|
Türkler dünya tarihinin en soylu aktörleridir. Dünya tarihinin içinden Türklerin Tarihi alındığı takdirde, geriye kalan sayfaların anlam ve önem taşımadığı görülecektir. Dünya tarihi içinde Türklerin yerini inceleyen Fransız Türkolog Jean Paul Roux, büyük araştırmalardan sonra hazırladığı, “Türklerin Tarihi” isimli kitabında şunları söylüyor: “Türklerin insanlık tarihindeki rolü temel nitelikte olmuştur. Bu nedenle başlangıcından bugüne insanlığın tarihini Türklere büyük bir yer vermeden anlatmak imkansızdır.”
İşte bizim milletimiz böylesine evrensel saygınlığı olan bir tarihe sahiptir.
Böylesine büyük ve böylesine soylu bir tarihimiz var…
Ne acıdır ki bizim tarihimiz, sahiplerinden görmediği ilgiyi, yabancılardan görüyor… Oysa bizim millet olarak tıpkı bayrağımız, bağımsızlığımız, vatanımız gibi tarihimize de sahip çıkmamız gerekiyor…
Tarih boyunca Türkler, ele geçirdikleri hiçbir ülkenin bütünlüğünü bozmamışlar, bu ülkeleri değiştirmemişlerdir. Her dilden, her dinden insanı adalet ve barış içinde bir arada yaşatmak ancak Türklere has bir özelliktir.
Osmanlı zamanında Kapalıçarşı’da bir dükkan sahibi, namazdan sonra bir ihtiyacını almak üzere gelen yabancı bir müşterisine istediğini vermiyor ve “Şu karşıdaki dükkanda istediğin şeyden var, ondan al” diyor, adam sebebini sorduğunda ise “Ben sabah siftahımı yaptım ama o kardeşim yapmadı” diyor ve adam istediğini gidip ondan alıyor. Yabancı olan bu kişi Türklerin bu adaletine şaşırıp kalıyordu. İşte Türklerin en büyük standardı kul hakkına riayet etmekti. Türkler, dünyaya barış, adalet ve kardeşlik dersini veren soylu bir millettir. Türk tarihinin en büyük özelliği, ‘antiemperyalist’ olmasıdır. İnsanlık, büyük güçlerin dünyaya hakim olma isteğini, kan ve vahşet ile dile getirdiği büyük savaşlara şahit olmuştur. Büyük harp olarak ta bilinen Birinci Dünya Şavaşı, aslında büyük güçlerin emperyalist amaçlarını taşıyan paylaşım savaşlarıdır.
Birinci Dünya Savaşı öncesinde büyük sıkıntılar içinde olan Osmanlı İmparatorluğu, Almanya’ya, İngiltere’ye, Fransa’ya ve Rusya’ya ittifak önermiş, ama hiçbir ülke bu isteği kabul etmemişti… İşte bu şartlar altında Çıkış Yolu bulamayan Osmanlı Devleti son çare olarak, Rusya’ya karşı Kafkas Cephesi’nde askerlerimizi kullanmak isteyen Almanlarla gizli bir ittifak yaparak bizzat savaşın içine girdi… Elbetteki bu ittifak İngilizlere ve Fransızlara karşı topraklarımızı ele geçirme mücadelesi veren Almanlar için bir avantaj niteliğini taşıyordu.
İşte kendisini amacının dışında bir savaşın içinde bulan Osmanlı’nın çaresizliğinden yararlanan İngiliz’i, Fransız’ı için ilk hedef İstanbul’du… Çünkü İstanbul’u ele geçirmek, bir anlamda Türkiye’yi güçsüz bırakacak en stratejik yoldu...
İşte biz Türkler bu çaresizlik içinde yeni bir destan yazmaya başladık… 3 Kasım 1914 tarihinde, Çanakkale Boğazını geçmek isteyen İngiliz ve Fransız gemilerinden birliklerimize açılan ateşle başlayan Çanakkale Savaşı, daha sonra 19 Şubat 1915 tarihinde başlayan düşman hücumuyla devam etti…
18 Mart 1915 tarihinde ise 16 savaş gemisiyle son hücumunu yapan İngilizler ve Fransızlar, savaş gemilerinin sulara gömülmesinden sonra geri çekildi…
Türklere karşı denizde savaşta başarıya ulaşamayan İngilizler ve Fransızların 25 Nisan 1915 tarihinde sömürgelerindeki insanları asker yaparak başlattığı saldırılar da bir sonuç vermedi…
Düşmanın 6-7 Ağustos 1915 gecesi, başlattığı Çıkarma Harekatı’nı Mustafa Kemal Atatürk’ün komutasındaki Türk Milleti, Türk askeri durdurmuştur…
Son düşman birlikleri de 9 Ocak 1916 tarihinde püskürtülerek, Tarihin en soylu aktörü olan Türkler, emperyalistlere “Çanakkale Geçilmez” demiştir.
Çanakkale bir destandır…
Çanakkale bir zaferdir…
Bu zaferi Mustafa Kemal yazmıştır… Türk askeri, Türk Milleti yazmıştır…
Çanakkale’yi Mustafa Kemal’siz, Mustafa Kemal’i Çanakkale’siz yazmak mümkün değildir.
Milli mücadelemizin temeli Çanakkale Savaşları ile atılmıştır…
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuna giden yolun başlangıcında Çanakkale Savaşları vardır…
Bu destanın bir tarafında tankıyla, topuyla, modern silahlarıyla emperyalizm, diğer tarafında ise… Açlıktan postallarını yiyen, ama yine de inatla, ısrarla vatanını savunan Türk askeri, askerine bütün zor şartlara ve çaresizliğe rağmen onuruyla, şerefiyle destek olan Türk milleti vardır.
İşte bunun için Çanakkale Destanı, Türklerin şanının ispatlandığı bir savunmadır…
Dünya Tarihinde böylesine şanlı bir savaşı yazan tek millet Türklerdir…
Çanakkale Türk’ün bayrağına, bağımsızlığına, vatanına duyduğu bağlılığın ömre bedel olduğunu ispatlayan bir haysiyet mücadelesinin adıdır…
Çanakkale Savaşlarının 93. yıldönümünde bu destanı yazan başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmet ve saygıyla anıyoruz…