|
Dr. Servet ZÜLFİKAR
Bitlis insanı espri üretmede genellikle sınır tanımaz,sözünü sakınmaz ,bu alanda arkadaşı,dostu ve babası bile olsa onu asla affetmez.Kendi fukaralığıyla,doğayla alay eder ,onu yerden yere vurur ve katiyyen kimselere eğilmez. Bu sivri dilli mizahi yaklaşımı onun doğuştan gelen doğal özellikleri olup ayrıca yaşam biçimi olarak da sayılmalıdır. Anlatacaklarımız tüm bu dediklerimize tamamen denk gelen bir dolu olayları içermektedir...
1-) Bitlis'te 1994-2002 yılları arasında Belediye Başkanlığı yapan ''Sn.Yaşar Buhan'' beyefendinin başına gelenler dünya mizah klasiklerine girecek ve sadece Bitliste yaşanabileceğine inandığımız bir olaylar zinciri olarak hala hatıralarımızda saklıdır...
Bitlisin merkezinde geçmiş dönemlerin yöneticilerinin de ilgisizliği nedeniyle değiştirilememiş olan eski ana su boruları bir gün aniden patlayıverir,şehri büyük oranda su basar.Büyük bir çalışma ekibi günlerce uğraşıp didinirler ancak teknik olarak işin zorluğu nedeniyle onarım bir türlü zamanında yapılamaz ve dolayısıyla şehre de su verilemez.Halkta içten içe bir homurtu,kızgınlık da bu arada hüküm sürmeye başlar. Belediye Başkanı da bu dönemde burnundan solumakta,müthiş öfkeli olup ve kimseye de dert anlatamamın büyük ezikliği içinde sağa sola doğru koşturup durmaktadır.Aynı günün akşamına yakın bir saatte makamına gelen, yorgunluktan halsiz,perişan ve moralsiz başkanımızın telefonu durmaksızın çalar.Cevap verip vermemeyi epeyce düşünen Başkanımız bir anda karşıdaki kişinin bağlanmasını sekreterinden ister.Telefonun ucunda karşısına çıkan kadın zehir zemberek bir dolu sözlerle Yaşar Başkan'a epeyce verip veriştirdikten sonra aynen şu sözlerle konuşmasını bağlar:
- Allahvekil teyi san oy moy de vermenem...
- Niye bacım san ne yaptım men.?..
- 6 gündür başım pistür,nabalım günahım boynan ole...
Başkan bu yeni fırçayı da bir güzel yer,bakarki iş kötüye gidecek ve uzayacak, hemen yöneticilik tecrübesi ve kendine has soğukkanlılığıyla işi alttan alıp,durumu yumuşatarak tansiyonu düşürmeye karar verir ...
-Bacım sende birez rehat duredın...
Öfkeli kadında da ise bu kez aynı şekilde bir yumuşama başlar ve birdenbire inanılmaz bir işveyle;
- Va men durem sanki erim heç rehat durer...
deyip karşılıklı gülüşmeyle devam eden bu konuşma Yaşar Başkanın yanındaki misafirlerinin de şaşkın bakışları arasında birdenbire büyük kahkahalara dönüşüverir...İşte bu ilginç olay sadece Bitliste yaşanabilir,bunu gerçekten iddia ediyoruz...
2-) Bitlis - Ahlat'lı Mehmet dayı epeyce yaşlanmış olduğu için aldığı genç karısına da haliyle artık cevap veremez duruma gelmiştir.Bir düğün dönüşü yataklarına geçince karısının işvesi,cilveleri ve isterik davranışları bile bu ihtiyar dayımızı uyandırmaya bir türlü yetmez. İş sarpa sarmaya ve karısının ısrarları tavana vurmaya başlayınca artık bir şeyler yapması gerektiğini de iyice anlar.Yataktan inen karısının arkasından şöyle seslenir:
-Ula karı anledük,sen sobenin üstüne bi teneke su koy,ettük ettük ,edemedük çay içerük...
diyerek mevcut olan harareti bir güzel söndürür...
3-)1960' lı yılların başları, Bitlis Lisesinin öğrencilerinden başını Dr. Hüsamettin Bilgen, Nazmi Zülfikar ve F.Oto'nun çektiği bir grup öğrenci Lisenin hemen arkasındaki ''Şirino''nun kahvesinde okulu kırıp kağıt oynama işini iyice abartıp akşamın karanlığına kadar uzatırlar. Okula gelmeyen bu kaçakların olası gideceği yeri kestiren Okulun öğretmenlerinden aynı zamanda idarecilik yapan ''Estetik'' lakaplı öğretmenleri bunları mesai bitimi evine doğru giderken önünden geçtiği kahvehanede görür. Oyunun müthiş heyecanı içindeki gençlerden Hüsamettin ağabey dışında hiçbirisinin kağıttan başka şeyi gözleri göremediği için gelip geçeni de bilemezler. Durumu arkadaşlarına anlatan Hüsamettin ağabeyimiz ertesi gün başlarına gelecek olanlara da herkesin hazırlanmalarını onlara önerir. Ertesi gün idareye çağrılan masadaki bu hızlı oyuncu kadrosuna gereken ''nasihatlar'' sözlü ve uygulamalı olarak fazlasıyla yapılır.Dayağı yiyip sınıfa dönmekte olan arkadaşlarına o gün için kahvede görülmüş olan sınıfın en çalışkan öğrencisi F.Oto' nun ezilen,kırılan gururunun sınıfta bir kez daha tekrarlanmaması için bir teklifi olur :
-Allahaşkıne işahler, millete ''Estetik'' bızi dövdi dimiyah..
-Peki ne diyah.?...
-Bızi çağırdile...
-Eeee...
- Nasihat ettile diyah...
- Peki tamam.. ele olsın...
arkadaşlarının merakını giderecek cevapları ardarda sıralamaya başlamıştır artık:
- Arkadaşlar, bızi bu ''Estetik'' var ya, eşşek sudan gelinceye kader dövdi, bi tek bu F.Oto'ya nasihet etti. Durum da bundan ibarettır...
deyince bütün sınıf bir anda kahkakahayı koyverir...
4)Bitlisli şakacı ,fırlama gençlerin 1950 ve 1960' lı yıllarda daha sıklıkla olmak üzere kentte yarattıkları bir dolu ilginç, komik olayların içine düşen bazı orjinal tipteki insanlar onların ellerinden hemen hemen hiç kurtulamaz... ''
''Kavurme'',''Tapleme'',''Yanyemiş'',''Deli Azo'','' Deli Mito'', ''Hamal'ın Adosi'',''Borbor Halo'','' Kakaz Behro'',''Topal Sıdo'',''Hırsız'ın Rıza'',''Dayi Taşi Nettın'' gibi tipleri bulup çıkarmaları ve eğlencelerine ortak etmeleri artık kaçınılmaz birer sonuç olacaktı...
Sıcak bir yaz akşamüstü sokak çocukları deli edecek potansiyel bir aday ararken öteden beri takip ettikleri kibirli ve havalı tapu dairesi memurlarından birini çarşıda bir köşeye sıkıştırırlar. Sözle epeyce taciz ettikleri bu adam artık sinir krizleri geçirmeye başlar.O esnada eşraftan yerli Bitlisli bir ağabeyimiz olaya el koymaya çalışır:
-İşahler adami delü ettız,bırahın getsın yav..
verilen cevap çok ilginç ve üzerinde epeyce düşünülmesi gereken evsaftadır...
-Emi, teyi (daha) etmedoh, taze ( şimdi - yeni ) edecoh...
5-) Aynı minvalde söyleyeceklerimizi Bitlis doğumlu olsun veya olmasın yaşı 40 ve üstü olan Bitlisli hemşehrilerimizin tamamının bildiğini sanıyorum. Bitlis mizah söyleminin klasik tekerlemeleri arasında bir ''amentü'' olarak sayılan '' Dayi taşi nettın...'' cümlesiyle onun aktörleri ve doğuşu adına bir şeyler söylemek artık tarafımızdan bir görev haline gelmiştir...
1959 yılında Bitlis il özel idaresine yabancı bir memur atanır. Bekar olan bu memur 60 yaşlarındaki emekli olan babası ve annesiyle birlikte Bitliste yaşamaya başlar. İnsan içine fazla çıkmayan bu memur babası amcamızın kentte kimseyle dialog kurmadığı gibi mağrur, kibirli hali eğlence arayan ve adına ''kızılordu'' denen Bitlisin işsiz, güçsüz ,aylak takımının da dikkatinden kaçmaz. Bu adama bir oyun edip bir şeyler sokuşturup,söyleyip yada ona bir kulp takabilmek için adeta fırsat kollarlar...
Bir sabah yokuş aşağı çarşıya inmekte olan amcamız yol üzerinde önüne çıkan avuç içi kadar bir taşı alıp duvarın üzerine koyar ve yoluna devam eder,2-3 dakika sonra başka benzer bir taşı yine aynı şekilde alıp duvar kenarına koyan amcanın bu takıntılı halini keşfeden gençler aradıkları fırsatı artık kaçırmak ta istemezler. Sessizce onun yanına yaklaşıp, usulca:
-Dayi taşi nettın.?... diye sorarlar.
-Oğlum taşı duvarın üstüne koydum..
-Peki öbır taşi nettın.?..
-Onu da yolun kenarına koydum...
Başına üşüşen bir dolu çocuğun ve gencin aynı takılı plak gibi arkası arkasına sordukları bu sorulara artık cevap veremez duruma gelir.Hızlı adımlarla oradan uzaklaşarak çarşıya iner. Çok geçmeden yemek yediği lokantanın hesap almaya gelen garsonu bile ona aynı soruyu sormaz mı.?..
- Dayi taşi nettın.?...
Orayı da terk eder,gittiği berberde,et aldığı kasapta,bakkal da esnaflar dahil hemen herkes dönüp dönüp aynı soruyu sormazlar mı:
-Dayi taşi nettın.?...
-Kafayı üşütmek üzeredir.Hem bu olay bu kadar kısa sürede tüm Bitlislinin diline nasıl olurda düşer ki.?.. Amca kendini eve kapatır ve 2 gün sokağa çıkamaz.Başına gelen bu ilginç olay ve tek cümlelik bu kısa replik amcamızın Bitlis çarşısına inişinde her yerde ve günün her anında tekrarlanıp durur.Bu zorluklar altında aile o kışı geçirmeye çalışır.Günlerden birgün evini tespit eden çocukların pencerenin altına gelip te kızdırmaya devam etmeleri,epeyce canını sıkar ve sonun başlangıcı olarak oğlunun tayinini istemek zorunda kalır ve Bitlisten gitmeye artık ailece karar verirler...
Bir yıl sonra; yazın ortasında İzmir seyahati yapan Bitlisli genç esnaflardan oluşan bir grup Konak meydanında ,saat kulesinin hemen altında gördükleri tombul adamı hemen tanıyıp birbirlerine göstererek bir yandan da onun yanına doğru iyice yaklaşırlar...
-Merhaba ...
-Merhaba efendim..
-İmanen sıle,dayi taşi nettın.?..
deyiverince, adam şaşkınlığını bir anda bırakıp;
- Ulan ...ına ..oduğumun piçleri beni burada da mı buldunuz?...
deyip bu gençleri metrelerce kovaladığını o grupta olan kişiler kahkahalarla gülerek rivayet ederler ...
5-)Ailemize çok yakın hısmımız olan Hacı Saime Hala 1968 yılında kızını ziyarete etmek için gelini ve torunuyla birlikte Bitlis'ten Ankaraya gider. Kızıyla hasret gideren halamızı gezdirmeye evvelemirde Anıtkabirden başlarlar. Bu ziyaret bittikten sonra Kızılay'da yenilen yemek ve çarşıda yapılan alışveriş sonrası halamız sıkıştığını söyleyince hemen ona bir tuvalet aranır.Çok geçmeden bulunan umumi tuvalete halamız, kızı,gelini ve torunuyla birlikte girerler. Dışarı ilk çıkan ise sevgili halamızdır. Halamıza o an için kendisine gülümsemeyle bakıp ,eline kolonyayı döküveren kapıdaki görevlinin bu ilginç durumu çok dikkat çekici gelir...
-Buyur oğlım meni birine benzettın galiba!...
-Hayır teyzeciğim sadece ücreti ödemeden geçtinizde, o dikkatimi çekti...
-Teyze bu tuvalet paralıdır,görmüyor musun duvarda yazıyor...
-Ne yapem yazise.?... tuvalet heç parali olo.?..
Hacı hala ile tuvaletçi arasında münakaşa artık başlamış ve halanın teskin edilmesi de mümkün gibi görünmemektedir...
-Senin baban var mi.?..
-Geçen sene öldü.. Hem ne alakası var seninle benim babamın...
-İşte ele kabul et ki... men senın baban herine ettim...
Tuvaletten çıkan halanın kızı,gelini ve torunu da gerilen bu ortamda bir türlü halamızı para ödemeye ikna edemezler.Hacı halanın tuvaletçiye ettiği son cümle bir mizah şaheseri olarak kayıtlara geçmiş,epeyce kişinin de belleklerine yerleşmiştir...
-''1 saatto mendan dideşesen durisen, zatan düzgün bi poh oledın, seni yüznumareye beyçi yapmezdile....''
Bilmem ki, Hacı Saime halanın bu sözlerinin üzerine artık başka bir şey daha söylenebilir mi?...
Nurlar içinde yat, Hacı Saime Hala...