FESHANE GÜNLERİ III - AHLAT’TA BÖYLE ŞEYLERDE Mİ YAPILIYORMUŞ!..
|
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün koordinatörlüğünde İstanbul Feshane’de açılan Vakıflar sergisinin ilk iki günü çok yoğun ve yorucu geçmişti. Sergiyi gezenler iyice seyrekleşmişti. Üçüncü gün saat 14.00 sularıydı, orta yaşın üzerinde sade giyimli bir bayan sergiyi ilgiyle izledikten sonra, serginin hangi vakfa ait olduğunu bir kere daha kontrol ettikten sonra, gayri ihtiyari olarak “Ahlat’ta böyle şeylerde mi yapılıyormuş” Bizim için ilginç bir ifadeydi bu. Hanımefendinin ne demek istediği anlaşılmıyordu. Ahlat adına ilk bakışta pek de iç açıcı bir değerlendirme değildi. Orada Ahlat adına bulunuyor olmamız beraberinde bir sorumluluğu da yüklemişti sırtımıza. Ahlat’a toz kondurmama sorumluluğu. Hemen hanımefendinin ne anlatmak istediğini öğrenmek için yumuşak bir ses tonu ile “Hanımefendi siz Ahlat’ gördünüz mü?” sonduk. Bayanın yanıtı daha da ilginçti. “Görmedim ama biliyorum.” Yanlış biliyordu anlaşılan, hemen kendisine konuklar için almış olduğumuz çikolatadan ikram ederek “buyurmaz mısınız?” deyip içeriye davet ettik.
Eksik olmasınlar bizi kırmayıp içeriye geldiler, konuklarımız için sandalyelerimiz vardı, birisine buyur ettik. Ve sorduk “Hanımefendi, siz Ahlat’ı görmediğinizi söylediniz, peki Ahlat’ta böyle şeylerin yapılmadığını nereden biliyorsunuz?” Yanıtı; “Benim Ahlat’lı tanıdıklarım var, oradan biliyorum.” “Kimlerdir efendim tanıdıklarınız, belki biz de tanırız” Bayanın yanıtı çok kısa ve netti. “Zeki Ergezen” Ahlat’ın Cumhuriyet dönemi içerisinde çıkarmış olduğu ilk Bakan, Bayındırlık ve İskan Bakanı, bizim arkadaşımız, akrabamız Zeki Ergezen. Bunları anlattıktan sonra, soru sırası bizdeydi. “Peki siz nereden tanıyorsunuz?”
Bayan anlatmaya başladı; “Yıllar evveldi, ben İller Bankasında şehircilik bölümünde Şube Müdürü olarak görev yapıyordum. Bir gün yanıma genç bir mimar verdiler. Sessiz sakin bir gençti. İkinci gün öğlen vakti bu genç önüme dikildi. Abla ben nerede namaz kılacağım diye. Evladım her kes nerede namaz kılıyorsa sen de orada kılacaksın, bana niye soruyorsun ki? Yanıtı hayır ben burada kılacağım oldu. Burada yer yok ki dedim. Ben anlamam, ben namaz kılacağım bir yer istiyorum. Ben (o dönem bir siyasi partinin liderinin adını vererek) hocanın talebesiyim, yakında iktidara gelecek, ben de bakan olacağım ve bütün siz açık kadınları kapatacağız. dedi. Aradan yıllar geçti ve o genç dediğini yaptı. Ben o yüzden Ahlat’ın böyle bir zihniyetin yoğun olduğu bir yer olduğunu düşündüğüm için Ahlat’ta böyle şeyler demi yapılıyormuş dedim.”
Soru sırası yeniden bize geçmişti; “Peki hanımefendi, sizinle aynı yerde çalışan bir başka Ahlat’lı daha vardı, adı Ergun Subaşı siz onu tanıyor musunuz?” Yanıtı “Evet tanıyorum” olmuştu. “Aynı şeyleri Ergun Bey için de söyleyebilir misiniz?” Yanıtı gene kısa ve netti. “Hayır” “Gördünüz mü efendim, bir toplumu bir birey ile değerlendirirseniz yanlış sonuçlara ulaşırsınız, Ahlat, ortaçağ Türk-İslam dünyansın en müstesna yerlerinden birisidir. Öylesine müstesnadır ki onu taçlandırmak için adına “Kubbet-ül İslam denilmiş. Her yanı muhteşem sanat eseri ile doludur. Selçuklu rönesansı diye nitelendirilen bir sanat ve kültür dönemin merkezidir. Burada gördükleriniz bir şey mi, siz kısmet olsa da bir Ahlat’ı görseniz o zaman görürsünüz orada neler yapılmış, sonradan gelecek olan kuşaklara ne hazineler bırakılmış.” diyerek bayanın ön yargısını gidermeye çalıştık dilimiz döndüğünce.
Hanımefendi, bu sohbetten memnun kalmış olacak ki, kalkmak için izin istedikten sonra bir kez daha gezdi standımızı, eserleri tek tek inceledi ve çıkarken gönüllü olarak çalıştığı sivil toplum kuruluşunun tanıtım broşürlerinden oldukça fazlaca bırakarak, bizim kendilerine de yardımcı olmamız ricasında bulundu. Memnuniyetle kabul ettik ricalarını ve sonraki günlerde standımızı ziyaret eden izleyicilere, kendi tanıtım broşürlerimizle birlikte, bayanın broşürlerini de dağıttık.
Tanıtım olayının önemi bir kez daha karşımıza çıkıyor. Yaklaşık olarak 40 yıldır Ahlat’ın ulusal ve uluslararası platformlarda tanıtımı için gayret sarfediyor olmamıza karşın, hemen yanı başımızdaki insanlarımıza dahi tanıtamamamız, anlatamamamız tamamiyle bizim eksikliğimiz. Biz derken öncelikli olarak sivil toplum kuruluşlarını kastediyoruz. Biliyoruz ki, sivil toplum kuruluşlarının hayatiyet bulabilmeleri de ekonomik güç ile mümkün olmaktadır. Ekonomisi gülcü olmayan toplumlardan yeteri kadar sivil toplum kuruluşlarının çıkamaması bu yüzdendir. Ahlat’ta tarih boyu neler yapılmış, şimdilerde neler yapılıyor, gelecekte neler yapılabilir gibi soruların yanıtları ancak o zaman bulunabilecektir.
devam edecek…
Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.