AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > BİLEN VARSA SÖYLESİN... BU NASIL İŞTİR?...
BİLEN VARSA SÖYLESİN... BU NASIL İŞTİR?...

Dr. Sadık ÖZEN

8 Ekim günü öğle sonlarıydı. Arabamla evime dönerken TRT FM’i dinlemekteydim. Saat 15.00 haberleri verilmeye başladı. Bir anda şaşırıp kaldım. Adeta nutkum tutuldu. Çünkü devletin radyosundan duyduklarım inanılacak gibi değildi.

Acaba yanlış mı duydum diyerek, spikerin söylediklerini daha dikkatli dinlemeye başladım. Tüm vücudum adeta kulak kesilmişti. Haberi ayrıntılarıyla takip ettim. Evet, doğru duymuştum; spiker, ”IMF’yi protesto edenlerin tamamının, takipsizlik kararı verilerek serbest bırakıldığını” söylüyordu. Bu haber, yaşanan vahşet niteliğindeki bunca olayın yargıya intikal ettirilmediği anlamına gelmekteydi.

Ortada, haberin doğruluğu halinde; şaşırtıcı ve şaşırtıcı olduğu kadar da düşündürücü bir durum var demektir. Demek ki, 6 ve 7 Ekim günleri, televizyon ekranlarından, neredeyse gün boyu, büyük bir sıkıntı içinde; acı, üzüntü, endişe ve korkuyla izlediğimiz menfur olaylarda hiçbir suç unsuru görülmemiş oluyor.

Pekiyi, televizyon ekranlarından büyük bir tedirginlik içinde izlediğimiz, polis kameralarından yansıyan, protesto eyleminden çok bir vahşeti andıran; yakma, yıkma, parçalama ve saldırı niteliğindeki onca görüntüler neydi? Eylemlere 200 kadar kişinin katıldığına dair bilgiler de doğrusu bana biraz ters geldi. Verilen bu rakamı gördüklerimle bir türlü bağdaştıramadım. 

Bir önceki gün İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü’ nün yaptıkları açıklamalara göre; olaylara katılan 96 şüpheliden - ki bu rakam sonradan 103 olarak açıklandı – 41’i kadın, 22’si çocuktu. 46 Adet patlamaya hazır Molotof Kokteyli 29 sapan ve 150 çelik bilye ele geçirilmiş, 4 DHKPC üyesi de yakalanmıştı. Gözaltına alınanlar arasında daha önce suç işlenmiş bazı kişilerin de olduğu medya haberlerinde yer aldı.  

Açıklananlara göre;  7 polis aracı, 6 konsolosluk binası, 5 işyeri saldırıya uğramış, 11 bankanın da camları kırılmıştı. Bu arada birkaç polisimiz ve vatandaşımız da yaralanmıştı. Bunlardan daha önemlisi ise, bir vatandaşımızın maruz kaldığı psikolojik travma nedeniyle korku şokuna girerek yaşamını yitirmesiydi. Çevresinde dürüst ve namuslu bir insan olarak tanınan, devletine vergisini veren bu vatandaşımızın, böyle yasa dışı bir eylem sonucu ölümü büyük bir acıdır. Onu hastaneye taşıyacak ambulansa geçit vermeyen zorbaları bütün varlığımla kınıyorum.  

Televizyon ekranlarından izlenenler, yapılan açıklamalardan daha farklı ve daha büyük boyutlarda görünüyordu. Belki takılan maskelerden ötürü, hiçbir çocuk görüntüsü dikkat çekmemişti. Yani Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da yaşanan olaylardaki polislere sapan atan, sonra da mahalle aralarındaki sokaklara kaçan çoluk-çocuk görüntüsü benzeri bir durum göze çarpmadı.

Büyük bir hırsla, büyük bir güçle, büyük bir cesaretle ve korkusuzca, adeta intikam alırcasına; kırılmaz camların, mağaza vitrinlerinin ve polis araçlarının sorumsuzca tekmelendiğini, kaldırımlardaki parke taşlarının sökülüp atıldığını, kocaman çiçek saksılarının camlara fırlatıldığını ve ATM cihazlarının tahrip edilerek yollarda sürüklendiğini izledik.     

Vali ve Emniyet Müdürü’nün beyanlarından ve bazı medya organlarındaki haberlerden ayrı olarak konuyla ilgili resmi bir açıklamaya rastlamadım. Sadece gözlemlere dayalı bir görüşle gerçekçi bir değerlendirme yapmanın zor olduğunu biliyorum. Ancak, “Görünen köy kılavuz istemez” atasözümüzden hareketle, ülkemiz açısından son derecede önemli olan bir konuda düşüncelerimi toplumla paylaşmak istiyorum.

TRT FM’de dinlediğim haberden bir gün sonra, bir internet sitesinde; gözaltına alınan 103 kişiden 2’sinin tutuklandığı, 26’sının soruşturmasının devam ettiği, geri kalanların da savcılığın talimatıyla serbest bırakıldığı haberini okudum. Bu tür haberlere inanmak istemediğimi söylemeliyim. Zira ekranlardan izlediğimiz vahşet manzarasının, sadece 2 kişi tarafından, hatta soruşturmaları devam eden 26 kişinin tamamının suçlu bulunması ve tutuklanması halinde bile, bu sayıdaki kişilerce yaratılmış olabileceğini mümkün göremiyorum. Ve bu konuda büyük bir şaşkınlık içindeyim.

Haklarında somut bir suçlama yapılamayan yüzlerce cumhuriyetçi ve ulusalcı; üst düzey yöneticilik yapmış, orgeneral rütbesine erişmiş, üniversitede rektörlük yapmış ya da devletin en üst kademesinde görev almış bunca insan ve toplumda kendisini kanıtlamış değerli gazeteci ve yazarlar, gece yarıları apar-topar gözaltına alınıp, aylarca, sorgusuz sualsiz cezaevlerinde yatırılırken; göz göre terör suçu işleyenlere karşı bu derecede kayıtsız kalınması ve hoşgörülü davranılması acaba neyle izah edilebilir? Bir bilen varsa lütfen bunu bana anlatsın. 

Bu vahim olaylardan sonra, akıllara durgunluk veren bu cılız sonuca varılmasında, acaba AB kriterleri veya insan hak ve özgürlük kavramları bahane kabul edilmiş olabilir mi, ya da bu işte emperyalistlerin bir önerisi veya baskısı olabilir mi diye düşünüyorum ve yaptığım bu sorgulama beni son derecede rahatsız ediyor. Çünkü bu olaylar, bireysel hak ve özgürlüklerin gereği olan “Protesto Eylemi” gibi son derecede demokratik ve ulvi bir kavramla asla izah edilemez. Çünkü bu yaşananlar düpedüz bir terör eylemidir.

Bazı sendikalar ve sivil toplum örgütleri tarafından IMF’yi protesto amacıyla,    devam edecek…

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
3+4 kaçtır? 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com