|
ÖZGÜRLÜĞÜN SORUMSUZLUĞU
Fehmi HASPOLAT-Hukukçu-Yazar
Germedikçe , çok zorunlu durumlar haricinde “Uluslararası münasebetin gereği” diyerek bu işlere fazla gönül bağlamayla her sözleşmeye dahil olmamalıyız..Ancak uluslararası münasebetin çok gerekli kıldığı hallerde katılmak istediğimiz Milletlerarası sözleşmelere dahil olurken milli yararımız ön plânda tutulmalı ve gerektiğinde çekince, cayma ,sözleşmeyi yeniden gözden geçirme hakkımızı koymalıyız. Bunların çoğunda yarar değil, tek taraflı yükümlülükler altına girmişiz, girmekteyiz. Nitekim NATO’da ,Gümrük Birliği’ AİHM’nin yetkisinin tanınmasında olduğu gibi bazı durularda elimiz kolumuz bağlanmıştır. Kıbrıs çıkarmasında ABD Başkanı Lydon Johnson’un, İnönü’ye NATO’yu gerekçe göstererek engel olduğu tarihi mektup zihinlerde yaşamaktadır.Hatta bu konuda ABD’nin Dışişleri eski Bakanı ve emperyal stratejist Henry Kissinger’in : “Hiçbir müttefikin menfaatleri ABD’nin menfaatlerinden önce gelmez”,diyen ifadesi karşısında öyle zannedildiği gibi dahil olduğumuz her uluslararası sözleşmelerin, beklentileri mutlaka karşılayacağına inanmamalıdır.Kissinger’in söyleminden hareketle uluslararası münasebetlerde, anlaşmalarda öyle zannedildiği gibi karşılıklı menfaatler hakim değildir. Çünkü uluslar arası ilişkilerde hak ve adaletin, dostluğun yeri yoktur.Bu dünyanın siyasi konjonktüründe bilinen bir gerçektir.Hak güçlünündür. Kendimiz milli ve bağımsız stratejik milli kalkınma ve dış politika projeleri yaratmadıkça fazla bir beklenti içinde olamayız.BM.NATO ve AB gibi uluslar arası kuruluşların liderleri ABD,AB bu kuruluşları kendi tek yönlü çıkarları yönünde çalıştıracaklarından uluslar arası hukuktan da bahsedemeyeceğiz. . Zaten bunlar emperyalist güçlerin güdümündedir. Bu nedenle giderek uluslararası giderek milli egemenliğin tezahürü olan iç hukukumuza üstünlüğünü terk etmesine izin vermemeliyiz. AB uyum süreci ile de nerede ise tamamen Uluslararası hukuku geçerli kılacak hukuk müktesebatının alınması iç hukukun tasfiye edecektir. Bu hukuk,milli bünyemize uymaz.Bütün bunları söylerken şer’i bir hukuk özlemi içinde olmadığımızı da buruda vurgulamak gerekiyor.
Batı’nın emperyal zihniyetinin acı gerçeklerini dünya artık görmektedir. Onların bir çok konuda olduğu gibi hukuka da ne derecede saygılı oldukları günümüzün emperyal acımasızlığında ve insan hakları ihlâllerinde gün ışığına çıkmıştır.Tabir caizse “Takke düşmüş, kel görünmüştür.” Güneş artık balçıkla sıvanmamaktadır..Kendi hukukunu uluslararası hukukun üstünde gören bu emperyal gücün, “Kopenhag Kriterleri” gibi AB müzakere sürecinde milli bünyemize empoze ettirmeye çalıştığı hukukun, Devletimizin bekasını, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, yurttaşlarımızın hak ve hürriyetlerini, milli egemenliği ortadan kaldıracaktır.Milli egemenliğin iradesi ile değil, emperyalist güçlerin iradesi ile kabul edilmiş kanunlar, milli egemenliğin inkârı olacaktır.Cumhuriyetimizin kuruluşundaki felsefe ve Atatürk ilkeleri,milli egemenliğin sahibinin milli irade tamamen tasfiye edilmiş olacaktır.Bu durumda artıkmilli egemenlikten bahsedilemeyecektir.Türkiye, “Milli devletlerin modası geçmiştir Atatürkçü düşünce artık çağın gerisinde kalmıştır.”, diyen sapık, satılmış, emperyalist muhiplerin benimsemedikleri ilkeleri de yanına alarak Hıristiyan dünyasında ve onun bize bakış felsefesinde, erimiş; bir bağımlı ülke konumuna getirilecektir.
Biz, elbet de uluslararası camianın şerefli bir üyesiyiz. Ama bu söyleme uymayan emperyalist güçlerin, milli egemenliğe yönelik kendilerinin uymadığı bir hukuka milli hukukumuz karşında üstünlük tanımak, dünyadaki siyasi dengeleri ve emperyalist stratejilerin projelerini göz ardı etmek olacaktır. Özgürlüğün saygısız sorumsuzluğuna hizmet edecek bir hukuk uygulamasından vazgeçilmesi ,Cumhuriyet’i yaşatmada en büyük hizmet olacaktır. Zira hiçbir hürriyet, insanın “Sosyal Sözleşme” ile katıldığı varlığını,güvenliğini, esenliğini korumak için bünyesinde yaşadığı devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü sağlayan Cumhuriyet’in ve kamunun temel yararlarından üstün ve korunmaya lâyık görülemez. Bireyin devletine, milletine karşı olan sorumluluğunu ortadan kaldıracak bir sorumsuz hak ve özgürlük anlayışı hukukun temel evrensel ilkeleri ile bağdaşmaz. Sorumsuzluğun sınırsız hak ve hürriyetleri, ancak J.J.Rousseau’nun da belirttiği gibi bireyin kurtlara ve ayılara yediremeyecek güçte yaşayabilirse kendi yalnızlığındaki tabiat yaşamında bulunabilir…
(1):De 1’Esprit lois XI,2
(2):Anayasa Mahkemesinin 29.01.1964 tarih ,1963/64 Esas,1964/9 karar sayılı İçtihadı.
BİTTİ…