|
M.Kemal GÜNDOĞDU geçen sayının devamı…
Evet bu günler… Özellikle Cumhuriyet’in ilanından sonra çevresi yavaş yavaş değişen Bitlis, bilhassa 2000’lerden itibaren her türlü imkanlardan gereği gibi nasibini almaktadır. Bir zamanlar Bitlis dışına lise öğrenimi için çocuklarını gönderme imkanlarına az kimse sahipken, günümüz Üniversite mezunlarının çoğalması yanında kırkı aşkın akademisyenimizin mevcudiyeti göğüslerimizi kabartmaktadır. Zira bu gün Bitlis’imizde mevcut eğitim, öğretim, sağlık, tarım, ulaşım vb. gelişmenin sağladığı imkanlar, huzur ve gurur nedenidir. Hele Eren Üniversitesi’nin açılması başlı başına imkanlar silsilesidir.
1940’lı yılların sonlarına doğru sadece dört ilkokul, bir ortaokul ve bir Kız Meslek Lisesine malik olan Bitlis, bu gün sadece merkezde on ilk öğretim okulu, 1950’li yılların ortalarına kadar Lisesi olmayan ilimizin bu gün için sadece il merkezindeki 2 genel liseden Açık Öğretime kadar 12 orta öğretim okulu, Bitlis Eren Üniversitesi’ne bağlı Bitlis, Tatvan, Ahlat, Adilcevaz ve Hizan Yüksek Öğretim kurumlarının sergileyecekleri olumlu sonuçlar, Bitlis’imizdeki eğitim-öğretim getirilerinin açacağı matlu salah devri izahtan varestedir. Çünkü yukarıda değindiğimiz ilk ve orta öğretim kurumlarıyla, Başta Bitlis Eren Üniversitesi olmak üzere Bitlis ve ilçelerinde faaliyet gösteren yüksek öğretim kurumlarımızın doğuracakları kültürel ve benzeri gelişmeler, geri kalmışlığın ortadan kalkmasının da ana nedeni olacağı gerçeği hiçbir zaman göz ardı edilemez.
Zira eğitim, gençleri her yönüyle düzenli bir yaşama yöneltmek ve onları ideal örnek insan tipi olarak yetiştirmektir. Kısaca eğitim, insanları bilgi ve görgü yönünden belli bir amaç için yetiştirmektir. Eğitim, toplum yaşantımızın en önemli konusudur.
Eğitimin en mükemmel yeri hiç şüphesiz eğitim ve öğretim kurumlarıdır. En iyi ve en güzel alışkanlıklar eğitim ve öğretim kurumlarında gelişip şekillenir. Çünkü bu kurumlar okuma-yazma ve öğrenmenin en önemli bir aracı olup, modern eğitim ve öğretim usullerinin gerçekleştirildiği yerlerdir.
Öğretim, verilen eğitimin son basamağını aşıp, yaşam boyunca edinilecek her türlü bilgi ve kültürün kapısıdır. Bir başka ifade ile öğretim, belli ve belirli amaçlar doğrultusunda gerekli olan bilgi ve kültürle gençlerin donatılmasıdır.
Tüm öğretim kademelerinde öğretilmesi önem arzeden tarihin, geçmişin yani dünün ayrıntılarıyla öğretilmesi gereken, geçmişle tarihi bağların kesilmemesi, tarih şuurunun canlı tutulmasının bir gereğidir. Zira tarih şuurundan yoksun olanların yapamayacakları tahribat yoktur. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Verilen tarih şuuru, gençlerin en büyük süsü, geçmişinin bağıdır. Çünkü bu günler dünler üzerine, yarınlar ise bu günler üzerine inşa edilir.
Şurasını önemle belirtmek isterim ki, eğitim-öğretim bir milletin yaşamında ne kadar önemli ise, aynı ölçüde tarihi kültür miraslarının koruma altına alınması da önemlidir. Çünkü tarihi kültürel miras ve varlıklar da ayrıca tarihi yani dünü-geçmişi gözler önüne sermektedir. Zira kültürel miraslar, milletlerin tahassüs, duyuş ve sezişinin gerçek karakterinin önemli yansıması olan şaheserlerdir. Bu husus, sanat, görgü ve düşünüş sahasında nasıl bir ruh olgunluğuna varıldığının mutlak bir ifadesidir. Eğer bunu anlayabildik, duyduk ve gerçek ruh olgunluğumuza vakıf olabildiysek ne mutlu bize.
Şurası bir gerçektir ki, dünümüzün şaheser sanatı karşısında duygulanmadan öteye pek bir şey yapamıyoruz. Sayın M. Oluş Arık’ın büyük çalışmalarının ürünü olan “Bitlis Yapılarında Selçuklu Rönesansı” adlı eseri, Bitlis’in aydınlık dününü gün ışığına çıkarmıştır. Fakat ne yazık ki, dünümüzü arzu edilir bir şekilde-seviyede günümüze taşıyamadığımız gibi, korumayı hiç düşünmüyoruz. Hemen her gün eskiyen fakat yok olmayan Bitlis’in tarihi eserleri, önemine binaen ilgililerden ve halkımızdan gereken ihtimamı beklemekte ve durmadan “beni kurtarın, beni kurtarın” diye haykırmaktadır. Bu meyanda, Bitlis ve Ahlat yöresine özgü yontma taş evler koruma altına alınmalı ve geçmişte olduğu gibi bazı tarihi binalarda görülmekte olan briket ve tuğla ilave inşaatlara müdahale edilip, tarihi dokunun bozulmaması behemehal belediyelerce sağlanmalıdır. Ayrıca bakımsızlık nedeniyle tahrip olan ve yok olmaya yüz tutan kentsel doku, korunarak yeniden hayatiyet kazanmalı, eski kentsel görünüm canlandırılmalıdır. Aksi takdirde Bitlis, tarihi kentsel dokusunu kaybetmenin acı günleriyle baş başa kalır.
Bu tarihi kültür mirasımızın yanında ve belki de Bitlisli yeni neslin haberdar olmadığı nice şair ve halk şairlerimizin tanıtılması, şiirlerinin derlenip halkımıza sunulması, hiç şüphesiz Bitlis’imize en büyük hizmet olacaktır. Aksi takdirde Müştak Baba’nın Divanının 315. sayfasında ifade ettiği Faik ve Vasfi Mahir gibi şairlerimiz hakkında hiçbir bilgimiz olmadığı gibi, halk şairlerimizden fotoğrafı Amca, Demirci mahlasıyla şiirler yazan Naim Şerefhanoğlu, Celal Geboloğlu ve Ahlatlı Polat gibilerin şiirleri derlenip kitap haline getirilmezse, Muştak Baba’nın isimlerinden bahsettiği şairlerimiz gibi unutulmak kaderine terk edilirler. Bu meyanda Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin 487. sayfasının dördüncü paragrafının sonuna doğru şu ifadeleri calıb-i dikkattir:
“Ben bu şehirde (Bitlis’te) iken yedi adet divan sahibi şairler vardı.
devam edecek…