|
Bu ilginç soruyu kendimize sorup, yanıtı üzerinde ciddi bir biçimde biraz kafa yormalıyız. İlk bakışta elbette her birey kendisini iyi tanıdığını söyleyecektir. Oysa insanların güncel olaylar karısındaki yaklaşım tarzlarına baktığımızda, değişik ve farklı tavırlar ile karşılaşmaktayız. Bir bilim insanı: “insanlar çözebilecekleri soruları dert ederler” diye bir yaklaşımda bulunmuş. Bu açıdan baktığımızda, insanların sorun çözmede değişik tavırlar sergilediklerini görmekteyiz. Örneğin, bazı insanlar karşılaştıkları her türlü sorunu çözmek için büyük mücadeleler içerisine girerler. Kimileri ise, değil sorun çözmek, bizzat sorun yaratmak için büyük çaba harcarlar. Kimileri de, ne sorun çözmek ne de sorun yaratmak için kıllarını bile kıpırdatmazlar. Bunlar, sanki sadece hayatı seyretmek için gelmişlerdir.
İlk sıradaki insanlar, yaşamın tüm zorluklarını yaşarlar. Zor ama dolu dolu ve anlamlı bir yaşam sürerler. Çoğunlukla da olumlu işler ve pozitif gelişmelere imza atarlar.
İkinci sıradaki insanlar ise kendilerini başkalarına taşıttıkları için sanki keyifli bir hayat sürüyorlarmış gibi görünürler. Başkalarının başarılarını kendi başarıları gibi göstermekten haz duyarlar. Ancak hep negatif enerji ürettikleri için insanlar onlardan kaçar, onlara rastladıklarında adeta yollarını değiştirirler. Bu kategorideki insanlar dikkat çekerler. Çünkü kendilerini başarılı imiş gibi gösterirler.
Son sıradaki insanlara gelince, varlıklarının adeta farkında değilsiniz, olsalar da olur olmasa da gibi bir duygu verirler insana. Kimi zaman gözlerinin önündeki gerçekleri bile görmekten aciz kalırlar. Gördüklerini, bildiklerini zannettiğiniz en basit gerçeklerden bile haberdar olmadıklarını görünce şaşırıp kalırsınız. Hiçbir sorumluluğun altına girmez, hiçbir olumlu aktiviteye katkıda bulunmazlar. Dünya yansa umurlarında değildir, sadece rahatlarını düşünür, keyiflerine bakarlar.
Daha somut önek vermek gerekirse, şöyle bir örnek verebiliriz. Örneğin bir kaza anında, yaralılar yerlere serpilmiş yatıyor, insanlar etrafa üşüşmüş olayı seyrediyorlar. Arada bir kaçı ortalığı velveleye verir, ambulans nerde kaldı, insanlar göz göre göre ölüyor diye feryat ederler. Bir iki kişi de soğukkanlı bir biçimde yaralılara ellerinden gelen ilkyardımı yapma çabası içerisinde olurlar.
Ülkemizde birinci sırada niteliklerini belirlediğimiz tipte insan yetiştirilemediği gözlenmektedir. Küçükten başlayarak üniversite eğitimi alıncaya kadar “sorun çözme” konusunda herhangi bir ipucu verilmediği görülmektedir. Tam tersi, yaygara koparmanın dayanılmaz cazibesi ile “bana dokumayan yılan bin yaşasın” yaklaşımı ile “sorumluk duygusu taşıyan vatandaş” olmaktan uzak yetişiyoruz.
Çok az insan tanrının bahşettiği erdem ile sorun çözücü olarak hayata başlıyor.
İkinci ve üçüncü sıralamada yer alan insanlar ne kadar yaygaracı olurlarsa olsular eninde sonunda birinci sıradaki insanların hakkını teslim ederler. Bir süre sonra nasılsa onlar var, onlar düşünüyor, analiz yapıyor, çözüm üretiyor ve uyguluyorlar diye tüm meydanı onlara bırakabilirler.
Peki ama birinci sıradaki insanlar tüm yaşamları boyunca hep başkaları için mi yaşamak durumundadırlar. Tabii ki asla. Her şeyin bir haddi ve sınırı vardır. Sorun çözücüler ne zaman ki kullandıklarını fark ederler, o zaman işler değişir. Çünkü hiçbir akıllı insan kendisini başkalarına kullandırmaz. Elbet ki, yaşamı bedava kazanma alışkanlığı edinmiş insanlar ancak kendilerinden daha düşük kapasitedeki insanları kullanabilirler. Kimileri de bunu tereyağından kıl çeker gibi, fazla dikkat çekmeden yaparlar.
Kimileri ise kullanmak için yanlarında taşıdıkları insanların, kendilerini kullandıklarını fark edemezler. Burada karşılıklı çıkar söz konusudur. Çıkarlara dokunulmadığı sürece bu ilişki devam eder. Ne zaman ki çıkarlar çatışır işte o zaman kıyamet kopar, akıllı olan kazançlı çıkar.
Sonuç olarak, kimilerimiz yaşamın tüm evrelerinde sadece ve sadece olanı biteni seyrederiz, kimilerimiz sadece sorun yaratırız, kimilerimiz de dur durak bilmeksizin, ilgilendirsin ilgilendirmesin, ister bireysel ister toplumsal olsun sorun çözeriz.
Şöyle bir şey yapabilir miyiz? Bir gün yalnız başımıza kaldığımızda bir odada aynanın karşısına geçip kendi kendimize soralım. “Acaba ben bu üç kategoriden hangisine giriyorum?”
Unutmayalım ki bu soruya vereceğimiz doğru ve dürüst yanıtımız, yaşam kalitemizin daha yüksek bir standarda yükselmesini sağlayacaktır.