AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > DUA*
DUA*

M.Kemal GÜNDOĞDU


Dua, kişinin tam bir teslimiyet ve samimiyet içinde içini Allah’a açması, ruhunun O’na doğru yükselerek O’nunla iletişim içine girmesidir.

Aciz bir varlık olarak yaratılan insan, tarihin her döneminde fıtratındaki inancından kaynaklanan büyük bir istekle sonsuz, yüce bir varlık karşısında ve aczinin idraki içinde Allah’a duada bulunarak gelmiştir.

İnsanoğlu, her an arzu ettiği zaman ve zeminde duasını sözlerle ifade ettiği gibi, içinden de edebilir.. Bireysel oyarak yapılan dualar kabul buyrulduğu gibi, salih, saf ve temiz ruhlu insanların çokça bulunacağı zeminlerde topluca yapılan duaların daha çabuk kabul buyrulacağı kanaati önem arzeder. Yapılan duaların ne zaman kabul buyrulacağını  kimse bilemez. Bakara suresinin 186.ayeti, duaların Allah katında kabul göreceğinin teminatıdır. Yeter ki kişi, bu konuda aceleci olmasın ve samimi bir şekilde Allah’a yönelsin, O’nun sonsuz rahmetinin tecellisini beklesin.

Bir yalvarma-yakarma olan dua, ya bir musibetten kurtulma,  bir dileğin yerine getirilmesi veya bir iyiliğin tezahür etmesi gibi çeşitli düşünce ve duygularla  yapılır.

Duanın asıl merkezi kalptir. Duada kalbin huzur içinde bulunması gerekir. Bu nedenle dua eden mürai, bencil olmamalı, kalp iman ve aşkla dolmalıdır.

Psikolojik olarak dua, ilahi yardımın sağlanması için baş vurulan “genel bir ruhi mekanizma” olarak ifade edilmiştir. Ayrıca duanın, “kişinin yaratıcısına doğru fıtri çekiliş ve yakınlaşma isteği” olduğu da ifade edilmiştir. Böylece dua etmekle kişi, zihnen manevi aleme doğru bir yolculuk hali sergilemiş olur. Zira dua ile kişi, büyük bir huşu içinde maddi alemle adeta ilgisini kesip, ruhen yaratıcısına bir yükseliş ve O’na karşı olan tapınmanın ayrı bir tezahürünü ifade etmiş olur. Çünkü kişi, tüm isteklerini, kendini bütünüyle verdiği yaratıcısına arzetmek ve her şeyi O’ndan beklemekle, O’na karşı olan arz-ı ubudiyetini vasıtasız bir şekilde ifade etmenin huzurunu yaşar.

Bu gün bazı ruhi hastalıklar, genellikle telkin yoluyla iyileşmektedir. Dualar da bazı hastalıkları iyileştirir. Zira beden sağlığında manevi etki büyük rol oynar. Psikosomatik hastalıklar yani ruhun bedeni hasta etmesi veya iyileştirmesi bir vakıadır. Bu açıdan dua, ruhla beden arasında esaslı bir denge kurar.

Duanın psikolojik etkisi, bedenin enerjisi ve iyileşme gücünü artıracağı gerçeği karşısında onun psikolojik önemi bir defa daha anlaşılır.

İlaç ve doktora inanan, ilaçların yararını görür, inanmayanlar ise, ruhi buhranlar geçirerek iyileşemezler.

Öfke tansiyonu yükselttiği gibi, korku da düşürür, geçici felç bile yapar, heyecan acıyı duyurmaz. Bütün bunlar, bedenle ruh arasındaki etkileşimdir. Ancak dengeyi yine dua sağlar. Sürekli dua yapanlarda disiplin sağlanır.

İnsanoğlu daima dua etmek ihtiyacındadır. Zira duada ruh sükunete erer, iç huzur oluşur, kişi ruhen yükselir. Kişi, duasında Allah’a mutlak bağlılık içinde tümüyle O’na yönelmelidir. Böyle bir ruh haleti içinde yapılan dualar makbul dualardır. Zira yapılan dualar ağır ve sezilmez bir şekilde ruhumuzun derinliklerine hafif sesler halinde mırıldanarak yerleşir.

Dua insanda iç huzur ve manevi değişim sağlar. Dualar devamlı ve sürekli olduğu nispette faydalar getirir. Bilinçli bir şekilde yapılan dualar kişileri ihtirastan kurtarır, fikri seviyesini yükseltir, mütevazı kılarak insani hasletlerin yeşermesini sağlar. Zira vasıtasız ve huşu içinde Allah’a açılan kalpler, tüm süfli ve adi düşüncelerden ruhları temizleyerek kişiye sekinet kazandırır. Keder, ızdırap ve bencillik dua ile yok olur ve dua insana şahsiyet kazandırır.

Tarih boyunca insanoğlu dua etmiştir ve edecektir. Zira insan için bir ihtiyaç olan dua, kişinin kendi kendini dinlemesi, kendini sigaya çekmesi deruni (iç) bir haz duymasına neden olur.

İnsan beden ve ruh bütünüdür. Bu bütünlük içinde insanın kendini iyiden iyiye tanıması, ona göre kendini ayarlaması bir görevdir. Zira insan aklıyla zeka, his ve sezgiyle bütünlük ifade eden bir varlıktır. Bu nedenle insan, gerek ahlak ve gerekse kutsal duygularını ihmalle onları asla dumura uğratamaz. Bu temel duyguların dumura uğratılması, insanı ruhen çökertir. Zira şahsiyetin kuvvet kazanması, ruh cephesinin faal bir zemine oturtulmasıyla mümkündür. Aksi halde insan, “ot gibi yaşayan” bir varlık olmaktan öteye geçemez.

Geçek aydın daima yaradanına karşı görevli olduğunu bilendir. O’na yönelmek “ibadetin özü duadır” Hadis-i Şerif’in ışığında kalbi bütün safiyet ve asliyetiyle yüce yaradana açmak, O’na yalvarmak, O’nu anmakla mümkündür.

Dua, geçmiş için af, hal için iç ferahlığı, gelecek için ümit kaynağıdır.

* 100. sayıda yayımlanan bu yazının dizgi ve baskısı sırasında sehven bazı hatalar yer aldığı için yeniden yayımlanmıştır.

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
Çimenin rengi nedir? 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com