|
Fehmi HASPOLAT-Hukukçu – E.Öğretmen Geçen sayıdan devam…
Haçlı seferlerinden beri Batı, Türk milletiyle uğraşmıştır.Victorya Çağı İngiliz Başbakanı Gladiston,“Türklerin kötülüklerine mani olmanın bir tek yolu vardır, o da onların vücutlarını yeryüzünden kaldırmaktır” ,diyerek bu küstahlığına şu sözleri eklemişti: “İnsan neslinden olmaktan utanıyorum, çünkü Türkler de insan neslindendir...” ,diyecek kadar hastalıklı bir ruh halindedir. O’nun yolundan giden öğrencisi Churchill, işi bir kerede bitirmek isteyerek ,Çanakkale’de Kurtuluş Savaşı’nda yenemediği Türk direnişi karşısında Türkiye halkının “zehirli gaz ile toptan imha edilmesini emreder.Bu sözüne “İnsanlık suçudur”, diyen başkumandanına, “Türkler için kullanabilirsiniz, çünkü onlar insan neslinden değildir” cevabını verdiği unutulmamıştır. Yahudi asıllı ünlü Alman yazarı Stefan Ziwaig da İngilizlerden geri kalmaz: “Tarihte kaybedilen bir tek dakikanın bile bin yıl sonra dahi olsa geri döndüğü, ele geçtiği görülmemiştir” ,diyerek kendilerini İspanya soykırımından kurtaran Türklerin bir an evvel yok edilmesini isteme telaşında olmuştur.
Batılı Erasme, “Hıristiyanların var olması,Türklerin ezilmesiyle mümkündür.”, demesi asla unutulmayacaktır.’Bunlar artık geride kalmış şeylerdir,iki de bir bunları ortaya koymamalı’ denilemez.Aksi durumu aymazlığa davetiye çıkarır.Yakın geçmişte Fransa eski Cumhurbaşkanı J.Chirac’ın himayesinde Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılan 20.Bizans toplantısında, Türk düşmanı Avrupalıların, daha önce Brüksel ve Kopenhag toplantılarında da yaptıkları gibi “Türkleri Asya steplerine atalım, Ayasofya’yı kilise yapalım.”,demeleri bu emellerin geride kalmadığını gösteriyorlar.(1)
Yine İngiltere eski başbakanlarından William Sladstone: Türkler hakkında şu edepsiz ifadeleri kullanmıştı:
“Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir.Medeniyetimizin bekası için onları Asya steplerine geri sürmeli veya Anadolu’da yok etmeliyiz.Türklerin yaptıkları kötülükler ancak tek bir şekilde ortadan kaldırılabilir:Kendilerini ortadan kaldırmakla…”,demişti.(2)
Son yapılan araştırmalarda Prof Haluk Tarcan,Kâzım Mirşan gibi değerli Türkologların yaptıkları araştırmalar, Türklerin Anadolu’da 15 bin yıldan beri var olduklarını göstermiştir.Anadolu’nun birçok yerinde kayalara kazınmış damgalar (tamga)halı,kilim ve diğer işlemelerdeki semboller Asya’daki benzerleriyle bu izler,Anadolu’nun asıl sahiplerinin Türkler olduğunu doğrulandı. Bu itibarla Türkler,Anadolu’ya ilk olarak 1071’de gelmediler:En az 15 asırdan beri Anadolu coğrafyasında yaşamışlar. 1071’le gelen Selçuklu Türkleridir.’Dağdan gelen bağdakini kovar.” misali ,kimlerin kimi kovduğu böylece tarihin gerçek verileriyle ispatlandı.
Türklere karşı duyulan batı nefretinde Mehmet Doğan’ın “Kur’an Gölgesinde ve tarih Önünde Türk ” isimli eserinde batının Türklerden nasıl korktuklarını , Türklere,Müslümanlara karşı nasıl bir ebedi ve ezeli bakış sergilediğini şöyle dile getirilmektedir:
“Heidelberg Başpiskoposu,bir Türk genci ile konuşuyor:”İslâm dini Arap Yarımadası’ndan çıktı. Biz bu dini yok etmek için Haçlı seferleri düzenledik.Karşımıza siz Türkler çıktınız.Milyonlarca Hıristiyan’ı kılıçtan geçirdiniz.Viyana kapılarına kadar siz geldiniz.Hindistan’a İslâm’ı siz götürdünüz.(Gazneliler) ve İslâm kılıcı oldunuz.Siz Türkler karşımıza çıkmasaydınız,İslâm’ı yok etme arzumuzu yerine getirecektik.Hesabımız sizinledir.Pakistanlı’yla ,Endonezyalı’yla Arap ve İranlı’ya hesabımız yoktur.Bu yalnız benim görüşüm değildir.Bütün Avrupalı böyle düşünür.”, diyen kin dolu bir din adamının bu menfur sözleri, askeri güçle ile yeryüzünden kaldıramadıkları Türleri hakaret yoluyla yıprandırarak yeryüzünden silmek istediklerinin en açık kanıtıdır.
18. yüzyıla kadar gelinceye kadar medeniyetle, bilimle tanışmamış, yıkanmayı bilmeyen, Endülüs’teki muhteşem Türk -Müslüman uygarlığını ve onun izlerini yok eden , orada Endülüs’ten kalan 100 bin İslam eseri kitabı yaktılar.Batı’nın tekniğin ve bilimi kaynağını Türk –Müsümanlardan almıştır.Cebir gibi matematik bilimini Muhammed Harzem El Cabir’den, Tıbbı (İbni Sina’dan) almışlar. Bilim ve teknolojide Türk-Müslüman uygarlığının meyvelerini topluyorlar .Türk ve İslam Uygarlığı’na tahammülü olmayan bir alemin Türklere karşı nefreti, büyük bir insanlık ayıbıdır,nankörlüklerinin tezahürüdür.Türklerin sahip olduğu yüce insanlık, merhamet duygularından,hasletlerinden yoksun batılılar, bu kompleksle Türk-Müslüman Dünyasına karşı amansız bir nefretle dolu oldukları için, Türklüğü koruyucu hukuk normlarını ortadan kaldırmak gayretindedirler.Bunu sömürücü ruh ve karakterleriyle sömürge ülkelerinde masum milyonlarca insanları katletme vahşetleriyle de ispatladılar.
Almanlar daha önce Solingen’de Ocak 2008’de de Ludwigshafen de kasten çıkarttıkları yangınlarla 9 yurttaşımızı diri diri yaktılar. Neo- Naziler , bu eylemlerini sürdürmeye devam ediyorlar. Almanlar’ın yurttaşlarımıza Almanya’yı cehennem etmek istiyorlar. Baden-Württemberg eyaletinde,16.Şubat 2008’de Viyana’da onuncu bölgedeki Knöllgasse’de16.02.2008 günü de Almanya'nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde bulunan Gelsenkirchen kentinde dün gece bir binada çıkan yangında 7 Türk vatandaşı yaralandı.Bu durum Avrupa’nın medeniyetini değil, vahşi doğasını
yansıtıyor.Türklere barbar diyenlerin kendilerini bu aynada gördükleri gerçeğini yansıtıyor.
Türklerin yoğun olarak yaşadığı Türklerin yaşadığı bir binalarda peşpere yangınlar Fransızlar ise,Türklere,Araplara ve diğer Müslümanlara karşı amansız bir ırkı sindirme ve işkence uygulamakta ,göçmen yasasında ırkçı genetik kontrolü uygulamak rezaletindedirler. Özgürlüğün hamisi kesilen bu sahte özgürlükçüler,insan hakları savunucuları bu (!)barbar ruhları aleminin hangi uygarlığı örnek alınmaya değer?Asil ve seçkin Türk milletine hakaret yolunu açarak onların bu üstün kimliklerini yıprandırarak ,şahsiyetsiz ve gurursuz yaparak kendilerine benzetmek istiyorlar
Batı, Türk ve İslam’a daimi nefret ve hınç duygularıyla yaşamıştır. Yüzyıllardan beri devam eden bu ıslah olmaz paranoyalarıyla hâlâ İslâm’ı ve Türkler’i Ortaçağ Engizisyon zihniyetiyle yargılıyorlar. Peygamberimize karikatür ve çeşitli yollarla hakaretleri, ,Kur’an’a karşı sapık söylemleriyle engizisyon yargılamasını işletiyorlar. Böylece Ortaçağ karanlığını yaşayan bir alemin medeniyetinden bahsedilemez. Böyle tefessüh etmiş bir aleme girmek için AB projesinin ‘milli bir proje olduğu’nu söylemek, her türlü hakaret ve almayacakları beyanlarına rağmen ‘Yine de AB yolunun açık tutulması’nı istemek, Türk Milleti adına büyük bir talihsizlik olur.Belçika yargısının DHKP-C Fehriye Erdal dâvasında sergilediği hukuk rezaleti ve skandalı, Avrupa’dan alınacak hiçbir şeyin olmadığını gösteriyor. Bu tutumlarıyla Türkiye’ye Türklüğe karşı nasıl bir düşmanca davranış içinde oldukları aşikârdır. Bizdeki 301’i kaldırarak hakaretin önünü açarak kendilerinde bulunmayan milli bir gurur ve utanmazlık gibi bizi de kendilerine benzeterek iç hukukumuzu da kendi kepazelikleri seviyesine getirme ısrarındadırlar.
Türk gücünden duydukları rahatsızlıkları Batı Hun İmparatoru Attila korkusundan da kaynaklanmaktadır.Attila’nın M.S 451 yılında Roma’nın fethini önlemek için papa ve kardinallerin ayaklarına kapılıp merhamet diledikleri günden beri ezikliklerini ve birikmiş bir kin halindeki intikam duygularını haçlı seferleri tablolarında yaşatıyorlar. Roma’da bizim siyasi yetkililerin de katıldığı AB Anayasası’nın kabul töreninde salona Müslümanları ayaklar altına almış ve hançerleyen şövalyelerin kılıçlarıyla akıttıkları kanla süslenmiş salona yansıttıkları utanç tablolarıyla, Avrupa’nın batı barbarlığı, Türk –Müslümanları hançerlediği kanlı savaş sahnelerindeki hayalleriyle teselli oluyorlar. “Türkler geliyor”,“Attila geliyor.” fobileriyle çocuklarını korkutan,Türklere“barbar”, göçebe, savaşçı ve ilkel yaratıklar” diyen batılılar,küresel emperyal emelleriyle akıttıkları Müslüman kanını ve sömürge ülkelerindeki onca vahşetlerini görmezlikten geliyorlar.
Atatürk, insani duygulardan yoksun emperyalist Batı için : “Her kalkınma hamlemizde, her ileri hareketimizde ’Türkleri boğalım, güçlenmesinler, başaramasınlar...” diyerek çok iyi bildiği batı zihniyet gerçeğini görmüştü.Batı muhiplerine karşı sıkça dile bu gerçeği sıkça hatırlatmıştır. Saldırgan, kindar,Türk fobili Batı, bugün de aynı söylem ve davranışlarına bu iflah olmaz saldırganlık alışkanlığında karikatür, yazı,tiyatro eserleri ,filmlerle Peygamberimize, manevi değerlerimize kutsal kitabımız Kur’an’a karşı hakaretler sergilemektedir.İtalya’da Kur’an”ın “Ayet-el,kürsü” süresinin tuvalet kâğıtlarının tuvaletlere atıldığı haberleri geliyor.
Bu tepkiyi verenlerden Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Devletler Özel Hukuku Öğretim Üyesi ve Türk Hukuk Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Vahit Doğan, “Türklük” kavramının daraltıldığını” belirterek, “Bu öneriyle, Türklük kavramı Anayasa’nın 66’ıncı maddesi ile açıklanırsa bu vatandaşlığın kazanılması ile ilgili bu maddeye konacak Türklük kavramı,sadece belirli bir devletle ilgili vatandaşlık bağlantısını ifade edecektir.Türk vatandaşlığından çıkan ancak Türklüğünü devam ettiren çok sayıda Türk’ü bağlamayacaktır. Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen teşvik edecektir. Dolayısı ile onların etnik bazda kişilik haklarına bir saldırıyı meşru kılacaktır. Bu da insan haklarına aykırılık olacaktır.”,diyerek isabetli hukuki itirazda bulunmuştur. Sayın Doğan şu gerçeğe de değinmektedir:
“Maddenin gerekçesinden anlaşıldığı üzere maddede geçen Türklük deyiminden maksat, dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar Türklere has müşterek kültürün ortaya çıkardığı ortak varlıktır. Bu varlık Türk milleti kavramından geniştir ve Türkiye dışında yaşayan ve aynı kültürün iştirakçileri olan toplumları da kapsar. Dolayısıyla Türklük ibaresi böyle sınırlanamaz.”demektedir. Diğer yandan Cumhuriyet kelimesinin Türkiye Cumhuriyeti” şeklinde değiştirilse de bir şey fark etmeyecektir. TCK 301. maddedeki ‘Cumhuriyet’ kavramından zaten Türkiye Cumhuriyeti Devleti anlaşılmaktadır.Burada kelime değişikliğiyle bir şey fark etmeyecek. Bu yeni kavramla Batı’nın gönlü hoş edilmeye çalışılacaktır.
TCK 301 revizyonunda “aşağılayan” sözcüğü yerine, önceki yasa maddesinde olduğu gibi şimdi de ‘tahkir ve tezyifin’ birlikte aranması istenmektedir.Hukuk otoriteleri “Böyle bir durumda maddenin uygulanma alanını son derece daraltacağını” vurgulamakta, ‘böyle bir madde ile Ermeni Diasporası’nın istekleri yerine getirilmiş olacağına’ dikkat çekmektedirler.
devam edecek…