|
Doç.Dr. Abdulkadir IŞIK
Yükselen petrol ve enerji fiyatları yanında küresel ısınma ile birlikte gıda ürünleri fiyatında meydana gelen yükselmeler, bütün ülkeleri zorlayan bir unsur haline geldi. Gelişmekte olan ülkelerde bu sorunların en büyük etkisi yüksek enflasyon olarak karşımıza çıkmaya başladı bile.
Ekonomik ajandayı izleyenler, mortgage krizinin nedenlerini ve nereye kadar süreceği tahmininde bulunurken, 2009 sonuna kadar bu durgunluğun kolay kolay giderilemeyeceği tahmininde bulunulduğunu göreceklerdir. Enerji fiyatlarının aşırı düzeyde yükselmesi gıda piyasasını öncelikle vurmaya başladı. Enerji fiyatının yükselmesinden yakınan ülkeler beslenmek için ürettikleri gıda ürünlerinden enerji üretmek için yararlanmaya başlayınca gıda fiyatları yükselmeye başladı, bunun yanında küresel ısınmada bu soruna eklenince gıda fiyatlarındaki yükselme kaçınılmaz oldu. Türkiye de de prinç başta olmak üzere özellikle gıda ürünleri öncelikli olmak üzere çeşitli sektörlerde fiyat yükselişleriyle karşı karşıya geldi.
Bu yükselişler yüzünden son dönemdeki enflasyon oranı belki de 4 yılın ortalamasından daha yüksek çıkmaktadır. Peki küresel krizi Türkiye nerede karşıladı bunun başlıklarını aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz;
-yüksek cari açık,
-siyasi belirsizlik,
-döviz azlığı sorunu,
-yüksek faiz sorunu,
-işsizlik,
-yatırımların azlığı,
-maliyetlerin yüksekliği
Gibi sorunlara sahip ülkemiz maalesef küresel krizi evin içinde hiçbir şey yapmadan bekleme sürecine itmektedir. Burada ki sorunların aslında hepsi geçmişte de vardı ama bugünkü sorunları derinleştiren en önemli etken iktidar partisine karşı açılan kapatma davasının belirsizliği ve doğuracağı sonuçlardır. İş dünyası istikrardan yana tercihini ortaya koymakta, çünkü iş dünyası için önemli olan ekonomik durumun sürdürülebilirliğidir. Siyasal iktidarların renginin yolsuzluklar dışında genellikle iş dünyası için ciddi bir önemi yoktur. Diğer yandan devletin kurumları arasındaki iktidar mücadelesi parti kapatma davasının sonuçlarıyla da bitecek gibi gözükmemektedir. Yeni bir parti açılarak yola devam verilmesi seçeneği ağırlık kazanırken. Seçmen tercihlerinin çoğunluğunun değişmeyeceği varsayımı altında, kurumlar arasındaki mücadele bitmeyecektir.
Ekonomik açıdan gerekli büyüme düzeyinin sağlanması için siyasi alanda iktidar mücadelesi veren partiler ile devletin diğer kurumları arasında ki çatışmanın sona erdirilmesi ve özellikle de yabancı sermaye akışının hızlandırılması için güvenli ve istikrarlı bir ortam sağlanmalıdır. Bu süreçte siyasilere ve devletin diğer kurumlarına düşen önemli görevler vardır. Ama her şeyden önce ve önemli olan uzlaşma kültürünün toplumda yaygınlaşması ve kabul görmesidir
Ancak açık bir gerçek vardır ve bu da küresel krizin etkilerinin 2009’un ikinci yarısından önce hafiflemesi beklenmemelidir. Türkiye ise bu sorunlara karşı akılcı önlemler almadığı takdirde evine çay içmeye gelen krizi aylarca konuk etmek zorunda kalabilir. Tabii bunun toplumsal ve sosyal maliyetleri ağır olabilir. aisik@pau.edu.tr