AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > BİTLİSLİ HEP SON SÖZÜ SÖYLER...
BİTLİSLİ HEP SON SÖZÜ SÖYLER...

Dr.Servet ZÜLFİKAR


Anlatacağım tarihi olaylar dizisi gerçek olup, Bitlis mizahı ve zekası adına her birinin birer başyapıt olarak kabul edileceği inancı ve düşüncesindeyim.

1.Cumhuriyetimizin kurulduğu yokluk yıllarıdır. Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi Bitlis’te de dağda bayırda eşkıya kol geziyor. Köyden köye dolaşıp öteberi satan Bitlisli  bir çerçi hemşehrimize pusu kurarlar. Paralarına, mallarına, hayvanlarına velhasıl her şeyine el koyarlar. Bunlarla yetinmeyip bir güzel de döverler. Çerçi’nin en çok zoruna giden durum ise çizmelerinin de ayağından çıkarılarak zorla alınmasıdır. Soyulan ve dayak yemekten perişan olan zavallı çerçi, ellerini havaya kaldırıp onları yüce Allah’a şikayet eder, sonra da eşkıya reisinde bile vicdan ve merhamet duygusunun mutlaka olması gerektiğini de mizahi bir dille hatırlatmaktan geri durmaz ve şu soruları sorar:

-Efendi, efendi…

-Sıle gıra niye vıresız?..

-Az mı getirdim?..

-Geç mi kaldım?..

-Yohse çizmem ayağıni mi sıhtı?..

2.Bitlis’in medar-ı iftiharı büyük folklorcu Sayın Niyazi Ateşli’nin başına gelen ilginç ve trajikomik olayları yakın arkadaşı olan sevgili babam rahmetli H.Fevzi Zülfikar’dan dinlediğim şekilde aynen aktarıyorum.

1948 yılında askerden yeni dönen Niyazi Ateşli ağabey, yıkanıp paklanıp öylece çarşıya gitmek ister. Hamamcı Süleyman’ın (Nam-ı diğer Kulhançi Sılo) hamamına varır. Onun orada olduğunu kısa zamanda duyan genç arkadaşları da hamama doluşurlar. Niyazi Ateşli daha sonraki dönemlerde Bitlisli mahalli sanatçı ve derlemeci olarak TRT’de ünlü THM koro şefi Muzaffer Sarısözen’in yörettiği “Yurttan Sesler” Korosuna da katılarak tüm ülkenin 1950’lerde yakından tanıdığı ve çok sevdiği büyük bir sanatçı olur. Hamamda herkesi enfes sesiyle söylediği birbirinden yanık türkülerle, şarkılarla adeta büyüler ve mest eder. Ağabeyimiz daha sonra iyice yıkanır, kurulanır, ücretini ve bahşişlerini de ödeyerek çarşıya iner. Arkadaşlarından birisi onu çarşı girişinde görür ve mahcup bir edayla sorar;

-Niyazi bılesen yarım seet evvel men de hemamdedım.

-He bılerem.

-Sılo (Kulhançi Sılo) babasıni tanımez, yanniş anneme ama men senin de hemam pareni verdım. İnşallah senden de almamiştır?..

-Vallahi aldi der, Üstad Niyazi Ateşli

Aynı soruları bu kez birden çok kişi ardı ardına kendisine sormaya başlamıştır artık. Epeyce gülerler, 1 saat içinde hamamdaki tastamam 7 kişinin birden ve işin en ilginci, birbirinden habersiz şekilde Niyazi Ateşli ağabeyin parasını ödedikleri anlaşılır. Grup, kararlı bir şekilde ve topluca Sılo’nun hamamında soluğu alır ve sözü Niyazi ağabeye verirler, o da sakin bir üslupla sorar:

            -Sılo, buredeki 7 kişinin birdan paresıni menim için aldın mı?..

            -He kurban, unler verdi, men de aldım.

            -Peki anledım, bi de menim paremi niye aldın, heç utanmedın?..

            Çok zor durumda kalan Sılo’nun hazırcevaplığı herkesçe malumdur, ancak bu sıkıntılı durumdan sıyrılabilmek de her babayiğidin harcı değildir. Soruları soranlar Sılo’nun ancak büyük bir hizah ustasında bulunabilen soğukkanlılığını, kesin ve kıvrak bir zekaya sahip oluşunu da bir an için unutmuşlardır. Beklenen karşılık gecikmez.

            -Niyazi Efendi, buni heç dert etme, özan her gün gel yıhen.

            3.Son olarak anlatacağım Bitlisli Vezir Efendi’nin (Eşekçi Veziro) kısa anısı, mübarek Ramazan ayının hoş, tatlı anıları arasında yer alır ve eski kuşak Bitlislilerce de çok iyi bilinir. Kendisine bu vesile ile Allah’tan rahmet diliyorum. Nur içinde yatsın.

            Veziro, Bitlis’te Mahallebaşı semtinde otururdu. Eşeği de kendisi gibi yaşlı olan ve tüm geçimini yük hayvanı olharak onun sırtından kazanan, perişan bir adam olarak tanınır ve bilinirdi.

            Veziro’nun eşeği bir gün feci şekilde hastalanır, ateşler içindeki hayvan iyiden iyiye son günlerini yaşamaktadır. Veziro durumun ciddiyetini ve vahametini görür fakat buna rağmen iyileşmesi için Allah’a dualarını ve niyazlarını da eksik etmez. Zira varı yoğu bir bu eşektir Veziro’nun. Sonunda ümitlerinin tükendiği bir anda aklına Allah ile pazarlık etmekten başka bir çare de bir türlü gelmez. Nitekim onu yapmaya da artık karar vermiştir. Sözlerine şöyle başlar:

            -Allahım, eşeğim ege kutuldise bu Remezane 10 gün kale fazledan san tam 10 gün oruç tütecağem der.

            Orucu da tutmaya başlar, ama hayvanın  durumu da bir türlü iyiye gitmez. 9 gün sonra zavallı hayvan ölür. Veziro duman olmuştur, üzüntüsünden ne yapacağını bilemez, yemeden içmeden kesilmiş ve adeta hayatı kararmıştır.

            Günlerden bir gün Bitlis çarşısının orta yerinde birdenbire ellerini havaya kaldırarak, öfkeyle ve büyük bir sitemle dilden dile dolaşan şu ünlü sözlerine başlar:

            -Ey yuhardeki; man bah ve eyi dine.. Bu tuttoğım dokkız güni Remezan oruçlerıne, bu olmiş heyvani de bi dahaki bayremın kurbanıne sayecahsen ona göre ha.. diyerek sorunu kökünden halleder…

Gelen Yorumlar
Toplam 1 yorum, 1-1 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
vezir benim dayım olur rahmet okuyorsunuz nur içinde yatsin diyorsunuz ..dayım halla yaşiyor....
yucel sulukaya eklemiş. | 29 Temmuz 2010 Saat 22:13
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
Yandaki harfi yazın, 'b' 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com