|
BİTLİS DEFTERDARI’NIN HANIMI
Düşman tutmuştu tepeleri, düşmanın topu vardı. Antepliler düz ovada sıkışmışlardı. Düşman şarapnel döküyordu, toprağı kökünden söküyordu.
Akan Antep’in kanıydı, Anadolu’nun kanıydı, bizim kanımızdı. Ateşi ve ihaneti gördük, kan döktük dayandık. Dayandık her yanda dayandık. İzmir’de, Aydın’da, Adana’da dayandık. Urfa’da Maraş’ta, Van’da, Bitlis’te, Ahlat’ta dayandık
Kılavuz Hatice, Kara Fatma, Şerife Bacı, Asker Saime Hanım, Tayyar Rahmiye, Gördesli Makbule, Ayşe Hanım, Halime Çavuş, Satı Çırpan, Halide Onbaşı, Nezahat Onbaşı, Emir Ayşe, Adile Onbaşı, Yirik Fatma, Nazife Kadın, Naciye Hanım, Faika Hakkı, Sultan Hanım, Domaniçli Habibe, Süreyya Sülün Hanım ve daha nice adsız kahraman kadınlarımız.
Bu kadın kahramanlarımız arasında bir de Bitlisli var. Bitlis Defterdarının Hanımı.
Maraş’ta düşmana karşı verilen mücadelede en fazla yararlılık gösterenlerin arasında Bitlis Defterdarının Hanımı da bulunmaktadır. Fransızlar ile savaş 21 Ocak 1920’de başlamış, 12 Şubat’ta Fransızların geri çekilmesiyle sona ermişti. İşgale karşı verilen mücadelede Kayabaşı mahallesinde 8 düşmanı öldüren kahraman kadınımız daha sonra erkek elbisesi giyerek milis kuvvetlerine katılmıştır.
Bakınız büyük şairimiz Nazım Hikmet bu kahraman kadınlarımız için ne diyor:
KADINLARIMIZ
Ayın altında kağnılar gidiyordu,
Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon’a doğru
Toprak öyle bitip tükenmez,
dağlar öyle uzakta
sanki gidenler hiçbir zaman, hiçbir menzile,
erişemeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle
ve onlar
ayın altında dönen iki tekerlekti.
Ayın altında öküzler başka ve çok küçük bir
dünyadan gelmişler gibi ufacık,
kısacıktılar ve pırıltılar vardı hasta,
kırık boynuzlarında
ve ayakların altından akan
toprak
toprak
ve
topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak ve kağnılarda tahta
yataklarında koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
ve kadınlar
birbirinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz.
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara
kaçırıp uğrunda hapis yattığımız ve ekinde,
tütünde, odunda ve pazardaki ve karasabana
koşulan ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim
olan
kadınlar
bizim kadınlarımız.
Şimdi ayın altında kağnıların ve hartuçların
peşinde harman yerine
kehribar başaklı sap çeker gibi aynı yürek
ferahlığı, aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
ve ayın altında kağnılar yürüyordu
Akşehir üstünden Ayfon’a doğru.