|
Dr.Servet ZÜLFİKAR
Sizlere 1991 yılında henüz 55 yaşında kaybettiğimiz,anısı önünde saygıyla ve rahmetle eğildiğim saygıdeğer amcazadem Celal Zülfikar'ın İstanbul'da öğrencilik yıllarımda yaşanmış hoş,tatlı,ironik birbirine içiçe bağlı 2 güzel anısını nakledeceğim...
Celal ağabey;sert yüz ifadeli,durgun görünüşlü,asabi mizaçlı bir adamdı.İstanbul'un çetin yaşam koşulları,acımasız insan ilişkileri,mesleğinin (sıhhi tesisatçılık) getirmiş olduğu türlü zorluklar onu çoğu zaman öfkeli kılıyordu.
Celal ağabeyim, 52 yaşındaki bu amcaoğlun seni şu an daha da iyi anlayabiliyor,Allah senin temiz ruhuna binlerce kez rahmet etsin,mekanın cennet olsun...
Tanıyanların da bildiği gibi çok temiz bir kalbi vardı.Ancak bazen onu öfke seline sürükleyen yaşı bizden büyük amcalarımız,ağabeylerimiz de hiç eksik olmazdı,şakalarının ardından gönlünü de almasını iyi bilirlerdi.Yaşlı anne ve babasıyla yaşarken bir gün hayata erken bir yaş ta veda etti...
1982 yazında,fakültenin son sınıfında, son stajımızdayız.Protez dalındaki bu stajım da oldukça kalabalık bir grup oluşturuyorduk. Ağustos ayına denk geldiğimiz için ara ki hasta bulasın. Staj grubuma soruyorum:
-Arkadaşlar, Allah aşkına bu kışın fakülte koridorlarını dolduran o hasta kalabalığı nerede yahu...
Hasta bulabilmek o an da hepimiz için büyük bir sorun haline gelmişti.
Sonuçta 1. hastayı fakülte verdi,2.hastayı Laz'ların kahvesinden tüm masraflarını cebimden
karşılama sözünü vererek buldum.Ama 3. ve son hastayı bir türlü bulamıyordum.2 günümü uykusuz geçirdim,durum çok ciddi idi.Zira stajı eksiksiz tamamlayıp mezun olmam gerekiyordu.
Sonunda imdadıma sevgili Annem yetişiyordu her zaman olduğu gibi...
-Oğıl ya meni götür,ya de Celal'i ,geçen geldığınde ağzındeki dişlerından şikayet edeydi...dedi.Bu müthiş bir öneri idi,aklınla bin yaşa anneciğim,deyip ellerine sarıldığımı hatırlıyorum...
Ancak nazlanan Celal ağabeyi ikna etmek,bu konudaki üstün yeteneğime rağmen oldukça zor olmuştu.Acemi oluşumu ve yoğun işlerini gerekçe gösteriyordu.Uzun pazarlıklar ve araya giren bazı hatırlı insanlar sayesinde ancak ertesi akşam ağabeyimizi yola getirebilmiştim.Onunla yaptığım pazarlık şu idi: '' İş bir haftayı geçmeyecek,para pul vermeyecek,hergün en fazla 2 saat zamanını bana verecek ve taksi tutarak fakülteye götürüp getirecektim...''
Artık nurtopu gibi bir 3. hastam olmuş ve portföyüm tamamlanmıştı...
Herşey yolunda gidiyordu,1 hafta sonunda 3 hastamın da işlerini kusursuz bir şekilde sonuçlandırmıştım.Sıra işlerin Hocaya beğendirilmesi ve teslimine kalmıştı. Kısacası notumuzu alacak, bilahare teorik sınavı da başarırsak okulu da bitirecektik Allahın izniyle...Bir gün önce de onu sıkı sıkı tembihlemiştim,bir sıkıntı olmasın diyerek...
- Aman Celal abe Hoce ne didise,iyiyem,rahatem hoş oldi diyesan ha...Notum kırılmesın,men senın dişının olabilecek sorunlerıni çözerem sakın merak etmiyesen... dedim... Hem istemezsen bu yaptoğumi kullenmezsın,nasılse eski dişlerın var...
- Dohtor,men sanki üşağem,gerekeni yaperem korhme ...dedi.
Prof.Senih Hoca tek tek hastaları dolaşıp son kontrollerini ve nihai notlarımızı veriyor, herzamanki güleç,zarif edasıyla...
- Maşallah amcanızın dişleri çok güzel görünüyor,nasıl memnun ve rahatmısınız.? (Bu soruların çoğu formalite icabı idi, zira iyi veya kötü dişi Hocamız 20 metreden anlayabilecek deneyimdeydi.)
- Hocam inan allaha,2 gündür açım,bazı yerleri vuruyor ve çok acıtıyor..deyince, şaşkınlıktan gözlerim adeta yerinden fırlayacaktı...
- Yeğenin gereğini mutlaka yapar dedi,teşekkür edip gitti.Küçük not kırılmalarıyla sonuç fazla değişmeksizin 3 işim de kabul edilmişti.Mutluluktan uçuyordum, keyifliydim ama dışarı çıktığım da onu biraz kızdırmak istedim...
-Celal abe yaptoğun begendın,sen dan küserem,Hoce senın laflarından sonre işi kabul etmedi,sınıfte kaldım,menım 1 seneme maloldun...dedim.Ancak bir boynuma sarılışı vardı ki ,onu daha fazla üzemezdim.Birbirimize sarılı halde, katıla katıla gülerek ve daha sonra da kolkola girerek evlerimizin yolunu tuttuk...
Olayı meslek büyüğüm Dişhekimi Hüsamettin Bilgen ağabeyime de nakletmiştim.Epeyce güldükten sonra o da anlatmaya başladı..
. - Servet;bu senin başına gelen de bir şey mi... Celal ağabeyin senden önceki takma dişlerini tesadüf bu ya,1970 yılında seninki gibi (staj'da), hasta yokluğunda bila ücret ben yapmıştım. Aradan epeyce (yaklaşık 10 yıl) bir zaman geçmişti. Kulağıma iyi şeyler gelmiyor,aslında değişme zamanı da gelmiş olan dişlerinden memnun olmadığını dost meclislerinde sık sık sert üslupla dile getirdiğini duyuyordum.Haber yolladım, Topkapı-Kaleiçi'ndeki muayenehaneme davet ettim,geldi...Direkt olarak konuya girdim: - Celal abe sen menım yaptoğum dişlerden memnun değilmişsin, doğrimi?... - He Hüsam tahtoğun günden beri (tam 10 yıl) bi lokme yimağe hesretem... Çeküç getır oni burde kırecağem...
- Tamam abe 2. ölçüye yarın gelecahsen unutme.. der,Hastamız eski dişlerini isteyerek kalkmak ister ama bir türlü bu dişler ortaya çıkmaz... - Celal abe sen yorulme men onleri sen gittohtan sonre kırecağem..
- Olurmi!... Onler menım hayatım,herşeyım,elım kolum gibi... der...
Peki madem bu kader önemliydi niye bu sitemleri,büyük lafleri ettın,meni sağde solde hake rezil rüsva ettin ...deyip kızdırmak maksadıyla gerginliği epeyce tırmandırır.Ancak Celal ağabey'in mahzun halini,endişeli gözlerle bakışını ve büyük pişmanlığını da gören Doktorumuz eski dişlerini iade eder, birlikte kahkahaları bir güzel patlatıp sekreterin getirdiği kirtlame çayıne yumulurlar…