|
Fehmi HASPOLAT geçen sayıdan devam
İzmir’in kurtarılışı kolay olmamıştır. Büyük Taarruz cephede kan ve ateş çemberi içinde cereyan ederken, Büyük Millet Meclisi daimi toplantı halindeydi. Cepheden gelecek sevinçli haberlerle vatan sevgisi ile dolu gönüller çarpıyordu. Ancak ne var ki Kurtuluş mücadelesinin başladığı günlerden beri zafere olan inançta cılız ve çatlak sesle çıkıyordu. Ordumuz Afyokarahisar’dan İzmir’e sel gibi akarken, Millet Meclisi’nde muhalifler taarruz halinde yüzde 25 zafer ihtimali göremiyorlardı.Himayeyi hâlâ ABD,İngiliz,Fransız Mandacığında arayan gönüller de vardı.
Kurtuluş Savaşı’nda Türk istihbarat timlerinin “limon suyu” ile yazdığı mektuplar, vatanın kolay kurtarılmadığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Kurtuluş Savaşı’nı sona erdiren Büyük Taarruz emrinin verildiği Afyonkarahisar’daki Türk istihbarat timleri, “limon suyu” ile yazılmış mektuplarla haberleşirler. Sinanpaşa ilçesi ve çevre köylerindeki düşman askerlerinin edindiği bilgileri Sandıklı’daki Fahrettin Altay Paşa’ya ulaştıran Haydar Ağa istihbarat görevlilerinden biriydi.
Haydar Ağa, toplanan istihbarat bilgilerini limon suyu ile kağıt üzerine yazarak, mektubun düşman askerlerinin eline geçmesi durumunda boş sanılarak dikkati çekmemesini sağlar. Beyaz kağıt üzerine limon suyu ile yazılan bilgiler ateşe tutulduğunda görülür hale geliyor. Limon suyu ile yazılan mektuplar, ekmekler içinde saklanarak ulaştırılırken, okunduktan sonra ateşe atılarak imha ediliyordu. (9)
İzmir yollarında askerlerimiz ve komutanları o günün güç olanaklarıyla yürümüşlerdi. Bu konuda çeşitli öyküler ve anılar dile getirilmiştir. Bunlardan birini büyük asker ve komutan Mareşal Fevzi Çakmak’ın 30 Ağustos Zaferi’ne ve İzmir’in kurtuluşuna ait hatıralarından üzüm çuvalları arasında yolculuk yaptığını öğreniyoruz. (10)
Rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak, Atatürk’ün derin itimat ve muhabbetini kazanmış büyük bir askerdi. Milli Mücadele boyunca Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisliğine (Genelkurmay Başkanlığı) ilaveten Heyeti Vekile Reisliği (Başvekillik) de yaptı. Yani ordunun başında bulunduğu kadar, memleketin idari mesuliyetini alan heyete de başkanlık etti. Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan Mustafa Kemal’in iyi, vefalı ve bilgili bir yardımcısı oldu. Gazi, Büyük Zafer’in kazanılışında onun rolünü şöyle anlatır:
“...Taarruz öteden beri Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Paşa Hazretlerinin pek derin ilme ve vukufa ve pek derin feyz ve tecrübeye müsteniden (dayanan) ihzar ettiği plan dahilinde vuku bulacaktı. Bu plan dahilinde hazırlık emri verildi...”diyerek övgüde bulunmuştur.
Bir yabancı yazar, Mareşal Çakmak’ı (Büyük Mehmetçik) diye tavsif(nitelendirmişti) etmişti. Bu niteleme Türk askerinin kahramanlığı ile Mareşal’in şanlı şahsiyetini birleştiren güzel bir buluştu. Şimdi Mareşal Fevzi Çakmak’la yapılmış bir röportajı okuyalım:
“Şimdi, 1947 Eylül’ünün yedinci günündeyim. Ödemiş dağlarının 1400 rakımlısına, yeşil bir leylek yuvası gibi sığınmış Gölcük köyündeyiz. Yanımda vaktiyle düşmanın sahicisine ilk silahı atanlardan Alim Efe, karşımda ise bize zor şartlar altında yaşadığımız, imkansız günlerinde erişilmez bir rüya kazandırmış olan sayılı adamlardan birisi: Mareşal Fevzi Çakmak var...
Onun, ne dış düşmanların, ne de yılların asil olgun ve içten güzelliğini yıpratamadıkları ak yeleli çehresine bakarak gülümsüyorum:
- Sizi düşünüyorum Mareşalim... Sizi ve nankörler tarafından unutulan zaferinizin, vaktiyle bizi nelerden kurtardığını.
Mareşal, yaşaran gözlerime babacan bir gülümseyişle bakıyor:
-İzmirli... Hislerine kapılma. O Zafer benim, şunun, bunun değil bizimdir. Biz onu nasıl olsa kazanacaktık... Zira bu milletin uzun müddet uşaklarının kölesi olarak yaşayamayacağı muhakkaktı. Bizler, İstiklalimize yapılan taarruzun def’ini olsa olsa biraz hızlandırabilmiş, kolaylaştırabilmiş sayılabiliriz.”
Sonra ciddileşerek ilave ediyor:
-Fakat ne dersiniz. O sırada siz İzmir’de bizi beklerken, biz Anadolu’da sade düşmanlarımızla değil aynı zamanda en yakın kavga arkadaşlarımızın -hemen hemen düşman silahları kadar tehlikeli olan- dalaletleriyle de mücadele ediyorduk. Sorduğunuz suale cevap vermek, yani İzmir’e nasıl girdiğimizi anlatmak için 9 Eylüle takaddüm eden(öncesine gelen) günlerin olaylarını da hatırlatmam zaruridir. Zira İzmir’in istiklâl kavgamızda bir bakımdan başka vilayetlerimizinkine hiç benzemeyen bir hususiyeti vardır. Faraza, şahsen bana sorarsanız, ben bu hususiyeti hülasa edebilmek için derim ki: Bizim İstiklal Harbimiz, fiilen İzmir’de başlamış ve fiilen İzmir’de sona ermiştir. Şimdi sırası geldiği için açıklamaya mecburum ki, biz hedefi İzmir olacak bir kat’i ve büyük taarruzu tasarlarken, karşımıza düşman ordusundan evvel, Millet Meclisi’ni pasif diplomatları dikildi.”dedi.(11)
İzmir’in kurtarılışı vatanseverlerde sevinç yaşatır ve övgüler yaratırken,yabancı muhibbi (sevdalısı)çevrelerde infial yaratmıştı.