|
Cengiz ALPER-Araştırmacı Yazar
Öykü ilginç, yüzümüzde tebessüm uyandıracak belki de beklenmedik bir kahkahaya neden olabilecek güzellikte ve de gerçek bir öykü…
Tarihi eski, yıllar öncesi olmuş bir olay… Konya Valisi, yakın dostu Van Valisi’ne bir mektup yazıyor. Sevgili Dostum diye başladığı mektubunda önce hal hatır soruyor, selam ve sevgilerini yolluyor. O yıllarda ne cep telefonu, ne telsiz belki doğru düzgün telefon iletişimi bile yok… Her tür iletişim, mektuplarla veya özel kuryelerle yapılıyor…
Konya Valisi, mektubunu samimi ve candan ifadelerle sürdürüyor. Konya’dan anlatıyor, havadis veriyor, Van’ı soruyor, eş, dost ve müşterek ahbaplardan söz ederek biraz da havadan sudan konulara değinerek sonunda mektubu selam, kelam ve saygılarla bitiriyor.
Konya Valisi, bununla kalmıyor mektubunun sonunda arkadaşına küçük bir de not düşüyor, “değerli kardeşim, senden bir ricam var” diyor. Konya Valisi’nin hanımı kedilere meğer çok düşkün; eşine Van’dan bir çift kedi isteyelim demiş… Vali de, eşinin çok önemli bu isteğini bu vesile ile Van Valisi’ne iletip bir çift de Van kedisi isteyecek… Böylece mektubunu,“Sana zahmet olacak, bana oradan bir çift Van kedisi göndermeni istiyorum” diyerek bitiriyor..
Mektubun, Konya’dan Van’a kaç günde ulaştığını bilmiyoruz ama mektup bu, sonuçta ulaşıyor ve Van Valisi’nin makamında kendisine teslim ediliyor.
Tarih eski demiştik ya, günümüzden her halde çok önce, daha doğrusu yazışmaların eski Türkçe ile yapıldığı yıllar, yani mektup eski harflerle yazılmış bir mektup. Eskilerimiz hatırlayacaktır, tersinden yazılıp okunan, arap harflerine benzer bir yazı. Van Valisi, büyük bir memnuniyet ve zevkle mektubu okuyor ve hemen ardından emrindeki adamlarını çağırıp, arkadaşı Konya Valisi’nin isteğini kendilerine iletip “en kısa zamanda temin edilerek ve derhal Konya’ya gönderilecektir” diye emir veriyor.
Emir yerine getiriliyor. Vali, bu iş için bir de görevli tayin ediyor. Görevliye aynen şöyle diyor. “Bunlar sana emanet, yarın sabah ilk vasıta ile yola çıkacak, yollarda oyalanmadan en kısa zamanda Konya’ya ulaşmaya çalışacaksın. Vali hazretlerinin makamında veya malikanesinde (evinde) kendisine teslim edeceksin.” Yolculuk üç gün sonra son buluyor. Van Valisinin görevlendirdiği kişi, yanındaki siparişlerle birlikte sabahın ilk ışıkları sökerken Konya’ya ulaşıyor.Valinin evini soruyor, gösteriyorlar. Vakit kaybetmeden görevini yerine getirmek istiyor. Valini kapısını çaldığında henüz sabah ezanı okunmamış. İçerden bir bayan sesi:
- Hayrola kimsiniz, bu saatte ne işiniz var? diyor.
-Van’dan geliyoruz efendim, Sayın Valimin siparişlerini getirdim, teslim edeceğim…
Konya Valisinin eşi bir çığlık atıyor,
- Bey, bey…kedilerim geldi ben kapıya gidiyorum.
Beyaz üzün tüyleri, iki ayrı renkteki gözleri ile sevimli iki kediyi günlerdir hayal eden Vali eşi, sabahlığına sarılıp kapıya koşuyor ve büyük bir heyecanla kapıyı açıyor. Açmaz olaymış keşke. Açar açmaz o an, dona kalıyor ve ikinci büyük çığlığı atıyor.
- Aman Allahım, bunlar da kim? ve oracıkta düşüp bayılıyor.
Vali Bey, eşinin çığlığını duyunca yataktan fırlayıp, kapıya koşuyor. Kapıdaki manzara aynen şöyle: Kapkara yüzlü, burulu uçları kulaklarına kadar kalkmış simsiyah ve koca bıyıklı iki esmer adam, korkutucu ve ürkütücü bakışlarla dimdik ayakta duruyor, yanlarındaki beyaz tenli, eli, yüzü bir parça düzgün biri de esas duruşta:
- İşte efendim, siparişleriniz… Bir çift Van gidisi… Yerde de Valinin eşi, yarı baygın yatıyor… Sipariş de, Van’dan getirilen bir çift Van kedisi değil, bir çift Van gidisi Vali şaşırıyor, ne yapacağına karar veremiyor. Gülsün mü ağlasın mı? Eşiyle ilgilenmeye başlıyor…
Olayın içyüzü birkaç gün sonra anlaşılıyor…
Eski Türkçenin azizliğine uğrayan Van Valisi, mektuptaki “kedi” sözcüğünü küçük bir çizgi eksikliği yüzünden “gidi” diye okumuş. Gidi, Van Kalesi çevresinde (Kaledibi) yerleşik esmer hemşehrilerimizin diger bir adı. Merhum Sayın Valimiz, Konya'ya beyaz bir çift Van kedisi göndereceğine, Van'ın beyaz ve uzun tüylü kedileri gibi ünlü olan, Van'ın esmer, kısa boylu pala bıyıklı, o dönemin meşhur Van gidilerinden bir çiftini göndermeye karar veriyor. Günümüzde “mıtrıp” diye anılan bu esmer ve pala bıyıklı hemşehrilerimize o dönemlerde öyle hitap ediliyordu…
Küçük bir hatırlatma: Eski Türkçeyi bilenlerimiz hatırlayacaktır; virgüle benzeyen bir işaret veya bir nokta ya da küçücük bir çizgi, eski yazıdaki sözcüklerin anlamını bir anda tamamen değiştirebiliyor…Günümüz Türkçesinde de benzer durumlar yok değil. Örneğin, İnkilâp yazacağımız yerde a’nın üzerindeki inceltme işaretini unutup, inkilap yazdığımızda anlam tamamen değişmekte, “devrim” sözcüğü, “köpekler” anlamına gelmektedir. Bir örnek de şöyle: “takdir etmek” beğenmek, övgüye değer bulmak demek iken, bu sözcük bir harf hatası ile, “taktir” şeklinde yazıldığında “damıtmak” anlamına gelmektedir.