|
Ayten Özyazgan HAKVERDİOĞLU
Türk milletinin kahramanlıklarla dolu bir tarihi vardır. Şanlı tarihimizi incelediğimizde 1915’te başlayan Birinci Dünya Savaşı’nın dört yıl sürdüğünü görürüz.
18 Mart 1915’te tek vücut haline gelmiş bir milletin bağımsızlık onurunun, vatanı korumak pahasına neler yapabileceğini bütün dünyaya göstermiştir. Tarihlere destan yazmış bir ulusun zaferidir bu. Bize bu günü yaşatalar, bizim ordumuz. Türk askerleri, o Anzaklar gibi paralı askerler değiller. Kahraman ecdadımız silahların tehdidi karşısında iman dolu göğüslerini siper ederek vatanları uğruna şehit olmuşlardır.
Nusrat Mayın gemisi düşman gemilerini birer birer batırdı. Denizin dibine gömdü. Çanakkale’den geçilemeyeceğini bilemediler, kazanacaklarını zannettiler. Geldikleri gibi mahvoldular ve çekip gittiler. Büyük Zafer’in Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün askerlerinin nelere kadir olduğunu dünya alem gördü Çanakkale’de. Gelibolu Yarımadası’nda yer alan tepede Türk, Avusturya, İtalya, Yeni Zelanda askerleri koyun koyuna yatıyorlar. Mezarları orada, her yıl törenlerle anılıyorlar. Çanakkale’nin tarihimizde önemi çok büyüktür. Azmin sonunda kazanılmış büyük bir zaferdir. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı’nı geçeceklerini sandılar. Maksatları boğazları işgal etmekti. Çok sayıda gemiyle boğazı geçmeye çalışırlarken, göğüslerinde iman, kalplerinde vatan sevgisi dolu Türk topçusu düşman gemilerini sulara gömdü. Vatan toprağının bir karışını bile vermeyeceklerini haykırarak, Türk’ün gücünün ne olduğunu göstererek. Zaferler kazandılar. (Çanakkale Geçilmez)
Gazilerimizi, şehitlerimizi minnet ve şükran dolu duygularla anıyoruz. Tanrı en güzel mertebeyi onlara vermiştir. Ruhları şad olsun…
DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
1934 Yılında Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı, yüce ATATÜRK’ün eseridir. Ne kadar sevinsek azdır. Biz hep geçmişimizi düşünürüz. Ne idik ne günlere geldik. Geçmişimizle hep O’nun sayesinde öğünmeliyiz. O’na ne kadar teşekkür etsek azdır, minnet doluyuz.
Bize hürriyetimizi kazandırdı, kadının var oluşunu ortaya koydu. Birçok haklarımızı verdi. Bütün çabalara rağmen Anadolu kadını hala baskı altında. Eskiden evlat ayırımı da yapılıyordu. Kız olduğu zaman pek istenmiyordu, ailede huzursuzluk başlıyordu. Şimdi ise kız çocuğuna değer veriliyor. Demek ki bilinçleniyoruz artık. Kadın annedir, gerektiğinde hem anne hem de babadır. Çünkü anaçtır. Ailede, yuvada her şeydir anne, canını verir yuvası için. Çocuklarına kanat gererek onları hayata hazırlar. Evlatlar da bunun kıymetini bilmelidirler.
Türk kadınları arasında adsız kahramanlarımızı da yad etmek istiyorum. Hepsi de saygı duyulacak kişilerdir. Onları rahmetle anıyorum. Onlar birer tarih yazdılar. Savaşta çocuğunun yorganı, nem kapmasın, vatan malıdır diye üzerinden alıp cephanenin üzerine örttü. Bu ne büyük bir vatan sevgisidir?
Kadın evlendiği günden itibaren, evine eşine sahip çıkmaya başlar, çırpınır, didinir yuvası için. Eşi de ona mutluluk vermelidir. Duygu ve sevgi oldukça bu katlanarak devam eder. Bunu eşinden esirgememelidir.
Kadınlarımız bu gün bir çok anlamda başarılara imza attılar. Her gün daha iyiye daha güzele…
Bütün kadınlarımızın günü kutlu olsun. Sağlık ve huzur dolu başarılarınız daim olsun…
Sevgilerimle…
ÜÇ PINARLI ALİ…
Hatta oğlu Mustafa efendi anlatıyor: Bir gün bizim birliğe takviye Balıkesir gönüllüleri geldiği söylendi. 120 kişiydiler, hemen hemen hepsi tanıdıktı.. Sarıldık hasret giderdik. Başlarında da o zamanlar Balıkesir’in ünlü kabadayısı Üç Pınarlı Ali vardı. Ali, sancaktar olmuş, tüfeği kabzasına asmış, sancağın üzerine de sırma ile çaresi gönüllüleri yazdırmıştı. Kabadayılığı yine elden bırakmamıştı. Askerlikte pek hoş olmamasına rağmen beline kamasını sallandırmıştı. Beni görür görmez yanıma geldi.
Kumandan efendi, biz buraya beklemeye gelmedik, haydi düşmanı basalım. Burada her şey emirle olur. Hücuma sadece biz geçersek, kendimizi gereksiz yere kırdırırız. Her şeyin bir zamanı vardır. Peki öyleyse, hücuma geçmeden önce bize söyle de şu sırt çantalarını emniyetli bir yere koyalım, şöyle rahat rahat doyasıya dövüşelim. Ali haklıydı, sırt çantalarında paraları, mektupları her şeyi sırt çantasında duruyordu. Çantaları kaybolduğunda bu çantayla sırtta muharebeye gidilirdi. Hücuma yarım saat kala Ali’ye haber verdim. Balıkesirlileri aldı siperlerin gerisinde bir vadide kayboldular. Beklerim gelmezler, bir çavuş’a; şu bizim hemşehrilere bir bakın bakalım dedim. Biraz sonra önde Üçpınarlı Ali, arkada arkadaşları çıkıp geldiler, şaşırdım, hepsi süslenmişler, eşlerinin verdiği ayrılık mendillerini kimi boynuna dolamış, kimi bileğine sarmış. Neden geç kaldınız?
-Kumandanım, biraz sonra Cenabı Allah’ın huzuruna çıkacağız, temiz olmak lazım. Abdest aldık, biz buraya oynamaya gelmedik. Bugün bizim bayramımız, ayrılık hediyelerini taktık. Aman sen bize hücumdan beş dakika önce yine haber ver.
Ali’nin bu sözlerinden sonra büyük bir sessizlik oldu. Her kes avuçlarını açmış dua ediyordu. Ali’ye beş dakika kaldığını bildirdim. Hepsi birbirine sarılıp dua ediyor, helalleşiyorlardı. Gün bugündür, anamız bizi bugün için doğurdu. Bölük artık hücuma hazırdı, ölüme hazırdı. Hücummmm… denince sanki siperler
sarsıldı. Hepsi Allah…. Allahhh… diyerek düşmanın içine daldılar. Akşama doğru savaş durdu, yanıma birisi yaklaştı.
-Komutanım Üç Pınarlı Ali sancağı veriyor dedi. Gittim baktım Ali elinde sancak şehitler arasındaydı. O gün şehitler olanları ağaçların arasına gömdük… Aliyi de sancağına sararak yatırdım. Şimdi Anafartalar’da çam ağaçlarının altında. Nice memleket evladı vatana kurban kaç yiğitler yatıyor…
Ruhları şad olsun…