AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > HACI NEZİR GENCER EFSANESİ...
HACI NEZİR GENCER EFSANESİ...

Dr.Servet ZÜLFİKAR


Olaylarımız 1940'lı yılların sonlarında geçmektedir. 2. Dünya savaşı nihayet sonuçlanmış,ülkemiz insanı savaşa girmediği halde korkuyu,sıkıntıları ve yoklukları alabildiğine yaşamıştı.Bu arada Türkiye çok partili demokratik yaşama doğru yeni adım atmıştı.İnsanlar yıllar sonra yavaş yavaş kendilerine gelmeye,daralan ekonominin az da olsa iyiye gittiğini görmekteydiler.Bitlis'te  kış ayları geride kalmış,baharla birlikte kentteki ticari yaşam canlanmış,sosyal yaşam ise bir o kadar hareketlenmişti.Ezelden beri süregelen sıcak,samimi insan ilişkileri bu dönemde  dingin,mutlu hayatın da yansıması olarak yeni yeni maceralar, keyif dolu anlar yaratmaya başlamıştı.İşte o keyifli günlerin önemli aktörlerinden ''Nezir Gencer'', etrafında topladığı önemli bir hayran kitlesi,sevgi,neşe paylaşımcıları ile birlikte Bitlis'in o döneminin espri,mizah,neşe kaynağı olarak ''taçsız kral''ı konumunu korumaktaydı. Onun her hareketi,davranışı,konuşması izleniyor,beraberinde müthiş bir taraftar grubu da haliyle kendiliğinden oluşuyor ve sayısı da hızla artıyordu...

1-)   Askerden 3 ay evvel dönmüş olan ağabeyimiz  kardeşleriyle beraber  açtığı yeni dükkanında ticarete kaldığı yerden devam etmekteydi.Isınan havalarla birlikte  Pazar günleri kafa dengi ve henkıfı olan  kendi gibi ''iştahlı'' 5-6 arkadaşıyla birlikte yakın mesire yerlerine (Keğmiyan,Arap köprüsü ,Acısu,Altınkalbur vs.) artık pikniğe gitmeye de başlamışlardı.Bitlis'te  her dönemde özellikle '' henkıf '' diye tanımlanan aynı yaş yada yakın yaştaki arkadaş birlikteliği daha geçerliydi. Küçüğün büyüğüne yapabileceği olası ağır şaka türü davranışlar toplum nazarında edep dışı ve ayıp sayılırdı.

Yeni yetişmekte olan Nail amcam,çok merak ettiği Nezir ağabeyin bu yeme içme ,espri ve kahkaha üretme anlarına yakın olma ve olabildiğince nasiplenme arzusunu uzun zamandan beri duymaktaydı.Nezir ağabeye başvuruları aralarındaki yaş farkı ve bilinmiyen başka nedenlerle hep reddedilir.Amcam buna rağmen katiyyen yılmaz,büyük ağabeyinden gerekli izni koparıp,Nezir ağabeyin de onayı ile gruba katılmayı bu kez başarır...
        Kafilemiz Cumartesi'den gerekli erzakları çarşıdan temin ederler.Aldıkları da hilafsız  2 manga (20 kişilik) askere yetecek miktardadır.Sabahleyin erkenden buluşup,neşe içinde yürüyerek 1 saatte ''Mutki'' yolu üzerindeki pırıl pırıl ''Altunkalbur'' suyunun da akarak karıştığı ''Keğmiyan''daki  dere kavşağına intikal ederler.Süratle mangallar yakılır,kahvaltı edilir,sırasıyla etler,sebzeler pişirilir ve sonrasında büyükçe bir sofra hazırlanır.Amcam bu ikinci sofranın azameti karşısında adeta küçük dilini yutmak üzeredir.Yemekler yenilir,çaylar içilir ve keyif sigaraları da tüttürülür. Sohbetler ederek,

şakalaşarak, eğlenerek günü geçiren kafilemiz akşam üstü hava kararmadan önce dönüş yoluna  doğru koyulur.Keyifli geçen günün ardından ertesi sabah Nezir ağabeyin dükkanının önünde Bitlis çarşısı Nafiz Zülfikar'ın gürleyen sesiyle adeta sarsılmaktadır...
       - Nezıro, her canından görmiyesen, nettız, ne yaptız menım kardeşıme.?

       - Noldi, Nafiz abe Naile.?

       -Oğlan hesteledi, sabaha kadar yatmemiş, ne yidırıp içırdız one,Fevzi (rahmetli babam) hestehaneye apardi,mende yanıne giderem bilmiş ol ki sendan dağvacıyoh...

       - Nafiz abe Allah kardeşan acil şifa versın , bız bu sebeptan kardeşın götırmah ıstemedoh, bıze uyemezsın, başan bi iş gelır diyede epey sıledoh ama dinnetemedoh, bu one bi ders olsın de teyi bize  yahleşmesın, hem kardeşinın tohumune de pare vermedohki...diyerek konuyu kapatır... 

         Bu yaşanan eski olayın üzerinden geçen yaklaşık 55 yıl sonrası, 2004 Ağustos'unun ilk haftası idi. 3 uçak dolusu Bitlis sevdalısı olarak bizler ''Betav''ın öncülüğünde doğdumuz topraklarda buluştuk.Kafilemizde Bitlis'i çeşitli nedenlerle 30-35 yıl geçmesine rağmen göremeyen bazı yakın akrabalarım,büyüklerim,arkadaşlarım ve en önemlisi güzel insan ''Hacı Nezir Gencer'' ağabey de vardı.Seyahat boyunca bir ''sevgi arsızı'' olarak ona yapıştım,yolculuğumuz bitene kadar da birbirimizden hiç ayrılmadık...

         Ona olan sevgimi,hayranlığımı tarife sığdırmak mümkün değildi.Grup halinde Bitlis çarşısında dolaştığımız gibi,onunla bir kaş göz işaretiyle anlaşarak zaman zaman değişik yönlere doğru kayan ikili yolculuklarımız başlıyordu.Kolkola girerek yokuşları tırmanıp,dere ve tepeleri geçip rahmete kavuşmuş atalarımızın,dedelerimizin ,ninelerimizin ve genç yaşta kaybettiği bazı arkadaşlarının mezarlarını da birlikte arayarak, sorarak buluyor,dualarımızı,niyazlarımızı da bu arada eda ediyorduk.Bazen derin derin iç geçiriyor,varsa aklında o kişilerle ilgili kısa anektodları hemen oracıkta anlatıyor ,kimi zaman hüzün, bazen de neşeyle başka anılarına doğru yol alıyorduk. Kısacası bu seyahatte baba dostu bu ''müthiş adam''ı daha bir yakından birebir tanıma şansına da sahip olmuş ve çok mutlu olmuştum...
         1 yıl evvel geçirdiği önemli ''by-pass'' operasyonu nedeniyle doktorları mümkünse bu seyahati ertelemesini istemişler, hatta çok katı diyet listesini de önüne koymuşlardı.Gençliğindeki ''yemek yeme iştahı'' ilerleyen yaşı itibariyle azalmakla beraber, sevenlerinin bu yeni durumu nedeniyle haklı ikazları da hiç eksik olmuyordu.Bunlardan artık çok sıkılmıştı,meşhur ''Bitlis Büryan''ını yiyenleri ancak seyretmekle yetiniyor,diyetine aynen uyuyor,ancak

ara sıra bizim etli pide soframızdan  kopardığı birkaç tikeyle kendini bir yandan da avutuyordu.(Bazı muzip arkadaşları onun gizli gizli fazlaca et tükettiği dedikodusunu etrafa yaymışlardı,ama o bunları içtenlikle yalanlıyordu...)

         Kendisine Nail amcamla yaşadığı, sonu kötü biten ''tarihi pikniği''' hatırlattığımda sevimli, kendine has gevrek gülüşüyle ve buna çok benzer anıları da farklı yorumlarla bir kez daha büyük bir  lezzetle anlatıyordu.Bu hasta haliyle bile çok komik olayları gayet ciddi bir edayla, bir mizah sanatçısı duruşu ve tavrıyla,mimik ve jestleriyle, işin en önemlisi hiç gülmeden naklediyor ve kafilemizi de gülmekten adeta yerden yere serip perişan ediyordu..

        Kader bana Nail amcamın intikamını ondan almak için büyük bir fırsat doğurmuştu.Saat 15:00'deki Muş-İstanbul dönüş uçağına yetişebilmek için kafileye dahil olan hemen herkes Bitlis çarşısının dört bir yanından hepimizi Muş'a götürecek olan servis otobüslerinin beklediği Terminal'e doğru bavulları ve çantalarıyla hızla yaklaşmaktaydı.Ben ve 3 arkadaşım Kalealtı dükkanlarının üstündeki ''Asmalı Teras''ta birlikte yaptırdığımız pidelerimizi hızla yiyor, otobüsleri kaçırmamak için bir yandan da dikkatle ve göz ucuyla orayı da takip ederek son dakikalarımızı geçiriyorduk.Sevgili Besim Müftüoğlu'nun keskin ve tatlı sesi konuşmalarımızı bir anda kesmemize yol açtı.

..       - Arkadaşlar,tezleyın ve yidohlerınızi çabuh ütın ,yohse geç kalecoh...dedi,bu konuşma hızlanmamıza ve çabucak toparlanmamıza yardım etti.100 metrelik mesafeyi de Türkiye rekoruna yakın bir hızla aldığımızı da iyi hatırlıyorum.Kafile kalabalığına karışır karışmaz Nezir ağabeyin sorgu sualleri de bu arada ardarda başladı..Sen misin soran..,al bakalım cevaplarını...dedim , şimdi içimden...
       - Ula ''Sero'' orde dam'de cümbür cemaat ne yapedız?
       - Nezır abe ''Kasap Nafiz Mermut'' abenın bıze elleridan yaptırıp yolledoği etli pideleri yiyedoh,kurherem bızi gördın he?
       - Tabi gördım,nicedile...! (ağabeyimiz pidenin detaylarını sormaya başlamıştı bir kez...)
      -Şahanedi...dedim. Nezir ağabey etini, soğanını, salçasını, maydanoz yoğunluğunu, acısını vs, vs herşeyini birer birer sorduktan sonra sıra bendeydi..
       - Nezır abe biz 4 kişidoh,sağolsınner doymeyız diye 6 tene göndermiştile...(oysa gelen sadece 4 pideydi..)
       - Ee nettız peki?..

      - Nolecah... 2 tenesi artti ,garsonlere bırahtoh geldoh... dedim...Bu sözlerim Nezir ağabeyi mahvetmeye yetmişti...Morali bozulan ve perişan olan Nezir ağabeyin son cümlesi oldukça tirajikomikti...
       - Ah Sero, adem haber vermez,hazi mende yanızde oledım, man buni yapmiyecahtın...seni mahşerde bile affetmenem..

.           Bunları duyan kafiledeki bazı  arkadaşların gülmekten sıra sıra iskemleden düştüklerine gerçekten tanık oldum.İstanbul'a inene kadar kendisine gerçeği açıklamadık.İnince vedalaşmak için yanına gittiğim Nezır ağabeyimin kulağına eğilerek 55 yıl sonra da olsa '' ailemin intikamı böyle alınır'' diyerek, gülüşerek ve saygıyla elini öperek birbirimize veda ettik...

   2-)  Şu an itibariyle 80 yaşına merdiven dayamış olan '' Hacı Nezir Gencer '' ağabey esprili,ilginç, renkli kişiliğine, müthiş mizahi yeteneklerine ilave-

ten şu an az bilinen gençliğindeki yemek yeme iştahı ile ve buna bağlı iddialarla da eski dönemlerde epeyce ünlenmişti..

.        1950'li yıllar,Bitlis'te Ulucami karşısındaki dükkanında sabahın ilk dakikalarıdır,temizlik yapılmış,her yer düzenlenmiş,çay demlenmiş ve sobanın üstünde bir güzel tütüyor. Bu arada çırak elinde 1 sepet yumurta ve pidelerle içeri girer,aynı anda giriş kapısında Nail Zülfikar'ın da sesi duyulur...
      - Selamünaleyküm Nezir abe...

      - Aleykümselam Nail kardeş...

       Nezir ağabey gaz ocağının başında kızgın tavaya çırağın getirdiği yumurtaları birer birer kırıp pişirmeye başlar.Amcam kaşla göz arası kırılan yumurtaları bir bir saymıştır,tam 15 tane...Kenarda duran pidelerden bir parça koparıp tavaya yaklaşır. Bu esnada Nezir ağabeyin yalvaran sesiyle irkilir...
      - Nailo,Allah aşkıne meni saketleme...
      - Nezır abe,ikımızede yetecah yumurte var burede... deyip ikinci bir hamleyi dener,ancak Nezir ağabey bu kez oldukça öfkelidir...

      - Nailo pepigın (parmakların) çek,az bekle,men işimi görem, san de nasılse 1-2 tene kırerem... der...
        Nail amcam kahkahayı koyverir,zaten bu olayı yaşamak ,onu kızdırmak için oradadır ve grup arkadaşları tarafından görevlendirilmiştir.Bu kahvaltı mizanseninin yılda en az 30-40 kez ve 2. aktörü sürekli değiştirilerek sıkça tekrarlandığı herkesçe anlatılır...

    3-) Gene 1950'li yıllar,Nezir Gencer ve arkadaşları dükkanlarına mal almak için trenle Kurtalan'dan İstanbul'a doğru yola çıkarlar.Aralarına babası tarafından rica edilerek katılan 18 yaşlarında bir genç te bulunmaktadır.2 kompartman dolusu Bitlis çarşı esnafı neşeyle,

şarkılarla, türkülerle, oyunlarla yola devam ederler. Kayseri'de tren önemli bir arıza yapar ve yaklaşık 8 saatlik bir rötar oluşur. Trenden inip şehri gezerler,yerler,içerler,trene dönerken Nezir ağabey Kayseri çarşısında büyük bir tepsi baklavayı ( 7-8

kg.lık) ortaklaşa almayı teklif eder. Kafileye yeni katılan genç tüccar adayı çoktandır Nezir ağabeyi gözüne kestirmiştir. Şehirdeki ''Nezir Gencer Efsanesi''ni yok etme ve ünlü olma sevdasındadır. Fırsat şu an kendiliğinden doğmuştur.

Büyük bir cesaretle öne atılır...

- Nezır abe, bu peklavanın paresıni ortah verah,ama sendan yarışecoh...

- Nasıl istersen genç...deyip kabul eder ağabeyimiz...Zamana karşı yarışılacak,kaybeden tüm tepsinin parasını ödeyecektir. 5 dakika zaman tutulur.Nezir ağabey kendine has ifadeyle anlatmaya başlar:
        - Men bir hezz gettım , bir hezz geldım (yani tepsiyi bir uçtan bir uca gidip gelerek tam 2 sıra baklavayı yer.) Aynı zamanda vicdanlıdır,zira geridekilere kalmaz endişesiyle 4 dakika dolarken çatalı bırakır.İnsanların bir anda gözleri faltaşı gibi açılır,zira 20 büyük dilimi yemiş ve yutmuştur ağabeyimiz... Tekrar saat tutulur,genç titreyen elleriyle çatalı alır, hızlı hızlı işe koyulur ve 5 dakikada ancak 12 dilim yiyebilir...

- Afferin yigen,iyi yarıştın,ilk defa biri man bu kader yahleşti... diyerek yenilen genci teselli ederek sportmenlik dersi vermeyi de ihmal etmez '' Nezir Gencer '' ağabeyimiz...Ancak kafile Ankara'ya doğru geceyarısı trende fenalaşan bu genci yanına 2 refakatçı da vererek hastahaneye gönderirler. Hasta genç doktorların müdahaleleriyle kurtarılır,ama hayatının en önemli dersini de fazlasıyla almıştır...

4-)  1 Haziran 2008'de kaybettiğim rahmetli babam H.Fevzi Zülfikar 1982 yılının son baharında Kocamustafapaşa'daki mağazasını devrederek son ticari faaliyetini de sonlandırma kararı almıştı.Devredeceği yeni firmadan 3-4 ay izin isteyerek,gerekli son satışları ve tasfiyeyi de sağlıklı yapmak istiyordu.İşte bu hoş,ilginç,komik anılar bu dönemde oldukça yoğun yaşandı bu mekanda.Ayrıca bir yandan da mağazamızdaki son malların satışının zararına da olsa hızlandırılarak yapılması gerekiyordu, üstelik satışlar iyi gitmezse kalan bu son ürünler yok pahasına  partici veya pazarcılara verilecekti.Babamın bütün korkusu da  bu idi.Nezir ağabey bu dönem için,babama olan sevgi ve saygısı gereğince yardıma koşmuştu.Hergün dükkanda idi,birbirlerine yaptıkları müthiş şakaları,zeka yüklü esprilerle dolu dialogları başımızı adeta döndürmekteydi.Günler sonra yeni bir anlaşmaya vararak bu bila ücret çalışmanın mükafatı olarak Cumartesileri etli pide yapma ve yeme saati olarak belirlediler.Bu Nezir ağabeyin arayıpta bulamadığı ve çok ''arzuladığı'' bir durumdu,üstelik Hacı'dan bu izni koparmak da az iş değildi.

.Babam bu dönem de bazen  indirimdeki ürünlerin müşteriler tarafından tekraren  pazarlık edilmesinden dolayı onlara çok bozuluyor ve aksilik ediyordu.Babamın  namaza durduğu bir anı yakalayan Nezir ağabey, içeriye girmekte olan ve o gün 2-3 kez gelipte beğendiği etek döpiyesi kendi istediği fiata bir türlü alamayan hanıma  adeta fısıltıyla şöyle sesleniyordu:
        - Bacım pareyi çabuh çıhat ,ege Heci Fevzi namazi selamledise burdan eli boş gidersen ona göre ha ... kıs kıs gülmüştük ayrıca durum anlaşılmasın diye...Bir ara babamın da olduğu bir anda çok ucuza verdiği bir kazak için babam ona takılarak serzenişte bulunmuştu,ama Nezir ağabey bu,lafın altında hiç kalırmı:

- Heci allahaşkıne işimize karışme , hem o geçen senenin mali do,men bılerem,bırah te her görsün garibanlar...diyerek kestirip atar...Cumartesi günkü etli pide grubunun daimi kadrosu bu arada oluşmuştu.Babam,Nezir ağabey,Hacı Veysi Yıldırım,Nail Zülfikar,Hacı Cemil Sürmeli olmak üzere 5 kişiydiler.Yedek olarak rahmetli Celal Kakı , ben ve Remzi ağabey de  listeye dahil olduk. Anlaşmaya göre yarım kg. kıyma alınıyor 6 tane pide hazırlatılıyordu.  Nezir ağabey marifetiyle  tüm bu işler tezgahlanıyordu....Yapılan şifahi anlaşma gereği yaptırılan ve  sahibi oluşturulmayan bu son 6.pidenin yarısı eğer o anda misafir gelmezse Nezir ağabeye veriliyor,diğer yarısı da doymayanlar arasında paylaştırılıyordu. Nezir ağabeyin tüm korkusu yemeğe yeni ortaklar (yani  yeni misafirler ) gelmesiydi. Ama korktuğu başına gelecekti,zira bu pide muhabbeti ünlenip, çevrede duyulmaya başlayınca,olayı merak edipte gelen bir kaç kişi tüm dengeleri bozar... Nezir ağabey bu gelenlere isyan bayrağını açar

 ve sözünü de hiç sakınmaz.

        -Kardeşim bıze haber verın, bızi saketlemeyin, işimizide bozmeyın...der. Özellikle dükkana sıklıkla gelmeye başlayan Remzi ağabeye daha da çok kızar....
          Sonuçta ortamı ve bu muhabbeti çok seven ağabeyim daimi kadroya masrafları kendisine ait olmak üzere kabul edilir.Çünkü babam yarım kg. kıymanın dışına çıkmayacağını Nezir ağabeye adeta deklare etmiştir.Günlerden bir gün Nezir ağabey ile ağabeyim arasında şu ünlü ve ilginç konuşmalar geçer:
        - Nezır abe bu kıymeli pideye soğan,salçe,biber,mahdanoz koyah, hatta yumurte bile kırebiliriz,güzel olo,bele birez yavan dego?...

        - Remzi,sen hefteye gelme kardeşım teyi bureye...
        - Niye Nezır abe san bi kusur mu ettoh?...                                             
        - Hayır etmedın,men de iyi bılerem hoş olur. Mahdanoz,soğan,salçe,biber,yumurte deyip ege işi büyütırsen bu herıf (Babam) bızım işımızi bozer,inadıni de bi Bitlis bi de men çoh iyi bılerem,sesın kes otur oturdoğın yerde... diyerek ağabeyimi bir güzel kalaylar...
          O gün hepimizi gene bir gülme krizine sokmayı başarmıştı,güzel adam ''Hacı Nezir Gencer''

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
Türkiye'nin baş kenti hangi şehirdir? 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com