|
13 Kasım 1916 tarihinde askeri konularda incelemelerde bulunmak üzere Bitlis’e gelen Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, İkisu (Duap) bölgesinde Yarbay Ali ÇETİNKAYA komutasındaki Türk alayının tatbikatını izledikten sonra uzaktan görünen Van Gölü’ne bakarak burada bir Şark Üniversitesi’nin kurulmasının gerekliliğini ifade etmiştir. Daha sonraları 1 Kasım 1937 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış sırasında yaptığı konuşmada ise özetle: “…Ve Doğu bölgesi için Van Gölü sahillerinin en güzel bir yerinde her şubeden ilk okulları ile ve nihayet üniversitesiyle modern kültür şehri yaratmak yolunda şimdiden faaliyete geçilmelidir.” Aynı gün bir başka konuşmasında büyük Önder: “Yüksek tahsil gençlerini istediğimiz ve muhtaç olduğumuz gibi milli şuurlu ve modern kültürlü olarak yetiştirmek için İstanbul Üniversitesi’nin tekamülü, Ankara Üniversitesi’nin tamamlanması ve Şark Üniversitesi’nin yapılan etütlerle tespit edilmiş olan esaslar dairesinde, Van Gölü civarında kurulması mesaisine hızla ve önemle devam edilmektedir.”
Büyük Devlet adamı bu sözleri söylemesinin ardından 375 gün sonra ebediyete intikal etmiştir. Böylece vasiyeti de ölümünden tam 71 yıl sonra ancak gerçekleşebilmiştir. Bu 71 yıllık süre öyle kolay kabullenilecek bir süre değildir. İster istemez bunun kasıtlı bir erteleme olup olmadığı akıllara gelmektedir. Bu 71 yıllık gecikmenin sorumluları mutlaka vardır, ancak biz geriye değil ileriye bakmanın yararına inanmaktayız. Burada önemli olan Doğu bölgesi için bir kalkınma hamlesi söz konusu olduğunda bunu güçlü politikacılar kendi çıkarları için kullanmayı ihmal etmemişler. Örneğin, fırsatı ilk kapan Erzurum olmuş ve adını da ATATÜRK koymak suretiyle üniversiteyi kendi iline kurmuş, ardından ikinci fırsatı Van kapmış, onlar da 100. yıl adı ile vasiyeti yerine getiriyor imajı ile sıyrılmışlar. Peki ama bir soruyu da sormadan geçmiyeceğiz. Bizim Bitlis’imizin hiç parlamenteri yok muydu? İstediler de mi alamadılar, yoksa istememek gibi bir misyonu yüklendiler?
2000’li yıllara gelindiğinde artık bıcak kemiğe dayanmıştı, gerek ekonomik yönden güçlenen, gerekse hakkını isteme bilincine sahip duyarlı Bitlis insanı olayın takipçisi olmayı görev saydı ve işin takipçisi oldu. Yürekli ve fedekar bir Bitlisli de çıkıp “siz yeter ki yapılmasına karar verin ben gereğini yaparım dedi.” İnsan istedikten sonra ne olmaz ki, ve 2009 yılı Bitlis’in düşman işgalinden kurtuluşunun 93. yılı aynı zamanda Bitlis’in cehaleti yerin yedi kat dibine gömmesinin başlangıç tarihi oldu.
Türkiye’nin başka başka illerinde de böyle büyük fedakarlıklara imza atan insanlar mevcuttur. Biz yıllar evvel söylemiştik, Bolu’nun İzzet Baysal’ı, bir başka ilin bir başka hayırseveri varsa, Bitlis’in de Ahmet EREN’i vardır diye…
Geçmişin zengin ve parlak eğitim, kültür, sanat ve uygarlık kenti Bitlis, bir dönem için üstüne bir kara basan gibi çöken geri kalmışlık, fakirlik zincirini kırmış vaziyettedir. Çıkın Bitlis’ten Tatvan’a doğru hareket edin yol boyu ta Rahva’ya kadar uygarlığın, gelişmişliğin izlerini göreceksiniz. Yeterli midir? Elbette değil, her zaman tekrarlıyoruz, daha yapılacak çok işimiz var. Yetir ki bu içtenlik zayıflamasın, insanların şevkini kıracak saygısız yaklaşımlar yaşanmasın.
Bitlis önemli dört gün yaşadı, kentin her yanına yansıdı yaratılan bu farkındalık, insanlar umutla bakıyorlardı yarınlarına.
Sayın Ahmet EREN üniversitenin temel atma törenin sırasında bazı hususların altını kalın çizgilerle çizdi. Bunlara değinmeden geçemeyiz. EREN konuşmasında: “….Bu üniversite sıradan bir üniversite olmayacaktır, Türkiye’nin en gelişmiş en modern üniversitelerinde ne varsa burada da onlar olacaktır. Türkiye’nin Ankara’da doğusundaki üniversiteler arasında parmakla gösterilen bir üniversite olacak. Sağlığımız ve varlığımız devam ettiği sürece bu üniversitenin daha iyi noktalara gelmesi için gereken her şeyi yapacağız.”
Sayın EREN’in bu konuşmasının ardından toplumdan ortak iradenin yansıması şöyleydi: “Allah sizin varlığınıza da, sağlığınıza da uzun ömür ve bereket ihsan etsin.” Bu temenniyi duyup duymadığını bilmiyoruz ama, bir insan için bundan daha içten bir dilek ne olabilir ki?.
Bir söz vardır “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” Sayın EREN, 2003 yılında Bitlis’te ilk eğitim kurumlarını yapacaklarını açıkladığı zaman şöyle demişti: “Bitlis’te yaptıracağımız lise sıradan bir lise olmayacak, Koç Lisesi neyse, Sabancı Lisesi neyse bu da öyle olacak.” Bu söz üzerine, üniversite için söylemiş oldukları sözün de ne kadar güven verici ve inandırıcı olduğuna yürekten inananlardanız. Biz de Bitlis halkının dileklerine yürekten katılıyor ve EREN Ailesi’nin her ferdine yüce Allah’tan sağlıklarının da varlıklarının da ilelebet var olmasını diliyoruz.
Son bir nokta, her şeyi EREN Ailesi’nden beklemek ve her şeyi onlara bırakmak haksız ve insafsız bir yaklaşım olmuyor mu? Nerdesiniz Bitlis’in ünü ülke dışına taşan diğer varlıklı aileleri? Nerdesiniz? Sıra size gelmedi mi? Çizmeciler, Kazancılar, Nasırlar, Bitlisler, Rodiler!.. Nerdesiniz?