|
Dr. Servet ZÜLFİKAR
Cumhuriyetin kurulduğu ve taşların büyük önder Atatürk liderliğinde henüz yerli yerine konulmaya çalışıldığı o malum olağanüstü yıllarda ülkemizin her tarafında olduğu gibi çetin savaşlar görmüş çileli Bitlis halkının da yaşadıkları her noktada öncelikle yaralarının sarılması gerekliydi. Sonrasında kentimizin alt yapı ve imarının, ticaret, tarım ve hayvancılığının da aynı hızla geliştirilmesi için Cumhuriyet hükümetinin ilan ettiği büyük seferberlik hali ve peş peşe gelen yeniliklerle, devrimlerle paralel giden uygulamalar Bitlis için çok büyük önem kazanmıştı. Bu çalışmalarda çalışkan Bitlis halkı tüm atanmış ve seçilmiş yöneticilerine her alanda destek veriyor, işlerin kesintisiz bir şekilde kotarılması için insanüstü katkılarını da asla esirgemiyordu. Tabi bu yardımları ve desteği sunan şehirli ve köylü kesiminin bugünün şartlarıyla asla mukayese edilemeyecek çaptaki yokluk ve yoksullukları da çoğu insanın şu an tasavvur bile edemeyeceği ancak insanlığın ve tarihin çok iyi bir şekilde bir yerlere kaydettiği, altının çizilmesi gereken önemli gerçeklerdi...
Olaylarımızın ve mizahi kahramanlarımızın Bitlis'te eskiden olduğu gibi yeniden hayat bulması, işte bu dönem şartlarının yani 1930'lu yılların başı olarak bilinmesi gerekir.Bitlis kenti o dönemde de her şeye rağmen önemli bir ticaret ve ulaşım kavşaklarından biri olarak 1915 öncesindeki altın dönemlerine ve ülkemizin hatırı sayılır kentleri arasına yeniden girmenin mücadelesini bu yoksul halkı ve yöneticileriyle birlikte veriyordu. İçinde kuvvetli zeka taşıyan şaka,mizah,oyun örneklerinin ortaya çıkışı yeniden insanlarımızı kaynaştırmayı, birbirini coşkuyla, sevgiyle ve saygıyla birleştirmeyi de başarmıştı. Zor ve sıkıntılı günlerin geride bırakılacağına dair kuvvetli işaretler belirdiği için insanımızın morali ve neşesi de bir hayli artmış,adeta yeniden doğmuş, Bitlisliye özgü ve her yerde sıkça örneğine rastlanmayan bir dolu kıvrak ve çabuk düşünebilen, keskin zekalı,şakacı ve mizahi yönü çok güçlü insanlar yeniden boy göstermeye başlamışlardı. Bunların hemen hemen en başında gelen tüm Bitlislilerin sevgilisi,nadide bir gülü olan ''Sn.Necati Uçar''ın zekaya dayalı oyun kurabilme ve sürdürebilme yetenekleri, deha seviyesindeki mizahi kişiliği, kent araştırmacı ve tarihçileri tarafından da tartışmasız bir şekilde kabul edilmektedir. Evvelemirde bu değerli mizah üstadının merhum babam ''Sn.Fevzi Zülfikar'' ve merhum amcam ''Sn.Nafiz Zülfikar''dan birebir dinlediğim ancak belleğimde dağılmış ve silinmiş bazı noktalarının da Bitlisin yetiştirdiği değerli folklorcu ''Sn.Cesim Çelebi''nin derlemeleriyle karşılaştırmalarını da yaparak kaleme aldığım 4 özel anısını dile getirmek istiyorum.
Bu yaşanmış birbirinden ilginç,tirajikomik anı ve anektodların dünya mizah klasiklerine girebilecek değerde olduğu da su götürmez bir gerçeklik olarak algılanmalıdır...
1-Bitliste Cumhuriyetimizin öncesi ve ilanından itibaren 1960 ' lı yılların başına kadar kentin her yerinde ulaşım ve binek aracı olarak varlıklı insanların çoğunlukla atı kullandıklarını biliyoruz.Kent'e yakın mahalle ve beldelerde de bu durum o günleri özel olarak yaşayanlarca da sık sık anlatılır. Parmakla gösterilecek kadar az sayıdaki at sahibi dışında,askeriye ve sivil bürokrasinin de kısmen ulaşım aracı ,bazen de önemli kişilerinin makam aracı olarak çok sayıda atı kullandığı da bilinen gerçeklerdir...
1930'lu yıllarda bahar mevsimi Bitlis'te kötü kış şartları nedeniyle ancak Mayıs ortalarına doğru geliyordu.Bitlis kentinde bazı bıçkın köylüler köylerden kente doğru çok bakımlı ve güzel atlarıyla sadece gösteriş ve caka satmak için zaman zaman tek, bazende gruplar halinde gidip gelirlerdi. İşte bu zamanların birinde bir köy ağası tek başına atıyla Bitlise gelir. Gelir de, görün bakalım başına da neler gelir!...
Karnı acıkan ve öğle yemeğini ''büryancı''da yiyen bu afralı,tafralı varlıklı ağa, tabakasından sigarasını da sararak bir güzel tellendirir,az önce yemek yerken bağladığı atını çözer,kendisi önde atı arkada olduğu halde iple çekerek uygun bir hana doğru yol almaya başlar.Ağanın yürürken bile etrafa attığı enteresan bakışlar,kibirli ve mağrur hali kahramanımız ''Necato''nun epeyce dikkatini çeker.Ona sıkı ve iyi bir ders vermeye karar verir.Arkadaşlarıyla kaşla gözle anlaşarak oyunu orada hemen planlaması artık onun için bir çocuk oyuncağıdır.Ağanın bakmaya bile kıyılamayacak güzellikteki atını sahibine hiç hissetirmeden onun elindeki ipi bağladığı yuları atın boynundan çıkararak hayvanı serbest hale getirir.Aynı şekilde kendi kafasını bu yulara bağlayarak ''ağa''nın ardısıra yürümeye devam eder.Bu işlere yardım eden,oyunun önemli unsurları olan arkadaşları atı alıp uygun bir ahıra gizlerler.Ağa önde ''Necato'' arkada bir süreliğine böylece gittikten sonra etrafın gülüşmeleri ve bazı insanların uyarıları sonucu ''ağa'' arkasına dönüp bakar ki at yerinde yok ve üstelik habire bir adamı çekmektedir.Büyük bir şoka giren ''ağa'' kendisini toparlamakta da bir süre güçlük çeker,sonunda kekeleyerek konuşmaya başlar;
-Sen kimsen kardeşım,atıme noldi?... çabuh sıle... hem sen ne yapesen menım erhemde.?...
Bu sözlere karşılık olarak Bitlisin yıllarca mizah kültürüne giren ve üzerinde sıkça konuşulan, yani dillere düşen bir zeka kıvraklığı ve mizah şahikası olan çok ünlü sözler bir anda peş peşe dökü
lür “Necato”nun ağzındar…
-Men senın atınem,cezam bitti insan oldum... Senın zulmın sonunde ''Hakteala'' meni mükafatlandırdi...
Ağa ve etrafta toplananlar şaşkın bir şekilde bir süreliğine öylece kalakalırlar.Ağa bir an düşünmeye başlar, bu adamın söyledikleri hakikaten doğru olabilir miydi ?.. ''Necato'' bu aşamada hiç açık vermez. Soğukkanlı duruşunu ve teatral yeteneklerini sonuna kadar kullanmaya başlamıştır artık.Ağanın gözbebekleri adeta yerinden çıkmak üzeredir.Perişan ve ağlamaklı hale gelmiş olan ''ağa''ya klasik ''Necato'' oyunlarının ve planın bir gereği olarak görevli olan bir arkadaşı iyice sokulur.
- Sen bundan baş edemezsın,iyisi mi sen bunlere bir yimah ısmarle ki mende senın atın bulmağe çalışem, seni bu zor durumdan de kurtarem... der.
Ağadan yüklüce bir para kopartılır,at sahibine verilir ve alınan parayla da ''Necato'' ve arkadaşları öğle yemeği için az evvel ''ağa'' nın yemeğini yediği büryancıda hep birlikte soluğu alırlar...
2-) 1950'li yılların başlarında Bitlis'in Gökmeydan mahallesinde bulunan Askeriyenin bazı hayvanları alınan karar gereğince ve komisyon aracılığıyla satışa çıkarılmıştı. Bitlis'te her yere tellal marifetiyle gerekli duyurular yapılır.Ancak halkın ve esnafın alım gücü az olduğu için o anda çok da ilgi çekmez bu duyurular. Bir kaç gün sonra yapılan ikinci bir duyuru sonunda gelen 5-6 kişi arasındaki ''Necato''yu,arkadaşları ve tiryakisi olan çok sayıdaki hayran kitlesi de yanlız bırakmazlar ve onunla birlikte oraya intikal ederler.Ancak askeri kurallar ve satış şartları gereğince bu alanla seyircilerin arasına belli bir mesafe konularak satışların yapılması sağlanır.
Orta kalitedeki bu atların fiyatları epeyce aşağıya çekildiği için tamamına yakını satılır.''Necato'' da bu hayvanların arasında gözleri çukura kaymış,çok yaşlı,hastalıklı ve ayakta duramayacak durumdaki bitap bir ata talip olur.Hatta pazarlık bile etmeye başlar. Onu çok iyi tanıyan komisyon üyeleri şaşkınlıklarını gizleyemezler. Komisyon başkanı Zeki bey,elini kaldırarak yapılan pazarlığı durdurur,''Necato''ya dönüp der ki;
-Necati; elımde oledi,san bu ati hediye ederdım.Sen bu heyvani ne yapecahsen allahaşkıne...
''Necato''nun verdiği cevap Bitlislinin gene yıllar yılı diline düşmüş olan ünlü,tirajikomik ve hikmet dolu sözler olarak halen de kabul edilir.
-Bızım evde böyük yoh to,hepsi öldüle,buni alam de bari evde bıze böyükloh etsın.. der.
Birdenbire bir kahkaha tufanı Gökmeydan semalarına doğru aniden yükselir.''Necato'' bu kadarla da yetinmez.Bu kez kumandana doğru döner;
- Kumandanım, bu heyvani men dan başke kimse almez,bu heyvandan allah bile vazgeçmiş,bi sız vazgeçmemiş üstelik bureye kadar de getırmişsız.Oni bureye getırmah bile ona azaptır, bunun suyuni ve yemini iyi verın ki bari heyvan son günlerıni iyi yaşesın ve toh karınle ölsın...
İkinci büyük kahkaha da bu müthiş lafların peşinden yükselir..
3-1960 yılı bir bahar günü işlerin çok az olduğu bir gün ''Şeytan Pazarı''nda Bitlis çarşı esnafı oturdukları ''kürsü''lerle birlikte az olan güneşten nasiplerini almak ve ısınabilmek için güneşin zaman ilerledikçe çarşı içinde yer değiştirdiği istikamete doğru sürekli yer değiştirmekteydiler. Aynı işin tersini de sıcak yaz günlerinde bu kez güneşten sakınma ve serin bir gölgecik alan aramakla zamanı geçirirlerdi.Tabi ellerine alıp yer bulmaya çalıştıkları bu alçak oturma ''kürsü''leriyle birlikte...
Gene işlerin kesat olduğu ve ağızları bıçağın bile açmadığı bir günde çarşı esnafı boş boş,oflayarak ve poflayarak oturmaktadır...
-Ulan dur men bunlere bi iş çıharem...der,içinden...
Bir göz işaretiyle arkadaşlarına yeni oyunun sinyalini verir ve hemen işe koyulur. Kendi demirci dükkanından kaptığı kazma ve kürekle dükkanının hemen önünde,''Şeytan Pazarı''nda caddenin orta yerini birdenbire kazmaya başlar.Komşu çarşı esnafı ''Necato''yu görünce hemen toplanır. Bu sefer hakikaten olağanüstü bir durum vardır ve görüntü hiç şakaya da benzememektedir.Topluca ona sorarlar;
-Hayrola Necati ne yapesen...
- Valla komşiler buresi dedemın mali imiş,taze örgendım.Temel kazirem,şimdi kiradeyem,esas tikeni bıreye yapecağem,man yardım etmah ıstiyen de allah rızasi içiın edebılır... der.
Bu arada epeyce birikmiş olan esnaf uzunca bir süre yok senindir,yok benimdir,yok Ahmet efendi'nin,yok Ali ağa'nın yada Hasan paşa'nın dır vs. diyerek sözkonusu yere tek tek sahip çıkmaya ve yüksek sesli tartışmalara girerler.''Necato'' kazma ve küreği atar,sigarasını yakar,yaklaşık 3-4 saat süren bu garip ve ilginç tartışmaları ellerini ovuşturarak, renk vermeyerek,içinden de kıs kıs gülerek,zevkle ve keyifle izlemeye koyulur...
4-''Necato''nun 1960 yılında yaşanmış olan son ve küçük anısıyla yazımı noktalamak istiyorum.27 Mayıs 1960 darbesi yapılmış.Asker yönetimi ele almış ve her vilayete kendince kudretli , sert bürokratları peşpeşe atama yolunu seçmişti.Atanmış ve seçilmiş tüm eski sivil üst yöneticiler bir bir görevden uzaklaştırılarak buralara atanan yeni Vali ve Belediye başkanlıkları görevleri de çoğunlukla tek bir kişinin yönetimine bırakılmıştı. Bitlislinin talihine de ''Vali Vefa Poyraz '' düşmüştü.Kısa ama başarılı bir dönem görev yapan ''Sn.Vefa Poyraz'' başarılı ve sevilen bir bürokrat olarak sonraki yıllarda İstanbul'a da atanır.İstanbulda yaklaşık 8-9 yıl boyunca görev yaptığını,ilköğrenim yıllarımda İstanbul'daki tüm resmi bayramlarda, Vatan caddesindeki coşkulu geçen törenlerde, şeref locasında hep yer aldığını,onu çokça gördüğümü ve karizmatik bir şahsiyet olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim.''Vali Vefa Poyraz'' İstanbul'daki yıllarında içtenlikle Bitlis'i ve Bitlisliyi çok sevdiğini,onların yurtsever, zeki ve
çalışkan insanlar olduğunun önemle altını çizdiğini gerek resmi gerekse de özel toplantılarda sık sık beyan ettiğini o dönemleri yaşayanlar ve araştırmacılar çok iyi bilirler...
O dönemin Bitlis Valisi ''Vefa Poyraz'' Bitlis çarşısında sık olarak denetlemelerde bulunmaktan ve halkın arasına karışmaktan,onlarla sohbet etmekten büyük bir keyif alan nadir bir yöneticiydi. Kendisine ''Necato''nun şöhreti özellikle anlatılır,Valimiz alçak gönüllülük yaparak onu dükkanında ziyaret etmeye karar verir ve yolunu da bir şekilde oraya doğru çevirir. Aksi tesadüf bu ya,yeni Vali'yi hiç görmemiş olan ve tanımıyan ''Necato'' da dükkanının hemen yanındaki boş arsasına bir küçük depo yapmak üzere o gün elde kazma ve kürek arkadaşlarıyla birlikte işe koyulmuşlardı.Kendisine doğru yaklaşan Valiyi ve arkasındaki kalabalığı görünce çalışmaya ara verirler.Oraya doğru iyice yaklaşan Vali ''Necato''ya seslenir;
-Merhaba Necati efendi.
-Merhaba efendim,affedersiniz sizi tanıyamadım... Etraftaki insanlar hep bir ağızdan gelen kişinin yeni Bitlis Valisi olduğunu söylerler.''Necato'' tozlanmış olan üst başını silkeleyerek,Valinin elini sıkar,şaşkınlığını da hemen üzerinden atarak çay ve kahveleri ısmarlar. Aralarında kısa bir sohbet gerçekleşir.Valimiz bu gelişen neşeli sohbetin sonuna doğru kendisini saygıyla pür dikkat dinleyen arkadaşlarının da yanında ''Necato''ya tatlı sert bir şaka yapmak ister;
-Necati efendi, gördüğüm kadarıyla dükkanının yanına bir inşaat başlatmışsın,acaba ''ruhsatın'' varmı?.. ''Necato'' bu sözleri duymazdan gelir,araya başka laflar sokar ve ağız kalabalığına da getirip geçiştirmek ister. Ancak Bitlis Valisi çok zekidir, konuyu döndürüp dolaştırıp tekrar ''Necato''yu sıkıştıracak soruya getirir;
-Bak Necati efendi bu işler artık eskisi gibi olmayacak,gene soruyorum sana,iznin ve ''ruhsatın'' var mı .?... ''Necato'' Vali'yi eski büyük bir Cumhuriyet liderimizin çokça uyguladığı ''duyma özürlü'' taktiğiyle cevaplandırır.
VEFAT VE BAŞSAĞLIĞI Bitlisli hemşehrimiz Emekli Albay AKDOĞAN ULUER Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Merhuma rahmet, kederli Ailesine Sabır ve başsağlığı dileriz…