|
Dr.Servet ZÜLFİKAR
Son dönemlerde batıdan pompalandığı şekliyle sözde “statükonun kırılmasının gerçekleştirilmesi” amacıyla yapılanları ve 1915’ler de 1.Dünya Savaşı sırasında ülkemizde reel olarak yaşanmış acı dolu ızdıraplı “Tehcir” olayını irdelediğimizde, bugünün akıl ve konjonktür imkanlarıyla tam olarak da açıklanamayacak nedenlerini de bir yana bırakırsak, özü, taktiği doğru olan ve bir o kadar zorunlu stratejik öneme haiz bu kararı herkesin çok iyi bilmesi ve anlaması gerekmektedir.
Meşru müdafaanın temelini oluşturan bu uygulamalarda maalesef basiretsiz, bilgisiz, yeteneksiz bazı yöneticilerimizin de devrede olduğunu görmeli, sosyal şartların uygun olmadığını, çevresel, iklimsel zorlukları, çetin savaş koşullarını ve her türlü imkansızlıkları da bu arada gözden uzak tutmamamız gerektiğini de çok iyi bilmeliyiz. Bu ve benzer nedenler, olası daha da başka istenmeyen bazı hatalar nedeniyle yaşanmış olan olayların sonucunda kendi öz Ermeni halkımızın çektiği tüm acıları ve ızdırapları da asla unutmamalıyız. Ayrıca savaş koşullarında ülkemizin doğusunu kemirmek isteyen kışkırtılmış çetelerin bir bumerang gibi kendi soydaşlarını da içine alacak şekilde etkileri düşmanlık tohumlarını da iyi bilmeliyiz.
Karşı karşıya getirildiğimiz bu güzel, yiğit Ermeni halkının acı ve sıkıntılarının tüm halkımızın çektiği genel acılar, kayıplar ve ızdıraplarla karşılaştırılmaları dahi yapılmaksızın tek taraflı büyütülerek bazı aşağılayıcı boyutlara getirildiğini de görebiliyoruz. Son dönemlerinde dostlarını, genel ittifaklarını siyaseten seçebilme şansı bile asla tanınmamış ve kalmamış olan Osmanlı İmparatorluğu’nun ve son temsilcisi olan “İttihat ve Terakki” yönetiminin o dönemde nadiren verdiği doğru kararlardan birisi de bu ünlü “Tehcir” kararı ve onunla ilgili genel stratejik bazı uygulamalardır. Tarihte sıkça ve bir dolu örneklerini de görebileceğimiz şekilde, herhangi bir ülkenin sıkıştığında uygulamaya koyabildiği ve uluslar arası savaş, siyaset kurallarına göre asla suç sayılmayan bu önemli stratejik kararın gene bu topraklarda yaşanmış, uygulanmış halinin sonuçları itibariyle ve siyaseten ülkemiz aleyhine müthiş anti propagandalar silsilesi yarattığını görebiliyoruz…
Ülkemizin amiyane deyişle burnunun sürttürülemediğini, savaş sonrası antlaşma masalarında istenenlerin kabul ettirilemediğini, sözümona büyük hesabın bir türlü kesilemediğini onlar bizlere her yerde söylediler. Acımasız bir savaş suçlusu olarak gösterilmek istenen bu halimiz hepimizin başka türlü bildiği, aslında şerefle ve övünçle hatırlamamız gereken şanlı mazimizin altın sayfalarıdır…
Emperyalist ülkeler tarafından planlanmış, bu amaçla yaygarası sümekte olan “Sözde Ermeni Soykırımı”nın gerçekleştirildiği yönündeki iddialarla ve bu türlü bitmek bilmeyen her yönden genel tek taraflı dayatmalarla kuşatıldığımızı görmek de ayrıca hazin ve esef verici bir durum olarak epeyce bir zaman daha önümüzde ve belleklerimizde yer alacaktır…
Acılarımızın, kayıplarımızın, şehadetlerimi-
zin tüm insanlık tarihi önünde adeta yok sayıldığı, maksatlı ve planlı olan “geçmişe ait tarihin, yaşanmış ortak güzelliklerimizin, birlikteliğimizin, dostluğumu-
zun reddimirası”, “tek taraflı suçlanmamız” ve “diaspora^de projelendirilerek servise sunulan ve “Ermeniperver” aydınlarımızca da bu anlamda bilerek yada bilmeyerek imzaya açılarak desteklenen “Ermeni milletinden özür dileme” çağrısı, bizlerden, hele hele genç insanlarımızdan asla beklenmemelidir. Yeni nesiller, değerli evlatlarımız, tarihlerinden asla utanmasınlar, Emperyalist bir dizi oyun, tertip ve yeni düzen kurmak isteyenlerin acılarla baş başa bıraktıkları Türklerden, Ermenilerden ve Kürtlerden özür diledikleri gün, bizler de Türkler ve Kürtler olarak karşılıklı acı çektiğimiz Ermeni halkından ve varislerinden özür dilemeyi bir erdem sayacak olgunluğa sahip olduğumuzu da tüm dünyaya haykırabiliriz…
Konuyu daha da açarsak; İstanbul ve çevresini işgal eden o dönem itibariyle tüm dünyada “Üzerinde güneş batmayan Tek Ülke” diye ittifakla kabul edilen kudretli “Büyük Britanya İmparatorluğu”nun genel varisi emperyalist “İngiltere”, Batı Anadolu’yu işgal ederek bir şekilde tüm emperyalist ülkelerin taşeronluğunu ve ardından itilerek öncülüğünü yapan, “Kurtuluş Savaşı” verdiğimiz ve bu haklı varolma savaşımızın karşı cephesi olan “Yunanistan”, aynı şekilde tüm güneyimizi işgal eden ve gereken tarihi derslerini destansı bir şekilde kahraman, yiğit insanımızla savaşarak verdiğimiz ancak bizlere de büyük acılar çektiren “İtalya”, “Fransa” ve büyük planın esas sahibi “Amerika Birleşik Devletleri” de bizden özür dilemelidir. Savaş koşullarının dışına çıkarak çileli ve masum halkımıza reva gördükleri, yaşattıkları mezalimin, kalleşliklerinin hesabını acaba ne zaman verecekler? Ermeni halkını bize karşı eskiden olduğu gibi bugün de yeniden kışkırtırken hiç utanç duymayacaklar mı?..
asal unsurlar olarak bu topraklarda mutlu bir şekilde yaşadıkları, birbirlerinin dillerini öğrendikleri, gene birbirlerine akıp karıştıkları, kültürel yaşamlarını birlikte oluşturup, şekillendirdikleri, beraber ağlayıp beraber güldükleri, acılar, dertleri, tasaları, sevinçlerdi de birlikte yaşadıkları tüm dünyanın bildiği gerçekler idi. Bu beraberliğimizi geçmişte bozdular, ancak ulusumuzun kararlı milli duruşu, birlikteliği sayesinde Cumhuriyetimizin kazanımlarından aldığımız ilhamla, ışıkla ve kendi öz gücümüzle yeni düşmanlıklara ve olası kayıplara asla izin vermeyeceğiz…