|
Fehmi HASPOLAT-Hukukçu Öğretmen
Atatürk, insani duygulardan yoksun emperyalist Batı için : “Her kalkınma hamlemizde, her ileri hareketimizde ’Türkleri boğalım, güçlenmesinler, başaramasınlar...” diyerek çok iyi bildiği batı zihniyet gerçeğini görmüştür. Batı muhiplerine karşı sıkça dile bu gerçeği sıkça hatırlatmıştır. Saldırgan, kindar,Türk fobili Batı, bugün de aynı söylem ve davranışla bu iflah olmaz saldırganlık alışkanlığını karikatür, yazı,tiyatro eserleri ,filmlerle Peygamberimize, kutsal kitabımız Kur’an’a karşı hakaretler sergilemektedir.
İtalya’da Kur’an”ın “Ayet-el,kürsü” süresinin tuvalet kâğıtlarına yazıldığı haberleri geliyor. Avusturya’da Başı örtülü, anadan üryan Türk kadını heykeliyle ,afişlerde Avrupalı yosmaların Türk erkeği reddini içeren afişlerle daha nice sayılamayacak kadar binlerce hakaretlerle tahammülümüzü aşacak boyutta bütün milli dinamiklerimizi yok etmek plânı milli tepkimizi test etmek için uygulamaya koyulmuştur.
Amerikalı Yazar John Tirman’ın ’Savaş Ganimetleri: Amerikan Silah Ticaretinin İnsani Bedeli’ adlı kitabı Türkçe’ye çevrilen, eserinde, Mustafa Kemal Atatürk’ün anısına alenen hakaret edildiği,Türklüğün ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin alenen aşağılandığı iddiasıyla yayınevi ve çevirmenleri, 21 Eylül 2006’da İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki yargılanmışlardı.
Batı’nın bu hakaretli yıprandırma alışkanlığını bildiği içindir ki, eşsiz önder, büyük dahi Gazi Mustafa Kemal ; “Selamet tehlikededir. Türk milleti ya bu yolda savaşacak ya da tarihin huzurunda silinip gidecektir, fakat esir olmayacaktır...”demiş ve bunun gereği olarak bu yoldaki ihmale karşı “Dakika tehiri mucibi idamdır”, ibaresini taşıyan emirnamelerini Türklüğü savunma için yayınlama zorunluluğu duymuştu.Ama bizlerin de kabul edeceği gibi Atatürk,hiçbir zaman peşin hükümle batı’ya düşman olmamış,ona karşı hasmane duygular beslememiştir.
Batı, Türk Milletine hakaret saldırısında içimizdeki yerli işbirlikçileri her zaman kullanmıştır. Onlar 301. maddeden yargılanınca yaygarayı basarak, bu maddenin ortadan kaldırılmasında dayatmalarda bulunmuşlardır.764 yasalı Ceza yasasının yürürlükten kaldırılmasını istemişler;onların talimatları doğrultusunda hazırlanmış yasa tasarısı kabul edilmiştir. Tasarıdan zinanın suç olmasına izin vermemişler; şimdi itiraz ettikleri 301 .maddenin konmasını istemişlerdir. Ancak sonra bu da işlerine gelmediği için şimdi bunun da değiştirilmesini ısrarla talep etmektedirler.301 maddeden yargılananların başında İşviçre’de yayınlanan “Das Magazin “isimli haftalık dergiye verdiği beyanatta “Türkler,1 milyon Ermeni ve 30 bin Kürdü öldürdüler. Türkiye’de hiç kimse bunu dile getirmeye cesaret edemiyor. Ben cesaret ediyorum””,diyen Orhan Pamuk gelir.Pamuk’un bu sözleri, Ceza Yasamızın 301 ve 305 .maddelerine göre suç teşkil etmektedir.Bu beyanatı,.Emperyalizmin “Şark Meselesi” ile tarihi,emelleri ile destekleyip tahrik ettiği Ermenileri ve onların bugünkü Ermeni diasporasının dayattığı, Türkiye aleyhinde uydurulmuş sözde ‘Ermeni soykırım’ iddialarını destekleyen, Türklüğü aşağılayan,Cumhuriyete zarar veren bir eylemdir. Bu eylem, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletinin bütünlüğüne, milli menfaatlere zarar verici bir olaydır;Devlet aleyhinde işlenmiş bir cürümdür.
Fikir özgürlüğü adı altında Avrupa özentisiyle yazı ve eserlerinde Türk Milleti’ne ve Cumhuriyet değerlerine hakaret edenler ceza kanunundan cesaret alarak, Türklere hakaret edenlerin sayısı giderek artmaktadır,Bu tür hakaretlerden biri de.Bunlardan biri de Gazeteci-Yazar Elif Şafak’tır.Elif Şafak, “Baba ve Piç “ isimli eserinde roman kahramanına : “Türkler Milliyetçi, ve cahil”,nitelemesinde bulunduğu ‘Baba ve Piç’ romanındaki şu ifadelerinden dolayı yargılandı: “Bütün akrabalarını 1915’te kasap Türklerin ellerinde kaybetmiş soykırımzede bir sülalenin torunuyum... Sıradan Türklerle ne konuşacaksın; eğitim görmüşleri bile ya milliyetçi ya cahil... Türkler’di 1915’te bunları Ermenilere yapanlar. ...Ermeni soykırımı diye bir şey duymadın mı hiç...” ,diyor. Türkler’i “soykırımcı kasap”,olarak niteleyerek hakaretinde AB araya girince 301.maddenin maddenin minarenin kılıfı misali 4.fıkrasından yararlanarak beraat etmişti.
Türkler’i “soykırımcı kasap”,olarak gösteren Elif Şafak,. Atatürk’e” Bu adam” diyerek O’nu aşağılamıştı.
Türklüğe TCK’nun301. maddesinin 4. fıkrasına güvenerek hakaret suçu işleme cesaretini gösteriyorlar.Bu fıkra, TCK’nın 301. maddesinin istendiğinde işletilemez bir madde haline getirmek için düşünülmüştür. “Eleştiri amacıyla yapılan düşünce ve açıklamalar suç oluşturmaz.”,diyen bu 4.fıkra,madde ile konulan ceza için özel bir kast hali getirmiştir. Çok muğlak,yoruma fazla açık ,istendiğinde suçu ortadan kaldıran tabir caizse “minarenin kılıfı olacak” böyle bir özel kast hali aramak,önceki ceza kanunun bu maddenin karşılığı olan 159. maddesinde böyle bir hüküm yoktu. Yargılamada Ceza hukuku açısından suçun manevi unsuru olan kast , zaten kendiliğinden aranır.Eleştiriri hiçbir şekilde hakareti incitmeyi
sa yani özel hedef belirterek,objeyi diğerlerinden ayırarak onu açıkça belirtilmişse kast vardır,bu nedenle hakaret suçu işlenmiştir..Bu hukuk kuralının her suçun varlığında gözetilen bir ilke olmasına rağmen maddeye 4.fıkranın yanı “Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.”diye monte edilmesi gereksizdir.Bu durum bir zorlama olup Ceza hukuku ve norm yapı mantığıyla bağdaşmaz. Gereksiz bir eklentidir. Oysa Türk hukuku şekli(normatif) bir hukuk olup Anglo-Sakson İngiliz hukukundaki gibi yoruma açık değildir.Ceza yargılamasında suçun manevi unsuru olan kast, zaten aranırken 301.maddeye eklenen böyle muğlak truva atı gibi bir düzenleme,AB,ABD torpilli hakaretçiler bir can simidi yapılmak istenmiştir. 301’in madde özgürlük meselesiyle bir ilgisi yoktur,özgürlük bahşeden bir madde de değildir.Kamu düzenini koruyan bir maddedir.Özgürlük diye bu madde ile korunan değerlere saldırmak,devlete hakarettir. Unutulmamalıdır ki,kendine hakaret edilen devletin ayakta kalması,bekası mümkün değildi. Yok olacak sadece devletin hükmü şahsiyeti değil, onun tüm bireyleri maddi ve manevi topyekûn unsurlarıdır. AB’nin yargıya baskıları karşısında kişiye göre işletilecek bir fıkranın eklenmesi,devleti,milleti koruyan bu maddeyi uygulanamaz etkisiz hale getirmek için önceden minareye kılıf misali bu fıkra eklenmiştir.
Nitekim Yargıtay 8. Dairesi’nin, “özgürlük sorumluluğunun gelişigüzel sorumluluk olmadığı” ,ifade edilen bir kararı savımızı doğrulamıştır.Yargıtay’ın “Demokratik rejimlerde devletin, takdir alanının sınırları çizilmiş olarak, nesnel ölçü ve nedenlere dayanarak, düşünce özgürlüğünü sınırlayabileceği ifade edilen kararda, “açık ve yakın tehlike” oluşturan, ulusal güvenliği bozan ifadelerin yasaklanmasının evrensel kural olduğu” kaydedilmiştir.
Kararda, kamu düzeni kavramının toplumlara, ülkelere ve ülkelerin yapılarına göre değişiklik gösterebileceği belirtilerek, “Milletlerin sosyal ve psikolojik şartları daima birbirinin aynı değildir. İşte burada devletlerin takdir marjı karşımıza çıkar. Devletler bunun biçimlendirilmesinde toplumsal yapılarının yanında, tarihsel geçmişlerini de gözetmek durumundadırlar” ,deniliyor.
Düşünce özgürlüğü ve buna getirilen kısıtlamalara ilişkin ulusal ve uluslararası hukuki düzenlemelere de yer verilen bu kararda, 765 sayılı TCK'nın 312/2. maddesinde tanımlanan “sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen teşvik” suçunun unsurları da isabetle irdelenmiştir.
Hakaret içeren söz ve davranışın eleştiri mahiyeti taşımaz. Bundan kişinin incinmemesi mümkün değildir. Kişilik değerleri içine sosyal kişilik değerleri, duygusal ve fiziki,ırkî, ırkı değerleri kişilik hakları kapsamına girmektedir.Hakaret sözleri bu değerleri ve haliyle kişinin toplum içindeki, şeref ve haysiyetini, ruh sağlığını bozacak; ırk, din ve vatandaşlık mensubiyetindeki duygularını da incitecektir.
Düşünce ve ifade özgürlüğü” diyerek Devlete,, Millete, olan Türklüğün şahsiyetine küfredeceksin, hakaret edeceksin,milletin ülkesi ve milletiyle Türklüğe Düşünce ve fikir özgürlüğüne sığınarak hakaret etmek ;Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne karşı bir toplumun bir bölümünü diğer bölümüne karşı kin ve düşmanlığa tahrik etmek,hiçbir şekilde masum bir özgürlük sayılamaz;hukukla bağdaşamaz. Hukuk bir hürriyeti, diğer bir hürriyeti yok etme pahasına ona üstünlük, öncelik tanımaz. Medeni yasamızda da yer alan aynı zamanda temel hukuk olan Bir hakkın istimali, (kullanılması) sırf gayrı ızrar için kullanılamaz.’diyen Medeni Yasamızda da yer alan temel hukuk kuralı ile de bağdaşmaz. Kaldı ki, bunu bize kabul ettirmek isteyenlerin kendi ülkelerinde böyle şeylerin en hafifine dahi izin vermezler.
TCK’nın 301. maddesinin, ” sadece Türkiye ve Türk hukukuna özgü bir düzenleme olduğu, benzer düzenlemelerin AB ülkelerinin ceza kanunlarında yer almadığı “ savunmasının kocaman bir yalan olduğunu belirten Aygün, bu nedenle de AB’nin Türkiye’yi 301. madde konusunda sürekli baskı altında tutmasında iyi niyet göremediğini vurguladı. Aygün, Türklüğe hakareti serbest bırakacak böyle bir değişikliğin ardından, AB’nin Türkiye Cumhuriyetini düşmanlarına karşı korumasız bırakacak yukarıda benim de değindiğim başka değişiklikleri de isteyeceğini öne sürdü. (3)
AB Ceza yasalarına bakıldığında mukayeseli hukuk açısından incelediğimizde Fransa’,Almanya, İsviçre ve daha bir çok Avrupa ülkesinde bizim TCK’nın kaldırılması istenen maddelerine benzer koruyucu hükümler,daha ağır bir şekilde yürürlüktedir.Milletimizin onların bu çifte standardını görmek için o yasalara bir göz atmak iddialarımızı doğrulamak açısından yararlı olacaktır sanırım.
Alman Ceza Kanunu’nun 90.maddesi, “Devlet başkanına hakaret”, 90/a maddesinde. maddesinde devlet ve devlet sembollerinin aşağılanması suçu düzenlenmektedir: “Her kim Almanya Federal Cumhuriyeti’ne veya anayasal düzenine, eyaletlerinden birinin renklerine, bayrağına, armalarına veya ulusal marşlarına hakaret ederse üç yıla kadar hapis veya para cezası ile cezalandırılır’ derken , 90/b maddesinde “Anayasal Organlara Devlete ve sembollere Hakaret” suçları fıkrasında şu cezaları öngörür:
“Her kim aleni bir toplantıda veya basın yoluyla bir yasama organına, hükümete veya Federal Anayasa Mahkemesine veya onun üyelerinden birine, bu sıfatından dolayı ve devletin itibarını devam edecek..