|
Hilmi, Develikli bir genç. Develik Ahlat’ın bir köyü, Çerkez köyü. İlkokulu burada bitirmiş, başarılı, parlak bir öğrenci Hilmi. Okuması gerek, okuyacak ki ülkede okumuş sayısı, aydın sayısı artacak, ülke yüce Atatürk’ün hedef olarak Türk Ulusu’nun önüne koyduğu düzeye ulaşacak. Babası İbrahim Hoca medrese eğitimi almış, imamlık yapıyor Develik Köyü Camisinde. Daha sonraları Ahlat Ulu Cami imamlığına terfi etti ve uzun yıllar bu görevde bulundu.
İbrahim Hoca, Hilmi’yi okutmak için yanıp tutuşuyor. Ancak 50’li yılların Türkiye’si, Ahlat’ı, Develik Köyü. Olanak diye bir şeyden söz etmek hayal bile değil. Kara kara düşünüyor, ben bu çocuğu nasıl okutacağım diye. Bereket versin dertleşeceği, fikir alışverişinde bulunacağı dostları var.
Günlerden bir gün Ahlat’a yolu düşüyor İbrahim Hoca’nın. Dostları ile sohbet ederken söz dönüp dolaşıp Hilmi’nin okumasına geliyor. Anlatıyor, çocuğunun nasıl okumaya hevesli olduğunu, nasıl başarılı olduğunu. Buna karşın olanaklarının nasıl yetersiz olduğunu. İbrahim Hoca’yı dikkatle dinleyenlerden yürekli biri çıkıyor ve diyor ki; “Dert ettiğin şeye bak, Hilmi’yi ben evime konuk edebilirim, bizde kalarak eğitimine devam edebilir, bunun için senden herhangi bir şey talep etmem söz konusu bile olamaz. Biz dost değil miyiz? Bir dostumun çocuğu benim yanımda okuyamaz mı?” İbrahim Hoca sevinçten havalara uçuyor, nasıl teşekkür edeceğini bilemiyor. Demek ki böyle dostlarım varmış diye kendisiyle gurur duyuyor. Hazırlıklar başlıyor, Hilmi Ahlat Ortaokulu’na kaydolacak ve eğitimine burada devam edecek. Hele bir ortaokulu bitirsin lise için Allah kerim o zamana kadar Allah inşallah yeni bir kapı açar…
Yeni öğretim yılı başlayınca, Hilmi’de pılını pırtını toplayıp Ahlat’a geliyor onu yuvasını açan babasının dostunun evine yerleşiyor. Okuluna devam ediyor, gerçekten de başarılı oluyor. Ahlat Ortaokulu’nun en parlak öğrencilerinden birisi Hilmi.
Hilmi’yi evine kabul eden ailenin iki çocuğu var, yaşları küçük. Hilmi ailenin büyük abisi gibi. Hem okuyor, hem ailenin bir evladı gibi evin işlerine katkı sağlıyor. Zaman zaman köyüne gidip döndüğünde ailesinin olanakları ölçüsünde, yağ, peynir, yoğurt gibi şeyler getirerek yanlarında kaldığı ailenin yükünü hafifletmeye çalışıyor.
Ailenin hanımı Miyeser Hanım, Hilmi’yi iki oğlundan ayırmıyor, Hilmi’de kendi annesi babası gibi aileye saygıda kusur etmiyor.
Yaz tatillerinde doğal olarak köyüne dönüyor Hilmi. Bir tatil sırasında bazı ihtiyaçlar için Ahlat’a geliyor, işlerini bitirip tekrar köye dönecek..
Hilmi kendi ailesi gibi gördüğü bu ailenin büyük oğlunu da birlikte Develik’e götürmeyi arzuluyor.
Bunun için Ailenin izni alınıyor ve atla Develik Köyü’ne doğru yola çıkıyorlar. Hilmi atın sürücüsü konuğu ise terkisinde…
Atın üzerinde eyer var, sürücü doğal olarak eyerde oturuyor. Terki ise sürücünün arkasındaki bölümün adı, eyer bir kişilik, terki için özel bir altlık koymak gerek. Bu bir kilim, halı parçası, keçe parçası bile olabilir. Ancak Hilmi konuğu ile birlikte yola çıkarken terki için bir malzeme almıyor ve konuğunu atın çıplak vücuduna oturtturuyor. Yol boyunca iki kişiyi taşıyan at zaman zaman terliyor ve o ter terkide oturan kişinin doğrudan üstüne temas ediyor. Develik’e vardıklarında terkide oturan konuk attan indiğinde sırıl sıklam atın teri ile ıslanmış vaziyettedir. Ve atın teri nedeniyle çıkan tüyleri de konuğun pantolonuna iyice yapışmıştır. Konuk Develik’te kaldığı birkaç günlük süre içerisinde, atın teri ile üzerine yapışan tüyleri ile birlikte yaşama durumunda kalıyor Çünkü o zamanın koşulları başka bir olanak sunmamaktadır.
Devlik Köyü, ilginç bir köy, insanları aydın, okumaya, eğitime eğilimli bir toplum. Bugün için Develik orijinli pek çok kişinin okumuş ve üst düzey görevlere gemle başarısını göstermiş pek çok örneğini sıralamak mümkün.
Develik Köyü, bol suları, yem yeşil ortamı, ter temiz sokakları ile Hanik, yeni adıyla Çukurtarla ve Yoğurtyemez köyleri arasında güzel bir yer.
Hilmi, Ahlat Orta Okulunu başarı ile bitiriyor. O dönemdi Ahlat’ta lise yok, liseyi okuması için daha başka yerlere gitmesi gerekiyor. Ancak babası İbrahim Hoca’nın Hilmi’yi başka bir yerde okutmasının ekonomik yönden imkanı yok. Hilmi, birkaç yıl acaba bir olanak bulabilir miyim diye bekleyip duruyor.
Günlerden bir gün bir acı haber geliyor, Hilmi’yi vurdular!.. Genç, yakışıklı, başarılı, gelecek vadeden Hilmi, hayatının baharında kim bilir kimin kurşunlarına hedef oluyor ve bu dünyadan göç edip gidiyor.
Onu sonuna kadar okutup, bu ülkeye yararlı bir insan olması için türlü zorluklara göğüs geren İbrahim Hoca’nın dünyası kararıyor. Evlat acısı dünyadaki acıların en büyüğü, İbrahim Hoca bu büyük acıyı yüreğine gömüyor.
Develik Köyü, İbrahim Hoca için artık yaşanılması zor bir hal alıyor ve ne yapıp ediyor kendisini Ahlat Ulu Cami Müezzinliğine tayin ettiriyor. Kendisini ibadete adamış bir İbrahim Hoca var artık büyük umutlar beslediği Hilmi’sini genç yaşta toprağa veren.
Hilmi’nin atının terkisinde Develik Köyü’ne giden bu satırların yazarı, Hilmi’yi de, İbrahim Hocayı da ve Hilmi’yi evine kabul eden o yürekli insan Nalbant Abdullah Ustayı’da rahmet ve minnetle yad ediyor…