|
Öğr. Gör. M. Törehan SERDAR-Bitlis Meslek Yüksekokulu
Oğuz nesli; özellikle Selçuklular ve Osmanlılar Anadolu’yu yurt tutmaya başladığı 1038 tarihinden itibaren hakimiyeti altında yaşayan gayri Müslimlere hoşgörü, saygı ve mütevazı içinde yanaşmış, onların her türlü hak ve çıkarlarının bekçiliğini yapmıştır. Yurtsuz kalmış azınlıklara yurt, topraksız kalmışlara toprak, milliyetsiz kalmışlara millet hakkı ve inançlarını yaşayamayanlara ibadet hakkı tanımıştır.
Zulme uğrayanların yanında adalet kılıcı, zalimlere karşı ise Tanrının kırbacı görevini üstlenmiştir. Oğuz nesli ve yurdu; mazlumlar için bir sığınak, adalet arayanlar için bir dayanak, insanca yaşamak isteyenler için de hayat pınarı olmuştur.
Şairin dediği gibi:
Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz!
Gelmişiz dünyaya milliyet nedir? Öğretmişiz.
Kapkaranlıkken bütün afâk-i insaniyetin,
Nur olup fışkırmışız ta sinesinden zulmetin.
Müslüman olmayan azınlıkların tarih boyunca en rahat, refah ve mutlu bir halde yaşadıkları, tek yer Osmanlı dönemidir. Bu dönem içerisinde başta Ermeniler olmak üzere bütün azınlıklar her türlü nimetten faydalanmıştır. Osmanlı halkı cepheden cepheye koşarken bu mutlu azınlıklar ticaretle, sanaatle, okumakla ve hatta ne acıdır ki ihanetle uğraşmıştır. Bu ihanetlerin ana kaynağı azınlıkların kurmuş olduğu okullar, bu okullarda eğitim veren öğretmen kisvesine bürünmüş misyonerler ve bu misyonerlerin yetiştirdiği talebelerdir.
Bu misyoner ve talebeleri kimi zaman bir ihtilâlci, kimi zaman kin kusan bir patrik, kimi zaman Osmanlı ordusunda bir komutan ve kimi zaman da bir bakan olarak görmekteyiz.
Osmanlının Millet-i Sadıka (sadık millet) dediği Ermenileri isyanlara hazırlayan ve bu isyanlarda liderlik yapan bu okulların sayısı ilimizde ne yazıktır ki Osmanlı mekteplerinin neredeyse sayısı kadardır. Aynı tarihlerde Bitlis ili; Muş, Siirt ve Çapakçur (Bingöl’ün eski ismi) sancaklarıyla 3 sancağa, 14 ilçeye ve yüzlerce köyden oluşmaktaydı.
1914 yılında Dahiliye Nezareti Sicil Genel Müdürlüğü tarafından yapılan son nüfus sayımında ilin genel nüfusu şöyleydi: [1]
GENEL NÜFUS : 437.479
ERMENİ : 114.704
KATOLİK ERMENİ: 2.788
PROTESTAN : 1.640
Bu nüfus yapısına rağmen Bitlis’teki Ermeni ve diğer yabancı okulların sayılarının Müslüman okul sayısı kadar olması oldukça düşündürücüdür. Bu durum, ya Osmanlının çok fazla iyi niyet ve hoş görüşüne dayanmakta ya da azınlıkların kötü emeller taşımasına dayanmaktadır.
Yabancı okullara geçmeden evvel şunu da belirtmekte fayda görmekteyim. Osmanlı İmparatorluğu zamanında Bitlis bir vilayet merkeziydi. O tarihlerde Muş, Siirt ve Bingöl’ün Bitlis’e bağlı bulunması nedeniyle be araştırmada o yerlerdeki yabancı okullara da değinilmiş, onlarla ilgili bilgiler verilmiş ve oraları da katarak bir bütün halde konu ele alınmıştır.
Osmanlı döneminde ilimizde bulunan azınlıkların kurduğu yabancı okullar ve bu okulların faaliyetlerini tarih seyri içinde inceleyelim.
Bir Ermeni yazarı olan Yeremiye Çelebi Kömürcüyan, yazmış olduğu İstanbul Tarihi isimli eserinde 15. Asır başlarında (1400’lü yıllarda) Bitlis yakınlarındaki Amlorti Manastırı’nda İlâhiyat, Felsefe, Mantık dersleri okutan bir Ermeni okulunun varlığından bahsetmektedir.
Patrik Ormanyan’ın Azkabadum’da yazdığına göre bu okuldan mezun olanlar, Osmanlı topraklarının dört bir yanında Ermeni okulları açmışlardır.
1710 yılında son derece gelişen bu Bitlis Ermeni okulunun “Darulfünün” yani Üniversite adıyla anıldığı yine aynı kaynak tarafından ileri sürülmektedir[2] .
1830’lı yıllardan itibaren Bitlis’teki bu okulların sayılarının hızla arttığı, başka gayelere yöneldiği görülmektedir. Bunların içinde en önemli olanı, Amerikan Bord Ajanlarının faaliyetleridir. Bu faaliyetler, ileride ilimizde çıkacak olan çok sayıdaki Ermeni isyanlarının kaynağını oluşturmuştur.
Doğu Anadolu üzerine ağırlık koyan Amerika, İmparatorluğun en sadık tebası olan Ermenileri Bord Ajanları sayesinde harekete geçirtmiştir. 1832’de İstanbul’da toplanan Amerikan Bord Ajanları Anadolu’nun Doğu ve Güneydoğusunda bulunan Ermeni kiliselerinin reformasyonu için çalışmışlardır. Bu bölgelerde açılan Amerikan Ajan okullarında binden fazla öğrenciye Ermenilik şuuru verilmiştir [3].
2 – SERDAR M. Törehan, Bitlis’te Ermeniler ve Ermeni Mezalimi, Yüzüncü Yıl Üniv. Yayınları, Van 1995,
sah. 26
3 – MISIRLIOĞLU Kadir, Moskof Mezalimi, Cilt I-II, Sebil Yayınları, İstanbul 1977
Bir hayır cemiyeti adı altında faaliyet gösteren bu okul, o tarihten Milli Mücadelenin sonuna kadar Anadolu toprakları üzerinde 200 milyon dolardan fazla para harcamıştır [1].
Ermenilere yardım etmek amacıyla kurulan bu kin cemiyeti Balkanlarda, Suriye’de ve Anadolu’da yoğun bir Türk düşmanlığı propagandası yürütmüştür. Ermeniler Türkiye’ye girmek için açık bir kapıdır diyen bu cemiyetin kurucusu C. Young, bu bölgelerde 7 Üniversite, 43 Yüksekokul, 417 okul ve 5 ruban okulu açarak yönetmeye başlamıştır[2].
1900 yıllarında faaliyetini iyice geliştiren bu misyoner teşkilatı 9 -10 yıl içerisinde okuttuğu öğrenci sayısıyla korkunç rakamlara ulaşmıştır. Bu ajanların açtığı okulların; gündüz okullarında 27.000, Pazar okullarında ise 35.000 öğrenci okutmaktadır. Yalnız Anadolu kısmında 152 Amerikan misyoneri, 800 yerli yardımcı, 101 kilise, 12.000 muhabir, 47.000 müntesip, 48 kız koleji ve okulu, 350 genel okul bulunmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğunun dejenere edilmesi için Amerika hükümeti tarafından en az 10 milyon dolar para harcanmıştır. Bu paralarla 7 milyon adet Hıristiyanlığa ait kitap basılarak dağıtılmıştır[3].
Dr. Sayrus Hamlin’in Amerikan Bord Ajanı olarak çalışmaya başlamasından sonra Türkiye’deki Amerikan misyonunun üçlü bir teşkilatlanmaya gittiği “The Sword of İslam or Suffering Armenia” isimli eserde de belirtilmektedir. Esere göre bu üçlü teşkilatlanmanın merkez misyonu; Gaziantep ve Maraş bölgeleriyle ilgilenmiş, doğu misyonu; Van, Erzurum, Harput, Bitlis ve Mardin’deki çalışmaları yürütmüş, batı misyonu ise İstanbul, Bursa, İzmir, Sivas, Kayseri, Trabzon ve Merzifon’daki faaliyetleri organize etmiştir.
1895’de Mr. H. O. Dwight, Amerikan Bord adına yaptığı bir açıklamada; “Yaklaşık olarak 65 yıldır Türkiye’de faaliyette bulunan American Board of Mission’un, geniş bir eğitim düzeyine, geniş bir basın ve yayın örgütüne” sahip olduğunu belirttikten sonra “Şu anda Asya Türkiye’sinin değişik bölgelerinde 435 okulumuz ve bunlarda eğitim gören 19.795 öğrencimiz mevcuttur” demektedir[4].
Bu faaliyetlerden haberdar olan Osmanlı Padişahı II. Abdulhamit, bu okulların bir çoğunu kapattırmıştır. Ancak gerek yurt dışından gelen yoğun baskılar ve gerekse yurt içindeki baskılardan dolayı tamamını kapattıramamıştır.
1839 ve 1856 tarihlerinde ilân edilen Tanzimat ve Islahat Fermanları, gayri Müslimlere fazlasıyla yeni haklar tanımıştır. Bilhassa Islahat Fermanıyla beraber Hıristiyan azınlığa eğitimde seferberlik imkânı getirmiştir. Bu haktan hemen sonra Amerikan Bord Cemiyeti Bitlis’te bir Amerikan Koleji açmıştır. Burada okuyup mezun olan Ermeni gençleri, Türk düşmanı olan azgın komiteci ve çeteleri oluşturmuşlardır. Yine Ermenilere silah yapması öğretenler bu misyoner okulların öğretmenleridir[5].
3 Mart 1878 tarihinde yapılan Ayastefanos antlaşması ve 13 Temmuz 1878 tarihinde yapılan Berlin Kongreleri Ermenilere daha önce verilen hakların ağını genişletmiştir. Ermenilerin eğitimi ile ilgilenen Hoyaç Mihaçyal İngerutyun Cemiyeti, Araratyan ve Gilikan Ermeni Maarif Cemiyetleri Anadolu’nun çeşitli il ve ilçelerinde 1880 yılından itibaren 36 yeni okul açmıştır. Bilhassa II. Abdulhamit’in tahtan indirilmesinden sonra bu cemiyetler faaliyetlerini artırmış, Bitlis’in Muş ve Siirt sancaklarının da aralarında bulunduğu bir çok vilayette 84 yeni okul açarak devreye sokmuştur[6].
Bitlis ve çevresinde açılan bu okulları açanlar, 1890 yılından itibaren meyvelerini toplamaya başlamışlardır. Bu okullarda öğrencilere aşılanan milliyetçilik, hürriyet ve bağımsızlık gibi kavramlar ön plâna çıkmış ve bu okullardaki misyonerlerin öncülüğünde isyanlar başlamıştır.
Bitlis ve Van’da Rus Konsolosu olarak görev yapan General Mayewski, Ermenileri isyanlara hazırlayan sebepleri şöyle sıralamaktadır:
1–Rusya’nın 1877 yılında Kafkasya’yı işgal etmesinden sonra Çarın hizmetinde öncülük yapan Ermeni subaylarının, Osmanlı İmparatorluğu’nda görev yapan Ermenilerle temasa geçerek bunları Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtmaları,
2–Osmanlı topraklarına gelen Amerikalı misyonerlerin gerek okullar vasıtasıyla ve gerekse konuşmalar yaparak Ermenileri kışkırtmaları,
Ülkemizde açılan ve büyük bir misyonerlik faaliyeti içine giren bu yabancı okulların esas amacı, misyonerlerden kurulu birer silahsız ordu meydana getirerek işgal etmeyi planladıkları memleketlerde kendi kültürlerine dost birer kültür dairesi ortaya çıkarmaktır. Yetiştirdikleri beyinlerle tahrik ve anarşi çıkararak kendi hakimiyetlerini orada kurmaktır. Böylece kendilerine rakip gördükleri veya kendilerinden saymadıkları milletlere yaşama hakkı tanımamaktır. devam edecek…