|
Saat 18.00’e geliyordu, yoğun bir iş günü geride kalmıştı. Çantasını topladı giyindi, odasının ışıklarını söndürdü, kapısını kilitleyip çıktı. Ankara trafiğinin en yoğun olduğu bir saatte Atatürk Bulvarı’ndan yürüyerek Kızılay’ın en kalabalık yerlerinden olan Sakarya Caddesine geldi. İşyerinin bulunduğu Han’ın girişindeki posta kutusunu kontrol etti, gelen bir mektup veya evrak var mı diye. Merdivenleri çıktı, kapıyı açtı, ışıkları yaktı, üstünü çıkardı, bilgisayarını masaya yerleştirdi, dolaptan içecek bir şey alıp, sürekli Türk Sanat Müziği yayını yapan radyonun düğmesini çevirip masasına oturdu. Faks gelmiş mi diye bakarken telefonla aranmış olduğunu gördü. Acaba kim aradı, tekrar ararlar mı diye içinden geçirdi. Yapılacak çok iş vardı. Nereden başlayacağını kestirmeye çalışıyordu, tam o sırada telefon çaldı, açtı;
-Buyurunuz efendim.
-Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı mı?
-Evet efendim.
-Ben Tatvan 8.Tümen’den arıyorum, bir saniye Komutanım görüşecek.
-Peki efendim.
Hiç beklenmedik bir andı, kısa bir süre sonra bağlantı kuruldu, telefondaki gür ve tok ses aynen şöyle diyordu;
-Ben Tümen Komutanı, Tatvan’dan arıyorum, Ahlat Gazetesi’ni aldım, tümünü okudum, çok beğendim, dolu dolu bir gazete, sizi terbik ederim. Ahlat bizim göz bebeğimiz, Ahlat için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Ben buraya geleli üç ay oldu. Önceden de geliyormuş Ahlat Gazetesi, ben ilk kez aldım ve çok memnun oldum. Arayıp sizi teşekkür etmek istedim, sizi ve diğer emeği geçenleri tebrik ediyorum.”
Paşa’nın askeri bir disiplin içindeki bu övgü dolu sözleri kulaklarından girip beyninin en ince kıvrımlarından süzülerek yüreğinin en zayıf noktalarına hançer gibi saplanıyordu…
Tüyleri diken diken olmuş, sözleri boğazında düğümlenmiş, gözleri dolmuş, eli ayağı tutmaz olmuştu. Sesi titriyor bir türlü söylenenlere yanıt veremiyordu. Zor da olsa kendini toparlayarak;
-Komutanım bağışlayın bir an duygulandım, heyecanlandım, asıl biz size teşekkür ederiz… Ne güzel sizin gibi değerli bir Komutan’dan bu övgü dolu sözleri duymak…
Bilinen öyküdür, karınca Hac’ca gitmeye kalkışmış, dostları gidemeyeceğini söyleyince karınca şöyle demiş; “Ben de biliyorum gidemeyeceğimi, ama hiç olmazsa bu yolda ölürüm ya!...
Komutanımızın teşekkürü ve duyguları Ahlat Gazetesi’nin diğer çalışanlarını da memnun etti…