|
Dr.Servet ZÜLFİKAR
Birbirinden değerli araştırma ve derlemele-rinden yararlandığım Bitlis eski milletvekili araştırmacı - yazar Sn. Faik Tarımcıoğlu üstadı bu vesile ile saygı ve sevgiyle selamlamak isterim. Çok geniş bir alanda bu konuyu derinlemesine inceleyen ve araştıran ağabeyimizin bu özgün çalışmalarından en ilginç saydığım birkaç örneği kendi derlemelerimle birlikte yan yana getirerek birlikte sizlere sunacağım...
Bitlise ve Bitlisliye özgü ve hiç bir bölgede eşi menendi bulunmayan bir keyfiyetten burada söz ederek konuya girmek istiyorum.Bu sözünü edeceğimiz cümlenin adı sadece Bitlislilere ait olduğunu düşündüğüm ''Tınaz etmek'' cümlesidir.Dar anlamda şaka etmek,alay etmek,iğnelemek ,dalga geçmek olarak da açıklanabilir.Ancak ''Tınaz etmek'' çok boyutluluk arz eder ki bu durum Bitlis mizahının olmazsa olmaz enstrümanlarından birisidir. Bitlislinin yaratıcılığını,keskin zekasını ve müthiş mizahi duygusunu taşıyarak yaşattığı kendine özgü çok özel haldir de diyebiliriz.Mizah sanatının şahikası olan bu ''Tınaz etmek,tınaz etme'' fiili Bitlislice diyebileceğimiz Bitlislilere ait nadide ve düşünülerek yaratılmış bir dilin,jargonun eseri olup,inanılmaz esprilerin,şakaların,mizahın üretilmesine de başlıba-şına yardımcı olabilmiştir. Bitlis insanı öncelikle özüyle yani kendisiyle, ailesiyle, arkadaşlarıyla, akrabasıyla,doğasıyla,yoksulluğuyla,şansıyla,kaderiyle,ölüsüyle kısacası herşeyi ile ''tınaz'' eder.Dili epeyce sivridir ve hiç bir zaman da sözünü sakınmaz. Kendisi vakurdur ama dediğimiz gibi dili esprili,sarsıcı ve genetiğinden gelen mizahi duygusunun verdiği seve-cenlikle de sıcak ve keskin olup espri de hep ön plandadır. Ayrıca böyle hazırcevap filozofik kişilikler dünyada kaç tanedir bilinmez ama Bitlisin yetiştirdiği bu nadide insan türlerinin fazlasıyla olduğunu hep biliyoruz.Hatta bu özel durumun bir yaşam biçimi olduğunu da söyleyerek konumuza girmek istiyorum...
1- Bitlis'te orta yaşlı bir adam öteden beri epeyce hastadır, yanına toplanan akrabalarının, hısımlarının,arkadaşlarının ve çocuklarının yanında karısının şu ''tınaz edici'' sözlerine acep ne buyrulur:
- '' Herıf herıf ele uzanıpte man yan yan bahme..ege ölisense şimdi öl ,men gençken...men yaşliyken sakın ölmiyesen...''
Buradan çıkarılacak anafikir ve alınacak derslerde elbette muhtelif ve görecelidir...
2- Gene normal seyreden hasta ziyaretlerinde sıkça yapılan Bitlislilere ait ''tınazlardan'' birisi de çok yaygın olan ve Bitlis mizah klasikleri arasında sıkça yer alan şu cümledir ki onu da bir kez daha hatırlayalım :
- Babame aceledan bi mektup yazdım.. Veresen allahın hatırıne, oni tezdan yetıştıresen...
( Hasta olanın öleceği yani gidici olduğu açıkça ima edilerek onunla birlikte ölmüşlere götürülmek üzere mektup kuryeliği teklifi hasta yatağında bile şaka da olsa alenen yapılır.)
3-1940 -1960 arası Bitlis'te tek olaraktan iğnecilik,pansumancılık yapan erkek sağlık memuru ölmüş,mevta için hemen herkes son görevlerini ifa etmek üzere hazırlanırlar.Tüm dini vecibeler bir bir uygulanıp merhum kabire indirilir ve üstüne de kürek kürek bolca toprak atılır.Toprak atanlar fazla hamarattırlar,hatta aralarında sessiz bir dayanışma bile vardır.Sözbirliği etmişçesine mezarı çok güzel bir şekilde kabartıp son şeklini verirler. Hoca duaları edip gerekli talkını verir ve oradan ayrılır.Ancak kabrin başında kalan ve epeyce kalabalık gruptan, milleti kırıp geçirmekte asla sınır tanımayan ,mesleği aşçılık olan muzip bir hemşehrimiz artık dayanamaz ve sonunda patlar
:-Ulan tapanlayın,çiğneyın, bu şeyıni şey ettiğimin şeyıni...Arvatlerımızın o kader çoh götıni gördü ki bu herıf, acimeyın sakın ...
deyince ailesi dahil tüm kalabalık bir anda kahkahaya boğulur... Bu ancak Bitlislilerde olabilecek inanılmaz bir mizahi zekanın oluşturduğu bir durumdur.Ayrıca gerçekleşen bu tirajikomik olayın mevcut insanlarca hoş karşılanması bir yana, yeri,zamanı,kişileri ve üslubu itibariyle bir örneğinin daha başka yerlerde de katiyyen yaşanamayacağını düşünüyorum...
4-Ölünün defnedildiği bir anda bile, yeri ve zamanı geldiğinde ''tınaz''ın esirgenmediği bu seferki cenazede ise binbir duayla bir merhume gömülecektir. Sağlığında Bitlisli deyimiyle çok ''çırıh'' (Bitlis argosunda: dedikoducu-çaçaron,yırtık manasındadır) sayılan bir kadındır.O aynı zamanda Mahallebaşı muhtarının da anasıdır.Yüksek bir mezarlığa yani Bitlisin kuzeybatısına denk düşen ''Mırcatlık'' denilen mezarlık yerine eller üzerinde tekbirlerle çıkarılır ve sonrasında defin işi dualarla birlikte tamamlanır .Merhumenin çocuklarının muzip arkadaşlarından birisi birdenbire kabire dönerek şöyle seslenir:
-Peri ama,peri ama ( nine) başan öle bi kel (taş) kodumki, olmiye ki terpenesen... Analarının başında büyük bir üzüntü yaşayan çocukları bile tüm insanlarla birlikte dizlerini tuta tuta bu sarfedilen komik ve ilginç sözlere dakikalarca gülerler...
5-Ankara Karşıyaka mezarlığında 1970'li yılların ortalarıdır. Ankara’daki Bitlisliler başka bir merhumeye karşı son vazifelerini yapmak üzere toplanmış ve cenazeyi birlikte defnetmek üzeredirler.
Merhume,eşini yıllarca önce kaybetmiş olan bir yaşlı teyzemizdir.Vasiyeti gereği eşinin hemen yanına bırakılacaktır.Bu nedenle aynı gün kazılıp açılan mezardaki ölen mevtanın kemikleri merhumeye yer açabilmek ve oraya rahatça konulabilmesi için bir kenara alınıyor.O esnada muzip bir hemşehrimiz de Bitlislilere has ataklıkla,cesaretle öne fırlıyor ve hemen olaya el koyuyor:
-Oh Dayi özan keyfettin,bu gece elin çabuh tut , nekür nükür den önce işın hallet... bah karışmenem gerısıne...diye görevli imamın sesinin bile bastıramadığı ve herkesin de duyabileceği bir şekilde bu espriyi aniden patlatıveriyor.....
-Dayi, Dayi bi tenekede su bırahem yanıze he,ne diyesen.?....demesi ile birlikte kıkırdamalarla başlayan gülüşmeler birdenbire çok büyük kahkaha-lara dönüşüverir....