.
Bu gerçeklerden yola çıktığımız için batının amaçlarının, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Ulusu’nun yeryüzünden silmek,Anadolu’dan çıkarmak isteklerini hatırlatmak istiyoruz. O nedenle hiçbir peşin hükme ,varsayıma dayanarak bunları söyleme cehaleti içinde değiliz. Bu savımızı,tarihi gerçeklere,belgelere ,söylemlere ve günün siyasi konjonktürüne dayanarak ileri sürüyoruz.Onlar her zamanki ideallerini bu sözlerle her devirde kanıtlamışlar.Bunlar sayılamayacak kadar çoktur. Burada hatırlanacak birkaçı, hepsini hatırlatmaya yetecektir.Türk –İslam Milletine karşı en büyük hakaretleri, yaptıkları bu arzu ve beklentilerinin açık kanıtlarıdır. İşte bunlardan bir kaçı:
Almanya’nın eski Dışişleri bakanı Hans Dietrich Gencer’in:“Türkiye için bir ‘Yugoslavya Modeli’ öngörülmelidir”,sözü bizi de Yugoslavlar gibi parçalama emellerini açıkça dile getirmişlerdir.
Türk ve Müslümanlığa düşmanlığıyla tanınmış Papa Giambattista, (Papa X.İnnocenzio 1574-1650) Attila’dan ve Selahaddin-i Eyyubi’den Arslan Yürekli(!) Rişar’larıyla yedikleri tokadın acısını unutmadıkları için “Bütün Türkler yeryüzünden temizlenmelidir.”demiştir.” devam edecek…