|
İlhami NALBANTOĞLU geçen sayıdan devam…
Harik Üretim Merkezi’nden güzel duygularla ayrılmak üzereydik ki gözümüz yeni restore edilmiş olan binanın detaylarına ilişti. Gözlerimize inanamadık. Taşların araları oldukça açık ve “ha düştü düşecek” kabilinden ince bir levha halindeki dolgu malzemesi dikkatimizi çekti. Bu durumu görünce daha dikkatli gözlerle restore edilen bölümlere yöneldik. Gördüğümüz manzara karşısında küçük dilimizi yutuyorduk nerdeyse. Restore edilmiş kısımlar Bitlis’in tabiat şartlarına dayanamamış olmalı. Hiç iç açıcı değillerdi. Arkadaşım Kalafat da duruma çok üzüldü. İlgili arkadaşlar ve dostlarımızın bu konulardaki bildirilerini dinleyip iftihar ediyoruz. Ancak kendilerine gözlemlerimizin anlattıklarına uymadığını anlatacağım. Muhakkak bir izahı vardır, diyordu. Restore edilmemiş sanki restore edilmiş gibi yapılmış. Dr. Kalafat bu duruma çok sinirlendi ve hemen ilgili kurum ve kişilere bu durumu bildirelim diye tutturdu. Hiç olmazsa bundan sonraki restorasyonlarda daha duyarlı davranırlar belki diyordu. Ben de hak verdim, durumu Valilik Makamına bildirmeye karar verdik.
Buradan ayrıldıktan sonra Alemdar Cami önüne gelmiştik. Bizi buraya burada yatmakta olan sahabeden eşhasın etrafında oluşan inançlar yönlendirmişti. Bu mekan ile ilgili dinlediğimiz bildirinin gerçek olduğunu bizzat gözledik sahabe mezarlarının dışında son 20 yıl içerisinde buraya yasal izin alınmadan defin yapılmıştı ve tarihi doku ile bu kabirler örtüşmüyorlardı.. Burada halk inançları ile bazı tespitlerimiz oldu. Ancak ilgililer gergin ve kuşgulu idiler. Hal böyle olunca randımanımız sınırlı oldu.
İmamın yanında genç bir delikanlı vardı, bizi bir hayli sorguya çekti, bir türlü ikna olmuyordu, belli ki o da tedirgin olmuştu. Ona kartımı verdim ve Bitlisli olduğumu söyledim, bakışları hala ikna olmadığını söylüyordu. Bizi test etmek için dönüşümüzün hemen ardından e-posta olarak bir ihtiyaç listesi gönderdi. Bu listede onlarca kitap ve bir diz üstü bilgisayar vardı. Eğer bunları kendisine gönderirsek roman yazacağını belirtiyordu. Yanıt vermeyince telefonla aramaya başladı, ısrarla ihtiyaçlarının karşılanmasını istiyordu. Kendisini dakikalarca konuşarak ikna etmeye çalıştım. Bak sevgili kardeşim ben de senin gibi Bitlis’ten yokluklar içinde geldim ve hiç kimseden yardım almadan okudum, meslek sahibi oldum 45 yıla yakın bir süre Devletime hizmet ettikten sonra doğduğum topraklara döndüm, acaba bundan sonra ne gibi katkım olur diye buralarda gözlem yapıyorum. Sen de öyle yap, “yapacağım, edeceğim” diyerek inandırıcı olamazsın. Ama sen “ben bunu yaptım” diye gelirsen herkes senin yaptıklarınla orantılı olarak yardım elini uzatır. Hayaller, vansayımlar değil, gerçekler insanları ikna eder ancak. Uzun konuşmamızın ardından anlaştık ve bana yapacakları yerine yaptıklarını gönderecek.
Daha ileride bir kahveye oturduk, çaylarımızı yudumlarken, karşımızda Serdar Durer’i bulduk. Bizi sıcak karşıladı, yakınlık gösterdi, çay paralarımızı ödedi, yemeğe davet etti. Teşekkür ettik. “O zaman sizi Şeri Bey Tepesi’ne götüreyim” dedi. Bunu sevinçle karşıladık. Biraz bekledik gidip arabasını getirdi, Şeribey Tepesi’ne doğru yola koyulduk. Tam oraya yaklaşırken yol çalışmasının yapıldığını gördük. Başbakan’ın Bitlis’e gelme olasılığına karşı ilgililer oranın yolunu yapıyorlardı. İnşaat halindeki yoldan zorlukla tepeye ulaştık.
Muhteşem bir manzara vardı, resimler çektik, etraftaki kirliliği üzülerek izledik, ancak Başbakan’ın Bitlis’e gelmesini bu kirliliğin giderilmesi adına pozitif bir gelişme olarak değerlendirdik.
Tekrar arabaya atlayarak çarşıya döndük. Dr.Kalafat’ı Bitlis’ten ayrılmadan evvel birer porsiyon büryan yemeye ikna edemedim.
Uçağımız saat 14.00’da havalanacaktı, saat 13.00’te Bitlis’ten Tatvan’a hareket ettik. Tatvan’dan da uçak yolcuları vardı, ancak onlar Havaş’ın aracına sığmadılar. Firma yeni bir araç temin etmeye çalıştı, epey bir zaman kaybı oldu. Kimi yolcuları uçağa yetişememe endişesi sardı. Gerilimli bir halde Tatvan’dan hareket ettik.
Güroymak’ta aracın şöforü kenara çekip durdu, nedenini sorduğumuzda, ikinci aracın gelmediğini ve onu beklememiz gerektiğini söyledi. Yaklaşık 20 dakika bekledik gelen yoktu. İtirazlar üzerine yeniden yola kayılduk…
Havaş Otobüsleri Kars'ta olduğu gibi burada da yolculara bilet kesmiyorlardı. Ayrıca ayakta yolcu alıyorlar Kalafat da ben de iki Doğulu olarak bu durumdan üzüntü duyduk
Bitlis'i de içerisine alan Van Gölü havzasında güzel şeyler oluyor. Bölge akademisyenleri araştırmacılarla birikte, bölge dışından meslekdaşları ile her yıl, Van Gölü Havzası, Ağrı Dağı ve Çevresi gibi adlarla Valilik, Belediye Başkanlığı ve Rektörlüklerin desteği ile kültürel etkinler yapıyorlar. Bitliste yapılan restorasyonlar bu uygulamalardan tanış olduğumuz girişimlerdir. Bitlis'li işadamlarının Bitlis için hiçbir özveriden kaçmadıklarını gururlanarak gözledik…
devam edecek.