|
Aydın TİRYAKİ
AH TAMARA
Adada bir Ermeni Kilisesi bulunuyor. Dış cepheleri çok özenli yapılmış kabartmalarla süslü bir kilise. Ünlü Can Gölü Canavarı söylentilerine neden olan kabartmaları da görüyoruz.
Rehberimiz Akdamar Adası’nın adını çıkış efsanesi olan “Ah Tamara”yı anlatıyor. Güzeller güzeli Ermeni kızı Tamara ile ona aşık Anadolu delikanlısının öyküsü. Adadaki ışığa doğru yüzüp adada yaşayan sevgilisi Tamara ile sık sık buluşurlarken bir gün göle akıntıya bırakılmış bir kayığa konulan ışığı izleyip gölün derinliklerinde boğulan hüzünlü bir aşk hikayesi. Ege’de de benzerlerini dinlediğimiz öykülerden biri… Halkımız böyle efsaneler yaratmayı çok seviyor Ege’den Van’a Anadolu’nun insanlarının ortak bir yanını daha görüyoruz bu öyküde.
Geziden döndükten sonra Aslı ile gezi hakkında konuşurken adadaki terkedilmişlikten söz etti. O gün o kalabalıkta gezerken farkında olmamışım. Sonra düşündüğümde o adada varolan hüznü hissettim. Ah Tamara öyküsünde anlatılandan daha büyük bir hüzün, terkedilmişliğin hüznü. Akşam olup da ziyaretçiler gittiğinde yapayalnız kalan bir ada ve yalnızlığın hüznü. O hüznü şimdi terkedilmiş olan doğduğum evi, çocukluğumun geçtiği bir başka terkedilmiş evi, şimdi gördüğümde yaşadığım hüzne benzettim.
Adadan ayrılırken orada kalan arkadaşlarımız bizi onların müziği eşliğinde halay çekerek yolcu ettiler. Onlar adaya birkaç saat daha yaşam vermek için orada kaldılar.
Ankara’ya dönüş için yola çıkma zamanı geldiğinde yorgunluklara ve sıkıntıları değecek çok güzel yerler görmüş ve güzel anılarımız olmuştu.
Göl diye bildiğimiz Van’ın aslında bir deniz olduğunu öğrenmiştik. Geceleri terkedilmişliğin hüznünü yaşayan adaya birkaç saatliğine de olsa can vermiştik. Bir Urartu kalesiyle bütünleşmiş oraya sevdalı bir insanla tanışmıştık. Van Kalesi’nden güneşin batışına tanıklık etmiştik. Bu tanıklığı anlattım, tarihi mekanları anlattım yazımda hiç tarihten söz etmeden. Yalnızca insanı ve çevreyi anlatmaya çalıştım. Kulaktan dolma bilgilerle tarihi bilgisi vermek yerine gördüğüm güzel doğayı, güzel insanları ve hissettiklerimi yazdım. Oraları görmelisiniz.
Aydın TİRYAKİ
ODTÜ Kimya Mühendisliği 1981mezunuyum. ODTÜ Araştırmalar Koordinatörlüğünde çalışıyorum. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi adına üniversitemizde ÖYP programında bulunan öğrencilerle birlikte 24-27 Haziran 2004 tarihlerinde Van bir gezi yaptık. Bu yazıda o geziden izlenimler bulacaksınız. Yazıya katkıları için Reşide ADAL, Aslı SÜMER ve Elçin BAŞBUĞ’a teşekkürler.
Hasan CEYLAN
YYÜ Rektör Yardımcısı. Orada olduğumuz süre boyunca misafirperverliğin en güzel örneğini sundu. Ankara’ya döneceğimiz günün sabahı erken saatte bizi yolcu etmek için geldiğinde dışarıda dolaşarak uyanmamızı bekliyordu.
Ezgi YILDIZ
YYÜ Güzel Sanatlar Fakültesinde Araştırma Görevlisi. Van Devlet Tiyatrosu sanatçısıydı o günlerde. Van’da kaldığımız süre içinde bize yardımcı olan arkadaşlarımızdan biriydi.
Sinan KILIÇ
YYÜ Öğretim görevlisi. Doktorasını bitirmek üzere. Kaleleri ve Akdamar Adasını gezerken Akademik temelli usta bir rehberle dolaşmak büyük şanstı. Ben fotoğraf çekme telaşı içinde birçok anlattığını atladığım için sonra pişman oldum, özellikle bu yazıyı yazarken.
Bizim Van Gölü dediğimiz yere onlar da Van Denizi diyorlar. Haksız da sayılmazlar. Uçsuz bucaksız bir su olsa olsa denizdir.
Mehmet KUŞMAN
1940 doğumlu. Kazı alanının bekçiliğini yapıyor. Dünyada Urartu dilini bilen birkaç kişiden biri. Yakında yaş nedeniyle emekli olacak zorunlu olarak. Birçok üniversiteden teklif almış Emekli olunca belki onlardan birine gidecek. Fakat orayla öylesine bütünleşmiş ki, kopamaz Çavuştepe’den.
Aslı SÜMER
ODTÜ Araştırmalar Koordinatörlüğü Görevlisi. O da aynı gezideydi.