AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > BİR YABANCI İKİ AHLATLI...
BİR YABANCI İKİ AHLATLI...

Ali Yonca, Ankara’da doğmuş, büyümüş, Türkiye’nin  önemli üniversitelerinden Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden şehircilik mühendisi olarak mezun olmuştur. İleri derecede yabancı dil bilen parlak bir tekrokrat olarak  İller Bankası Şehircilik bölümünde işe başlamış, daha sonra Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı’nın şehircilik sektöründe çok önemli hizmetlere imzasını atmıştır. Kamuya uzun yıllar hizmet ettikten sonra emekli olmuş, şimdilerde toplumda ilgi ve destek bekleyen çeşitli sivil toplum kuruluşlarında, sosyal alandaki eksikliklerin, açıkların kapanması için  gönüllü olarak hizmet vermektedir. Ankara’da Milli Kütüphane’de görme özürlülere kitap okumak gibi bir görevi, haftanın belirli günlerinde büyük bir zevkle yerine getirmekte ve bundan büyük bir haz duyduğunu  belirtmektedir.

            Ali Yonca, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığındaki görevinden  ötürü birkaç kez Ahlat’a gelmiş, çalışmalarının Devletin arşivlerine girmesini sağlamıştır. Bu görevinden ötürü Ahlat’a ve Ahlat insanına karşı bir ilgi ve saygı duyduğunu dile getirmektedir. Tabi bu ilginin kökeninde mesleğine başladığı ilk günlerde kaderin karşısına çıkardığı iki Ahlatlı şahsiyetin olduğuna da dikkati çekmektedir. Bunlardan birincisinin onun ilk işe başladığı İller Bankası Şehircilik Bölümünde  görev yapan bölüm sorumlusu, ikincisinin ise  o dönemde gündüzleri  bu birimde çalışıp geceleri de eğitimini tamamlamaya çalışan  genç bir öğrenci olduğunu belirtmesidir.

            Şimdi sözü Sayın Ali Yonca’ya bırakalım:

            Parlak bir öğrenciydim, o dönemde Türkiye’nin en önemli üniversitelerinin birinden mezun olmuş, yaşamdan çok şeyler umut eden idealist bir genç olarak İller Bankası’nda işe başlamıştım. Günler geçiyor bana bir türlü bir iş vermiyorlardı. Gün geçtikçe sıkılmaya başlamıştım. İyice bunaldığımı fark etmiş olmalılar ki bir gün beni çağırıp Antalya’nın dağ başındaki bir kasabasının planını yapma görevini verdiler. Gelip masama oturdum, bu işi nasıl yapacağımı düşünmeye başladım. İyi bir öğrenci olmama karşın bir türlü bu işi nasıl yapacağıma dair bir çıkış yolu bulamıyordum. Şen şakrak geçen öğrencilik yıllarımdan sonra iş ortamında karşılaştığım bu durum bütün umutlarımı alıp götürüyordu. Günlerce hiçbir şey yapamadan masamda duran plan tasarısına bakıp  bakıp duruyordum.

            Ben böyle oyalanırken birden ensemde bir karaltı hissettim, dönüp baktığımda bölüm amirimiz  beni izliyordu. Söyleyecek bir şeyim yoktu,  yardım istemek gibi bir cesareti gösteremedim. Bu durum ertesi gün de devam edince, sinirlerim iyice bozulmuştu, artık ne olursa olsun rest çekip işi gücü bırakmayı düşünmeye başladım.

            Masamın başında dikilip hiçbir şey söylemeden bekleyen kişi sakin ve yumuşak bir sesle “yapamıyorsun değil mi?” diye sordu. Kafamın tası iyice atmıştı her şeyi göze alıp “evet yapamıyorum, nolacak!..” diye en sert yanıtı yapıştırdım.

            Deneyimli ve sakin kişi “birlikte bakalım mı?” diye nazikçe sordu. Biraz rahatlamış olarak “yapalım” dedim. Bir sandalye çekerek yanıma oturdu, başladık plan üzerinde çalışmaya, sakin ve anlayışlı bir biçimde “şunu şöyle yapsak nasıl olur acaba!..”, “şunu böyle yapabilir miyiz?..” derken, birkaç gün bana yol gösterdikten sonra plan tamamlanmıştı. Planı teslim ettim, aradan birkaç gün geçti, bana yeni bir plan daha verdiler, bunun yapılmasında da aynı destek ve yardımı alarak kısa sürede işi bitirerek teslim ettim.  Artık üzerimdeki kara bulutları atmış, ayaklarımın üzerinde duruyordum. Kafamdaki kötü düşünceler dağılmış, önceleri  beni izlediği için kızgınlıkla karşıladığım bu insana saygı duymaya başlamıştım. Bana mesleğimi öğreten, yolumu açan bu kişiyi her zaman minnetle ve şükranla anar ve böyle bir insanı tanıma onuruna sahip olduğum için kendimi şanslı sayarım.

            Evet. bu değerli kişi Sayın Ergun Şubaşı idi.

            İkinci kişi ise bir yüksek okul öğrencisiydi, bizim birimde işe başlamıştı, geceleri de okula gidiyordu. Zor koşullarda okuduğu belliydi, bu nedenle  tüm bölüm olarak ona büyük bir anlayış ve kolaylık gösteriyorduk. Ona  verilen görevleri arkadaşlar kendi aramızda yapıyor ve ona da “sen dersine çalış” diyorduk.  Bir sıkıntısı, ihtiyacı olduğunda “abiciğim, ağabeyciğim” diyerek bizlere geliyor, biz de onun tüm sıkıntılarını gidermek için elimizden geldiğince yardımcı oluyorduk. Zaman zaman sohbetlerimizde, bu genç öğrenci inanmış bir vaziyette “ben büyük adam olacağım”  sözcüğünü dile getiriyordu.

            Zaman geçti, okulunu bitirdi ve birimden ayrıldı, çok geçmeden kendine bir bakanlıkta iş buldu. Aradan bir süre daha geçtikten sonra bir gün bana bir bayram kartı geldi. Bu genç kardeşimizdendi. Doğu Anadolu bölgesinde bir ilin Bayındırlık Müdürü olmuştu. Çok sevindim, hemen tüm arkadaşlara durumu bildirdim ve hepimiz ona cevap vererek kutladık.

            Aradan uzunca bir süre geçmişti, TBMM’de plan görüşmeleri yapılıyordu. Ben DPT’nin  temsilcisi olarak bu toplantılara katılıyordum. Gündem bütçesiydi, Bakan bütçesini savunuyor ben de eleştiriyordum. Sayın Bakanın beni tanıyabileceğini düşünmüş, bir selam beklemiştim, ancak yanılmışım. Bakan bey beni tanımıyordu…
Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
Bir yıl kaç günden oluşur? 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com