|
XXVIII
LOZAN ANTLAŞMASI
24 Temmuz 1923
Mudanya Mütarekesi görüşmelerinde verilen karar doğrultusunda, Lozan’da Türk heyeti ile İngiltere, Fransa, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya temsilcilerinin bir araya geldiği bir barış konferansı toplandı. Bu ülkeler dışında, Boğazlar meselesi görüşülürken Sovyet Rusya ve Gürcistan; Ege Denizi üzerinde konuşulurken Bulgaristan katılacak, Amerika Birleşik Devletleri de gözlemci statüsünde konferansta bulunacaktı.
Açılış oturumu 20 Kasım 1922 günü yapılan barış görüşmelerinde İsmet Paşa’nın taleplerinden vazgeçmemesi İtilaf Devletleri temsilcilerinin kısa zamanda bir barış antlaşması imzalanabileceği yönündeki beklentilerine uygun düşmeyince, 21 Kasım 1922 günü başlayan görüşmeler 4 Şubat 1923’te kesintiye uğradı; ardından 23 Nisan 1923’de tekrar başlayan görüşmeler barış antlaşmasının 24 Temmuz 1923’te imzalanmasıyla son buldu.
Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye-Suriye sınırı, Fransızlarla imzalanan Ankara Antlaşması’na göre kabul ediliyor, Musul üzerinde antlaşma sağlanamadığı için Irak sınırı İngiltere ve Türk Hükümeti’nin kendi aralarında görüşüp anlaşmalarına bırakılıyor; Türk-Yunan sınırı Mudanya Ateşkes Antlaşması’nda belirlenen şekliyle kabul ediliyordu. Meriç Nehri’nin batısındaki Karaağaç istasyonu ve Bosnaköy, Yunanistan’ın Batı Anadolu’da yaptığı tahribata karşılık alınacak savaş tazminatına karşılık elde ediliyor, Gökçeada ile Bozcaada Türkiye’de, diğer Ege adaları Yunanistan’da kalıyordu. Kapitülasyonlar tamamen kaldırılıyor, Batı Trakya’daki Türklerle İstanbul’daki Rumlar dışında Anadolu ve Doğu Trakya’daki Rumlar ve Yunanistan’daki Türklerin mübadele edilmesine karar veriliyordu. Osmanlı borçları, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılan devletlere bölüştürülüyordu. Askeri olmayan gemi ve uçaklar barış zamanında boğazlardan geçebilecek, geçişi sağlamak amacıyla uluslar arası bir kurul oluşturulacak ve bu düzenlemeler Milletler Cemiyeti’nin güvencesi altında sürdürülecekti.
Lozan Antlaşması Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu hazırlayan Sevr Antlaşması’nın yerine, Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıcının temellerini kuvvetlendiriyordu.
HALK FIRKASI’NIN KURULUŞU
9 Eylül 1923
Milli Mücadele’nin başarıyla sonuçlan- masına karşın Meclisin içinde ve dışında değişik gruplar arasında tartışmalar ve muhalefet eğilimler gözleniyordu. Mustafa Kemal Paşa ise yeni bir partinin kurulmasına karar vermişti.
Bu doğrultuda 1 Nisan 1923 tarihinde seçimlerin yenilenmesine dair Meclis’e sunulan 120 imzalı önerge aynı gün oybirliğiyle kabul edildi. Meclis’in seçimlerin yenilenmesi yolunda karar alınmasından sonra harekete geçen Mustafa Kemal Paşa bir yandan seçim beyannamesi yayınlayıp, diğer yandan da bütün Anadolu ve Rumeli ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Teşkilatlarına bir genelge göndererek seçimlere hazırlanmasını istedi.
Seçim kararının alınmasından sonra, 8 Nisan 1923’te Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi sıfatıyla, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu’na Halk Fırkası’na dönüştürüleceğini açıklayan “9 Umde” bildirisi yayınlandı. İkinci Grubun aday göstermeyerek seçimlere katılmadığı 1923 seçimlerini ülkenin birçok yerinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin üyeleri kazandı.
Mustafa Kemal Paşa, 7 Ağustos’ta partiye mensup milletvekilleriyle “Halk Fırkası” adı altında bir toplantı yaptı. 9 Eylül’e kadar devam eden toplantıların sonucunda fırka tüzüğü kabul edilerek, fırka reisliği ve idare heyeti seçimleri yapıldı. Mustafa Kemal Paşa Halk Fırkası’nın ilk reisliğine, Kütahya Milletvekili Recep (Peker) Bey “Katib-i Umumiliğe” (Genel Sekreter) seçildi. 9 Eylül’de Halk Fırkası resmen kurulmakla birlikte işlerlik kazanmıştı.Partinin resmen kuruluşu ise 20 Kasım günü İçişleri Bakanlığı’na yapılan müracaatla oldu. Yine bu tarihte Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine gönderilen bir tamimle Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin partiye dönüştüğü ve bütün cemiyetlerin partiye intisap ettiği belirtildi.