AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > BEN, KÖYÜM VE 27 MAYIS
BEN, KÖYÜM VE 27 MAYIS

 Hüsnü SOYDAN
Emekli Albay

5 Nisan 1950 günü Malatya İlinin Arapkir İlçesinin o zamanki adıyla Peküsü şimdiki adıyla Çaybaşı olan köyünde doğmuşum.O yıllarda doğan birinin günü gününe doğum tarihini bilmesi adeta mucize! Büyüklerimiz; bazı olayları baca davlumbazlarına yazarlar da çocukların doğumu sorulduğunda; armutlar çiçek açmıştı, birinci cemre düştüydü, çoban Musto’nun askerden gelişinin haftasıydı v.s derler. Rahmetli teyzemin öldüğü günü eniştem mezar taşına kazımasa  ve rahmetli annem ‘senin ağrılarını çekiyordum, bacımla helalleşmeye gidemedim, akşam öldü sen sabaha karşı doğdun’ demese ben de doğum tarihimi bilemeyecektim. Kimlikteki tarih ise 6.7.1953. Köyümüzde doğum tarihi bu olan en az 25 kişi var. Muhtarımız Hasan Hoca Arapkir’e kaç yılda bir gidiyor idiyse…. Zaten yaz koşullarında üç buçuk saatte gidilebilen bir şehre kaç yılda bir gidebilirdi ki adamcağız!

Öyle bir köy ki 12 veya 13 üncü yüz yılı yaşıyor sanki. ‘Şeher’ den gelen pamuğun ilkel koşullarda ipe dönüştürüldüğü, dokunduğu ve don-gömlek biçildiği, siyaha boyanarak şalvar-mintan biçildiği bir köy. Ayağımızda kışın yünden çorap ve çarık, yazın yalın ayak. Teknoloji harikası Soğuk lastiği olanlar da vardı. Ana gıdamız buğday hem ekmeğimiz hem yemeğimiz; sabah çorba, akşam pilav, yanına da ne konabilirse. Yoğurt, ayran pekmez, turşu, hali-vakti iyi olup ta güzden davar kesebilmişse belki pilavına et de katabilir. Yumurta ya misafire saklanır, yada iplik, iğne vs almak için çerçiye. İnsanlar canlanmak için dört gözle dutların değmesini beklerdi, ardından zerzavat; (domates. salatalık vs), meyveler; elma, armut hele de üzüm… Kış için de gene bunlardan yapılan reçel turşu gah vs, bunlar varsa orta halli bir ailesin. Zaten zengini ile yoksulu arasında fark yok gibiydi.

Benim gördüğüm 13 üncü yüzyıldan farklı tek şey amcamın askerden gelirken yürüttüğü üzerinde U:S harfleri olan kaşıktı. Bakırdan kap-kacak, demirden kazma, balta orak v.s Işığımız çıra, gemici feneri (iki evde Lüks vardı köy oda sırası kimde ise ona taşınırdı). Taşıma aracımız at veya eşek; gemi, teyyare, tren, kamyon da olduğunu askerden veya İstanbul’dan gelenler anlatırlardı ama ben on yaşıma kadar hiç görmedim. Sadece bir evde radyo vardı, görmedim ama o evin pencerelerinden Muazzez Türüng, Aliye Akkılıç veya Nezahat Bayram’ın sesi gelirdi.

Köye dışarıdan gelenlerden dikkatimizi çekenler çerçiler, askere gideceklerin künyesini okumaya gelen jandarmalar ve vergici tahsildarlardı. 10-11 yaşlarındayken bankacılar da gelirdi ama biz çocukları yaklaştırmazlardı. 1958 de komşu köye

okul için gittiğimizde bizden farklı olan bir de muallimi (öğretmen) gördüm. Baharda çamurdan, yazın yılan korkusundan, kışın soğuktan ve kurt korkusundan nasıl ve ne kadar süre gidebilirdik artık varın siz tahmin edin.

Büyükler arasında siyasi tartışmaları hatırlar gibiyim. Demir kıratlar-Halkçılar, sağır İsmetçiler-Kör Bayarcılar vs,  Köy çoğunlukla Halk Partili idi ama Babaannem de içinde olmak üzere Demokrat Partili olanlar da vardı. İhtilal olduğunda on yaşındaydım. Hayaller havada uçuşuyordu. Okul gelecekmiş, Arapkir’e yol yapılacakmış, banka borçları ertelenecekmiş, daha neler neler… Biz çocukları en çok ilgilendirense okuldu.

Ve duyduk ki okul açılacakmış. Yeni hükümet Lise mezunlarını askere göndermeyip öğretmen olarak köylere gönderecekmiş. Köylere ‘siz yer bulun yeter’ demişler. Okul için Baki amca evininin bir odasını verdi, Hüsne yenge İstanbul’da kaldığı için evini öğretmene verdi, diğer köylerden bir-iki ne verdilerse sıra topladık, kömüre yumurtayı vs katıp tahta boyadık, her ev bir eşek yükü odun getirdi ve 1960 -61 yılında köyde okulumuz oldu. Açılışta duvara Bayrak asıp  çat-pat istiklal  marşı söylediğimizde göz yaşını tutamayan büyüklerimiz vardı.

Okula başlayanların hepsi beşi bitirdiler. Bilhassa okula gidememiş ablalar ve anneler için akşam okulu da açıldı. Her akşam köy odasında Hz. Ali veya Hz. Hamza’dan  eski yazı kitaplar okunurdu, öğretmenle birlikte başka kitaplar da okunmaya başladı, köy odasının havası değişti. Öğretmenimiz Sami Lokmanhekim bizim için ağabey, anne-babalarımız için evlat gibiydi. Her gün birimiz misafir ettik, iki yıl boyunca çamaşırlarını annem yıkadı, çeşmeden suyunu ben taşıdım.

Sami Hoca anneme benim için ‘Fatma teyze senin oğlan okur, Hüseyin abiye söyle onu okutsun’ demiş.

Sevgili dostlar; bu söz üzerine köyden ayrılmam, İstanbul yolculuğum , orta okulu okumam, Askeri liseye gitmem ….  hepsi bir macera. Sonuçta 1973 yılında subay çıktım 1999 yılında emekli oldum. Ben 27 Mayısçıyım ama asker olduğum için değil, benim köyümü dünyaya açtığı için, köyümü orta çağdan üç ayda 1960 yılının Türkiye’sine taşıdığı için,  benim ve dönemimdekilerin şu andaki maddi ve manevi düzeylerine erişmelerine fırsat sağladığı için 27 Mayısçıyım. Halbuki 10 yaşım içinde Türkiye çağ atlamış, Marşal yardımları Türkiye’yi ihya etmiş ama benim köyümü gören bir devlet yetkilisi olmamış

Bu 27 Mayıs konusuna tekrar döneceğimi belirterek bütün okuyucularıma esenlikler diliyorum.
Gelen Yorumlar
Toplam 10 yorum, 1-10 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
50 yıl öncesini ve Anadolu'muzun yüzlerce köyünün hikayesini,kendi köyünde özdeşleştirerek , adeta örnekleyerek çok akıcı bir dille ve akılda kalıcı bir uslup ile anlatmışsın dostum.
Ne mutlu ki, köyünden Hüsnü'ler çıkmış, geçmişten geleceğe uzanan gerçekleri gözler önüne serebilmiş.
Bunları yaşamış biri olarak eminim ki, bugün aynı sıkıntıları çeken ve hala kabuğunu kıramamış onlarca köy ve beldemize dil olursun, yazdıkların da yol olur.
Seni gerçekten kutluyorum. Yazının devamını sabırsızlıkla bekliyorum.
Sevgilerimle
Gürcan DOĞAN (HO.73 devren)
Gürcan DOĞAN eklemiş. | 02 Mayıs 2009 Saat 21:12
Sevgili Hüsnü,

Eline sağlık. Zevkle okudum, aynı zamanda duygulandım. Oldukça içten yazılmış satırların beni de o yıllara götürdü. Biz gerçi köyde değil, şehirdeydik ama bizim yaşantımız da düşlediğin gibi renkli değildi desem bana inanır mısın? Sonuçta köyün ya da kentin biz yoksul biraz da ezik çocukları o sıcal yuvada bir araya geldik, kişilik kazandık, ülke sevgisini öğrendik ve bugün, geçmişinde görevini yapmış olmanın huzuru ve mutluluğunu yaşıyarak emekliliğimizin elverdiğince tadını çıkarmaya çalışıyoruz.
Mustafa ÖNDER eklemiş. | 02 Mayıs 2009 Saat 22:25
Değerli Hüsnü Abi,
Sözlerime teşekkür ile başlamak istiyorum.Gerçi biraz abartmışsın gibime geliyor ama,yine de sağol duygulandım.
Neden abartmışsın diyorum biliyormusun:Köyde siz dahil o zaman damda anteni olan benim bildiğim en az 6-7 tane radyo,Hatta rahmetlik Mehmet Çavuşta Gramofon vardı. Hatta bir anı olarak anlatayım 1985 yılında DEREGEZEN Köyünde öğretmenlik yapar iken Okulumuzu denetlemek için Orhan Sami AYALP isimli bir müfettiş geldi PEKÜSÜ'lü olduğumu öğrenince; "1961 Yılında sizin köye denetime gitmiştim.Ben herhangi bir anadolu köyü beklerken Muhtarın evinde içinde ibrik ile su bulunan tuvalet buldum.Çok şaşırdım demişti."
Evet haklısın o yıllar Yurdumuzun her yerinde yoksulluk vardı .
Ancak bu köylünün suçu değildi.Örnegin Babanız HÜSEYİN DAYI 1959 da İstanbulda çalışarak kazandığı para ile köyde şu anda oturduğunuz evi yaptırdı. Unutma ki o evde de ayrıca içinde tuvalet var.
1960 Yılının 27 Mayıs'ını Savunuyorsun.Evet asker damarın tutmuş.Oysa bizim köyün insanları hep ATATÜRK'ten ve DEMOKRASİDEN yana olmuşlardır.
Rahmetli GILLOŞ İBRAHİM Yukar çeşmeden hiç su içmezdi.Vasiyetinde de AŞAGI ÇEŞMENİN suyu ile yıkanmak vardı öyle de yaptık.Çünki Yukarı Çeşmeyi DEOKRAT PARTİ
yaptırmıştı.
27 Mayıs'tan bu yana 49 Yıl geçti.Bu ülkede hala işi olmayan insanlar var.Hala YEŞİL KART dağıtılıyor.Birileri oy almak için
buzdolabı,çamaşır makinası,fırın dağıtıyor.49 yıl geçti amma MARDİN,MAZIDAĞI,BİLGE Köyünde bu ülkenin insanları bir
gecede 44 insanı öldürebiliyor.
Ne dersin 27 MAYIS işe yaramış mı?
Saygılarımla.
Öğretmen Lütfü DEMİR
Lütfü DEMİR eklemiş. | 08 Mayıs 2009 Saat 16:14
Sevgili Hüsnü Abi,
Bu yazı ben ve benden sonraki kuşak için belgesel nitelikte bir yazı olmuş öncelikle bunun için kutlarım eline sağlık, edebi bir dille yazılmış olması ayrı bir tat katmış gururlandım.İçerik olarakta anafikre tamamıyla katıldığımı söyleyebilirim.Her ne kadar Lütfi Abi biraz eleştirmiş olsada ben bu düşünceye katılmıyorum.27 Mayıs darbe özelliği olan bir müdahaleden ziyade devrimci nüveler barındırır özünde.Ne yazıkki bu ülkede asker tarafından gelen her türlü hareket o kapsamda değerlendirilmektedir oysa Mustafa Kemal hareketide askeri bir harekettir unutmayalım.27 Mayıs Anayasının getirdiği özgürlükler ve her türlü sosyal yaşamda sağladığı hakları ne çabuk unutuyoruz Sevgili Öğretmenim.Bu ülke sosyal devlet olamamışsa suç 27 Mayısın Değil ona yeteri kadar sahip çıkmayanlardadır.Saygı ile selamlıyorum .... Güner Demir.
Güner Demir eklemiş. | 09 Mayıs 2009 Saat 00:05
Hüsnü Bey, bizim gibi genç kuşağa örnek bi yazı olmuş, hayat hikayenizi çok beğendim neden mi? hayattan ders alarak yaşamışınız bunca zorluklara rağmen bi yerlere gelebilmişiniz. ZORU BAŞARMAK BU OLSA GEREK!!! ve aynı zamanda okurken çokta duygulandım. NERDEN NEREYE derler ya sizin yaşam öykünüzde böyle olmuş sanırım. yazınızın devamını çok marak ediyorum böyle sade katıksız anlaşılır bir dille bi yaşam öyküsü okumak bana inanılmaz zevk verdi.
Sevgilerimle AYŞEGÜL BOLAT
Ayşegül Bolat eklemiş. | 11 Mayıs 2009 Saat 18:43
Sevgili GÜNER,
Yaşamda doğrular ve eğrilr vardır.Bunun ortası yok.Bana ASKERİ DARBELERİ savunuyorsun.Peki, 12 MART için ya da
12 EYLÜL için ne diyeceksin. Bu ülkenin 68'lileri,78'lileri bu
darbelerde Ziverbey Köşklerini,Mamak'ları hala anlatıyorlar,yazıyorlar.Sizin mantığınızla düşünürsek "Çok iyi"diyebilmeliyiz.
Lütfü DEMİR eklemiş. | 12 Mayıs 2009 Saat 14:22
Hüsnü Albayım;
Sade ve akıcı bir dil ile yaşam öykünüzü anlatmışsınız.Büyük bir zevkle okudum.O yıllara beni götürür gibi oldunuz. Okuyucuların soyut algılarının derinlerine nüfuz edecek şekilde çok mahir edebi sanat vurgusu yapmışsınız.Bunun için sizi yürekten kutluyorum.Türk Köylüsü O dönemlerde hemen hemen hepsi aynı çileleri çekmiştir....
27 Mayıs Devrimi şühhesiz ki Bir demokrasi ve aydınlanma devrimidir.Türk Silahlı Kuvvetleri hiçbir zaman darbe yapmamıştır.Cumhuriyeti yani rejimi ve demokrasiyi korumak için görevini yapmıştır.Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumayı ve yaşatmayı bir görev bilir....
Türk Silahlı Kuvvetlerine bütün kalbimle inanıyor ve güveniyorum.
Necmettin Tetik eklemiş. | 12 Mayıs 2009 Saat 16:01
Lütfi Abi,
Yanlış anlıyosun ben darbeleri savunmuyorum heleki 12 mart ve 12 eylül'ü asla.Ben 27 Mayıs Devrimini ve onun getirdiği özgürlükleri savunuyorum bunun ayrımını yapalım lütfen, ikisini aynı ölçüde değerlendirmişsin benim eleştirim bu yöndedir.27 mayıs askeri bir müdahaledir fakat ilerici ve demokretiktir,bu yönünü görmezdenmi gelelim asker yaptı diye karşımı olalım? Şu an sözüm ona demokrasi mi var ülkede tek parti hegomanyasını savunmakmı gerek?
Güner Demir eklemiş. | 13 Mayıs 2009 Saat 12:23
Güner'ciğim,
Daha önce de belirttim.Doğru bir tanedir.Senin ya da benim
doğrum yoktur. Önce şunu koyalım her türlü darbeye karşı
olmak insan olarak görevimiz.Bunun ilericisi,gericisi, sivili askeri olmaz.
Günümüzdeki iktidarlara da demokrat denmez.Şu anda demokrasi değil çoğunluğu ele geçirenin diğerlerine baskısı var. Oysa DEMOKRASİ; kişi hak ve özgürlüklerinin başkasına zarar vermeme noktasına kadar olmasıdır.
Bu gün ülkemizde hala etnik,dini v.b özelliklerine göre kişiler arasında ayrım yapılmaktadır.Örneğin:Bu ülkenin camilerinde
herkes HANEFİ İÇTİHADINA göre ibadet etmek zorundadır.
Diyanet işleri başka inançları yok saymakta ve devlette onlara maaş ödemektedir.Oysa bu ülkede herkes HANEFİ değildir.
Peki dün başka mıydı? Hayır dünde böyle idi.Oysa DEMORATİK bir ülkede böyle bir şey olamaz.Bugün gelişmiş ülkelere bir bakalım,en basit kriter olarak terfilerde kişlerin liyakat,bilgi ve becerilerine mi bakılır? yoksa "Bizim adamımız"olmasına mı?
Lütfü DEMİR eklemiş. | 15 Mayıs 2009 Saat 14:04
komutanım tesadüf eseri yazınızı okudum.ben sizin askerlerinizdenim.1985/86 Aşkale'de 4.Zırhlı tugay 3.blk kundağı motorlu tank şöforü Erdal boztaş'ım.siz o zaman kdmli yüzbaşı görevindeydiniz. İZMİT'li
Erdal Boztaş eklemiş. | 21 Mayıs 2010 Saat 14:18
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
Futbol ne ile oynanır? 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com