|
Prof.Dr.Necdet ADABAĞ
Ülkemizde kara sayfa açıla açıla bitmedi. Her gün yeni bin beyaz sayfa açılacağına kara sayfa açılıyor: Anafartalar, Diyarbakır, Güngören… Beyaz sayfa açacağız diye iktidara gelenler kara sayfaların açılmasını engelleyemiyor. İnsanlarımız karalar bağlıyor, yas tutuyor. Ağlıyor, dizlerine vuruyor. Yakınlarını yitirmiş olanlar neye uğradıklarını anlayamıyorlar. Beklenmedik bir ölüm karşısında hem şaşkın, hem acılı, yarınsızlıklarını yaşıyorlar. Bir bomba patlıyor; çevresinde tinsel ve özdeksel yaralar açıyor. İnsanlar ölüyor. Ana rahmindeki çocuk daha gün ışığına çıkmadan ölüyor. “Doğmamış Çocuğa Mektup” adlı yapıtıyla Orianna Fallaci dünyanın üzerinde yaşadığı kin, nefret, kan ve gözyaşı, acımasızlığının üzerinde dururken doğacak çocuğu nelerin beklediğini anlatmaya çalışmıştı o kitabında. Bizim çocuğumuz daha dünyaya gözünü açmadan kapadı ve karanlıktan ışığa çıkamadı.
Bir çok gazeteye bakıyorum. Aynı şeyleri söylüyorlar. Her ölünün arkasından söylenenleri yineliyorlar. Ben de aynı şeyleri söylüyorum. Yeni bin şey söyleyen yok. Ona yanıyorum. İktidar da muhalefet de aynı şeyleri söylüyor. Otuz yıldır aynı şeyleri söyleyen insanlar, iktidarlar, muhalefetler. Hiç mi akıllarına gelmiyor çözüme dönük seçenekler üretmek. Böyle gitmeyeceğini görmüyorlar mı acaba? Can pazarı içinde yaşadığımızı bilmiyorlar mı? “Ateş düştüğü yeri yakarmış!” Görmüyorlar mı terörün kol gezdiğini? Handa, hamamda, sokakta, çarşıda, pazarda, dağda, bayırda ateş çemberi içinde yaşadığımızı gören yok mu? Koşup ölenlerin yakınlarına baş sağlığı dilemek yeterli değil artık. Ya da cenaze namazlarına katılmak. Kaç kez yazdık, kaç kez söyledik. Biz de aynı şeyleri söylüyoruz. İçimiz yanıyor. Seçip Meclis’e gönderdiklerimiz “kıyak emekliliği” düşüneceklerine terörü düşünsünler. Çözüm yollarını arasınlar. Anaların yürekleri yanmasın! Yetmez mi bu kadar şehit? Niçin Cumhurbaşkanı toplamaz parti başkanlarını bin masa etrafına? Yoksa türbandan daha mı az önemli yaşadığımız can pazarı? Toplumdan ses yok. İktidar çözüm üretmiyor.
Muhalefet iktidara laf yetiştirmek peşinde.
İktidarın yerine girişimde bulunamaz mı? İktidarı beklemek şart mı? Bu ülkenin insanları değil mi muhalefet partileri? Yapan belli. Meclis’in içinde teröre terör demeyenler var. Bilinmiyor mu bunlar? Niçin sorgulanmıyorlar? Terörle demokrasi ne zamandan beri örtüşüyor? Hiç kimsenin aklına gelmiyor mu Meclis’te bir önerge verip gereken kişileri sorgulamak. Ya da karşılarına alıp ne istediklerini; kimden neyi alıp kime vereceklerini sormak? Her biri bir toprak ağası. Biz biliriz o topraklarda insanların nasıl yaşadığını. Bizzat yaşadık ve gördük. Niçin Meclis’teki Kürt ağaları çevrelerini doyurmayı hiç düşünmediler? İş, aş sahibi yapmadılar? Eşitliğe, kardeşliğe, özgürlüğe yakın çevrelerinden başlamadılar? Niçin onlara özgür yaşamaları gerektiğini, ekonomik bağımsızlıklarını; insan onuruna yaraşanın insanca yaşam olduğunu anlatmak istemediler. Çünkü korktular. Varlıklarından yoksun kalacaklarını düşündüler. Meclis’te bunları sorgulamak; teröriste gerilla demeyi bir ayrıcalık sayanlara sormak gerek. Sorgulamak gerek. Niçin kimsenin aklına toprağı paylaştırmak gelmiyor diye sormak gerek. Uzak durmak çözmüyor sorunu…
Türkiye uzak durmaktan içeride ve dışarıda çok şey yitirdi. Kamuoyunu aydınlatmak. Her konuda ve özellikle ülkenin kırmızı çizgileri konusunda kamuoyuyla fikir alışverişinde bulunmak gerek. Birkaç medya patronunun tekelinde devinmek yetmiyor artık… Bunun adı demokrasi mi oluyor şimdi? Anlatın baylar, Ermeni sorununu da, Kürt sorununu da anlatın baylar. Şeriatı da anlatın! Ülkeye anlatın, dünyaya anlatın… Herkes duysun. Gerçeği duysun. Unutmayın dünyanın, insanların kulakları yalan yanlış şeylerle dolu. Uyarın. Göreceksiniz, yanınızda daha çok insan bulacaksınız. Bırakın artık eş, dost işini. Yurtdışında çalışacak olanların, gözü pek, yürekli olmalarına bakın! Salon adamlığını bırakıp, halka inecek, konferanslar, paneller, kongreler düzenleyecek ve Türkiye gerçeğini gerçekliğiyle anlatacak büyükelçilere gereksinim olduğunu öğrenin! Bu güne kadar onların Türkiye’yi ne kadar anlattıkları ortada.
Unutmayın! Açlık sorunu var ülkemizde. On bir milyon insan bir dolarla geçiniyor bu ülkede. Çankaya Köşkü’nün etrafında çöp bidonlarından ekmek toplayanları görün! Bunu çözmeden terörü çözemeyeceğinizi öğrenin! İspanya, İrlanda özdeksel kalkınmışlıklarına borçludurlar terör sorununun çözümünü. Ve bir de bilinçlerine Bask bölgesinde belediye binasının üstünde şöyle bir yazı var: ETA’ya HAYIR.
Doğmamış çocuklara yeni bir mektup yazmak gerek…